CİLALI BAŞ DEVRİ 21. YÜZYILDA İNSANLIK:
iletisim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletisim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Devlet: Temel karakterleri ve İşlevleri

Devletin, hükümeti dahil, bütün organlarının ön amacı mülkiyetin korunmasıdır (Locke, 1690; Smith 1776). Kapitalist anlayışın dedesi Adam Smith'in (1776) de belirttiği gibi "devletin varlığı mülkiyetin varlığına bağlıdır. Devlet, zenginliği teminat altına almak ve yoksullara karşı korumak için vardır (Kalra, 1995). Devletin kurumlarının halkla siyasal ilişkisi, kapitalist sömürüye yataklık ve ortaklık yanında, "kuzgun leşe, devlet başa" ata sözüyle özetlenebilir. Kamu politikaları ve bu politikaların çeşitli kurumlarca yürütülüşü devlet baskısı ve terörünün, siyasal oy cambazlığının, ekonomik talanın damgalarını taşır. Özlüce, devlet halk[1] değildir, ne halk tarafından ne de halk içindir. Halkın üstünde ve halkın genel çıkarlarına rağmendir. 

Toplumdaki çıkar çatışmaları ve çıkar gerçekleşmeleri (egemenlik ve mücadeleleri), ekonomik ilişkiler yanında, (a) devlet üzerinde ve (b) devletten geçerek yapılır. Devlet organlarının (adalet, yasal ve yürütme organlarının) kararları, seçimlerin toplumu temsil adına yapıldığı gibi, toplum adına yapılır. Aslında ne seçimler ne de devlet örgütlerinin kararları ve uygulamaları toplumun genel çıkarınadır ve herkesin faydasınadır. Devlet, kararları, politikaları ve uygulamalarıyla toplumun belli bölümlerinin çıkarlarının diğerlerine karşı korunmasını sağlar. Devlet, bu nedenle, egemenliğin temsilcisi ve tarih boyu önemli bir rekabet ve mücadele alanı olmuştur. 

Devletin her kurumu kendi örgütsel faaliyetleriyle kendilerini oluşturan yapıyı meşrulaştıran günlük üretim yaparlar. Devletin sistem tutuma, sürdürme ve geliştirmeyi “barışçıl” bilinç yönetimi yoluyla sağladığı önde gelen üç ana örgütlü faaliyet yapısı vardır: 

· eğitim sistemi 

· seçimler ve demokrasi oyunuyla gelen temsilcilik sistemi 

· kamu iletişim sistemi. 

Bunlara ek olarak, devlet yoluyla sistem koruma, parlamenter sistemdeki yasal yapıya eklenen baskı güçleriyle (mahkemeler, hapishaneler, polis ve ordu) ile gerçekleştirilir. 


[1] Halk kavramı kendi temel yaşam gereksinimlerini üretme araçlarından yoksun bırakılmış kitleler anlamına kullanıldı.
Share:

Yaygın ve alternatif iletişim anlayışları

20. Yüzyılda ve Günümüzde Egemen Tanımlamalar 

1900’lerin başına gidilirse, iletişim konusunun özellikle sosyologlar ve sosyal/kültürel antropologlar tarafından ele alındığı görülür. Buna 1920’lerde propagandayla kitleleri yönlendirme bağlamında gelen siyasal bilimciler eklendi. İletişim 1940’larda enformasyon teorisi ve Lasswell’in görüşünün egemenliğinde tanımlandı. Sonraki egemen tanımlamalar daima temelde, az çok enformasyon teorisini yansıttı. 

İletişim alanında, özellikle sosyolojik ve sosyal-psikolojik yaklaşımlarda 1940’ların ortalarından sonra egemen olan tanımlama “transmission model” (diğer deyimlerle, enformasyon teorisi, iletişimin matematiksel teorisi) denen “taşıma, iletme, gönderme” modelidir. Bu modele göre, iletişim bir beynin (veya mekanizmanın) diğer bir beyni (mekanizmayı) etkilemesidir (Shannon ve Weaver, 1949:3). Bu tanıma sonradan geri-besleme, referans çerçevesi ve grup etkisi gibi öğeler eklenerek ana akımın yaklaşımları geliştirildi.[1] Lasswell (1948) “kim kime hangi kanaldan hangi etkiyle ne der” formülüyle iletişimin işlevsel bir tanımlamasını yaptı. Fakat temelde, iletişimin insanlar arasındaki mesaj değiş tokuşu olduğu görüşü kaldı. Bu egemen tanımlamalarda, iletişimin temel öğeleri gönderici (kim), mesaj (söylenen), araç (mesajı taşıyan kanal), alıcı (kime), etki, gürültü, belirsizlik ve geri-beslemedir. Bu yaklaşım pozitivist-deneyci okulun hareket noktasını oluşturur. Diğer bir deyimle, egemen iletişim teorileri Shannon ve Weaver’in modelini Lasswel’in formülüyle birleştirilip eklemeler yapılarak geliştirildi.[2] Bu anlayış tarzı popüler ansiklopediler ve sözlüklerde de yansır. Örneğin, The American Heritage Dictionary’de iletişim, (a) sinyalde, konuşmada, yazma veya davranışta olduğu gibi, mesajların, düşüncelerin veya enformasyonun alışverişidir; (b) Görüşlerin alış verişi; (c) yazı veya konuşma şeklinde verilen enformasyon: mesaj; kelime; rapor; haber; kelimelerle yazılan ifade olarak tanımlanır. Bu çerçevedeki tanımlamalar “gönderme, yayma, yayın, yazma, haber verme, enformasyon verme” gibi kavramları da tanımlamaya eklerler. 

Gönderici-Mesaj-Alıcı modeline dayanan tanımlamalardan çok önce 20. yüzyılın başından beri önemini artıran, enformasyon ve mesaj gönderme veya alışverişi yerine, insan ilişkisinin adet edinilmiş (ritualistic) karakterine eğilen sembolsel etkileşim kuramı vardır.[3] Sembolsel etkileşim sembollerle (örneğin yazıyla veya sözle söylenen kelimelerle) gerçekleştirilen ilişki veya faaliyettir. Bu yaklaşıma göre iletişim gerçeğin üretildiği, tutulduğu, tamir edildiği ve dönüştürüldüğü sembolsel süreçtir[4] (Carey, 1985:21-23). Bu anlamda iletişim, bir mesajın bir göndericiden alıcıya transferi değil, insanlar arasında etkileşimden geçerek anlam üretimidir. Dolayısıyla, iletişim sosyal ilişkidir. Bu bağlamda, iletişimi bir kişinin diğerine mesajlar göndermesi olarak düşünmek yanlıştır. 

“İletişim semboller aracılığıyla ve bu sembollerle gelen (kurulan) anlamlar yoluyla olur” denildiğinde, insanlar arası iletişim sözlü, yazılı, görüntülü semboller kullanarak anlam yaratma, anlam çıkartma ve paylaşma olarak ele alınır. Sembolsel süreçlerle kişisel ve sosyal gerçekler inşa edilir, tutulur, tamir edilir, dönüştürülür ve sosyal gerçekler üzerinde mücadele verilir. Mead’e göre iletişim toplumun biçimlenmesi ve tutulması için temeldir. Ortak semboller ve anlamların kullanımı bir grubu veya toplumu birleştiren güçtür. İnsanlar çoğu kez gruplar ve ortaklıklar kurarlar, çünkü sembolleri anlamada ortak anlamı paylaşmak gerekir.[5] Grupta insanlar kendi sembol ve anlam setlerini geliştirirler. Grubun ortak sembol ve anlamlarını kullanarak insanlar gruba kabul edilir. Birey diğerleriyle düzenli iletişim yoluyla toplumun bir üyesi olur. 

İnsanlar arası sembolsel ilişkiyle olan iletişimle bir insan diğer insanlarla, diğer düşüncelerle ve diğer durumlarla bağlar kurar. Bu bağlamda şu kuramsal varsayımlar ön plana çıkar: Kendimiz ördüğümüz anlamlar ağlarında asılıyız [6] (Max Weber). Íletişmemek mümkün değildir.[7] Kendi kimliğimizi kendi iletişimimize diğerlerinden aldığımız karşılıklar üzerinde kurarız. Gerçek, dil ve kültür ile aracılanır; gerçeği dil ve kültürden geçerek anlarız. Yani, dünya gerçeğini anlamak için dil dışında ve “dilin ne anlama geldiğini anlamada” kültürün dışında bir yer yoktur. Aynı anda hem dijital hem de analojik olarak iletişiler vardır. İletişim “içerik artı ilişkiye” eşittir. İlişkinin doğası katılanların iletişim akış silsilesini nasıl vurguladıklarına bağlıdır. İletişim ya simetriktir ya da tamamlayıcıdır. Sosyal gerçeğin sembollerden geçerek kurulması, gerçeğin dinamik karaktere sahip olduğuna ve öznelliğine işaret eder. 

Sembolsel etkileşim görüşü Herbert Blumer’in liderliğinde Chicago Okulu ve Manford Kuhn’ın liderliğinde Iowa okulu olarak iki ayrı kolda gelişti. Chicago okulu sembolsel etkileşimin “humanistic”[8] yanını işlerken, Iowa okulu “social scientific” dalını oluşturdu.[9] Blumer ve Kuhn Mead’in öğrencileriydi ve her iki dal da sembolsel etkileşimci görüşle çakışan önemli yanlara sahiptir. Bu örtüşme kuramsal açıklamalarında görülür: İnsanlar bir şeye reaksiyonda bulunanlar değil, aktörlerdir. İnsanların faaliyetleri, dışsal uyaranlardaki (objeler, olaylar, davranışlardaki) anlamlar üzerine temellenmiştir. Dışsal uyaranlara atfettiğimiz anlamlar geçmiş sosyal etkileşimlerden çıkartılır ve sürekli olarak devam eden sosyal ilişkilerden geçerek değişikliğe uğrar. Eylemler dürtü ile başlar, fakat algılama (perception) ve alternatifleri tartarak bilinçli seçmeyle anlam yüklemeyi içerir. 

Kuhn ve Iowa okulunun Blumer ve Chicago okulundan farklılığı insanların sembolsel davranışlarını anlama ve inceleme yönteminde ortaya çıkar. Chicago okulu Mead’in “kişinin sembolsel davranışları kişinin diğerleriyle olan etkileşimine bakılmaksızın anlaşılamaz” anlayışını benimsedi. Iowa Okulu Kuhn’ın “değişkenlerin kontrol edildiği laboratuar deneyleriyle sembolsel davranışın açıklanabileceği” görüşünden hareketle deneyci psikolojik alana yöneldi. 

Bu iki akım İkinci Dünya Savaşı öncesi liberal kapitalizmin bilimdeki yansımasıydı. Bu yansıma İkinci Dünya Savaşından sonra Amerikan yayılmacılığının dünya imparatorluğu kurmaya yönelmesiyle birlikte, yapısalcılık (structuralism) görüşüne dönüştü. Diğer bir deyişle, yapısalcılık Avrupa ve Amerika’da Laissez Faire kapitalizminin finans kapital ve tek bir dünya pazarı tarafından yürütülen emperyalist döneme doğru dünyanın gidişinin bir ideolojik yansımasıdır. 

İletişimi insan ilişkilerinin var olduğu ve geliştiği mekanizma olarak ele alan Cooley (Schramm ve Roberts, 1971:13) iletişimi, benzer şekilde, ortak dil, sembol ve alışkanlıklara göre tanımlar: Bu anlamda iletişim ortak bir dilin, kültürel sembollerin, sosyal alışkanlıkların, adetlerin vb paylaşılmasıdır. Dikkat edilirse, bu yaklaşım ciddi bir hata yapmaktadır: İki kişi bir dili paylaşıyor olabilir, fakat ortak bir amacı paylaşıyor olmayabilir. Sen sevmediğin ve nefret ettiğin bir insanla, ancak sevgisizliği ve nefreti paylaşırsın. Dolar yükselir, aldığın şeyin fiyatı da yükselir. Dolar düşer, aldığın şeyin fiyatını yükseltirler; sen gene fazla fiyat ödersin. Bu tür etkileşimde kazanan ve kaybedenler arasında ortaklık ve paylaşma mı var? Ortak olan ve paylaşılan ne? Böyle bir “ortaklık ve paylaşmayı” kim ister? Bireysel olarak işverenin amacıyla çalışan birinin amacı ortak değildir: Birisi sosyal üretimle yaratılan zenginliğe sahip olurken, dolayısıyla diğerini yoksun ve yoksul bırakırken, diğeri yaşayabilmek için kendi yoksun ve yoksulluğunu ve diğerini zengin etmeyi üretmeye katılma zorunda bırakılmıştır. Serbest kölenin kölelik kültürüyle, onu köleleştiren kültürün birlikte barış içinde yaşaması, ancak kölelik sisteminin baskı ve terör mekanizmaları yoluyla gerçekleşir. Günümüzün serbest kölelik sisteminde “kültürler arası iletişim: farklılıklarla yaşamak” sözünün geçerliliği geri-zekalılaştırılmışın bilincinde yatar.[10]

İletişim alışveriş (transaction) olarak da tanımlanır.[11] Bu tanımda kişiler aynı anda gönderici ve alıcıdır.[12] Kendi gerçeklerimizi diğerleriyle paylaşmaya izin veren bir ilişki alışveriş örneğidir. Bu modelde, iletişimde duruma göre hem gönderici hem de alıcı olan katılımcılar; mesaj; mesajın iletildiği kanal; mesaja cevap olan geri-besleme; anlamı olan şifre; anlamı şifrelerle (örneğin kelimelerle) şifreleme ve şifreyi çözme vardır. Alışveriş olarak tanımlama oldukça anlamlı görünmektedir. Ama ne alışverişi? Sadece sembollerin mi? Ekonomik mi? Mesaj mı? Duygular mı? Emtia mı? Kimler arasında: Eşitler arasında mı? Hangi örgütlü yerde: Kademeleşmiş güç ilişkilerinin olduğu yerde mi? Alışveriş farklılıklar ve ayırımlara izin vermeyecek derecede kapsamlı bir tanımlamadır ve güç ilişkilerini ve dengesizlikleri gizleyen bir karaktere sahiptir. 

