CİLALI BAŞ DEVRİ 21. YÜZYILDA İNSANLIK:
İdeoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İdeoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kitaplar BEDAVA

Kitaplarımın hiçbiri kesinlikle satılık değildir; ama bazlarını internetteki kitapcılşarda bulabilirsiniz. 

Gerçi birkaç öğrenciye burs vermek için  bir banka hesabında yeterince para ayırdım. Fakat daha fazla sayıda öğrenciye burs vermeme katkıda bulunmak için eft ile (alıcı: irfan erdoğan, açıklama: burs hesabına öğrencilere burs vermeye katkı, 
İban no: TR46 0010 9000 4000 8638 0500 01 
bursa katkı için para gönderenlere,  istedikleri kitabımı/kitaplarımı  teşekkür için bedava göndereceğim.

Burs katkıda bulunacak durumda değilseniz, bana adresinizi yazarsanız,  size istediğiniz kitabı bedava gönderirim. 

NASIL?  EPOSTAMA İSTEDİĞİNİZ KİTABIN ADINI  ve kendi adresinizi yazın.  epostam: erdogan.irfan@gmail.com (isterseniz telefon edebilirsiniz: 536 957 2447)



Share:

Televizyon Reklamlarında Gündelik Hayatın Temsili: Seks ve Çikolata



 
Televizyon Reklamlarında Gündelik Hayatın Temsili: Seks ve Çikolata

İrfan Erdogan


Gündelik hayat

Gündelik hayat denildiğinde her gün rutin ve rutin dışı süren yaşamımızdan bahsediyoruz. Dolayısıyla, gündelik hayatı anlamak ve incelemek tüm hayatı anlamak ve incelemektir. Biz bunu gündelik yaşamdan bir örnek veya örnekler seçerek yaparız. Bu örnekle, İnsanın yaptıkları, yapmadıkları, yapamadıkları, düşündükleri, düşünmedikleri ve hissetlikleri ve hissetmedikleri üzerinde dururuz. Bunu yaparken, bazen “insanın kendini günlük yaşamdaki ifadelerini” yüceltir ve gerçeğin yansıması, kamuoyunun örneği, aktif ve bağımsız iradenin ifadesi, insanların istekleri, umutları, beklentileri, sevileri olarak sunarız. Bu sunumu yaparken, gündelik hayatı sanki insanın kurduğu ve yönettiği bir şeymiş gibi ele alırız. Daha kötüsü, “gündelik hayatın bu hayatı yaşayanlar tarafından ifadesini” özgür iradenin ve rasyonel varlığın kendisini anlatması olarak kabulleniriz. Buna benzer birçok ön kabullerle geliriz. Böylece, ciddi hatalar yaparız.

Gündelik hayatın sömürgeleştirilmesi: Popüler kültür

Popüler kültür, gündelik hayatı sömürgeleştiren bir kullanım ve tüketim kültürüdür. İnsan eğer popülere katılmazsa veya kazara popüleri yakalayamazsa, popüler bir şekilde tedirgin edilir ve tedirgin hisseder; huzursuzdur. Popüler medya, madde bağımlı duruma gelmiş popüler kullanıcıyı özgürlük mitleriyle besler. Popüler siyasal, ekonomik ve kültürel pazarda emeğiyle üretime ve dağıtıma katılan ve bölüşümden ona verilenle serbest köleliği garantilenen insan, popüler olmayan kendine kendi olarak bakmaktan korkar; kendini kendinden çalan popülerlere kurtarıcı olarak sarılıp özgürlüğünü, kimliğini ve kendini bulup rahatlar: Bu yolla kendinin sandığı “önemli kendi” olur. Bunu her gün sürekli yapmak zorundadır. Böylece kitle üretimi yapan endüstriyel yapıda insan materyal ürünleri, bu materyal ürünü yaratan üretim biçimi ve ilişkilerine uygun bilinci taşıyarak yaratır.
Zaman ve dil sınırlarını aşan popülerlerin en popüleri seks ve seksüel tatmin ve umut satışıdır... Popülerlerle paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve popüleri boğazlarına takarlar, saçlarına ve yüzlerine sürerler, midelerine indirirler, üstlerine giyerler, kulaklarına ve vücutlarının başka yerlerine takarlar, ayaklarına giyerler. Bu yolla popülerin popülerleştirilme sürecini tamamlarlar. Bu tamamlamada, tüm pazar mekanizması memnun gülümser.
  
Tüketim ve seks

Seks ilişkisel kullanımdan geçerek fizyolojik ve psikolojik “doyum sağlama olarak” sosyalleştirilip normalleştirildiğinde,  “tüketme” de kolayca amaç yapılabilir ve popülerleştirilebilir. Bireysel değer satışında,  “ne kadar çok” ve “ne kadar farklı” tüketirsen ile ölçüldüğünde, değer kazanma “cebindeki paraya” (satın alma gücüne) göre biçimlenir. Zaten tabularla, ideallerle, yasaklarla ve günahla ilişkilendirilmesi nedeniyle seks tarih boyu ciddi şekilde zorlaştırılan bir insan ilişkisidir. Elbette, toplumsal engeller gelince, onunla birlikte alternatif çözümler üretilmeye başlanır. Bu çözümler en az iki grup içine düşer. Birincisi “gayrimeşru, tasvip edilmeyen, onaylanmayan, kınanan“ çözümlerdir. Bu çözümler en eski mesleğe başvurmaktan, kendi kendini tatmine, homoseksüelliğe ve bir hayvanı kullanarak tatmine kadar çeşitlenir. Bu tür gereksinim gidermeyle ilgili olarak dünyada yaygın bir porno ve alet edevat endüstrisi ve gayri-meşru “evler” ve  “yerler” bulunmaktadır. İkincisi ise, meşru çözümlerdir. Bu meşrulaştırılmış çözümlerin başında evlilik gelir. Evlilik elbette her endüstri için değişen ölçüde faydalıdır. Bu fayda aynı zamanda, düşüncelerle, inançlarla ve tutumlarla desteklenir ve bu destekten hem meşrulaştırılmışlık sınırı içinde iş gören hem de bu sınır dışında iş gören ekonomik, siyasal ve kültürel sermayeler/güçler fayda elde ederler.
Seks, popüler medyanın sürekli olarak işlediği en popüler konulardan biridir.

Televizyon ve günlük hayat öykülerinin merkezileşmesi

Televizyon örgütlenmiş merkezi temsil sistemidir. Bu temsili televizyon programları denen anlatı türleriyle yapar. Bu temsil örgütlenmiştir, çünkü günümüzde bir endüstriyel egemenliğin materyal üretim ve ilişki tarzını meşrulaştıran faaliyetler ağını düzenleyen medya endüstrisinin gözde parçasıdır. Merkezileşmiş bir anlatı sistemdir, çünkü artık haber dahil anlatı üretimi ve dağıtımı bu endüstriyel yapı tarafından yapılır ve çoklu merkezlerden yapılsa bile Russia Today (Rusya),  CCTV9 (Çin), CNBC-e, Al-Jazera, CNN-İnt, Press Tv (İran), France24, BBC-World, TNT, TV8, ve her ülkedeki tüm televizyonlar küresel pazarın profesyonel anlatı biçimini öğrenmiş ve becerili bir şekilde kullanmaktadırlar. Ülkelerde halkın ve yerelin artık kendisi için kendi anlatısını üretmesi (örneğin, kendi dedikodusunu üretmesi) ortadan kaldırılmış veya bir köşeye itilmiştir: Dedikodu dahil, yerelin gündemindeki her şey medya endüstrileri tarafından paketlenmiş ve yayılmış ürünlerden oluşmaktadır. Bu paketlerde “gündelik hayatta normalleştirilmiş egemenlikler” “köpeğin her gün insanı ısırması” olduğu için, habere ve programa konu yapılmaz. Ücret politikaları, iş koşulları, “kriz var” diye milyonlarca insanı işten çıkarmalar gibi normalleştirilmiş “ısırmalar” medya gündeminde olmaz. Onun yerine, “köpek insana ısırtılır” (örneğin, Iraklı bir muhabir Bush’a ayakkabı fırlatır) ve çoğu kez “haber olmaması gereken olaylar” haber yapılır: Bu olaylarda halktan olanlar hep kötü, rezil, iğrenç, utanç verici, aşağılık, çağ dışı şeyler yaparlar.   
 