Çoğu kimselere göre, iletişim bir şey söyleme, gösterme veya yazmadır. Bu tanımlama en egemen ve en yanlış yönlendirici tanımlamalardan biridir. Bir şey söylemek ve yazmak asla kendi başına iletişim değildir. Biz sözle, yazarak veya göstererek bir şey söyleriz çünkü ancak bu yolla bir ilişkiyi, bir faaliyeti ve bir amacı gerçekleştirebiliriz. Dolayısıyla, biz bir şey söylemek için bir şey söylemeyiz. Amaç söz söylemek değildir; sözle neyin gerçekleştirilmek istendiğidir. Hiçbir şey söylenmediği sanıldığı durumda da bir ilişki gerçekleşmektedir. Boş lafların söylendiği “geyik yapılan” ortamda bile ilişkiler gerçekleştirilmektedir. 

Diğer bazılarına göre, bir şeyi söyleme veya yazma iletişimde sadece bir başlangıçtır veya iletişimin sürekliliğindeki bir andır. Sözün söylendiği kişi veya kişiler sünger gibi her şeyi olduğu gibi emen ve otomatik olarak uygun cevap veren yansıtıcılar değildir. Bu varsayımın doğruluğu diyaloga yakın ilişkisel güç yapısının olmasına, riskin azlığına ve kişinin risk alabilmesine bağlıdır. Yüksek seviyede kademeleşmiş iş bölümünün olduğu örgütlü yapılarda, o yapının ilişkisel dünyasına ve bu dünyanın egemen dünya görüşüne bütünleşmiş bilinç, bu bilince uygun otomatik cevap veren yansıtıcı durumundadır. Ben kendi ücretimi, ne zaman işe gideceğimi, ne zaman işten geleceğimi, ne zaman tatil yapacağımı ve iş yeriyle ilgili koşulların nasıl olacağını belirlemede söz sahibi değilim. Ben iş ararken, iş mülakatında ve iş yerinde ilişkinin ve faaliyetin koşullarını, dolayısıyla ilişki ve faaliyetle ilgili sözün içeriğini belirleyemem; ben emen ve yansıtıcı durumundayım. Benim tek seçeneğim, işsizlik gibi bir ciddi riski göze alarak ilişkiyi kabullenmememdir. Bazen bu seçenek de verilmemiştir: Askere gitmeme veya yiyecek satın almama gibi bir seçeneğimiz yoktur. Bu koşulları biliriz ve ona bilincimizi ve davranışımızı ayarlarız; ayarlamazsak, ayarlatırlar.[13]

Özellikle 1980’lerde yaygınlaşan kültürel incelemeler ile birlikte iletişimi söylem (discourse) olarak anlamlandırma da arttı. Söylem en genel anlamıyla bir cümleden daha öte sözlü veya yazılı iletişim biçimidir. Söylemin en belirgin örneği karşılıklı konuşma (örneğin sohbet, geyik yapma); bir dinleyici topluluğuna konuşma veya sunum; tartışmadır. Söylem olarak tanımlamada, görüldüğü gibi iletişim sözlü veya yazılı anlatım olarak ele alınmaktadır. 
Alternatif Tanımlamalar 

Alternatif tanımlamalar: İletişim konusunu örgütlü insan ilişkileri yapısını soruşturarak ele alan yaklaşımların tanımlamaları anlamına kullanıldı. 

Alternatif tanımlamalarda iletişim insan etkinliklerinin bütünleşik bir parçası olarak ele alınır: İnsanların olduğu yerde insan faaliyeti ve iletişim vardır. İletişim süregelen insan ilişkisidir; gerçek zaman ve yerde olur. Sosyal bir fenomendir ve ancak olduğu bağlam içinde en iyi şekilde anlaşılabilir. Tanımlamaların bazıları ise, iletişimi anlamın süregelen sosyal inşası olarak betimler ve her iletişimde güç yapısı olduğunu belirtir (Deetz, 1992). 

Marks’a göre, kendi varlıklarının sosyal üretiminde, insanlar kaçınılmaz olarak kendi iradeleri dışında ilişkilere girerler. Bu ilişkiler insanların yaşamlarını üretim ilişkileridir. Bu üretim ilişkileri, üretimin materyal güçlerinin belli bir tarihsel gelişme safhasına uygundur. Kendini ve sosyali üreten insan, bu üretim biçimlerini ve ilişkilerini ancak iletişimle başlatabilir ve yürütebilir. “İnsanların nasıl, nerede ve ne zaman, kiminle ve belli bir ölçüde ne ve neden iletiştiği, kısaca iletişim tarzı, tarihsel sürecin fonksiyonudur.[14] İletişim kavramının kendisi bile, toplum biçiminin dikte ettiği özel anlamlandırmalarıyla iletişimi kavramamıza belli sınırlar koyar. Çünkü iletişim kelimesi günümüzdeki özel anlamlandırılmasıyla iletişimi ortaya çıkaran insan koşullarının çeşitliliğini iletmede başarısız kalır” (Mattelart,1977:11). 

Egemen tanımlamalarla gelen sınırlamayı aşan iletişim tanımı, iletişimi insanın yaşamını üretmedeki faaliyetleri ve bu faaliyetlerin olduğu üretim güçlerinin tarihsel yapısı içinde ele alan betimlemedir. Bu bağlamda iletişim, belli yer ve zamanda, belli koşullarda, belli tarihi geçmişi olan insan etkinliğinin yapılmasının zorunlu koşuludur. Bu etkinlik belli bir amaçla konuşma, yazma, gösterme, bir davranışta bulunma, bir kültürel, siyasal, ekonomik veya sosyal faaliyet yoluyla insanın kendini ve toplumunu yeniden üretmesidir.[15]

İnsan iletişiminin üretim tarzı ilişkinin bağlamındaki doğaya göre değişir. Kendi kendine iletişimde yalnızken tarz kişinin ruh hali ve bunu yaratan duruma göre şekillenir ve değişir. Diğer bir kişi veya kişilerle ilişkideki iletişim ise, iletişimin tarzı örgütlü yer ve zamandaki bağlama göre çeşitlenir. Bu bağlamda da gene bireylerin karakterleri, duyguları, o anki ruh halleri, örgütlü yapıların getirdiği egemenlik ve mücadele bağlamı ve ilişki biçimleriyle birlikte iletişimin tarzını belirlerler. 

İnsanlar belli iletişim tarzlarına bağlı olarak belli iletişim ilişkilerine girerler. Bu tarz düşmancaysa, iletişim ilişkileri de kavga, küsme, görmezlikten gelme, savaş için planlar yapma ve uygulama gibi şekiller alır. İletişim ilişkilerinde insan kendi kendine iletişim yaparken, ya kendi başına yalnız kendi kendine düşünerek bir mental ilişkide bulunmaktadır ya da bunu herhangi bir örgütlü yer ve zamandaki dışla ilişkileri sırasında yapmaktadır. Bu ilişki ile insan sürekli kendini ve o anki ve genel ilişkilerini ve durumları değerlendirir, kararlar verir ve ilişkilerini yürütür. Böylece hem kendini hem de ilişkide bulunduğu çevreyi yeniden üretir. Bu yeniden üretimle insan kendini, dışını ve ilişkilerini kurar ve sürdürür; kendini ve dışını biçimlendirir ve yeniden biçimlendirir; kendini ve diğerlerini örgütlü yer ve zamanlarda bulduğu, yerleştirildiği ve yerleştirdiği pozisyonlarda tanımlar; tanımlanmış olanı yeniden-tanımlar; insanda ben, sen, o, biz (kimlik ve aitlik) ve onlar bilinci oluşur ve gelişir. İletişim ilişkilerinde insan hem kendisiyle baş başa iken hem de diğer insanlarla etkileşim öncesi, sırasında ve sonrasında; düşünsel ve karar verme sürecinden geçerek, belli bir ilişki tarzını gerçekleştirir. 






[1] Ana akım veya egemen teori akademide ve akademi dışında baskın olan iletişim yaklaşımları anlamına kullanıldı. Şu soru üzerine düşünelim: Neden gönderici, mesaj, alıcı, geri besleme, gürültü, iletişim çökmesi ve etki üzerine eğilen tanımlama tarzı egemen yapılırken, örneğin iletişimin insanın varoluşunun ve örgütlü yaşamın zorunlu koşulu olduğu tanımları bir kenara itiliyor? 


[2] Pozitivist deneycilik: Bilgiye ulaşmanın deneyden geçerek olduğunu savunan yaklaşımdır. 


[3] Ritüel dinsel ayin gibi tekrarlanan sosyal faaliyetleri anlatır. 


[4] Buna “üzerinde mücadele verilen” kelimesini de ekleyerek, John Fiske tarzı eleştirellik kazandırılabilir. 


[5] Kültürel antropolojide egemen olan durum analizi yaklaşımının yanlış yönlendirici yönü ne olabilir? Varolanın meşrulaştırılması ve doğallaştırılmasından hareket ederek cevaplandırmaya çalışalım. 


[6] http://www.uncg.edu/~hlgoodal/intro.html 


[7] one cannot not communicate 


[8] Alan gözlemine dayanarak açıklama anlamında “humanistic” 


[9] Pozitivist empiricist deneycilik bağlamında “social scientific”. 


[10] Peki, neden geçersiz? 


[11] Transaction: İlişkide olan iki veya fazla kişiyi içeren ve etkileyen eylem anlamınadır. “Transaction” sürecinde karşılıklılık vardır. 


[12] Alışveriş olabilmesi için ne tür temel koşulların olması gerekir? Alışveriş örneğin bir işe alma ve işe müracaat ederek işe alınma ilişkisinde ne anlama gelir? Bu alışveriş ne tür bir alışveriştir? 


[13] Bu yansıtıcılık Uyaran – Tepki kuramına nasıl uyar? 


[14] Yani insanlar yaşamlarını belli biçimde örgütlenmiş toplum yapıları içinde üretirler. Bunu da özgürce ve istedikleri biçimde yapamazlar. Yapabilecekleri ancak örgütlü yapılardaki egemenliğe tümüyle boyun sunmaktan başlayarak meşru veya gayri-meşru sayılan çeşitli mücadele biçimlerine kadar çeşitlenen “kendilerini ve sosyali üretme” faaliyetlerine girmektir. Bu da bize kendimizin seçtiği gibi görünebilir. 


[15] Buna “geyik yapma” da dahil edilebilir mi? Evet. Neden?
Share:

İLETİŞİMİN TANIMI: GENEL




Tanım sözcüğü bir şeyin ne olduğunu açıklamayla ilgilidir. Tanım yoluyla tanımlanana bir anlam yüklenir.[1] Tanım böylece açıklayıcı ve sınır belirleyici bir çerçeve çizer. Dolayısıyla, tanım belli bir yanlılığı ifade eden öznellik karakterine sahip olabilir. Bu öznellik benzer görüşteki kişilerin kurdukları bir egemenlik yoluyla nesnelleştirilmiş bir “ortak öznellik”[2] karakterini taşıyabilir. Bu nesnelleştirilmiş ortak-öznellik küreselleştirilerek evrensel değer olarak sunulabilir ve benimsenebilir. 

Tanım, öte yandan, eğer tanımlananın doğası ve tanımlamayla ilgili egemenlik veya güç ilişkileri izin verirse, nesnel veya nesnele yakın olabilir. Bu nesnellik örgütlü yer ve zamana bağımlı öznellik olabileceği gibi, yer ve zamandan bağımsız evrensel bir nesnellik olabilir.


İletişim tanımıyla iletişimin ne olduğu açıklanmaya çalışılır. İletişim denildiğinde örneğin bir insanın sinir sisteminde biçimlenen konuşma, bu konuşmanın bir başka insanın sinir sisteminde olaylar yaratması; iki makinenin birbiriyle ilişki kurarak konuşması; bir sesin ve/veya görüntünün bir mikrofon, verici radyo veya televizyon sisteminden geçerek izleyicilerin olduğu yerde alınması; hastalıkların insandan insana geçerek iletişimi; biyolojik yapı içindeki sistem ve alt sistemlerin iletişimi; anne ve babanın bazı özelliklerinin çocuğuna kalıtımsal iletişimle geçmesi; hayvan türleri içindeki ve türler arasındaki iletişim; mikrobiyolojik organizmalarda ve organizmalar arasındaki iletişim; bitkisel iletişim gibi birçok şey akla gelir. Görüldüğü gibi iletişim kavramı oldukça kapsamlıdır; dolayısıyla geçerli tek bir tanım olasılığı ancak somut yer ve zamandaki somut örneklerle olabilir. Bu olasılık anlamlı ve geçerli açıklamalar getirirken, kaçınılmaz olarak durumu çok daha karmaşıklaştırır. İnsanı, insanın örgütlü yaşamı ve yaşamdaki ilişkileri, kendini ve dışını anlamlandırması ele alındığında, iletişimin nesnel olan bir tanımını bulmak daha da güçleşir.
İletişim tanımları “...e göreliklere” bağlı olarak biçimlenir. Bu biçim, “e göre” ölçütü (kıstası) değiştikçe değişikliğe uğrar. Tanımda “e göre” tanımlananın nasıl tanımlanacağını ve tanımlamanın alacağı biçimi belirler. Çoğu kez tanımın neye göre yapıldığı belirtilmez. Tanımı yapan bunun ya farkında değildir ya da bilinçli olarak referans noktası, dayanak, hareket noktası saklanır. İletişimde görecelik sosyal yaşamın örgütlü her anını ve mekanını içine alır. Her iletişimin bir bağlamı ve bu bağlamın bir geçmişi vardır. Bir anda birden fazla iletişimler olabilir.
Sokağa çıkıyorsunuz, su sandığınız akıntıdan gelen lağım kokusu burnunuzu dolduruyor ve “Allah kahretsin gene bir boru patlamış!” diye şikayet ediyorsunuz kendi kendinize. Bu bir iletişimdir. İletişim kendi kendine söylenen sözün kendisi değildir. Lağım kokularıyla, patlayan borularla, sizin senelerdir içinizde birikenlerle gelen tarihe sahip bir ilişkinin, bu şekilde (kendi kendine şikayetle) kendi içinizde kurulmasıdır. Bu iletişimde, nasıl değerlendirdiğiniz, nasıl hissettiğiniz ve ne dediğinizde, kamu ve sağlık politikalarıyla ilgili karar alma ve yürütmede iktidarın ve iktidar ilişkilerinin doğası ve bu doğayla gelen güç uygulaması ve güçsüzleştirmenin getirdiği sonuçlar yatar. Bütün bunlar kendine şikayet biçiminde yeniden-üretilir.
İki arkadaş karşılaşıp sarıldıklarında, iletişim olur. Fakat iletişim sarılarak birinin diğerine mesaj göndermesi, öbürünün de mesajı alıp ona geri-besleme yapması gibi mekaniksel bir süreç değildir. Sarılma eyleminin kendisi göründüğü şekliyle ilişkinin, eylemin veya iletişimin doğasını açıklamaya yeterli değildir. Bu oluşun bir başlangıç ve gelişme tarihi vardır. Bu tarih iki kişinin yakınlığının doğasını anlatır. Bu tarihle sarılma eylemi, ilişkisi ve iletişimi asıl anlamını kazanır.
Deprem olan bölgeye götürülmek için yüklenen kargo Ankara’dan alınıp deprem bölgesi yerine başka yere götürüldüğünde, tek bir iletişim değil, birbirine bağlı bir çok iletişim olur. Bu oluş da kendiliğinden olmaz. Belli amaç ve çıkarlara göre karar verme ve uygulamayla olur. Bu oluşta etik ve kültürel değerlerin, sefalet ve felaketten kâr sağlayan fırsatçılığın ciddi izleri vardır. Bankaların deprem bölgesine yardım için para toplayıp işletmeleri sürecinde gene birçok iletişimler olur. Bu iletişimler eski çağlarda tefeci olan ve günümüzde finans ve yatırım sermayesinin sahibi olan bir azınlığın çok duyarlı insanlar olduğunun propagandasını yapar. Bu propagandanın altındaki gerçek farklı bir şeyi iletir: Kapitalizm felaketlerden bile çıkar sağlar ve bu çıkar sağlama iletişimi çıkar sağlama yollarını çeşitlendirip mükemmelleştirme tarihine sahiptir.
Çalışan insanlar maaşlarının artmasına en küçük bir etkide bulunamayıp, kendi kaderlerinin başkaları tarafından tayin edilmesine zorunlu olarak katıldıklarında, iletişim olur. Medya ve aydınlar tarafından kapitalizmin ücret/maaş politikaları demokrasi ve özgürlük olarak sunulduğunda gene iletişim olur. Bu iletişimin tarihi ücretli köleliğin başlangıcı ve gelişmesi tarihidir. Bu tarih ve iletişim, mülkiyet ve güç ilişkileri ve bilinç yönetimi etkinliklerinin belli bir zaman ve yerdeki doğasını anlatır.
Kamu hizmetinde çalışan politikacıların ve üst yöneticilerin kamudan maaş alıp kamu zenginliklerini özel teşebbüse “peşkeş” çekmeleri, birçok şeyin yanında etik sorusu akla getiren bir iletişim olur. Bu iletişimin yoğunlaşma tarihi Amerikan güdümlü özelleştirme fırtınasının başlatıldığı 1980’in ortalarına kadar gider. Bu tarih “bağımsız ulus kurma” hayaliyle didinen ulusal liderlerin ortadan kalkıp onların yerini yeni-sömürgeci, “küreselleşme, özelleşme, serbest ticaret” bilinci taşıyan liderlerin almasıyla etkinliğini kazanır. Bu tarih kamu zenginliklerinin özel çıkarlara satış tarihidir ve bu ilişkiyi meşrulaştıran (özelleştirme, demokratikleştirme, küreselleşme, yerelleşme, serbest rekabet, özgürlük gibi) iletişimlerle desteklenir.
Üzerinde “meyve suyu” yazılı bir şekerli kimyasal suyu içerken kutunun üzerindekileri okuyup içtiğin şeyin içinde meyve suyundan başka her şeyin olduğunu “anlamadığında” ve hala meyve suyu içtiğini sandığında, gene iletişim olur.[3] Bu iletişimin tarihi halkla ilişkiler, reklamcılık ve kitle iletişimiyle desteklenen bir “kitle üretimi için tüketim kültürünün” bilinç yönetimiyle gelen geri-zekalılaştırma tarihidir. Bu tarihte sahteler sahi (gerçek, doğru) yapılır.
Yaşayan her canlı doğal olarak sağlıklı yaşamayı ve canlı kalmayı seçer; eğer seçmezse, o canlı ya ciddi bir depresyondadır ya da önemli bir zihinsel özürden dolayı yaşamını sürdürme dürtüsünden yoksun kalmıştır. İnsanın iç ve dış mekanlarda yaşanabilir havaya hakkı vardır. Sermaye ve devlet bu hakkı, zehir saçan teknolojileri kullanarak insanların elinden aldığında ve bunu kalkınma olarak sunduğunda, iletişim olur. Aynı şekilde, sigara denen zehirle kendini ve diğer insanları zehirlemeyi bireysel özgürlüğün ifadesi sanan, beyinleri “nikotinlenmiş vücutları tarafından yönetilen” zavallı ve kendine ve insana saygısız insanlar, bizi kanser olma tehlikesiyle karşı karşıya getirdiğinde iletişim olur;[4] hem de iğrenç kokulu ve kanserli bir iletişim. Bu iletişimde, Türkiye gibi ülkelerde, haksızın haklıyı, iyiyi ve doğruyu ezen edepsiz pişkinliği ve baskınlığı vardır. Bu duyarsızlık ve bağımlılığın baskınlığı altında, insan ve çevre için iyi ve doğru olan susturulmuş, zehrin içildiği iğrençleştirilmiş ortamda suçlu duruma düşürülmüştür. İşte bu egemenlik ve boyun sunma durumu, sigara endüstrilerinin, ortakları olan devletlerin, içenlerin ve duman altı olarak zehirlenenlerin oluşturduğu süregelen bir tarihsel iletişimi (ilişki ve biçimini) anlatır. [5]
Bir Fransız şirketinin ve içteki ortaklarının sömürüsünü açığa vuran biri “Atatürk ilkelerine hakaretten” mahkemeye verildiğinde, iletişim olur. “Ne zaman Atatürk ilkeleri ulusal bağımsızlık değil de yeni-sömürgeciliği teşvik oldu” diye soran kişi bölücü olarak nitelendiğinde, gene iletişim olur. Bu iletişim “Atatürk’ün bağımsızlık savaşı, yurtta sulh, cihanda sulh” gibi görüşlerinin içinin boşaltılıp küresel sömürü ve sömürüye katılan güçlerin egemenliklerini korumak ve sürdürmek için kalkan olarak kullanılmasıyla başlayan bir geçmişe sahiptir.
Birisi her işini yapan eşeğine (veya karısına –eşi değil) hak ettiği dersi verip dövdüğünde, iletişim olur. Elbette bu iletişim kendiliğinden olmaz. Döven el kendiliğinden kalkmaz ve dövülen kendiliğinden “dövüyor, ama gene de seviyorum” demez. Bu dövme işini bazı hunhar bireylere değil, hunhar bireyleri yetiştiren egemen yapış şekillerine bağlamak da bir iletişimdir. Bu iletişimin, sorunu bireye bağlayan bir dünya görüşü ve bu dünya görüşünün çıkıp geldiği ve desteklediği bir materyal ilişkiler düzeni vardır. “Kızını (karısını, eşeğini) dövmeyen dizini döver” “atasözü” bir egemen ilişki biçimini meşrulaştıran bir iletişimdir. Laf olsun diye üretilmemiştir: Somut insan ilişkilerinin meşrulaştırıcı bir ifadesidir. Eşek biçim değiştirip karmaşık bir üretim ilişkileri içinde pahalı bir otomobil olduğunda, eşeğe fiske bile vuramazsın. Çünkü endüstriyel üretim ve tüketim ilişkileri içinde kendini özgür ve özgün sanan bireyin “bağımlı sürüngen” yapıldığı yeni bir ilişki ve iletişim biçimi kurulmuştur.
E-posta ile bir mesaj yazıp gönderildiğinde ve gönderilen e-posta okunduğunda veya okunmayıp çöpe atıldığında iletişim olur. Aynı şekilde, patrondan veya müdür denilen köle başından herhangi bir şey istemekten korkulduğunda, iletişim olur.
Burnunu karıştıran veya parmağıyla dişindeki kırıntıları temizleyen biri, yaptığıyla karşısında oturan birine bir şeyler söylediğinin farkında bile olmayabilir veya karşısındakinin ne düşüneceği veya hissedeceği umurunda bile değildir. Burnunu veya ağzını karıştıran kişi hem kendisiyle hem de dışıyla iletişimdedir.
Yukarıdaki örneklerden açıkça görüleceği gibi, iletişim oluyor, ama kendiliğinden olmuyor. İnsan yapıyor: İletişim insanların yaptığı bir şeydir veya yapmak istediği bir şeyi gerçekleştirebilmesinin kaçınılmaz koşuludur. iletişimde insanın orada olması (mekansal ve zamansal aynılık olması) ve hatta insanın olması gerekmez. Diğer canlılar veya iki mekaniksel veya elektronik araç arasında da iletişim olabilir.
İletişim insanın yaptığı bir şey olduğu için kendi başına bir hayata sahip değildir: İletişim domates üretmez. İnsan iletişim yoluyla domates üretir. İletişim olmaksızın ne insan ne de topluluklar varlık ve yaşamlarını sürdürebilirler.[6] İletişim insanla başlar ve insanla sürer gider. İletişimde anlam kelimelerde, sözde, sembollerde veya vücut hareketlerinde değil, insan ilişkilerinin örgütlü yer ve zaman içindeki doğasındadır. Göz kırpma ancak belli bağlamdaki insanla ve ilişkiyle iletişim olabilir. “Seni seviyorum” sözü ancak kimlerin, ne koşulda ve ne bağlamda ne tür bir ilişkiyi yürütmeye çalıştıklarıyla anlam bulur. “Seni seviyorum” semboller dizisi olarak hiç bir insan gerçeğinin göstergesi olamaz. Yazılı, sözlü ve görüntülü şifrelere bakarak yapılan, bağlamdan yoksun genelleştirmeler basit veya mitleştirilmiş şahane uydurular ötesine pek geçemez.


[1] İletişim tanımlamalarında, hemen her iletişim kitabında bulunan tanımlamalar için kaynak kullanmadım. Bu tanımlamalar için, verdiğim kaynaklar yanında, şu kaynaklar kullanıldı: Bowers, Waite ve Bradac, (1984); MCQuail (1975); Silverstein (1974); Halloran (1969); Gitlin (1978); Hardt (1992); Schramm (1972).
[2] İntersubjectivity: Belli bir egemen grubun veya alt-grubun kendi öznelliğini nesnellik olarak benimsemesi ve sunması.
[3] Peki, bu meyve suyunu almaya karar verirken, alırken, içerken iletişim olmaz mı?
[4] Dikkat burada ben bağımlılığının farkında olan ve diğer insanları zehirlememek için elinden geleni yapan sigara tiryakilerinden bahsetmiyorum. Böyle duyarlı insanlar için üzülüyorum.
[5] "Egemen" kavramı “kontrol ve yönetme ilişkisinin bir sonucu” olarak ele alındı. Egemenlik ilişkisi, kontrol ve kontrole karşı direniş girişimleri olarak tanımlandı. Egemenlik, belli bir yerde ve zamanda, belli koşullarla gelen, yasal ve ideolojik süreçlerle meşrulaştırılmış ve çeşitli baskı yollarıyla sürdürülen bir ilişkiyi anlatır. Dolayısıyla, egemenlik denildiğinde, belli bir gücün belli bir zaman ve yerde kurduğu ve mücadeleler içinde sürdürülen bir ilişkiler düzeni anlatılmaktadır. Egemenlikte, karşıtlık egemenliğin dışında değildir: Karşıtlık, üzerinde egemenlik kurulanların (gönüllü boyun sunanlar dahil) tepkisidir. Boyun sunuş veya mücadele biçimleri egemenliğin yoğunluğu ve kapsamını gösterir. Bunun çok önemli bir anlamı vardır: Egemenlik belli bir yer ve zamandaki ilişkiler koşulunu anlatır ve dinamik bir yapıya sahiptir. Egemenlik sadece egemenin ekonomik, siyasal ve kültürel güç kullanımını anlatmaz, aynı zamanda, üzerinde güç uygulaması yapılanın yaşam ve kendini içinde bulduğu duruma çözüm mücadelesini ifade eder. Burjuva bilimindeki "ikna, davranış modifikasyonu, çatışma yönetimi" gibi kavramlar, özgürlükçü insan ilişkilerini değil, dikey-ilişkiler düzeninde egemenliğin kurulması ve sürdürülmesi girişimlerini (ve karşı mücadeleyi) anlatır. Conor'un belirttiği gibi (1994), nerede egemenlik varsa orda direniş veya en azından direniş potansiyeli vardır.
[6] Schramm ve Porter da toplumun olabilmesi için iletişimin zorunlu olduğunu belirtmektedir (Schramm ve Porter, 1982:2,3; 1971:17).

Share:

Hakla İlişkiler, reklamcılık ve Kitle İletişimi Bağı

Halkla ilişkilerin, kitle iletişiminin (medyanın) bir infiltrasyonu mu olduğu yoksa medyanın halkla ilişkiler için bir araç mı olduğu sorusu ikisi arasındaki bağı anlamada çok önemlidir. (İnfiltrasyon düşman içine sızmadır; burada halkla ilişkiler içine sızma anlamına kullanıldı) 

S. Ewen’in belirttiği gibi halkla ilişkiler uzmanları kendilerini medyayla bağdaştırırlar. İlk halkla ilişkiler uzmanlarının çoğu gazetecilik temelinden gelirler. Dolayısıyla, haber aygıtını kullanarak “halka ilan etme” ve halkla ilişkiler aygıtı arasında sosyal bağlar vardır. (Aparatus bir fonksiyonel bütünlüğü, sistemi anlatan aygıt demektir. Sadece araç anlamına değildir, örgütsel bir tümlüğü anlatır.) Aynı zamanda, günlük gazeteler sürekli olarak yeni birşey üretmek için uğraşırlar. Gazetecilik gibi görünen ve zaten hazmedilmiş bir materyal verildiğinde, bu materyali gazetede basmak çok kolaydır (Gazeteye verilen bir halkla ilişkiler bültenini düşünün). Ayrıca, halkla ilişkileri kullanan ve haber bültenini etkilemeye çalışan güçler bu gazetelerde zaten reklam vermektedirler ve bu ekonomik bağın ima ettiği sonuç ortadadır. 