Televizyonda gündelik yaşamın ifadeleri, siyasal dedikodular, eğlence kültürü, seks, içki, müzik ve moda ile çerçevelenerek temsil edilir. Haberler çoğunlukla dedikodular biçimindedir; cinayetler, trafik canavarına yüklenen kazalar, görünüşleri ve yaşam tarzlarıyla tüketim aptallığının temsilcisi olan sanatçılarla yapılan show'lar televizyonda egemen durumdadır. İnsan ilgisi hep seks ve seksle karışık eğlence mi ki medya büyük ölçüde bu "ilgileri" sömüren sunumlar yapıyor? İnsan ilgisi barınak, ekmek, iş ve gelecek kaygısını içermiyor mu ki medyada bunlar çok ender sunulmaktadır ve sunulduğunda ise sulandırılmakta ve bireyselliğe indirgenmektedir? Seks ve tüketime yönelik sunumlarla hangi endüstriyel yapıların reklamı ve satışı yapılıyor?

Televizyonda günlük hayatı kurgulayan popüler durum-komedileri, önce bir problem veya gerilim sunarlar, ardından bunu önceden hesaplanmış bir zaman içinde güldürü katarak çözerler. Bu problem ve çare modeli bütün problemlerin (veya yanlış anlamaların) var olan toplum içinde tatlılıkla çözülebileceğini vurgular. Eğer sorun, örneğin, ahlaki bir çelişkiyse, çoğunlukla geleneksel ahlak anlayışını destekleyecek şekilde çözümlenir. Televizyon melodramları çatışmalar, acı çekmeler, gözyaşları, öfkeler, kötülükler, dalavereler, dolaplar ve sonunda hep ahlaki çözümlemelerle doludur. Melodramlarda ağırlık şiddet ve seks üzerinde toplanır, iyi ile kötü arasında yoğun bir çatışma sürer. İyiyi ve kötüyü, ahlaklıyı ve ahlaksızı tanımlamada kesin belirli kodlar kullanılır. İyi ve kötü, ahlaklı ve ahlaksız arasındaki çatışma iyi ve ahlaklının kazanması düzenin yeniden kurulmasıyla sonuçlanır. Amerika dahil birçok ülkede televizyonda seks ve şiddeti kınayan sağcı örgütler gerçekte bu programların neyi desteklediğini bile anlayamamışlardır. Bu da genellikle kendi anlayışlarını kendi bildikleri yolda yaymak için televizyonu kontrol etme çabalarından kaynaklanır.
Programlarla verilen imajlar ve hikayeler günlük hayattaki problemleri çözmede yeni mitolojiler üretirler. Bu mitolojiler basit anlamıyla endüstriyel ve kurumsal yapıları ve pratikleri açıklayan, öğreten ve haklı çıkaran öykülerdir. Bu mitler insan hayatında önemli olan sorunlarla ilgilenir; insanların ölümle, şiddetle, aşkla, seksle, işle ve toplumsal çatışmayla uzlaşmalarını çekici çerçeveler içinde mümkün kılar. Gangsterlere, savaşa, devrimcilere, teröristlere, katillere, haydutlara ve yabancılara karşı güçsüz kalan toplumu, süperman, Arka Sokaklar’da kötü adamlara korku salan süperpolisler, Adanalı, süper örümcek adam, Batman gibi süper kahramanlar korurlar. Mitsel güçler tarafından çoğunlukla kötülerin kullandıkları aynı yöntemi kötülere karşı kullanarak çözümleme popüler ürünlerin çoğunda egemendir. Bütün bunlar belli bir ideolojiyi, özellikle Amerika’da baskın olan düşünü tarzını ve toplumsal otoriteye boyun sunmayı iletir. Bu mitler egemen örgütlenmeleri ve yaşam tarzlarını doğasallaştırır, kişileri topluma uyarlamayı sağlayacak şekilde duruma çözüm getirirler.

Seksin temsili: televizyonda reklam

Televizyon paketlenmiş anlatılarının hepsi gündelik hayatın bir veya birden fazla yanını değişen biçimlerde temsilini de içerir. Bu temsil biçimlerinin, istisnasız hepsinde seks bir şekilde yer alır. Seksin temsili, seks denen sosyalleştirilmiş doğal insan gereksiniminin ve bu gereksinim için gerekli ilişkinin amaçlı kurgulanması şeklinde olur. Bu amaçlı kurgularla, insanlara düşünceler ve bu düşüncelerin meşrulaştırdığı veya gayrimeşrulaştırdığı ilişkiler hakkında bilişler işlenir, işlenmiş bilişler yeniden-üretilir.
“Seks” deneni amaçlı bir şekilde kurgulayarak kullanan örgütlü anlatı yapılarından biri de televizyonu iletme aracı olarak kullanan reklam endüstrisidir. Reklam endüstrisinin “seks” kurgularının hepsi de gündelik yaşamda insanın kendisini nasıl ifade ettiğiyle ilgilidir: Yemek, içmek, eğlenmek, sevmek, haz duymak, mutlu olmak, değer kazanmak, kimlik oluşturmak ve kimliğine eklemeler yapmak, hayatta beklentilere sahip olmak gibi insanın günlük yaşamındaki her şey bir şekilde “seks” kullanılarak belli endüstriyel amaçlar için yönlendirilmeye çalışılır. Bu yönlendirmedeki amaçlar somut çıkarlarla doğrudan bağıntılı olabilir. Seksin bu şekilde kullanımında, insanlara en azından bir ürün/marka çağrışım yoluyla hatırlatılır. O tahrik edici hareketi ve/veya sergilenmiş eti (pazara sunulan kadın vücudunu) gördüğümüzde, aklımıza hemen ürün/marka gelir. Bu akla gelişle birlikte, ürünün/markanın yerleştirilmiş imajlarıyla “avlanırız.” Bu yönlendirmedeki amaç, somut çıkarlarla doğrudan olabileceği gibi, dolaylı olarak da bağıntılı olabilir. Seksin bu tür kullanımında, “düşünce” veya “ilişki” işlenir ve bu düşünce ve ilişki ürün/marka ile bağlanmaz: Bu bağı biz kurarız. Seksin kullanımı “seksist” veya “antiseksist” kurgulama biçiminde olabilir. Seksin kullanımı sanki kadın haklarını savunuyormuş gibi de kurgulanabilir. Seksin kullanımı basit bir “et sergileme” biçiminde inşa edilebilir (araba yıkayan çıplak, genç ve güzel kızlar). Seksin kullanımında seks yapmadan seks yapan kadın faaliyeti de inşa edilir (Nestle çikolatasını yiyen genç kız); bu tür kurguda, eylem görsel ve gerekiyorsa sözel anlatıyla öyle bir şekilde düzenlenir ki, örneğin, metonim veya metaforik anlatı yoluyla, seks iletişime sokulur.[1] 

Seks kullanan kurguda daima “gündelik hayatta bir yerde bir şekilde bir durumdaki insan (bazen birden fazla insan) vardır. O insan ele alınan gündelik durumunda, bir “soruna” en tercih edilen çözümü üretmesi gerekir ve bunu da üretir. Gündelik durumu ve durumda sorun hemen her seferinde (a) ya fiziksel haz veren (fiziksel doyum sağlayan) (b) ya fiziksel hazdan geçerek sosyo-psikolojik bir gereksinimi gideren, (c) ya da herhangi bir sosyalleşmiş gereksinimi karşılayan çözümle son bulur: Satan memnun ve alan memnun, İrfan’a da n’oluyo? Çözümle son bulan insanlık durumu ve bu durumdaki sorun da, çoğu kez yemeyle veya içmeyle ilgilidir. Fakat “yeme” veya “içme” sorunu, “statüye” ve bir şekilde aşk ve sevgi gibi insan duygusu ve ilişkisine bağlanır. Bu bağ aptalca da görünse, bu bağla engellenmiş, bastırılmış, seks için olanakları ve durumu müsait olmayan insanlara (ki bunun anlamı nüfusun büyük çoğunluğu demektir) kolay çözüm sunulur: Yeme ve içme faaliyetinde seksüel haz çıkarma ve böylece vekaleten seks ile kendini tatmin etme.[2]