Medya, reklamcılık ve halkla ilişkiler dünyası birbiriyle bağıntılı ekonomik amaçlara sahiptir. Bu amaçlardan geçerek medya, halkla ilişkiler ve reklamcılar kendi çıkarları için pazar üzerinde kontrol sağlamaya, kontrolü sürdürmeye ve yaygınlaştırmaya çalışırlar. Birbirlerine zorunlu bağımlılık nedeniyle aralarında hayati çıkar ilişkileri vardır ve bu da kaçınılmaz olarak karşılıklı dayanışmayı ve bu dayanışma için gerekli destek mekanizmalarının yaratılması ve kullanılmasını gerektirir. Bu nedenle, örneğin reklamı alan gazete doğal olarak reklam verenle ilişkisini bozacak bir yayından veya haberden kaçınacaktır. Medya, reklamcılık ve halkla ilişkiler tarihinde bu tür ilişkiler kaçınılmazdır. (Halkla ilişkilerle reklamcılığın kanal, izleyici\müşteri\halk, alan ve fonksiyon bakımlarından farklarını düşünün.) 
Halkla İlişkiler ve Propaganda Bağı 

Propaganda ve halkla ilişkiler arasında örgütlenme biçimi, iş görme şekli, iş gördüğü alanlar ve kurduğu ilişkiler bakımlardan belki önemli farklılıklar olabilir. Fakat yaptıkları işin doğası bakımından ikisinin arasında ciddi bir fark olduğunun açıkça araştırmalarla gösterilmesi gerekir. Ewen’in belirttiği gibi propaganda ve halkla ilişkiler aynı aileden gelen ikizlerdir. Meşhur halkla ilişkiler uzmanı Bernays 1928’de halkla ilişkiler pratiğini anlatan Propaganda adlı kitabını Nazi Enformasyon Bakanı Goebbels de okumuştur. Goebbels medyayı kullanarak Alman propagandasını gerçekleştirmiştir. 

Egemen sunumlara göre propaganda otoriter toplumlarda ve halkla ilişkiler ise demokratik toplumlarda vardır. Bu iddiayı şu şekilde anlayalım: Demokratik toplumlarda propagandanın adı halkla ilişkiler olmuştur. Böylece “yalan söyleme” olarak nitelenen propaganda (ki hep de yalana dayanamaz) halkla ilişkilerle imaj yapılandırıcısına, eğirmeye dönüştürülmektedir. 

Propaganda denince akla devlet aygıtı gelir. Devletin yaptığı propaganda, özel teşebbüsün yaptığı ise halkla ilişkiler olur. Propaganda yalan veya doğru bilgilendirme, enformasyon, özlüce iletişim ile hedefi iknaya çalışır. Halkla ilişkiler de aynı şeyi yapar. Yapış koşulları, alanları, zaman ve yerleri farklı olabilir, fakat yapılanın doğasında ciddi bir fark yoktur. 

Halkla ilişkiler devlet egemenliğinin aforoz edildiği bir toplumda var olur. Bu nedenle en temel içsel inançlardan biri halkla ilişkiler uzmanlarının “görünmez” olması gereğidir. Böylece maniple duygusu oluşmaz. Propaganda uzmanları da görünmezdir. 

Özlüce aralarında fonksiyonellik bakımından anlamlı bir fark yoktur. 
Halkla İlişkiler ve İletişim Bağı 

Halkla ilişkiler bir yönetim faaliyetidir ve her insan ilişkisinin zorunlu koşulu olarak ancak iletişimle mümkündür. Gönderici-Mesaj-Alıcı-Geribesleme modeline dayanan egemen iletişim görüşüyle halkla ilişkiler tanımlandığında, konu, bilinçli veya farkında olmadan, sadece iletişim ilişkilerine indirgenir. İletişim bu egemen anlamıyla halkla ilişkilerin temel taşı değildir ve temelini oluşturmaz. Ne iletişim ne de Halkla ilişkiler söz söyleme, vücut dili, konuşma ve yazma veya bu yollarla mesaj veya imaj iletimidir. Bu imajsal yüzeysellik kültürel incelemelerin ve söylem analizcilerinin de temel sorunlarından biridir: İletişim yaşayan ve hisseden insan faaliyetidir. Konu sözün, söylemin, sembolün, ikonun ve göstergenin çok ötesinde, yaşayan ve hisseden insanın o an ve o yerdeki ilişkisinin toplam bağlamıdır. Bu bağlam da sözel, sembolsel, ikonsal vb ifadelerden çıkarılamaz. İki ayrı yer ve zamanda, veya iki aynı yer ve zamanda, A’nın B’ye “seni seviyorum” demesi ve C’nin D’ye “seni seviyorum” demesinin aynı olma olasılığı çok azdır. Bunun anlamı kesinlikle “çoğulcu anlamlandırma” olduğu değildir; anlamlandırmanın ve anlamın “insan ve koşul bağımlı” olduğudur. Bir geçmişe ve şimdiye (tarihe) sahip olduğudur. 

Share:

KİTLE İLETİŞİMİNİN ÜRETİMİ: EMEK VE UZMANLIK

Kitle iletişimini kim üretir? 

Kitle iletişiminin üretimi, üretim için gerekli kaynakları mülkiyetinde tutan kapitalist sermaye (veya devlet) ile kendi yaşam koşullarını üretme olanaklarından yoksun bırakılmış ve kendi yaşam koşullarını üretebilmek için paraya, dolayısıyla kapitalistin belirlediği koşullarda çalışmaya ihtiyacı olan emeğe gereksinim vardır. Kapitalist üretim biçimi önce emeği mülkiyet yapısından geçerek kaynaklardan ayırır (yabancılaştırır). Üretim yapmak için özel mülkiyetteki kaynakların kullanılması gerekir. Bu da emeğin işe koşulmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla, önce emeği yabancılaştıran sermaye, sonra da ücretli kölelik yoluyla (insanları çalıştırarak) emek ile kendi mülkiyetine geçirdiği kaynakları birleştirerek üretim yapar. Üretimden elde ettiği artı değerin gaspıyla emeğin yoksunluğunu ve kendisinin zenginliğini üretir. Kitle iletişimini üreten emek, iletişim örgütünde çalışan herkestir. Fakat ürünün karakterinin nasıl olacağını belirleyen güç örgüt politikalarına karar verenler ve bu politikaları ürünü biçimlendirerek gerçekleştiren profesyonel kadrodur. Bu kadroyu kendini özgür sanan ve yaptığını halka hizmet olarak düşünen film yapımcıları, haberciler, programcılar, yönetmenler, gazeteciler, editörleri, muhabirler, redaktörler vb oluşturur. Bunlar kitle iletişimini üreten emeğin kalifiye, uzman kadrosunu oluştururlar. 

Kitle iletişiminin üretim, dağıtım ve tüketim pazarının yerel, ulusal ve uluslararası karakteri, pazar yapısının özelliklerini anlatır. Üretimin olabilmesi için teknolojik ve emek pazarı gerekir. Teknolojik pazarda hem araç olarak ürün (hardware) hem de iletişim olarak ürün (software) üretimi gelişmiş kapitalist pazarın elindedir. Bu teknolojilerin üretiminde kullanılan emek de büyük çoğunlukla uluslararasıdır: Sermaye, üretimi işçi sendikalaşmasının olmadığı ucuz yörelerde yapmaktadır. Yerel, ulusal ve uluslararası pazarda kitle iletişimi medyasında çalışanlar üzerinde ücret politikaları ve çalışma koşullarının düzenlenmesiyle kontrol sağlanır. Bu kontrolün doğası sendikalaşmayı önleme, fazla mesai vermeden uzun saatler en asgari ücretle çalıştırma, hafta sonları çalıştırma, bayramlarda ve tatillerde hiçbir ödeme yapmama, sağlıksız ve tehlikeli iş ortamında çalıştırma, kadın ve çocukları çok daha az ücretle çalıştırma, keyfi olarak işe alıp keyfi olarak atma, sosyal sigortalarını ödememek için çalışma koşullarını yasalara aykırı olarak düzenleme, ayni nedenle iki ücret biçimi uygulama ( birincisi defterde görünen ücret, ikincisi ise el altından keyfi olarak verilen veya verilmeyen para) gibi sayısız şekillerde gelmektedir (Erdoğan, 2002a). 

Kitle iletişimi profesyonel iletişimcileri gerektirir. Kitle iletişiminde profesyonellik hem o ülkenin egemen kültürü ve ideolojisiyle hem de profesyonel ideolojiler ve kültürle ilişkilidir. Bu bağlamda, öncelikle medya profesyonellerinin enformasyonu, bilgiyi, haberi, eğlenceyi ve sporu nasıl tanımlayıp sundukları, yani profesyonel ideolojilerin ne olduğu önem kazanır. Haber programlarında ve basındaki haberlerin nasıl ve neden seçildiği; haber yapılmayan olaylar ve konuların neden haber dışı bırakıldığı profesyonel ideolojilerin çerçevesi içinde belirlenir. Bu belirleme de her seferinde profesyonel yansızlık ve nesnellik olarak sunulur. Bu anlamda, medyanın nesnel olduğu, örneğin haberlerde olayları olduğu gibi sunduğu iddiası öne sürülür. Nesnellik iddiası oldukça yaygın eleştirilerle karşılaşmaktadır: 

a. Öznellik, bütün programlarda daha konunun düşünülmesinden ve seçiminden başlayarak kendini gösterir. Medyanın çevredeki olayların hepsini verme olasılığı tekniksel olarak imkansızdır. Medya dikkatle seçtikleri arasından sunum yapar. Bu süreçte, seçme ve dışarıda bırakma yoluyla yanlılık ortaya çıkar. 

b. Medya profesyonelleri haber ve eğlence değerinde olanları seçerler. Bu seçtiklerini "halk bunları istiyor" ve "medya halka böylece istediğini veriyor" diye sunarlar. Halkın bu şekilde istediğini bilme ve istediğini verme iddiası oldukça geçersiz bir iddiadır. Bunun geçerliliği yukarıda, üretim ve tüketim arasında kurulan bağda açıklandı. 

c. Medyada verilenlerde en önde gelen ölçü "alışılagelmişin ötesinde" tanımıyla getirilmektedir. Bu ölçüye göre, köpeğin insanı ısırması değil de, insanın köpeği ısırması haber yapılmaktadır. Bu anlayışa göre, günlük normal sorunlarımızın haber değeri yoktur; onun yerine uçlar ve en marjinal olanlar seçilmektedir. Aslında belli marjinallerin seçilmesi sistemli bir kasıt sonucudur: Böylece istisna gerektiğinde kural yapılır ve gerektiğinde “bu istisnadır” denerek belli bir dünya görüşü işlenir. 

d. Bu uçlar ve marjinaller de, "insan ilgisi" (human interest) kavramı ile açıklanmaktadır. Böylece, insan ilgisine uygun sunumlar verdikleri iddiasıyla sunduklarında haklılık, doğruluk ve gereklilik iddia etmekte ve sunulanların kalitesinin (aslında kalitesizliğin) seviyesini normalleştirmekte ve meşrulaştırmaktadırlar. Aslında alışılagelmişin dışında ve insan ilgisi içinde diye sunulanlar endüstriyel yapıların ideolojik ve ticari çıkarlarını gerçekleştirme yönünde bilinç yönetimi işi görmektedirler. Örneğin televizyonda yüceltilen eğlence kültürü içki, müzik, sigara ve moda ile çerçevelenen dört duvar içindeki ticari bir ortamda olmaktadır. Haberler çoğunlukla dedikodular biçiminde olmakta; cinayetler, trafik canavarına yüklenen kazalar, görünüşleri ve yaşam tarzlarıyla tüketim aptallığının temsilcisi olan sanatçılarla yapılan show'lar televizyonda egemen durumdadır. İnsan ilgisi hep seks ve seksle karışık eğlence mi ki medya büyük ölçüde bu "ilgileri" sömüren sunumlar yapıyor? İnsan ilgisi barınak, ekmek, iş ve gelecek kaygısını içermiyor mu ki medyada bunlar çok ender sunulmaktadır, ve sunulduğunda ise sulandırılmakta ve bireyselliğe indirgenmektedir? Seks ve tüketime yönelik sunumlarla hangi endüstriyel yapıların reklamı ve satışı yapılıyor? Travestilerin, sanata küfür olarak duran “sanatçıların” ve saçından ayak tırnağına kadar moda ve kozmetik endüstrilerin satışını yapanların egemen olduğu televizyonda hangi insanlar nasıl bir insanlık ilgisini ne tür bir şekilde ve hangi çıkarlar için öne çıkartmaktadır? Neden bir kez Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok kentte kanser ve solunum yolları hastalığı yapan hava kirliliği haber yapılmamaktadır? Haber yapılınca neden üretici değil de kaçak kömür kullanan yoksullaştırılmış sefiller suçlanmaktadır? Neden havaya zehir saçan belediye ve özel otobüsler ve arabalar, çocuklarda beyin hasarına neden olan kurşunlu benzin haber yapılmıyor? İnsan ilgisinin dışında olduğu ve olağan dışı olmadığı için mi? Neden Amerika gibi az sigara içilen bir ülkede her yıl yarım milyon insanın ölümüne neden olan sigara endüstrisi ve bu endüstrinin ortağı devlet televizyon haberleri ve programlarında soruşturulmuyor? Türkiye'de gittikçe yaygınlaşan sefalet konusu hangi insanların ilgisi dışında? Zaman zaman sunulduğunda, neden sefalet bireysel durum olarak gösteriliyor ve medya bu insanlara yardım dilenciliği yapıyor? Bütün bunlara cevap özellikle medyanın sermaye düzeninin bütünleşik bir parçası olmasında aranmalıdır. Bu medya doğal olarak kendisinin ve kendisini besleyen endüstrilerin çıkarlarını desteklemeye yönelecektir. 

e. Dolayısıyla, medya bu çıkarlar çerçevesi dışında, siyasal ve diğer egemen güçlere karşı halkın gözü, kulağı ve dili olamaz. Medya izleyicilerin gözünü, kulağını ve dilini belli endüstriyel yapıların çıkar bilinci yönünde biçimlendirmeye çalışır. 

f. Ankara Radyosunda bir zamanlar Türkçe müzik yerine Amerikan müziği sunanlar sadece kendi zevk, dünya görüşü ve müzik anlayışını mı sunuyorlardı? Bilerek veya bilmeyerek Amerikan kültürel emperyalizminin yayılmasına katkıda mı bulunuyorlardı? Yoksa Amerikan müzik kültürüyle Türk müzik kültürü arasında bir kültürel alışverişi mi sağlıyorlardı? 

g. Tekelci medya olmazsa, serbest pazar kuralları çalışarak çok özgür ve çoğulcu medya içerikleriyle mi karşılaşırız? Diğer bir deyimle, medyanın kapitalist pazarın ekonomik ve ideolojik çıkarına hizmet etmesi tekelci ve oligopolist yapısından dolayı mı? Yoksa, kapitalist pazarın bütünleşik bir parçası olmasından mı? Bütünleşik parçası olmayabilir mi? Olmayabilme olasılığı çok sınırlıysa, neden? Neden medya haberlerinde aynı formatın her gün tekrarlanması yoluna gidilmektedir? Bu format neden --cinayet, spor, siyasal parti ve hükümetle ilgili -- hep benzer şekilde biçimlenmiştir? 