Vekaleten tatmin engellenmişe tanınan, fakat muhtemelen birilerine ekonomik fayda sağlayan bir tatmin faaliyeti olmazsa, “günah, ayıp, kötü,” sayılan ve hatta “yaparsan kör olursun” diye bireye korku verilen bir seçenektir. Bu seçenek bastırılır, engellenir. Bu engellemeler üzerine,  Televizyon seyretmekten, bir şey içmek ve yemekten, ANKAMALL’da “boş vakit değerlendirmekten” geçerek yapılacak vekaleten tatminlerin reklamı ve promosyonu inşa edilir. 
Vekaleten tatmin arayışı, tatmin elde etmek “normal olarak” yapılan faaliyet yapılmadığı veya yapılamadığı zaman ortaya çıkar. Yapamamanın nedenlerini  “koşulların” ve  “olanakların” ortadan kaldırılması veya “zorlaşması/zorlaştırılması” olarak özetleyebiliriz. Sunulan alternatifler ikame olarak görünebileceği gibi, asıl gibi de sunulabilir: Çikolata veya dondurma veya herhangi bir ürün, her zaman yeni hazlar için kolayca erişilebilir, psikolojisi yoktur, “onu düşünme” veya “seni yarı yolda bırakma” gibi bir kaygı da yoktur.

Reklamlarda seksin kullanımı örnekleri

Duygusal bağla bağlı iki kişinin günlük yaşamından bir kesit sunulur: kız sevgilisini yolcu edecektir. Vedalaşırlar ve erkek trene biner. Bu kurgu oldukça olağan günlük yaşam durumlarından biridir. Fakat birden bire “sıradışı, olağanüstü, heyecan verici, tatmin edici, doyurucu olan sunulur: Kız hemen gizlenir ve çikolatayı açıp, Daha tren hareket etmeden sevgilisini kandırır. Ardından, kandırma ve vekaleten seks meşrulaştırılır: Sevgilisi onu çikolata ile oral seks yaparken yakalar. Kız hiçbir suçluluk hissetmez; yemeden alınan seksüel haz, yakalanmanın heyecanıyla hem devam ettirilir hem de farklı bir alana taşınır. Bu alanda, kız kandırdığı için pişman olmalı veya utanmalıdır. Hayır, öyle olmaz, bu tür kurguda öyle olmamalıdır. Onun yerine bir haz bir diğer hazla tamamlanır: yakalanmanın verdiği haz. Kız en az iki hazla mutlu.
Reklamla ilgili etkinin, diğer tüm örgütlü iletişimlerle desteklenen biriken bir etkidir. Bunun en belirgin göstergelerinden biri, yukarıdaki reklamı anlatırken belki de 20 sene kadar önceki bir reklam geldi aklıma ve bu reklamın aklıma gelmesini ben istemedim: Kendisi geldi. O reklamda, önce bir gerginlik işleniyor: Normal ile normale ters düşen alışkanlık arasındaki gerginlik: Kız evde. Diyet yapıyor. “La Yogurt” yemek istiyor ama yoğurt yağlı (şişmanlatıcı ve zararlı). Ama canı çekiyor. Evin içinde buzdolabına bir gidiyor bir geliyor. Gergin. Zorlanıyor. Mücadele.

Gerginliğin çözümü:  Dolaptan yoğurdu alıp, bize La Yogurt’u göstere göstere büyük zevkle yiyor. 
Normalin, endüstrilerin yönettiği fiziksel haz (ve alışkanlık) önünde yenilgisi: Kaşıkta kalan son yoğurt parçasını zevkle yalarken, “yedim ve hiç de suçlu hissetmiyorum” diyor kız mutlu bir şekilde. (Bunu yazarken, birkaç gün önceki haber aklıma geldi. Bunu hatırlamayı da ben istemedim (geçmiş olsun tercihli hatırlama tezine!). Haberde McDonalds’daki yiyecekler gibi “fast food” denen yiyeceklerin beyinde tümor yaratması gibi etkilerinden bahsediliyor. Bu durum sokakta “fast food” yiyen insanlara anlatılıyor ve yemeyi bırakacak mısın? diye soruluyor. Herkes “hayır” diyor. Dikkat edilirse, “biriken etki” yaşam boyu (mantığı geçersiz yapan alışkanlıklarımız dahil) edindiklerimizle oluşmaktadır.    

Reklamlarda seksin yapıldığı yer önemlidir. Çünkü kurguda seks faaliyeti yer ile ön plana geçerse, istenen imaj ikinci plana düşebilir. Dolayısıyla “yer” tamamlayıcı, zenginleştirici veya ilgi çekici ikincil öğe olarak kurgulanır. Örneğin, NESTLE’yi silikonlu/şişman dudakları arasına alan kız, büyük hazla kendini sırtı üstü yatağa atar ve haz alma devam eder. Doyum gösterilmez. Biliyoruz ki, çikolata bitince, doyuma ulaşılacak.
Seks her istenen yerde ve özellikle başkalarının gözü önünde ve kamusal alanda yapılmaz. Bunu yaptığınızı düşünün: herkes dondurma yer. Dondurma dondurmadır. Bizim dondurmalar sadece dondurma değildir. İki hazzı aynı anda verir: Dondurma yeme ve vekaleten seks. Dolayısıyla, her türlü kamusal alanda bizim dondurmamızla çifte zevki aynı anda alabilirsin. Aşağıdaki örneğimizde, “ses” ile seksüel çağrışım sağlanmaktadır. Seksin kullanıldığı reklamlarda görüntü, seks ve müzik öğelerinden biri, ikisi veya hepsi birlikte kullanılır. Örneğin: reklam bir kozmetik reklamı. Yer. Havadaki bir uçağın içi. Genç kadın tuvalete gidiyor ve kozmetiği kullanmaya başlıyor. Bunu yaparken aldığı hazzı, bir seks ilişkisindeki hazla çıkarılan sesle yapıyor ve bunu uçağın içindeki herkes duyuyor. Kadın tatmin olmuş ve mutlu bir şekilde yerine geri dönüyor. Herkesin gözü onda. Hostes yaşlı bir kadına soruyor “ne alırsınız? Kadın “onun aldığından” diye yanıt veriyor. Bir kozmetik ürünün reklamı, kullanmanın verdiği haz, seks hazzıyla eşleştirilerek yapılıyor.
İçecek reklamlarında  (bira dahil) çoğu kez erkek, seks nesnesi kadını içecekten geçerek elde eder. Bu elde ediş erkeğin içeceği içerken, içecek onu birden bire güzel kızlar/kadınlar arasına götürür ve onlarla doyum sağlatır. İçecek bitince, mutlu şekilde geriye döner. O mutluluğa erişmek için bir daha satın alıp içmesi gerekir. Bazen de kızı/kadını elde edişi, içkiyi içme sırasında yanına/oraya gelen bir kızla içki sayesinde ilişkiye geçmesiyle olur. Kurgular oldukça zengindir; fakat temel tema ürün kullanımı/tüketimi sayesinde kıza/kadına sahip olma etrafında döner.