Özlüce kitle iletişiminde profesyonellik profesyonel ideolojilerin öğrenilmesi, ürün üretimiyle uygulanması ve savunulmasını içerir. Profesyonellik örgütün ve örgütü var eden sistemin genel amacını, politikasını, hoş görü çerçevesini, kontrollü alternatiflerini, dostunu ve düşmanını bilerek üretimde bulunmaktır. Bunun için de kitle iletişim örgütlerinin sahiplerinin sürekli direktifine ve karışmasına gerek yoktur. Bu gereklilik ancak gelişmemiş sistemlerde ortaya çıkabilir. 

Share:

KİTLE İLETİŞİMİNİN ÜRETTİĞİ VE TÜKETİLEN

"Şimdiye kadar Roma imparatorluğu sırasında Hıristiyan mitlerin büyümesi mümkün oldu, çünkü basın henüz icat edilmemişti diye düşünülüyordu. Tam tersine, buluşları bütün dünya üzerinde bir anda yayan günlük basın ve telgraf daha önceleri bir yüzyılda yapılabilecek mitlerden daha çok miti bir günde uydurmaktadır." (Marks, 1871, aktaran Cohen & Young, 1973) 

Bir iddiaya göre “eğer televizyon olsaydı, Hitler olmazdı” deniyor (örneğin McLuhan). Televizyon vardı ve Reagan ve Türkiye’deki benzerleri çıktı. Aslında televizyon olsaydı, Hitler işini çok daha kolay ve çok daha etkili bir şekilde yapardı. Kitle iletişimiyle egemen uydurular ve bu uyduruların yaratıcıları eski yerelliği ortadan kaldırdı ve uyduruyu ve uyduranı ulus içi ve uluslararası şöhret yaptı. 

Kitle iletişimiyle tüketim için bir şeyler üretilir ve dağıtılır. Egemen görüşe göre, örneğin kitle iletişimi filmle, gazeteyle, mecmuayla, televizyonla haber, enformasyon, bilgi, kültür ve eğlence üretir. Bu görünenin altında, kitle iletişimi aslında kitle iletişimi araçları denen araçlar üzerine yüklenmiş görüntülü, yazılı ve sesli/sözlü şifrelerden geçerek belli örgütlü yer ve örgütlü zamandaki insanı ve üretim biçimi ve ilişkilerini yeniden-üretir. Bunun anlamı oldukça açıktır: Kitle iletişiminin tek bir ürünü yoktur, ürünleri vardır. Kitle iletişiminin örgütsel yapıda üretim yanına bakıldığında, kitle iletişim örgütünün aracı ve bu aracın taşıdığı şifreler ve bu şifreleri üretenlerin üretim süreci içinde üretilmesini (profesyonellik ve profesyonel ideolojilerin, ücretli köleliğini tanımayan bilinçteki insanın üretilmesini) görürüz. Üretilenlere gazete, dergi, film, CD, program gibi isimler verilir. Bu ürünler tüketim için dağıtılır. Aynı zamanda üretileni tüketiciye ulaştıran dağıtım yapısı oluşturulur. Tüketici, kitle iletişiminde, izleyici olarak üretilir. İzleyicinin üretimi tüketimden geçerek sağlanır. İzleyici tüketmeyle sadece kendini yeniden-üretmez aynı zamanda üretimi de yeniden-üretir. 

Kitle iletişiminin ürün üretiminden, dağıtımı ve tüketimine kadar bütün aşamalarında farklı tüketimler vardır. Üretim sırasındaki tüketim, üretim araçlarının ve emeğin kullanımıyla olan tüketimdir. Bu tüketimle iletişimin ürünü üretilirken, bu üretimi üreten araçların, gereçlerin ve emeğin de tüketimi, dolayısıyla dinlenmesi, yenilenmesi veya zamanla tümüyle değişmesi gerekir. Aynı konu dağıtımda da geçerlidir. Kitle iletişiminin ürettiği ilk ürünün (örneğin tv programının) tüketimi izleyiciler tarafında yapılır. İkinci ürünün (izleyicinin) tüketimi reklam endüstrisi ile medya endüstrisi arasındaki ilişkide yapılır. Tüketim kullanımla ve bu kullanıma atfedilen kullanım değeriyle birlikte olur. Bu kullanımın (tüketimin) doğasından geçerek üretimin koşulları yeniden-üretilir: Kullanımla/tüketimle üretimin tarzı belirlenmez. Üretimin doğası (teknolojik yapı) tüketimin belirleyicisidir. Üretim olmaksızın tüketim olamaz; fakat tüketim olmaksızın, teorik olarak faydasızlığı nedeniyle için üretim olmaz. Tüketim üretimi iki şekilde üretir: (a) Bir ürün ancak tüketimden geçerek gerçek ürün olur. (b) Tüketim yeni ürün için gereksinim, dolayısıyla neden yaratır. Gereksinim olmaksızın üretim yoktur; tüketim gereksinimi yeniden yaratır. İzleyiciler medya tüketimlerinden geçerek yönlendirilen tüketimleriyle, sadece kitle iletişiminin üretiminin koşullarını/doğasını yeniden-yaratmazlar, aynı zamanda kitle iletişiminden geçerek doğrudan veya dolaylı çıkar sağlayan bütün örgütlü yapıları da yeniden-üretirler. Dolayısıyla, kitle iletişiminin izleyicileri ürün tüketimiyle hem medya firmalarının ekonomik varlığının garantisi olurlar hem de bu firmaların ekonomik varlığını sağlayan kamu ve özel yapıların ekonomik ve ekonomik olmayan amaçlarının gerçekleşmesi olasılığını artırırlar. Böylece izleyici tüketimle fiziksel ve psikolojik olarak kendini yenileme, rahatlama, dinlenme, eğlenme, doyum sağlama işini (üretimini) yaparken, aynı zamanda tüketime kadar olan bütün aşamalardaki egemenlik ve mücadele koşullarının süregelen ve tüketimin doğasıyla yeniden oluşan doğasını üretir. Fakat şu asla akıldan çıkarılmamalıdır: İzleyiciler son ürünün kullanım doğasından gelen üretimin koşulunu yeniden-üretme ötesinde, üretimin ve dağıtımın ekonomik ve siyasal düzenlenmesi ve üretim politikalarında kendi istemlerine bağlı planlı bir etkiye sahip değildirler. 

Marks’ın “Siyasal Ekonominin Eleştirisine Bir Katkı” yapıtına ek 1’de belirttiği gibi (1857) üretim aynı zamanda tüketimdir ve tüketim aynı zamanda üretimdir. Her biri aynı anda kendinin karşıtıdır. Üretim tüketimin maddesini ve tarzını nesnel ve öznel olarak üretir. Üretim aynı anda tüketimi yaratırken tüketiciyi de yaratır. Üretim tüketimi (a) tüketimin maddesini sunarak, (b) tüketimin tarzını belirleyerek (c) tüketicide ürünler olarak sunduğu maddeler için gereksinim yaratarak tüketimi üretir. Dolayısıyla üretim tüketimin maddesini (amacını), tüketimin tarzını ve tüketmek için isteği üretir. Marks’ın aynı yapıtta açıkladığı gibi, üretim, dağıtım, değişim ve tüketim tek bir bütünün halkaları, bir birimin farklı yanlarıdır. Üretim belirleyicidir ve süreç daima üretimle taze başlar. Değişim ve tüketimin belirleyici öğe olamayacağı açıktır. Aynı şey ürünlerin dağıtımı anlamına kullanıldığında dağıtım için de böyledir. Fakat üretim faktörlerinin dağıtımının kendisi üretimin bir safhasıdır: Farklı üretim tarzı belli tüketim, dağıtım, değişimi ve bunların birbiriyle ilişkilerini belirler. Dar anlamda üretim, bu diğerleri tarafından belirlenir. Örneğin, eğer pazar veya değişim alanı genişlerse, üretimin miktarı artar ve farklılaşır. Üretim dağıtımdaki değişimlerin (örneğin tekelleşme, nüfusun coğrafik dağılımındaki farklılıklar) sonucu değişir (Erdoğan, 2002a). 

Kitle iletişim araçları, diğer bütün üretim faaliyetlerinde olduğu gibi, belli üretim ilişkileriyle materyal bir ürün sunarken, bu ilişkilerin ve sunuşun bilincini de sürekli üretir. Buna ek olarak, kitle iletişimi diğer üretim birimlerinden farklı olarak, hem kendi için hem de genel üretim biçimi için, programlanmış ve paketlenmiş bilinçler üretir. Çünkü kitle iletişiminin ürünü haber, eğlence, müzik, film ve enformasyon vb isimleriyle üretilen ve günlük yaşamdaki insanı öyküleyen bir karaktere sahiptir. Bir “gömleğin” mesaj olarak öykülediğiyle bir “Televole” programının sunduklarındaki öyküler nicelik ve nitelik yoğunluk farklılıklarına sahiptir. Televole’den geçerek bir gömleğe kullanım değerinden öte değerler yüklenerek onun değişim değeri ve satış miktarı artırılabilir veya moda dışı bırakılarak kullanım değeri düşürülerek değişim değerinde ciddi kayıplar ortaya çıkartılabilir. 

Share:

KİTLE İLETİŞİMİNİN TOPLUMDAKİ ROLÜ

Kitle iletişiminin toplumdaki rolünün belirlenmesi onun ürün biçimlendirme politikalarının nasıl olacağını biçimlendirir. Elbette toplumdaki rolü konusu gerçek rolünü betimlemeden başlayarak, sahte imajlar yaratan betimlemelere kadar çeşitlilik gösterir. Dolayısıyla, kitle iletişiminin rolüyle ilgili açıklamalara şüpheyle bakmak ve gerçek faaliyetlerle karşılaştırarak bu betimlemelerin doğruluğunu ve geçerliliğini saptamak gerekmektedir. 
Egemen Görüşlere Göre Kitle İletişiminin Toplumdaki Rolü 

Lasswell’e göre (1948:85) kitle iletişiminin de içinde yer aldığı sosyal iletişimin üç temel fonksiyonu vardır: Çevrenin gözetimini yapmak (örneğin diplomatlar, ataşeler, yabancı gazetecilerin yaptıkları); Çevreye karşılık vermede toplumun parçaları arasında ortak ilişkiyi kurmak (editörler, gazeteciler ve konuşmacıların yaptıkları); Bir kuşaktan diğerine sosyal mirası nakletmek (aile ve okulun yaptıkları). Nakledilen miras denilen şeyler ne, kimin için ne işlevler görüyor gibi sorular asla sorulmaz. Sanki aktarılan “miras” herkes için ve herkese aitmiş gibi sunulur. 

İnsanlar hayatı kendilerine anlamlı kılmak zorundadır. Bunu sağlama yolunda, iletişim araçları insanlar için toplumsal gerçeği tanımlamayı da içeren anlamlar ve açıklamalar getirmek göreviyle yükümlüdür (Halloran,1977:31). Halloran’ın kitle iletişimine yüklediği bu mütevazı ve faydalı işlevselliği, ana okul olarak nitelenen egemen yaklaşımların önde gelen aydınları oldukça idealleştirilmiş (yani gerçekten uzaklaştırılmış) bir biçimde açıklarlar. Örneğin DeFleur’e göre (1970:5) Kitle iletişim araçları (a) ahlaksızlığı, düzenbazlığı, günahkarlığı teşhir eden, (b) ifade özgürlüğünün bekçisi olarak çalışan, (c) milyonlara kültür getiren, (d) halka günlük zararsız eğlence sunan, (e) dünya olayları hakkında bizi aydınlatan, (f) ekonomik örgütlerimizin gelişmesi için ürünleri satın alma ve tüketimimizi bıkmadan ısrarla tekrarlayarak yaşama düzeyimizi daha da geliştiren sadık hizmetkarımız ve kurtarıcımızdır. Benzer şekilde, Loevinger (1968:40) "Özgür bir millet olarak kalabilmemiz gerçek bir ortak kültürün gelişmesine bağlıdır. Bu iletişim araçlarının en çok popüler programlar sunmasıyla sağlanabilir" diye iletişim araçlarının rolünü belirtmektedir. Bu rolü yerine getirdiklerini de Schramm (1973:138) “kitle iletişim araçları enformasyonu (bilgiyi) veren ve yayan geniş bir bilgi endüstrisinin parçasıdır; bu araçların görevi enformasyonu hazır, hızlı ve geniş bir şekilde sağlamaktır; bunu yaparken de bu araçlar toplumda var olan enformasyonlar arasından seçme yaparlar; seçtiklerini işler ve izleyiciye iletirler” diyerek müjdelemektedir. 