Erkekler kızı/kadını eskiden spor arabayla da elde ederdi. Şimdi kadını/kızı elde etme ürünleri çeşitlendi. Hiç akla gelmeyecek üründe bile kullanılmaktadır: Çok çekici genç bir kız tüp getiriyor size: Bir zamanlar arabayla gelen kızlardan bazıları, şimdi “ocak tüpünü” taşıyor: onu görmek için.elbette tüp alman gerek. Kadını/kızı elde etmede şimdi içecekten yiyeceğe ve kozmetik ürünlere kadar zengin bir yelpaze var.
Erkek sürdüğü parfüm, tıraş kolonyası veya deodorant ile kadını/kızı çeker getirir. Bunu yapamazsa, “zengin” olmasıyla ve hatta zengin değilse Mustafa Sandal’ın Muhabet Card reklamında yaptığı gibi, zengin numarası yaparak “kızları” çekmeye çalışır. Peki kadın? Kadın çoğu kez ya seksüel tatminsizliğinde kendini tatmin etmek için kullanır/tüketir. Bunu yaparken bazen diğer kadınlara statü ve doyum pazarlamasıyla örnek olur ve bazen de erkekleri peşinde koşturur. Kadının erkeğin nesnesi olarak tüketildiği reklamlarda, kadın seks amacı olarak kullanılır. Fakat kadının özne olduğu reklamlarda kadın çoğu kez erkekle seks faaliyeti gibi bir ilgiye sahip değildir. Bazen erkeği seksle ilgili olmayan bir çıkarı için seksi kullanarak erkeği baştan çıkartıp kullanır (örneğin, Mazda reklamında seksüel çekicilik ve vaadle erkeği arkasına takıyor, aslında amacı erkeği başak çıkarı için kullanmak ki herhalde erkeklerin önemli bir kısmının az bir tane böyle bir hayat deneyimi vardır). Bazen de, açıkça erkekle ürün arasında tercih yapar: Magnum çikolata” reklamında, kızın iki seçeneği var (erkek veya magnum). Kız “asla daha azıyla yetinmeyerek” Magnum çikolatasını seçiyor. Reklamdaki kızın t-shirt arkasında “sadece seks yapmak istiyorum” diye yazıyor İngilizce. Kız caddede koşuyor ve bu yazıyı gören erkekler de hızla birer bire artıyor arkasında koşmaya. Bir tekneye atlıyor kız ve kendini kurtarıyor, çünkü erkekler atlayamıyor; çünkü kız “Aktif” marka meyve suyu içiyor. Bu sırada kızın arkasındaki yazının tümü görünüyor: “Erkekler sadece seks ister” yazıyor.   

Çoğu kez kadın, ürün satın alan ve tüketen bu tüketimden seksüel haz çıkarmasını bilen ve başarandır. Çatlasın erkekler, çünkü reklamlarda erkekler bu işte çoğu kez başarısız olarak gösterilirler: Bazı reklamlarda sadece yedikleri ve içtikleri erkekleri hayal alemine götürür ve hayal aleminde kızlarla/kadınlarla olurlar). Erkeğin aradığı kadındır ve elde etmesi ürünle olan ilişkisinden geçerek olur. Kadının aradığı erkek değildir; statü, üstünlük, haz, bağımsızlık ve bazen de “erkeklerin sadece seks istediğini” bildiği için (aslında, seksüel cazibeyle erkekleri kullanabileceğini bildiği için), erkekle rekabet, onu yenme ve bazen de ardından koşturmadan aldığı hazdır. Kızlar/kadınlar her şeyden gerekli hazzı çıkartırlar: elma, dondurma ve çikolata yeme biçimleriyle, kullandıkları kozmetiklerle, yani, kullanıp tükettikleri her şeyle bunu başarıyla yaparlar. Calvin Klein reklam filminde seksi yıldız Eva Mendez yatakta vücudunu sergilerken “aşk ve delilik arasına gizli saplantıyı” yerleştiriyor, ve kadının aşk ve delilik arasında yaptığı Calvin Klein’in “Secret Obsession” ürününü kullanmak oluyor. Böylece, “delicesine olan gizli veya yasak aşk” için kadın (hem de Eva Mendez gibi bir kadın yatakta tek başına kıvranırken) erkeği kullanmıyor, Kavlin Klein kalitesinin ürününü kullanıyor. Bir başka reklamda, “hiç gerçek aşkı tattın mı? diye soruyor. Sanki aşk (seks) tat çıkartma, damak tadı, yemeymiş gibi. Yanıt olarak da, gerçek aşkın tadının bir İtalyan makarnasında olduğunu söylüyor: Afiyet olsun! Gerçek aşkı yedin bitti. Gelecek sefere görüşürüz!. Max Faktor reklamında, birçok reklamda olduğu gibi, kadın tüm güzelliği ve çekiciliğiyle, kendisi için pazarladığı fakat asla satmadığı, kendi kullanımından geçerek değerlenen kendisi için kendisi. Seks için veya erkeğin tüketimi için veya erkeği tüketmek için, seksi/çekici değil kadın; sadece kendisi için; kendisi gibilerle mekansal birlikte, fakat duygusal izolasyonda/alienasyonda. Kendisi için diğerleri, giyilen çizme, yenilen yemek, kullanılan kozmetiktir: Bir diğer endüstriyel ürün. Diğerleri için kendisi de öyle. Pantene reklamında olduğu gibi saçın veya vücudunun parçaları seni sevmelidir, sevmezse, düşün kim sevebilir? İnsan olarak kendini ve diğerini sevme, teknolojik bir ürünü satın almaktan, kullanmaktan/tüketmekten geçerek olan bir dünya; ve bu dünyanın insanı. Tutku, yemesini bilen tutkulu kadının Eti Çikolatası tutkusuyla gerçekleşir. “Daha iyisine layık olma,” endüstriyel ürünlerle üretilen ve reklamla inşa edilen dünyada, gerekli bir maddeye sahip olmadır.     
                        
Silah fallik sembol olarak nitelenirdi.[3] Freud “Nestle çikolatasına ve  Ankara metrosuna yetişemedi.” Artık fallik semboller reklamcının karar verdiği her şey olabilir, sadece çikolata veya dondurmayla dolu külah değil. Arayış da, sadece “seksüel güç yetersizliğini (iktidarsızlığı)” gideren ve ilişkisel doğasıyla bireyin iktidarlı hissetmesini sağlayan bir sembol değil, daha çok bireyin kendisinin kendisi için kullandığı/tükettiği ve bu kullanımdan haz/zevk çıkardığı ve böylece tatmin olduğu bir ürün-sembol. Sigarayı bir fallik sembol olarak düşünün: İçerek/tüketerek, kimseye iktidarsız olduğunu veya doğrudan ilişkiyle tatmin elde edemediğini –veya tatmin edemediğini ki bu zaten reklamcının ilgisi dışı, çünkü reklamcının istediği bireyin vekaleten kendini tatminidir, diğeriyle ilişkiyle olan bir tatmin değil--hissettirmeden kendi kendini tatmin ve bu tatminin reklamı… bu reklamda, diğer seçeneklerle olan tatminsizlik vurgulanır: “Asla daha azıyla yetinmeyin! Magnum çikolata.” Fakat reklamlarda ilginç olan bir yan da aşk ve sevginin nasıl gösterileceği: Satın alma ve tüketme.

Reklamlarda seks kullanımıyla desteklenen biliş ve duygu işlemede, Anadolu insanına “tüketimin” seks gibi yapılması gereken heyecanlı bir şey olduğu anlatılmaktadır. Tüketimle olmaz, yapılamaz sanılan şeyleri başarabilirsiniz: Bir CRUNCH! ile neleri patlatırsınız neleri! Hem de korkmadan. Cesurca.  Magnumla (seks ile) haz ve mutluluğu elde edersiniz. Seks ilişkisinde, güç ve iktidar garantisi, erkek için oldukça güvensiz temellere dayanmaktadır. Kadın için ise güç, erkeğin sahip olduğu 8havluyla kapattğığ,fakat bir CRUNCH ile havlu düştüğünde ne mal olduğu ortya çıkan “iktidarsız güce” bağlı olarak gelmektedir. Dolayısıyla, Magnum ile sekste, kadın için güçsüzlük, iktidarsızlık veya doyumsuzluk ile karşılaşmak söz konusu değildir: Çünkü kontrol ve güç sizdedir: Her şeyi (nerede olacağını, nasıl olacağını, ne kadar olacağını, zamanını ve hızını, gerekirse müziğini) siz istediğiniz gibi ayarlarsınız. Romans mı istiyorsun? Macera mı? Kolay. Parmaklarınızın arasında. Kıskançlık, rekabet, üstün olma, kazanma gibi duygulara vurgu yapan reklamın promosyonunu yaptığı ürünü tüketme, aynı zamanda, diğerlerinde olmayan güç, ayrıcalık ve statü duygusu işler sana.

Seksizm, feminizm  ve reklamlar

Reklamcılığı savunan çağdaş anlayışa göre, bir reklamın seksist olduğunu veya seksüel imalarla sömürü yaptığını söyleyebilmek için, reklamı yapanların böyle bir amacının olduğunu açıkça bilmek gerekir. Aksi taktirde, izleyici veya eleştirmen olarak sizin reklamda gördüğünüz reklamı yapanın amaçlamadığı, niyet etmediği olabilir. Yapımcıya sorarsın, o da “hayır öyle bir mesaj vermek istemedim” diyebilir. Dolayısıyla, bu reklâmlardaki apaçık görünen imalar, mecazlar, benzeştirmeler, çağrıştırmalar, sadece benim gibi seksüel manyakların kafasında bu şekilde anlamlandırılır. Normal insanlar, bu reklamlarda böyle bir şey göremezler. Bu tür anlatı, “gerçek olarak sunulan her şey sunanların gerçeği olası yorumlarından biridir” ön kabulüyle günümüzde olduğu gibi egemen yapılırsa, insanlar, kınanmamak veya aptal yerine konmamak için gördükleri gerçeği bile gizleme yoluna giderler. Bunun en aşağılık örneklerinde birini Türkiye’de bir gazetenin “insanlara ve her görüşe saygı duymalıyız, kimseye, örneğin, hortumcu dememeliyiz” diyen reklamında görürüz: Hortumcuya hortumcu olduğunu söylemeyip de ne diyeceğiz? Soyguncuya ne diyeceğiz? Binlerce aile babasını gazeteden atarak işsiz bırakan bir gazetenin, “hepimiz 70 milyonluk bir aileyiz” diye yaptığı propagandaya “biliş yönetimi sahtekarlığı” demeyelim de ne diyelim?        
Reklamcılar, günümüzde, gerek duymadıkça, ender olarak “seksizm” olarak nitelenecek içerik sunarlar.[4] Asıl seks yerine, “vekaleten seks” pazarlanır. Reklamlarda, sevgi, aşk ve sevgili ilişkileri,  “kullanma ve haz almaya” indirgenir. Düşünün, sevgiliniz trene binmiş gidiyor. Eh. N’apacaksın? Onu bir başka erkekle aldatmak hem zaman alır hem de pek tasvip edilmez. O zaman, daha tren hareket etmeden, sevgilini, daha trene bindirir bindirmez, çikolatayla seks yaparak sevgilini aldatırsın. Bu aldatma gayrimeşru değil, kimse de bunu kınamaz, böylece bir taşta iki kuş vurursun bu gündelik pratikte: Aradığın hazzı, doyumu alır ve gereksinimini gidererek mutlu olursun; bundan sevgilinin haberi bile olmaz. Ama sevgilinin veya birilerinin haberi olsa bile, korkun yok, çünkü sadece “bir şeyi zevkini çıkarta çıkarta yiyorsun”. Eğer Birileri bunu “sen n’apıyorsun ya, çikolotayla oral seks mi yapıyorsun derse.[5] Sen de “bu senin yorumun, kafadan kontak mısın?” dersin ve post-modern seksi, post-modern ve post-yapısalcı açıklamayla desteklersin.
Bu reklamları yapanların seksist olmasına gerek yok; feminist de olabilir bazıları. Sorun, reklamı yapanın ne olduğu veya kimliği değil, pazarlanacak reklamı yapılacak bir mal var ve bunun nasıl sunulacağıdır. Eğer “en etkili” sunum, seks sömürüsüyse, o sömürü yapılır. Yapmazsa, o zaman işinden bile olabilir. Reklamda içeriği dolduranların amacı kendi öznel düşüncesini yansıtmak değildir; dolaşımda olan reklam pratikleri ve dolaşımda olan egemen/yaygın düşünce ve duyguları sömürme yolları bulmak ve bundan hareket ederek reklam yapmaktır. Dolayısıyla, eğer dolaşımda yaygın olan feminizm ise, feminizmi temel alarak reklamını oluşturur, seksizm ise seksizmi temel alarak.    
      
Son sözler

Erkek, “yılan-kadına” kanıp elmayı yiyince (yani Havva Adem’i ayartıp seks yapınca), erkeğin üstünlüğü ve kadının köleleştirilmesinde önemli ilk adım atıldı: Tanrı, Havva’ya "senin acılarını ve gebeliğini büyük ölçüde çoğaltacağım. Acılar içinde çocuk doğuracaksın. Arzun kocan için olacak ve kocan senin üzerinde hüküm sürecek" dedi.  Sonra, Adem'e "karının sözüne uyduğun ve yeme dediğim ağaçtan yediğin için, ....hayatın boyu toprağı işleyerek yiyeceksin;...topraktan geldin toprağa döneceksin” dedi.  (Genesis). Sonra, ikisini de dünyaya attı. Dünyada “elmayı yeme” öyle kurallara bağlandı ki, erkekler elmayı ya yiyemez oldular ya da bir iki dişlemeden sonra doydular ve bitirmeden kenara bıraktılar. Bitişi sigarayla tamamladılar. Kadınlar mutsuz, ama onların da imdadına modern endüstriler yetişti ve telafi mekanizmaları getirdiler. Reklamcılar “mutluluk vaadiyle” kadınlara oltayı attı. "Kadın özgürlüğünü” seks ile karıştıran, ideolojik anlamda seks ticareti ve ekonomik anlamda endüstriyel çıkarların promosyonunu yapanlara, böylece reklamcılık da katıldı. Olta hiç boş kalmadı o zamandan beri.
Sosyal bakımdan sorumlu reklamcılığın olduğu reklam endüstrisi tarafından iddia edilir. Reklam endüstrisiyle bağıntılı ilişkiler ve üretim ağında, reklamcılığın sosyal sorumluluğu ve etik konusu egemen yaklaşımların gündemini oldukça meşgul eder. Bu sorumluluklar da kültürel farklar, etik, korku kullanımı, seks ve şiddet gibi alanlar içine hapsedilir. Bu sorumluluk çoğunlukla medyaya yüklenir. Medya da reklam şirketlerine gönderme yapar. Eleştirenler, reklam endüstrisinin açık etik kurallara uymadığından yakınır. Kötü etiğe sahip olan reklamcılığın çoğunun çocuklara olan reklamlarda ve sigara, bira ve içki gibi tartışmalı ürünlerin promosyonunda olduğu belirtilir. Reklamın estetik karakteri, moral kabalığı ve etik yoksunluğu üzerinde durulur. Reklamcılığın etik bağlamında yüksek ahlak standartlar yerine en düşük seviyedeki ortak öğeler üzerinde iş gördüğü belirtilir. Yüksek ahlak standartları ne demek? Kızlara “erkek arkadaşınızı nasıl çıldırtırsın” diye öğüt veren Kozmopolitan dergisi mi yoksa kızlık kontrolü yapan devlet mi alçak (veya yüksek) ahlak standartlara sahip? Seksüel sömürü yapılmazsa, pornografi olmazsa, kötü sözler kullanılmazsa, yüksek standartlar mı elde edilir? Reklamcılığın alkışladığı çıkarlar daha mı değerli, ahlaklı ve yüksektir? Ahlakı sekse indirgeme binlerce yıldır yapılmaktadır; medyanın desteğiyle günümüzde bu çok daha yoğunlaşmıştır. İnsanları işsiz bırakan ve ücret politikalarıyla yoksulluğa mahkum eden mülkiyet ilişkileri, günlük hayatın önemli ifadeleri olarak ele alınıp incelenmez. Onun yerine, iki kişi arasındaki seks ilişkisi, kadın dövme ve taciz muhtemelen kendi seks ilişkilerini yürütmeden aciz veya evlilikte başarışız olan ve liberal burjuva değerlere sarılmış kadın ve erkeklerin hazırladığı ve yürüttüğü tv programlarında sürekli olarak gündemde tutulur. Bu gündemle tutulan bilinç yönetimi, batının zorladığı yasalar ve uygulamalarla desteklenir. Örneğin bugün seninle herhangi bir nedenle öpüşen bir kız, herhangi bir nedenle sana düşman olduğunda, “bana tacizde bulundu” diye suçlamaya başlar ve tacizci ilan edilirsin. Bunlar liberal burjuva sisteminin bireyi bireye düşman eden, güvensizlik aşılayan, insanlar arası dayanışmayı ortadan kaldıran politikalarının somut sonuçlarından bazılarıdır. Unutmayın dostça sarıldığınız veya sevgiyle elini tuttuğunuz birisi, sonradan herhangi bir nedenle sizi tacizle suçlayabilir. Bu nedenle, evliyseniz eşinizi, değilseniz hiç bir kızı/kadını kendinize düşman etmeyin. En iyisi siz sanal dünyaya ve alışverişe gidin; arkadaş, dost, sevgili ve seks satın alın. Serbest ticaret olduğu için, sansür bile edilemez; hiç bir sorun da çıkmaz. Bunların hiçbirini yapamıyorsanız, o zaman bir Magnum çikolatası alın ve rahatça keyfinize bakın. Paranız mı yok? Kredi kartınız da mı yok? Tüketemeyen tüketici ölü tüketicidir. Allah rahmet eylesin!