Egemen görüşlerin toparlayan McQuail (1983:79,80) iletişim araçlarının görevini/rolünü beş temel kategoride özetler: 

(1) Enformasyon görevi: Dünyada ve toplumdaki durumlar ve olaylar hakkında bilgi sağlamak; çıkar grupları ve örgütleri arası ilişkiler göstermek; yenilikleri, uyumu ve gelişmeyi kolaylaştırmak. 

(2) Karşılıklı bağ kurma görevi: Enformasyon ve olayların anlamı hakkında açıklama ve yorum yapma; yerleşmiş kurallar ve egemenlik için destek sağlamak; toplumsallaşma; farklı, etkinlikleri ayarlama; fikir veya oybirliği sağlama; öncelikler sırasını saptama ve birbirine bağlı toplumsal duruma işaret etme. 

(3) Devamlılık sağlama görevi: Kültürü ifade etme, alt kültürler ve yeni kültürel gelişmeleri tanıma; değerler ortaklığını işleme ve tutma. 

(4) Eğlendirme, avuntu görevi; iyi ve hoş vakit geçirme günlük baskılardan uzak, dinlenme olanakları sağlama. 

(5) Harekete geçirme (seferber etme) görevi: Siyasal, savaş, ekonomik kalkınma vb toplumsal amaçlar için kampanya yapma. 

Dikkat edilirse, kitle iletişiminin temel görevi toplumda işlevsel bağlar kurmak ve sürdürmek olmaktadır. Elbette “kimin için nasıl bir işlevsellik” sorusu, işlevsellik toplumun tümüne mal edildiği için sorulma gereği duyulmamaktadır. 

Görüldüğü gibi egemen görüşlerde kitle iletişiminin toplumun geneli için oldukça faydalı işlevleri olduğu ileri sürülmektedir. Bu iddianın ne bağlamda geçerli olduğunu anlamak için birkaç gazeteyi vetelevizyonu açıp bakmak yeterlidir. Medyada sunulan içerikleri ne tür faydalar sağlamaktadır? 

Liberal eleştiriler daha çok toplumsal sorumluluk, cinsel ayırımcılık, şiddet, içerik kontrolü, sosyal sorumluluk ve etik üzerinde dururlar. Kitle iletişiminin oynadığı rol hakkındaki sunumlarında kitle iletişim araçları kendi başlarına hareket eden, bağımsızlığına sahip "özneler" olarak ele alınır. Böyle kullanılınca, kitle iletişim araçlarının görev nitelikleri bu araçların kendileriyle sınırlanır ve kahraman ya da kötü adam bu araçlar olur. Bu aynı zamanda, ahlakiyatçı maskesi ardında gizlenerek radyo, televizyon ve basının aşağılık, terbiyesiz, bayağı, saldırgan ve müstehcen içeriği ve zararlı, kötü ve rahatsız edici etkisi hakkında egemen sınıfın ve sözcülerinin eleştiri yapma hakkını da getirir: Bu ikiyüzlü eleştiri sonunda izleyiciyiler bu tür içeriği istediği ve izlediği için suçlu bulunarak sonuçlandırılır. (Medya yoluyla ahlaksızlık yapanın ahlaksızlıktan şikayet etmesi ve ardından bunun sorumlusunun “kendilerine sayısız olanaklar sunan medyada ahlaksız olanı seçen izleyici” olduğunu söylemesi; çözüm olarak kontrollü seyir için şifreli uzaktan kumanda vb sunması... Kötü üretiyorsa, neden kötünün üretimi durdurulmuyor dersiniz?) 
Eleştiri: İletişiminin Rolü 

Kitle iletişimin temel iki rolü vardır: (1) Mal ve hizmetlerin reklamlar yoluyla tanıtılmasını ve satışını yapan ticari örgüt olması ve (2) kendinin ve içinde oluştuğu sistemin ideolojik propagandasını yapan kültürel örgüt olması. 

Kitle iletişimi hem kamu hem de özel sektör biçiminde egemen düzenin bilinç yönetimi işini yapar. Kamu kurumu biçiminde örgütlenmede, bu bilinç yönetiminde ağırlık devlet ideolojisinin propagandası şeklindedir. Bazen bu propaganda “hükümetin borazanlığı” biçimine dönüşür. Özel teşebbüs biçimi örgütlenmede serbest pazar propagandası yapılır. Özlüce her iki örgütlenme biçiminde de egemen sistemin “düşünsel, algısal, bilişsel” satışı yapılır. Reklamın kabul edildiği kamu sisteminde ve reklama dayanan özel teşebbüs sahipliğinde, kitle iletişimi, bu yolla aynı zamanda mal ve hizmetlerin satışı için kitleleri yönlendirme işini yapar. Bu rol kitle iletişim medyasının içeriğinin (haber ve eğlence vb olarak) hangi konuları nasıl ele aldığı ve sunduğu; hangi konuları yok saydığı ile belirlenmektedir. Örneğin, Herman ve Chomsky'e göre (1988) kitle iletişimi devlete ve özel faaliyetlere egemen olan özel çıkarlara desteği harekete getirme hizmetini yapar. Medyanın ana görevlerinin en önemlisi propagandadır. Kitle iletişim araçları mesajları ve sembolleri genel nüfusa ileten bir sistem olarak hizmet verir. Medyanın görevi eğlendirmek, bildirmek/haber vermek, toplumun örgütlü yapılarına insanları bütünleştirecek değerleri, inançları ve davranış kurallarını işlemektir. Sınıf çatışmasının olduğu ve zenginliğin az sayıda bir azınlığın elinde toplandığı dünyada, medyanın üstlendiği rolü gerçekleştirmesi sistemli propagandayı gerektirir. Medyanın devlet tekelinde olduğu ve sansür edildiği yerde, tekelci kontrol bunu gerçekleştirir. Devlet kontrolünün olmadığı medya yapısında propagandayı görmek zordur. Hele medya aktif bir şekilde özel firma ve hükümetin kötü işlerini göz önüne seriyorsa ve kendini genel toplum çıkarları ve özgür ifadenin temsilcisi olarak sunuyorsa, yapılan propagandayı görmek çok daha zorlaşır. 

Kitle iletişiminin ideolojik görevi yanında, bir firma olarak mal sattığını belirten Dallas Smythe'e göre (1977,1981) kitle iletişim araçları tekelci kapitalist sistemin bir buluşudur. Bu araçların amacı “sorunlar, değerler ve politikalar gündemini" oluşturmaktır. Bu araçlar izleyicileri kitle halinde üretirler ve reklamcılara satarlar. Bu izleyiciler kitle halinde üretilmiş tüketim malları ve hizmetlerinin kendilerine pazarlanmasında çalışırlar ve tüketilirler. 

Thompson'a göre, kitle iletişiminin ilk karakteri sembolsel malların üretimi ve dağıtımıdır. Kitle iletişimi, sembolsel malların yaygın üretimi ve dağıtımını gerektiren sosyal ilişkiler ve uygun kaynakların olmasını gerektirir. Kitle iletişimi sembolsel biçimleri kopyalama ve çoğaltma özelliğine sahiptir. Sembolsel biçimler bu pazarda mübadele için veya düzenlenmiş ekonomik ilişki yoluyla yeniden üretilir. Böylece, sembolsel biçimler satılacak mallar olarak muamele edilirler; emtia olmuşlardır; ödenecek servisler olarak veya başka malları veya hizmetleri satmayı kolaylaştıracak araçlar olarak mallaştırılmışlardır. 

Özlüce kitle iletişimi denince kamu veya özel teşebbüs biçiminde örgütlenmiş örgütler akla gelmelidir. Kamu biçiminde örgütlenmeler teorik olarak ekonomik bir kurum değildir. Özel teşebbüs biçiminde olan örgütlenme ekonomik çıkar amaçlı firma tarzıdır. Bu örgütlerin fonksiyonu kendi ve kendilerini yaratan yapıyı faaliyetleriyle tutmak, sürdürmek, geliştirmek ve yüceltmektir. Bu genel amaç doğrultusunda kitle iletişimi örgütleri birbirine bağlı iki işlevi birden yerine getirirler: 

(1) Kendilerinin ve reklamını yaptıkları endüstrilerin mal ve hizmetlerinin satışını yapmak (ekonomik sistemin satışı) 

(2) Kendinin ve kapitalist pazar bilincinin satışı yapmak (bilinç yönetimi işi) 



Share:

TEKNOLOJİYLE ARACILANMIŞ SİSTEM SATIŞI: KİTLE İLETİŞİMİ

İnsan yaşamını kolaylaştırmak için araçlar geliştirir. Bu araçlar insan ilişkilerine ve iletişiminin biçimine eklemeler yapar ve değişiklikler getirir. İnsanlık tarihi sesle, yazıyla ve görüntüyle ilgili teknolojik araçların (kağıt, mürekkep, fotoğraf makinesi, film, radyo, televizyon, telefon, telgraf, kayıt cihazları, uydu, radar, uzaktan kumanda, uzaktan resimleme, uzaktan kayıt, kopyalama, çoğaltma, yayma gibi araçların) geliştirilip artan bir yoğunlukta kullanıldığı bir tarihtir. Özellikle, insanların artan hoşnutsuzlukları, direnişleri ve mücadeleleri karşısında, örgütlü ekonomik ve siyasal egemenliklerin sürdürülmesi ve geliştirilmesi için artan gereksinimler nedeniyle teknolojik araçların geliştirilmesi ve yaygın bir şekilde kullanılması günümüzde geçmişten çok daha fazla öneme ve yoğunluğa sahiptir. Bütün bu teknolojik gelişmelerle egemenliklerin yürütülmesinde yer ve zaman ile gelen kısıtlamaların ve zorlukların önemli ölçüde üstesinden gelinmiştir. Böylece egemenlik ve mücadele örgütlü zaman ve yer üzerinde kurulan kontrolden geçerek yoğunlaşmıştır. 

Kitle iletişimi “kitle medyası” denilen (özellikle basın, radyo ve tv gibi) araçlarla aracılanmış iletişim biçimidir. Kitle iletişiminin başlangıcı olarak bazıları Gutenberg İncil'inin basıldığı 1456 yılını ve bazıları ise basılı dokümanların Gutenberg'in icadıyla gelişen basın tarafından 1540'larda çoğaltılarak basılmasını benimserler (Schramm, 1982:12). Özellikle kapitalist egemenlikle birlikte, kitle iletişimi araçlarının geliştirilmesine paralel olarak, siyasal ve ekonomik pazar için bilginin ve enformasyonun üretimi ve haber denen merkezi dedikodu yoluyla kitleler için bilgisizliğin ve cehaletin üretimi hızla geliştirildi. 

Günümüzde kitle iletişimi kavramı, Türkiye'de medya diye adlandırılan ve özellikle televizyon, radyo, basın, sinema ve son zamanlarda interneti içeren araçlar içine hapsedilerek anlamlandırılır. Bu oldukça kısıtlı ve yanlış yönlendirici bir tanımlamadır. Kitle iletişimi yirminci yüzyılda geliştirilen bu araçlara indirgenemeyeceği gibi, sadece yirminci yüzyıla veya Gutenberg’e ait değildir. Kitle iletişimi, eğer yönetimsel iletişime niceliksel katılma çokluğunu ölçü olarak alırsak, en eski imparatorluklardan beri vardır. O zamandan beri kitle iletişimi kesinlikle kitleler arasında kitlelerin belirlediği gündeme göre kitleler tarafından veya medyayı kullanarak kitleler için yürütülen iletişim türü veya tarzı değildir, olmamıştır ve olamaz. Kitle iletişimi kitlelerin siyasal, ekonomik ve kültürel yönetimiyle ilişkili bilinç ve davranış yönetimi iletişimidir. Bu nedenle, kapitalist toplum öncesinde de kitle iletişimi vardı. Kitle iletişimi, örneğin, eski çağlarda savaş, ayin, merasim, eğlence ve krallar için piramitler ve abideler yapma gibi imparatorlukların yönetimsel gereksinimleri için kitlelerin harekete geçirilmesi ve kullanılması biçimlerinde olmuştur. Bu tür kitle iletişimi büyük çoğunlukla imparatorluk yönetiminin inanç ve fiziksel varoluş üzerinde tekel kurmasından geçerek sağlanmıştır. Teolojinin feodal lordlarla ve ardından milli devletlerle ortaklaşa egemenlik kurduğu orta çağlarda, kitle iletişimi özellikle Avrupa'da Roma kilisesi tarafından kurulan örgüt ağıyla gerçekleştirilen ve kölelik düzenini meşrulaştıran bilinç yönetimi biçimindeydi. Lordların ve kralların meşrulaştırılmış yasal baskı ve kılıç gücünden geçerek "koruduğu" kitlelerin yönetimi bunun tamamlayıcı boyutuydu. 

Kapitalizmin egemenliği ele geçirmesiyle birlikte kitlelerin yönetimi için gerekli araçların kullanılması da kapitalist için yöneten siyasal sistemin ve kapitalist sermayenin kendisinin eline geçti. Gerçi kapitalizm din ile devlet işlerini ayırdı; fakat bilinç yönetiminde her devirde olduğu gibi, örgütlü teolojik yapıyı kullandı ve ruh sömürüsünü hurafeleri destekleyerek yaygınlaştırdı. Bu arada, kitlelere ulaşma araçlarına telgrafı, sinemayı, radyoyu, televizyonu ekledi ve 2000’lere gelindiğinde örgütlü yer ve zaman üzerinden geçerek insanlar üzerinde kontrolü artırmaya internet de katıldı. 