Reklamcılık seks duygularının ve tatminsizliklerini sömürerek, belli ürün, düşünce ve davranış tarzını pazarlarlar. Seksüel davranış eğer insanlar arası ilişkilerle doyuma giden bir karaktere sahip olsaydı, Playboy, Penthouse, Playgirl hayali-seksi satamaz, ya da şimdiki başarısına ulaşamazdı. Kadın dudak boyaları ve kadın çorapları şimdi seksüel organ çağrışımlı biçimdeki kutularda\kaplarda satılmaktadır. Erkeklerin son model spor arabaya düşkünlüğünün altında reklamlarla yaratılmış, "güzel kadınların" dikkatini çekme yatar. Kitle iletişim araçlarıyla sunulan reklamlar geçici ve tekrarlanması yeniden kullanmayla sağlanabilecek "mutluluklar" yaratırlar. Bu yaratma işinde, örneğin, seksüel çekicilik ve seksüel davranış yeniden tanımlanır. Bu tanımlama yoluyla dikkatler tüketim mallarına ve bu mallarla eşleştirilen fantezilere yönlendirilir.

Çağdaş toplumda, insanlar sadece üretim, bölüşüm ve alışveriş aşamalarında sömürülmemektedir. Aynı zamanda tüketim aşamasında da sömürülmektedir. İnsanlar sadece maddi olarak yoksul/yoksun bırakılmamakta, aynı zamanda bu materyal zenginliği/yoksulluğu yaratan materyal/maddi üretim tarzını ve ilişkilerini destekleyen düşünsel/bilişsel ve duygusal olarak da yoksun bırakılmaktadır. Bu düşünsel ve duygusal yoksunlukla yanlış konumlandırılmış duyarlılıklar gelir. Reklamcılık dahil medya endüstrilerinin inşa ettiği “emtia estetiği” ile yoksullaştırmanın değerleri, algıları ve davranışları yaratılır.
  
Okuma kaynakları

Abercrombie & Fitch Advertisement (n.d.). www.abercrombie.com.
Blair, J. D.,   Stephenson, J. D.,  Kathy L. Hill, K.L. and  Gren, J. S.  (2006). Ethics in advertising: sex sells, but should it? Journal of Legal, Ethical and Regulatory Issues,  Jan-July.
Cebrzynski, G. (2000, March 13). Sex or sexy? The difference is that one sells, and the other doesn't. [Electronic version]. Nation's Restaurant News, 34, 11, 14.
Erdogan, İ. (nd). www.İrfanerdogan.com (cinsiyet ile ilgili yazılar)
Hall, C. C., & Crum, M. J. (1994). Women and “body-isms” in television beer commercials. Sex Roles, 31(5/6): 329-337.
La Tour, M. & Henthorne, T.(1994, September). Ethical judgments of sexual appeals in print advertising. [Electronic version]. Journal of Advertising, 23(3), 87-91.
Ordonez, I. (2003, September). Peddling sex: Taut and trim flesh hits billboards as advertiser's aim low. [Electronic Version]. Business Mexico, 13(9), 48.
Ramirez, A. & Reichert, T. (2000). Defining sexually oriented appeals in advertising: A grounded theory investigation. [Electronic version]. Advances in Consumer Research, 27, 269-273.
Reichert, T. and Fosu, I. (2005). Women's responses to sex in advertising: Examining the effect of women's sexual self-schema on responses to sexual content in commercials. Journal of Promotion Management, 11 (2/3): p142-153.
Reichert, T. and Lambiase, J. (2003). How to get "kissably close": examining how advertisers appeal to consumers' sexual needs and desires. Sexuality & Culture, 7 (3): 120-136.
Taflinger, R. (May 28, 1996). You and Me, Babe: Sex and Advertising. http://www.wsu.ede:80801-taflinger/sex.html.
Tom, R. (2003) The Prevalence of Sexual Imagery in Ads Targeted to Young Adults.Preview. Journal of Consumer Affairs, 37(2): p403-412.
Victoria's Secret Advertisement (2003) http://www.gtslade.com/vs/vs3
Whipple, T. & McManamon, M. &. (2002, Summer). Implications of using male and female voices in commercials: An exploratory study. [Electronic version]. Journal of Advertising, 31(2), 79-91.



[1] Metafor: (egretileme, mecaz): Bilinenden ve tanınandan hareket ederek bir şeyi anlatma. Metonim: (çağrışım, akla getirme) ilişkili bir ayrıntının kullanımı yoluyla bir fikrin/objenin uyandırılmasını içerir. Örneğin, sararmış yaprağın son baharı akla getirmesi.
[2] Vekaleten seks: (bkn: Vicarious relationship). Seks normal olarak iki karşı cins arasında olan bir ilişkidir. Bu ilişki çeşitli nedenlerle gerçekleştirilemediğinde veya yeterince tatmine ulaşamadığında, kişi seksüel gereksinimini, karşı cinsten biriyle girişilen ilişkiden geçerek giderme yerine, başka yollardan giderir. Bu gidermenin bazen farkındadır (mastürbasyonda, hayvanlarla ve maketlerle yapılan sekste olduğu gibi, hatta eşcinselliği de buraya katabiliriz), bazen de farkında değildir (sigara içmede, işkence yapmada, coplamada, silah kullanmada, bir şey yemede, içmede ve tüketmede olduğu gibi).
[3] Fallik (phallic): Sertleşmiş erkek organıyla ilişkili; seksüel güç (bkn Freud)
[4] Burjuva feminizminin egemenliğindeki dünyada aseksüel veya eşcinsel olarak söz söyleyebilirsin, ama hetereoseksül olarak sen “erkek söylemi yapan” bir seksistsin.
[5] Bu tür kavramları kullanmak utanç verici değil mi? İnsan rahat hissetmiyor kendini; bir ilişkisel insan gerçeğini anlatamıyorum; ama reklamcılar, televizyoncular, sinemacılar anlatıyor; hem de nasıl bir pisliğe ve çöplüğe dönüştürerek. Pislik ve çöplük sözüm sizi rahatsız mı ediyor? Hiç  “neden ben yanlış duyarlılıklara sahibim” diye düşündünüz mü? “Pislik ve çöplük” diye “küfrediyor” diyerek bana yüklenme yerine, neden pisliği ve çöplüğü üretenlere yüklenmiyoruz? Bunu da meşrulaştıran yanıt kesinlikle vardır: Söylem tarzı önemlidir, insanların duyarlılıklarına dikkat etmek gerek! Daha iyi ve düzgün dille uygun anlatılabilir. Çok doğru. Ama, senin duyarlılıkların senin mi ve senin için mi? Senin dilinin ne kadarı senin ve senin için? Ben aslında, işlenen pislik ve çöplük bilişleri yıkmak için, pisliğe pislik çöplüğe çöplük diyorum. Ben, tabuları yıktığını söyleyen (cinsel tercihler konusunda tv programlarını ve tartışmalarını düşünün), fakat aslında kadını ve erkeği aşağılayan, insanlar arasında sevgi ve duygusal bağı endüstriyel çıkarları gerçekleştirmeyi sokan “şemşamerleştirilmiş” (sakın eşcinsellik olarak anlamayın) insan ilişkisinin ekilmesine karşıyım. Ben “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diyen geri-zekalılaştırmaya karşıyım: Tüfek icat olduğu için mertlik bozulmadı. Namertlik olduğu için tüfek icat edildi. Tüfeği suçlamayalım. Medyayı suçlamayalım. Medyayı, reklamı ve tüfeği kimin ne amaçlar ve sonuçlarla kullandığını anlamaya çalışalım. O zaman sorunun “reklam” denen cansız üründe değil, o ürünü üreten ve ardından da kullananlarda olduğunu anlarız. Yineleyeyim: Neden bazı kavramların kullanılması seni rahatsız ediyor? Buna verdiğin “neden” kimin ve neyin nedeni, kimin ne tür çıkarını ve yönlendirmesini destekliyor?     