Çağımızın kitle iletişimini önceki kitle ile yapılan iletişimlerden ayıran önemli farklılıklar vardır: 

Modern kitle iletişimi teknolojileriyle enformasyon kopyalanıp çoğaltılır. Eskiden kopyalanma ve çoğaltma belleklerde tutulan ve günlük veya periyodik ayinler ve törenlerde tekrarlanan sosyal eylem ve etkinliklerden geçerek oluyordu. Yazı ve kitle iletişimiyle kayıt, kopyalama ve çoğaltma teknolojik anlamda yapılmaya başlandı. Dolayısıyla, “okuma yazma” gerekliliği ortaya çıktı ve okuma yazma sanki aydınlanmanın bir zorunluluğu gibi sunuldu. Görüntülü medya ile okuma yazma gereği yeniden ikinci plana düştü. Bilgisayar kullanımı sesli komutlarla yapılmaya başlanınca ve görüntülü anlatım yaygınlaşınca, okumak ve yazmak için zaman harcama ve yaratmak için beyin yorma gereksinimi de azalacaktır. 

Kitle iletişimiyle eskinin öyküleme, anlatma ve nakletme insan hafızasında tutma biçimi, yeni teknolojileri kullanarak yönetme biçimine dönüştü. Destanları, ağıtları, olayları, olguları, üzüntüleri ve sevinçleri ifade ve öyküleme yerelin elinden alındı ve kapitalistin merkezi öyküleme, düzmece düzenleme, haber verme ve dedikodu merkezleri olan kitle iletişimi sistemlerinin eline geçti. 

Çağdaş kitle iletişimi araçları kapasitesi çok geniş enformasyon hatlarıdır. İnsanlar her gün sürekli 24 saat sayısız “enformasyon” denen bilinç yönetimi ürünlerinin bombardımanı altındadır. 

Eskiden haberleri toplayan ve yayan insanların (gezginler, tüccarlar, papazlar, müritler vb) yerini günümüzde egemen yapıların ücretli/maaşlı hizmetçisi olan medya profesyonelleri aldı. Bu profesyonellerin çoğu kendilerinin teoride serbest fakat aslında maaşlı serbest-köle olduklarının bilincinde olmadıkları gibi, yaptıklarının doğasını olduğundan tam aksi biçimde algılamakta ve sunmaktadırlar. Kimin (ve neden) gözü, kulağı, bilinci ve vicdanı oldukları hakkındaki düşünceleriyle, gerçek arasında ciddi zıtlık vardır. 

Kayıt, çoğaltma ve yayma teknolojileriyle birlikte, yönetim için bilginin ve enformasyonun ve kitleler için ise cehaletin ve geri-zekalılaştırmanın üretim ve dağıtımında kontrol ve yönetim olasılık ve olanakları büyük ölçüde arttı. 

Medya geniş kitlelerin eğlence, dinlenme ve boş zamanının kolonileştirilmesi için güçlü bir araç haline getirildi. Böylece kitle iletişim araçları insanların dinlenme, eğlenme ve boş zamanının çok önemli bir kısmını harcadığı bir meşgale oldu. 

Boş vakit ve eğlence zamanının örgütlenmesi ve kullanılmasında medyanın kendisi hem merkezi bir konuma geldi hem de yol gösteren temel ajan oldu. 

Kitle iletişim araçları olmasa biz televizyondaki şahane insanları tanımayarak güzelden ve ahlaktan yoksun kalırız; haberler olmazsa bilgisizlikten ölürüz. Kitle iletişimi olmasa Kaliforniya’nın liberal, Madison Avenue’nin reklam, küresel pazarın tüketim, televole’nin eğlence kültürünü alamaz, kültürsüzlükten çatlardık. Kitle iletişimi olmaksızın biz ifade özgürlüğümüzü nasıl kullanabilirdik ki? Kitle iletişimi bizi bize ve anlayışsız yönetime anlat derarak özgürlüğü kullanmamızı ve demokrasiyi geliştirmemizi sağlıyor. Örneğin Show, CNN, Hürriyet Gazetesi, MTV, Kadınca dergisi falan olmasa ifade özgürlüğümüzü kim koruyacak? Evde ailece birbiriyle konuşma, oyun oynama, oyuncaklar yapma, şakalaşma, yemekten sonra dışarı çıkıp birlikte gezme, kendi eğlenceni kendin yaratma gibi kötü huylardan uzak bir şekilde, Tv’nin önünde “eğlenir ve haber alırız. Neyi nerede nasıl satın alacağımızı ve tüketeceğimizi, neyin iyi ve neyin kötü olduğunu öğreniriz; Kısaca bir zamanlar “Tanrı” bizim kurtarıcımızdı, şimdi kitle iletişim araçları kurtarıyor: Kimi kimden ne için kurtarıyorlar? Kimi kime nasıl ve ne için hazırlıyorlar? Sakın bu sorulara cevap vermek için kafamızı yormayalım; kitle iletişimi bizim için cevapları çeşitli paketlerle kolayca yutacağımız, kolayca hazmedip kolayca çıkartacağımız şekilde sunmaktadır. Buna kültür deniliyor: “Fast-food” tıkınıp çıkartma kültürü… Ne dersiniz? 

Share:

İLİŞKİDE SÖZSÜZ İLETİŞİM

Vücut DİLİ baŞarInIn yoludur: VÜcudunuzu kullanIn 

Sözsüz iletişim konuşulan sözü içermeyen ifade, enformasyon verme veya davranış olarak tanımlanabilir. Örnek olarak jestler, yüz ifadeleri, giyiniş, duruş ve ses tonu ile anlatım veya anlam çıkarmadır. Dolayısıyla, sözsüz iletişim, bir ilişkinin söz kullanmadan başlatılması, kurulması ve yürütülmesidir. Sözsüz iletişime son yıllarda yüklenen önem büyük ölçüde geçersizdir, çünkü sözsüz olarak yürütülebilen ilişki “vücut dili şarlatanlarının” dediğinin aksine kişiler arası iletişimde çok sınırlıdır. Yani sevişmenin ve savaşmanın dışında hiç bir ilişkiyi sözsüz olarak bir veya iki saniyenin ötesinde kuramaz veya yürütemeyiz. Günlük yaşamda diğer insanlarla ilişkilerimizin hemen hepsini sözle yürütürüz. İletişimin büyük oranının sözsüz olduğu saçmalamalarının aksine, işaret alfabesini öğrenerek yürütülen ilişki dışında, insanlar arasındaki ilişkilerin sözsüz olarak yürütülmesi 21. yüzyılın koşullarında söz konusu olamaz.[1] İlk çağlarda kendi başlarına toplayıcılıkla yaşayan insanlar belki işaretler, çağırmalar ve sinyallerle günlük yaşamlarının üretimini büyük ölçüde yapabiliyorlardı. İnsanlar topluluklar oluşturdukça ve üretim biçimleri ve faaliyetleri çeşitlendikçe sözsüzün ötesine geçmek zorunda kalmışlardır. Sözlü ve yazılı iletişim, insanın örgütlü yaşamında artan iş bölümüne ve karmaşıklaşan üretim ilişkilerine sözsüz iletişim cevap olmadığı için geliştirilmiştir. Bazılarına göre insanlar ilişkileri sırasında sözsüz olarak milyonlarca sinyaller göndermektedir. O zaman söze ve yazıya ne gerek vardı? Önemli olan on binlerce sözsüz sinyalin varlığı değil, bu sinyallerden geçerek ilişkinin ve iletişimin olmasıdır. Vücudun on binlerce sinyal yaydığını söylemek için bir insan-şarlatan gerekir. Bu şarlatanın da bunu vücut diliyle değil, sözle söylemesi kendi dediğini yadsıması demektir. Vücut dilinin iletişimin yüzde seksenini oluşturduğunu söyleyen kişi bu söylediğinin yüzde kaçını vücut diliyle söylüyor? İnsan iletişiminin yüzde sekseni veya yüzde altmışı sözsüz iletişim olsaydı, sözlü dile gerek duyulur muydu? 

Sözsüz iletişim, “vücut dili” saçmalaması değildir. Resimler ve hareketli resimlerde (sessiz filmde) kelimeler kullanılarak sözlü anlatım yoktur. Onun yerini görüntüyle anlatım vardır. Yazı alfabenin sembol olarak kullanıldığı sözsüz iletişim olarak ele alınabilir. Sözsüzün okunabilmesi anlam üretmek için zorunludur ve ilişkide bulunanların üzerinde anlaşmaya vardığı ortak bir şifre sistemini gerektirir. 

Kişiler arası iletişimdeki iletişim akışına sözsüz iletişim ile (el, yüz, duruş, giyiniş, yürüyüş, ses tonu gibi) birden fazla kanal katılır. Katılan kanalların mesajları tek ortak anlam ifade edebileceği gibi, oldukça öznel değerlendirmelerle karşılaşabilir ve hatta algılanmadığı için iletişimde değerlendirmeye katılmaz bile. 

Sözsüz iletişim toplumsal yaşamda insanın kazandığı ve kendine mal ettiği kişilik özelliklerini ve kendini kendine ve ilişkide bulunduğu diğer insanlara ifade stilinin bir parçasını anlatır. Bu anlatmada değerlendirmeler ve değerlendirilmeler vardır. Bunları yaparken kişi kişilik özellikleri ve ifadesel stiliyle kendini ve diğerlerini kendine yönlendirir, alıştırır; kendini ve diğerlerini kontrol eder; kendi ve diğerleri hakkında düşünerek davranışını biçimlendirir; kendi hareketlerine dikkat gösterir ve hareketlerini kontrol eder; diğerlerinin hareketlerine dikkat eder; böylece kendini ilişki bağlamına ayarlar ve amaç gerçekleştirme, imaj koruma ve ilişki yürütmeyi sağlar. Dikkat edilirse, sözsüz iletişim hem kişiler arası hem de kişinin kendisiyle olan iletişiminde yer almaktadır. 

Kişiler arası iletişimde, kişilerin birbirini gördüğü veya en azından birinin diğerini gördüğü iletişimde sözsüz mesajlar sürekli olarak vardır; fakat mesajın olması ille ki o mesajların alınıp anlamlandırıldığı demek değildir. Çoğu kez de mesajların çoğu alınıp anlamlandırılmaz. 

Sözsüz iletişimi genel olarak ortak kodları olan veya olmayan olarak ayırt edebiliriz. Ortak kodları olan sözsüz iletişim (örneğin evet ve hayır, tasvip etme veya etmeme anlamlarına gelen baş sallama), kodu paylaşan herkes tarafından aynı anlama geldiği için bir dile sahiptir. Ortak kodları olmayan sözsüz iletişim (örneğin bacak bacak üstüne atma, kollarını kavuşturma, başını öne eğme, göz kırpma, göz göze gelmekten kaçınma gibi), ilişkideki öznel bağlama göre ve kişiye sıkı sıkıya bağlı olarak değişir. Çoğu amaçlı ve bilinçli olarak kodlanmamıştır; belirsizdir; muğlaktır; keyfidir; soyuttur. 

Sözsüz iletişim sosyal ilişkide önemli işlevlere sahiptir: 

(a) Kimlik tanımlama: Örneğin, kişinin giydiği, yediği ve içtiği gibi şeylerden geçerek ilişkide yapılan değerlendirme, kullanım ve tüketimle kendini tanımlayan hasta bir dünyada “kimlik” iletişimi yapar. 

(b) Duygusal işlev: Ses tonu, yüz ifadesi, el hareketleri gibi neyin nasıl iletişildiği, duyguların iletişimini yapar. 

(c) Güç ve statü iletişimi ve işlevi: Nasrettin Hoca’nın kürküne bakarak Hoca’yı değerlendiren, biçimin özün önüne geçirildiği hasta dünyada, kürkü giyen Nasrettin Hoca’nın statü belirlemesinden geçerek ikna gücünü artırır. 

(d) Regülatör/düzenleme işlevi: Örneğin yanıt verme, onaylama, kabul, red, durdurma, devam et ve anladım gibi anlamlara gelen dokunma, baş sallama, bakış, el hareketleri kullanarak karşılıklı konuşmanın düzenlenmesine yardım eder. Bunlar iletişim sırasında bir tür “trafik işareti” görevini görürler. Böylece sözsüz iletişim paylaşılan sözsüz semboller yoluyla iletişimin akışında düzenleyici rol oynar. 

(e) Resmetme işlevi: Sözlü kelimelere eşlik eder ve vurgu ile ekleme yapar. (El ile kaçan balığın büyüklüğünü gösterme) 

(f) Pekiştirme işlevi: Sözü pekiştirir. 

(g) Yadsıma: Sözü tam aksine kasıtlı olarak yadsır. 

(h) Sözü tamamlama işlevi. 

(i) Sözü kelimelerin anlattığından daha güçlü olarak veya daha farklı olarak anlamlandırma 

(j) Dikkat çekmek için vurgulamayı sağlama (örneğin masaya vurma, sesini birden yükseltme); 

(k) Sözün yerini alma: Sözle olan bir anlatımın sözsüz olarak bir işaretle yerini alır (örneğin evet anlamına baş sallama, Amerikalılarda küfür yerine orta parmağın gösterilmesi). 

Sözsüz iletişim türleri aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir (Tablo 2): 

Tablo 2. Sözsüz iletişim türleri 



Yer ve mesafe tutma 

Dokunma 

Jestler 

Göz ve bakış 

Zaman ve statü kullanımı 

Ses dili 

Maddeler ve Eşyalar 

Fiziksel görünüş 

Proxemics 

Haptics 

Kinesics 

Occulecsics 

Chronemics 

Paralanguage 

Artifacts 

Physical appearance 


Mekan ve Mekanda Mesafe Tutma (proxemics) 

Mekan/yer konusu alan (territory) ve kişisel mesafe (proxemics) olarak iki temel alana sahiptir. Mekan ev, ilişkisel ve kamu mekanları gibi çeşitli biçimde gruplandırılır. Fakat mekan örgütlülük biçimi veya yoğunluğuna göre ayrılır ve anlaşılmaya çalışılırsa daha anlamlı olur. Mekan insanın bir alanda/bölgede yaşayan (territorial) hayvan olduğu iddiası ötesinde, mülkiyet yapısı ve ilişkilerinin örgütlediği yerdir. Bu yerlerde egemenlikler perçinlenmeye ve yürütülmeye çalışılır; bu yerlerde mücadeleler verilir. Bu yerlerde sevgiler ve düşmanlıklar paylaşılır. Bu yerlerde ücret politikaları uygulanır ve bu yerlerde kölelik demokrasi olarak satılır. Bu yerlerde doğruyu yapmaya çalışana özel çıkar, kin ve kıskançlık gibi nedenlerle komplolar kurulur ve şantajlar yapılır. Bu yerlerin dekor ediliş biçimi, mimari stili ve iç mekanın düzenlenişi örgütlü yaşamın bu yerdeki özelliklerine göre değişir. 