Bilim ve Utopya, sayı 179, Mayıs, 2009
    

Share:

Televizyon Haberleri: Kirletilmiş ruhun günlük gıdası


İrfan Erdoğan

(Ankara, 2018)


“sahte imaj imparatorluğu”  araştırma kitapları no.2:  

TELEVİZYON HABERLERİ: KİRLETİLMİŞ RUHUN GÜNLÜK GIDASI

  Tüm dünya ülkelerinin insanları, hunhar ve bilgiçlik taslayan cehaletin bedelini tarih boyu çok ağır ödemektedir. Bu kitap korkusuzca mücadele veren insanlara minnet borcumuzu bildirmek için. 


İÇİNDEKİLER

BAŞLARKEN...................................................................................... 1

BÖLÜM I. HABERLER: KİRLETİLMİŞ RUHUN GÜNLÜK GIDASI....... 11
GİRİŞ: KONU, SORUN VE YÖNTEM  ............................................... 11
MEDYAYI VE HABERİ ANLAMAK................................................... 14
ÖNEMLİ KAVRAMLAR HAKKINDA................................................ 17
Gerçek Nerede: Kafamızın Dışında mı Yoksa İçinde mi?......... 18
Medya Gerçeği, Evrensel Gerçek ve Evrensel Kültür.............. 20
Pozitif Düşünme ve Bardak Yarı Dolu/Boş.............................. 21
Komplo Teorisi: Saldırıyla Savunma....................................... 25
Medya...................................................................................... 25
İmparatorluk, Diktatörlük ve Meşruluk.................................... 26
Diktatörlüğün Medyası............................................................ 27
Medya Profesyonelleri............................................................. 27
Ürün, Maddi ve Maddi Olmayan Ürün ................................... 28
Üretim ve Yeniden Üretim....................................................... 28
Kavram Gaspı ve Üretimi: Erkeğe Karşı Kadın Devrimi........ 29
Diğer Kavramlar...................................................................... 31

HABER, HABER VERME HABER YAPMA....................................... 33
Haber: Kurnazca Kurgulanmış Örgütlü Dedikodu  ................... 33
Haberde Profesyonellik, Amaçlar ve Aranan Sonuçlar  ............ 36
İyiler, Kötüler, Suçlular, Değersizler ve Değerliler.......  ............ 37
Haber Profesyonelliği: Kalem, Kılıç ve Sermaye Ortaklığı ....... 39
Haber Konuları: Toplumsal İlgi ve Biliş İşleme.................  ....... 44
Konuların İşlenmesi...................................................     ............. 46
Biz ve Ötekilerin Yeniden-üretimi: Popüler İyiler ve Kötüler  ... 47
Haber Değeri: Normalin kırılması gerekir!   ............................... 49
Hedonizmden Aşağısı: Monoton ve Sıkıcılı Normallik.  ............ 50
Haberde Çözüm: Vuran eli kırılır inşallah! Hepsi de asılmalı!  .. 51
Haber Kaynakları    ..................................................................... 53
Kaynak: Akademisyenler ve Aydınlara İlgi   .............................. 53

BÖLÜM II. HABERLER: ANALİZ VE DEĞERLENDİRME.................... 55
GENEL: KONULAR VE İŞLENMESİ................................................ 55
Temel Haber Konuları.............................................................. 55
Teknoloji, Tanrı, Şahane Robotlar ve İşlevsel Mitler................ 63
Haberlerde Yanlış Nedensellik Bağları.................................... 64
Haberde Dışarıda bırakma, Dışlama, Ötekileştirme................. 65
Yalan Haberler: Kasıtlı Çarpıtmanın Uç noktası...................... 67
Profesyonellik Sorunu: Bilinç ve Vicdanı Askıya Alma?......... 71

SİYASAL YAPI, İLİŞKİLER VE SÜREÇLER..................................... 72
Haber ve Siyaset: Haberin Siyaseti, Siyasetin Haberi.............. 72
Birbirine Düşman Televizyonlar Ne zaman Ağız Birliği Eder?. 78
İç Siyaset: Durumlar ve İlişkiler............................................... 79
Savaş Gibisi Yok: Gebersin Düşmanlar, Ölmesin Şehitler...... 80
Savaşlar: Bağımsızlık Savaşından Topluca Kudurmuşluğa.... 83
Çanakkale savaşı haberleri.............................................. 91
Afrin savaş haberleri....................................................... 93
Terör, Savaş ve Şehitler: Genel   ............................................... 94
“Bizden” Haberler, “Bizden” Uzmanlar ve “Ötekiler”.............. 95
Seçim Haberleri ve Gündem Belirleme.................................... 96
Maç Skoru gibi Siyaseti Eğlenceye Dönüştürerek Sunma....... 97
Desteklenmeyenleri Olumsuzlama.......................................... 98
Desteklenmeyenler: Yerme..................................................... 99
Desteklememe: “Züğürdün Çenesi”...................................... 100
Destekleme: Liderlerin Promosyonu..................................... 100
Yandaşlığın Kuralı: Sadece Öv ve Sadece Söv!..................... 102
Mülteciler ve Yerel Irkçılar..................................................... 102
Devlet Kurumları ve Kurumlar Arası İlişkiler.  ........................ 103
Hantal ve İş Bilmez Devlet Kurumları: Hemen Özelleştirelim! 104
Yargı Sistemi: Döner Kapıdan Yok Oluşa?........................... 105
Devlet Güçleri: Aslan Polis Ne İyi Dövüyor!....................... 106
Protestolar ve Protestocular.................................................. 109
Komünistler: Türkiye’yi Siz Bu Hale Getirdiniz!..................... 113
PKK: Terör ve Siyasal Çözüm Sürecinin Çökmesi................. 117
PKK: Terör, Terörist Saldırılar ve Terörle mücadele.............. 120
FETÖ: Öcünün de Korkup Terk Ettiği Öcü............................. 127
Kadın, Feminizm ve Kadın Hakları......................................... 128
Siyaset: Halkın Sorunları ve Kırsala Hizmet Götürme............ 132
Vücut Diliyle Siyaset: Eline, Koluna, Duruşuna Dikkat et!..... 133

ULUSLARARASI HABER: BİZ VE ONLAR.................................... 134
ABD ve Türkiye: Söze değil yapılana bakmayı anladılar........ 137
Ermeni sorunu: Tarihten yoksun sözde-haberler   .................. 139
Orta Doğu: İsrail, Filistin, Suriye, Irak, İran............................ 139
Avrupa ve Türkiye: Kötü kim?.............................  .................. 141
Değeri kendi dışında bulanın kendine bakışı ................. 142
Müslümanlığa karşıtlık................................................... 142
Ebedi Düşman: Rusya Şimdi Dost mu Oldu? Olamaz!.......... 143