Yerin kullanımı (kimin nasıl ve hangi koşulda kullanacağı) mekanın örgütlü insan ilişkilerinin özelliklerine göre biçimlenir. Oda genişliği; koku; renk ve ışıklandırma her örgütlü mekanda, amaca göre az veya oldukça ayrıntılı bir şekilde düşünülerek yapılır. Beklenen rolleri odanın düzenlenişi pekiştirir; bürodaki her şeyin pozisyonlandırılma ve yerleştirilme biçimi güç ve statü göstergesi ve bununla ilgili davranış kalıpları beklentisini işaret eder. 

Kişiler ilişkilerinde diğer insanlarla mekan kullanımında belli bir mesafe koyarlar. Hall bu mesafeyi dört ana grup altında toplamıştır. 

(a) Samimi (intimate) kişisel mesafe: Kişinin kendine en yakın olan birkaç kişi için ayırdığı fiziksel uzaklık bakımından en yakın alandır. Bu alanda dostluk ve sevgiler paylaşılır. 

(b) Resmi olmayan kişisel mesafe: kişilerin yakın arkadaşlarıyla, yakınlarıyla ilişkide bulunduğu alandır. 

(c) Sosyal ilişki mesafesi: Bu insanların sosyal ilişkilerde diğer kişilerle tuttuğu mesafedir. 

(d) Kamusal mesafe: örneğin parkta insanlarla tutulan mesafedir. 

Kişisel uzaklıkta, Hall, Burgoon ve diğerlerinin koyduğu mesafe ölçüleri ilişkinin örgütlü yer bağlamının doğasından yoksun ve genellikle geçersiz ölçülerdir. Bu ölçülere göre, samimi uzaklık sıfır ile 45 cm arasıdır. Kişisel mesafe 45 ile 120 cm; sosyal uzaklık 120 cm ile 3 metre; kamusal uzaklık 3 metre ile sonsuz olarak belirlenmiştir. Bazıları öğrencilere bu mesafeleri ezberletir ve sınavda sorar. Normal zekalı biri mesafenin öncelikle örgütlü mekanın özelliklerine göre değişeceğini, dolayısıyla bu mesafelerin geçersiz olduğunu bilir. Örneğin bir asansördeki 30 cm uzaklık kişisel yakınlık mesafesine girer; fakat aslında eğer asansördeki kişileri tanımıyorsanız, o 30 cm yakınlık kamusal mesafe tanımı içine girer. Ayrıca, mekanın örgütlü doğası yanında, kişiler arasındaki uzaklığı belirleyen kişiler arasındaki duygusal yakınlık ve kültürel geleneklerdir. Kişiler duygusal yakınlığa göre, aralarında mesafe koyarlar. Bu mesafe de duygusal yakınlık yanında örgütlü mekanın belirlediği kültürel ilişkilerin doğasına göre belirlenir. İki sevgili olabilirsiniz ve evde kucak kucağa oturabilirsiniz, ama ev dışı bir çok mekanda bunu yapamazsınız; ancak kültürel olarak “ normal olan” yakınlığı gösterirsiniz. 

Kişiler arası iletişimde tarafların beklentileri iletişimin biçimlenmesi ve gidişinde önemli bir rol oynar. Beklentilerin uyumu ve bu uyumu sağlamaya çalışma veya çalışmama ilişkinin doğasını önemli ölçüde etkiler. Beklentilerin gerçekleşmemesi veya kasıtlı veya bilinçli olarak karşılanmaması ilişkiyi belli bir yöne götürür. Jude Burgoon'un “beklenti ihlali” yaklaşımına göre, insanlar ilişkilerinde kişisel uzaklık beklentilerine sahiptir. Yaklaşıma göre, beklentiler insanların etkileşim kalıplarına, birbiri hakkındaki izlenimlerine ve ilişkilerinin sonuçlarına önemli etkiler yapar. Beklentilerin ihlali diğer kişinin dikkatini ihlal eden kişiye ve ihlalin kendisinin anlamı üzerine toplar. Eğer birisi beklenenin veya normal olarak kabul edilenin ötesine giderse, diğer kişi hemen bunu değerlendirme tarzına geçer (McClish, 1997). Örneğin birisinin beklenilenden fazla göz süzmesi, beklenenden fazla ilgi göstermesi, hemen diğerinde bu ihlal ile ilgili olarak "neden?" sorusuyla başlayan değerlendirmeleri ortaya çıkartır. Bu değerlendirmede elbette o an ve gelecekle ilgili potansiyel zarar ve fayda/çıkar hesapları vardır. 
Dokunma: Haptics 

İletişimde insanlar ilişkinin doğasına ve duygusal paylaşıma göre birbirine dokunurlar. Dokunma sözsüz bir şekilde duyguları ileten bir iletişimdir. Her ilişki biçiminde olduğu gibi burada da paylaşma, karşılıklı istemle katılım veya egemenlik, zorlama ve istemeyerek katılma olabilir. Dokunma kişiler arası sevme, yakınlık ve dostluk gibi duygular, güç ve statü gibi kültürel faktörlerle bağıntılıdır. Dokunma örneğin belli bağlamlarda dostluğu ve sevgiyi ifade eder. Farklı bir bağlamda saldırı veya tecavüz olarak nitelenir. Bazı bağlamlarda “sahte ilgi ve yakınlık” olarak değerlendirilir. 
Jestler: Kinesics 

Sözsüz iletişim denildiğinde akla ilk gelen jestlerdir. Kinesics jestlerin kullanımıyla ilgilidir. Jestlerin doğru anlamlandırılması kültüre ve kullanıldığı bağlama sıkı sıkıya bağlıdır. Jestler çeşitli türde olabilir: 

Amblemler: Bu tür jestler el sallama, el kaldırma, parmak gösterme gibi anlamı tamimiyle açık ve belirgin olan, kendi başlarına kullanıldığı bağlamda açık bir anlam ifade eden hareketlerdir. 

Tasvir ediciler: Bazen jestler sözle söyleneni açıklamak veya göstermek için kullanılırlar. Kaçan balığın büyüklüğünü göstermek için iki el ile uzunluk belirtilir. Söyleneni duymayan ve bağlam dışında olan bir kişinin el hareketini doğru olarak anlamlandırma olasılığı çok azdır. 

Göstergeler: Gülme, ağlama, bağırma, susma ve yüz ifadeleri iletişimde kişilerin duygularını ve değerlendirmelerini işaret eden göstergelerdir. Göstergeler de ilişkinin olduğu bağlama göre anlam kazanır. Ağlayan biri sevinçten ağlıyor olabilir. Gülen biri sevinçten değil, sinirinden gülüyor olabilir. Bağırma öfkeden veya acıdan olabilir. Susmanın çok çeşitli nedenleri vardır, dolayısıyla farklı bir şeyi ifade ediyor olabilir. 

Düzenleyiciler: Kişiler arası iletişimde insanlar baş sallama, bakışlar, el hareketleri gibi jestler kullanarak ilişkiyi düzenlerler. Bu jestlerde de anlam bağlama göre farklılık gösterir. 

Uyarlayıcılar: Kişiler arası ilişki sırasında insanlar bilerek veya farkında olmadan el hareketleri kullanırlar, ellerini ceplerine sokup bozuk parayla oynarlar, sağa sola yürürler, başlarını kaşırlar, kravatlarını düzeltirler, saçlarını elleriyle tararlar. 
Bakışlar: Occulecsics 

İnsanlar ilişkilerinde gözlerini görme ötesinde kullanırlar. Bu kullanım bakışma, göz süzme, bir anlık bakış, gözlerini yere indirme gibi şekillerle ilişkiye isteyerek veya farkında olmadan anlamlar katar. İletişimde bakışlar (veya gözle konuşma) iletişimdeki amaca, diğer kişiyle olan ilişkinin doğasına, duygulara, beklentilere, güç ilişkisine, iletişimin yer ve doğasına ve özel bağlamına göre farklı anlamlar taşır. Göz göze bakışma bir yakınlığı ifade edebileceği gibi düşmanca bir bakışma da olabilir. Gözünü yere indirmenin üzüntü, korku, kuşku, sakınma, çekinme, kabullenme gibi birden fazla anlamları vardır. 
Zaman : Chronemics 

İletişimde insanlar zaman ve statü kullanımını kültür ve teknolojiye bağımlı şekilde sözsüz olarak da ifade ederler. Zaman diliminin beş vakit namaza göre belirlendiği bir kültürde, örneğin buluşma öğleyin olacaksa, bunun dakika olarak bir ölçüsü yoktur. Güneş tepede olduğunda gidilip beklenir. Zamanın kullanımı güç/iktidar ilişkilerinde, örneğin güçsüzün randevuya veya işe erken veya zamanında gelmesini gerektirir; geç gelmek risk almak demektir. Güçlü beklemez; bekletir. Güçsüz bekletemez, fakat bekler. Güçlü geç geleni vakit kaybına neden olduğunu söyleyerek azarlayabilir veya maaşından kesinti yapabilir. Bekletme güç gösterisi olarak kullanılabilir. Akşam dokuzda başlayan partiye, saat yedideki nikah törenine, saat beşteki iş mülakatına, ne zaman gidersin? Zamanında, zamanından önce veya zamanından sonra gitme, o zamanı kimin örgütlediği ve bu örgütlenen zamanda bireyin konumu, ödül ve risk ile ilişkilidir. 
Ses dili: Paralanguage 

İletişimde sözü kullanırken ses tonumuz, sesimizin yüksekliği, konuşmamızın yavaşlığı veya hızlılığı, vurgulamalar, sözsel olmayan sesler, telaffuz, dili kullanma becerisi ilişkinin doğasının belirlenmesi ve yürütülmesinde katkıda bulunurlar. Ses ilgiyi veya ilgisizliği, mutluluğu veya mutsuzluğu, öfkeyi veya sevinci, içtenliği veya samimiyetsizliği, şaşkınlığı ve depresyonu anlatıyor olabilir. 

Sesli olan fakat sözsel olmayan (acı, sürpriz gibi durumlarda çıkartılan) sesler de günlük ilişkilerde kullanılır. 

Neyin nasıl söylendiği, söylenenin tam tersi anlam yüklemek için söylenmiş olabilir: “Seni seviyorum”, veya “şahane”, “inandım”, “oh ne güzel” gibi sözler tam tersi anlama gelecek biçimde söylenebilir. 

Kültürün özellikle okul çağı öncesindeki çocuk tarafından (örneğin dilin, giysilerin ve takıların kullanımı, giysilerin ve davranış biçimlerinin) benimsenmesi sürecinde, çocuğun günlük gözlemlerinde sözlü anlatımdan çok sözsüzden geçerek sosyalleşme vardır. 
Maddeler: Artifacts 

Kapitalizmin maddeye tapınmayı ve değerini tüketimden geçerek kazanmayı ön plana çıkarmasıyla, İnsanlar arası ilişkide giyilen, yenen, içilen ve kullanılan şeyler büyük önem taşır. Özellikle öz değerini yitirmiş insanlar şeyler yoluyla değer kazanır ve kaybederler. Ofis duvarlarında diplomaların ve alınan ödüllerin sergilenmesi, arabaların camlarına sloganlar taşıyan yazıların yapıştırılması, evlerin önünde bayrakların sallandırılması, giyinen ayakkabının markası, çorabın rengi, içilen sigara ve değer atfedilen şeylere sahiplik sigaranın markası insanlar arası ilişkinin/iletişimin başlatılması, yürütülmesi, geliştirilmesi, çatışmaların çıkması ve ilişkinin son bulmasında önem kazanırlar. Günümüzün insanı bu şeylerle kimlik kazanarak ve kimlik satarak “birşeyleşir”. 
Fiziksel Görünüm 

Fiziksel görünüm ilişkinin başlayıp başlamamasına ve sürdürülen ilişkinin doğasına önemli ölçüde etkide bulunabilir. Fiziksel görünüme göre değerlendirme göz renginden, saça, boya, şişman veya zayıf olmaya, dişlerin düzgünlüğü veya aralıklı olmasına kadar çeşitlenir. Fiziksel görünümle ilgili değerlendirmelerde kültürel değerlerin önemli bir rolü vardır. Günümüzde bu değerleri önemli ölçüde belirleyen ve yöneten kozmetik ve moda endüstrileri olmaktadır. Dolayısıyla, fiziksel görünüm bu endüstrilerin işlediği, kullandığı ve sömürdüğü bir öğedir. Yiyecek endüstrilerinin ürünleriyle şişmanlatılan insanlar, gene yiyecek endüstrilerinin diyet ürünleriyle “normal” denen ölçülere gelmeye zorlanır. Bir taraftan tıka basa yerken, diğer taraftan diyet kola içilir. Endüstriler fiziksel görünümden rahat ve memnun olan insan asla istemez; tam aksine fiziksel bakımdan en uygun insan bile kendi görünümünden memnun olmamalı ki endüstrilerin kullanım ve tüketim tuzağına düşsünler. Bu tuzak insanlar arası yüz yüze ilişkilerde fiziksel görünümle ilgili duygu ve duyarlılıklarla gerçekleştirilir. Bu duyarlılık görüntünün özü tanımladığı egemen ortamda yeşerir ve büyür. 




[1] Sevişme gibi dokunmalarla olan ilişkide insanlar birbirlerini ne kadar anlıyor ve ne kadar duygu ve sevgi paylaşıyorlar dersiniz? Bilinebilir mi? Savaşta da…
Share:

Bu Blog'da Ara (search in this blog)

Translate (Başka dile çevir)

Çok Okunanlar

YENİLER

Labels Etiketler

Burs ve Kitap

Kitaplar BEDAVA

Kitaplarımın hiçbiri kesinlikle satılık değildir; ama bazlarını internetteki kitapcılşarda bulabilirsiniz.  Gerçi birkaç öğrenciye burs v...