EKONOMİK YAPI, İLİŞKİLER VE SONUÇLAR............................... 144
Ekonomi Haberleri: Ülke Refah İçinde, Eyvah Ülke Batıyor... 146
Şirketler, Piyasa ve Serbest Rekabet............................... 150
Büyük firmalar................................ ............................... 150
Küçük esnaf: Küçük olmak iyi değildir!......................... 151
Rekabet, pahalılık ve fiyatların pazarda oluşması.......... 152
İyiler, sabredenler, iradesine hakimler yarışı kazanır..... 154
Enerji: Nükleer, Rüzgar, Güneş, Doğal Gaz ve Tezek..... 155
İnsanın Durumu: Kader ve Şans............................................ 160
İnsanın Durumu: Yoksulluk ve Zenginlik............................... 166
Şükret ki Afrika’da yaşamıyorsun.................................. 167
Çarpıtılan gereksinimler: Yoksulların ihtiyacı ne?......... 168
Yoksul çocuklara yardım edelim: Ürün pazarlaması!..... 169
Kötü babalar kız çocuklarını okula göndermiyor........... 169
Yoksulluğa neden: Kader böyle n’apalım!..................... 174
Yoksulluğa neden: Kadını yüzüstü bırakan erkekler...... 174
Yoksulun çözümü: organ satma ve organ mafyası........ 175
Bayramlar: Yoksullara yardımda izdiham...................... 175
Yoksullukla mücadele: Zenginler olmasa yandık!.......... 176
Yoksulun zenginliği: Osmanlı ecdadı olması gibisi yok! 178
Yoksulun nefsi ve zenginin parası: Allah kabul etsin!... 180
Endüstrilerin, Markaların, Ürünlerin, Meşhurların Reklamı....  182
Yerleşim Sorunları: Kaçak ve  Çöken Binalar, Gecekondular    186
Kredi Kartı: Bankalar Olmasa Halimiz Duman!......................  187
Ev Alma: Müjde Sizi Ev Sahibi Yapıyoruz!.............................  188
Haberde Promosyon: İyi, Kötü ve Çirkin..............................   . 190
Şans ve Kumar: Oynamazsan Kazanamazsın.......................    . 192
Şans oyunları: Bil 6’yı, al parayı!................................... 192
Kumar: Bul karayı, al parayı!......................................... 194

SUÇ VE CEZA: KÖTÜ VE HAİN İNSANLAR.................................. 195
Suç ve Ceza: Shakespeare’ci Trajediden Terörizme.............. 196
Cinayet haberleri........................................................... 197
Fukarayı at içeri! Güçlüler? Güçlüler suç işlemez ki...... 198
Tarihin değişmez suçluları: Yoksullaştırılmış kitleler.... 198
Uyuşturucu madde kullanımı: Hep tinerciler yüzünden! 200
Hırsızlık, Dolandırıcılık, Gasp, Kapkaç, Soygun..................... 201
Hırsızlık.......................................................................... 202
Kapkaç........................................................................... 203
Organ satma ve organ hırsızlığı..................................... 205
Gasp............................................................................. . 205
Dolandırıcılık, yankesicilik......................................... . 206
Soygun........................................................................ .. 206

Bireysel Şiddet, Cinayet, Kan Davası.................................... 206
Mala zarar: Tekerlek sapıkları!....................................... 208
Kadına şiddet................................................................. 209
Okullarda şiddet............................................................ 211
Taksi şoförleri: Vurun ubercilere!.................................. 213
Süregetirilen Anadolu kültürü: Kan davası.................... 213
Magandaya dikkat!......................................................... 214
Kayıp Çocuklar, Kaçırma, Darp, Fiziksel Taciz...................... 215
Kayıp çocuklar............................................................... 215
Evden kaçan çocuk ve gençler...................................... 216
Çocuk kaçırma............................................................... 217
Uyuşturucu madde satışı, kullanımı.............................. 217
                                                           Başıboş Çocuklar, terkedilmiş bebekler ve sorumsuzluk. 218                                                                                          

TRAFİK VE DİĞER KAZALAR....................................................... 219
Araba Kazaları....................................................................... 219
Hava ve Deniz Kazaları.......................................................... 220
İş Kazaları.............................................................................. 222
Yangın................................................................................... 223
Silahla Kazalar....................................................................... 223
Hoş ve Eğlenceli Kazalar....................................................... 224

HAVA KOŞULLARI ALTINDA İNSAN DRAMI................................. 224
Aşırı Yağışlar: Toprak Kayması ve Sel.................................. 225
Kar: Kiminin Korkusu, Kiminin Eğlencesi............................. 226
Kar, Buz ve Kazalar............................................................... 226
Kar ve Fırsatçılık................................................................... 227
Kar ve Yoksul Yaşam............................................................ 227
Kötü Hava Koşulları: Spor ve Eğlence................................... 227
Doğal Afetler: Sel, Deprem ve Orman Yangınları................... 228
DOĞA TAHRİBİ VE ÇEVRE TALANI    .............................................. 230
SAĞLIK: MUCİZE İLAÇLAR VE MUCİZE TEDAVİLER................... 231
Sağlık ve Baslenme: Diet yap! Psikiyatristine git!................. 231
Salgın.................................................................................... 233
Bebek Ölümleri...................................................................... 234
Gıda, Temizlik ve Sağlık........................................................ 234
Hastalık: Kanser.................................................................... 235
Kadın: Sağlık,  Güzellik ve Kişisel Bakım.............................. 236
Mucize Tedaviler................................................................... 236

SPOR HABERLERİ.          ...................................................................... 237


KÜLTÜR VE KÜLTÜREL PRATİKLER.      .......................................... 240
Din ve İnanç Kültürü.............................................................. 240
Ramazan’da yoksulluk ve dayanışma: İftar çadırları...... 241
Ramazanda izleyici soruları ve hocalar......................... 242
Din ve Hacca gitme........................................................ 242
Laiklik ve türban............................................................ 244
Çıkar yarışı: Din elden gidiyor!  Din tüccarlığı var!........ 245
Dini kötüye kullananlar ve hurafeler.............................. 246
Dini yayma: Müslüman olan Hıristiyanlar...................... 247
Örnek çocuk: Bizim çocuğumuz niye böyle değil!......... 248
Kadın ve erkek camide birlikte namaz kılamaz.............. 249
Din alaya alınamaz......................................................... 250
Örgütlü dinler ve dinler arası çatışma............................ 251
Dinler arası hoşgörü...................................................... 252
Gavur icadı: Günah İşlenen alet..................................... 253
Evlilik Kültürü: Başlık Parası. ................................................ 254
Aile ve Aile İlişkileri, Boşanma ve Bunalım........................... 255
İntiharlar................   ................................................................ 255
Ahlak: Seks ve İçki  ................................................................ 256
Ezeli ve Ebedi Kötüler: Hayat kadınları, dönmeler, travestiler 257
Dilenciler ve Yanlış Ağaca Havlayan Medya Profesyonelleri. 260
Kültür ve Sanat......................   ................................................ 263

MAGAZİN HABERLERİ: ŞÖHRETLER VE YAŞAMLARI................ 264
Canlı Et Teşhiri: Birilerini ve bir şeyleri pazarlama................ 266
Biten İlişkiler ve Başlayan Yeni Modalar................................ 267
Megastarlar: Mega duyarlı ve sansasyonel yaşamlar  ............ 267
Futbolcular Olmadan Olmaz: Her gün olmalı!........................ 269
Yarışlar ve Ödüller: Daha çok canlı et teşhiri............  ............ 269
Hepsi de Birilerine Faydalı Olacak Değil ya!.......................... 270
Şöhrete Komplo ve Gözyaşları: Bu da yapılmaz ki!... ............ 270
Doğru Yolu Bulan Şöhretler: Hadi siz de katılın!....... ............ 271
Güzel İnsanları İçine Çeken Uyuşturucu Batağı........  ............ 271
Kel Ama Fodul Değil: Fodul değil, ama neden kel?... ............ 272

HAYVANLAR: SOKAKTA TEHLİKE! ÖLDÜRÜN!.......................... 272
ESRARENGİZ OLAYLAR, MUCİZE OLAYLAR.............................. 274
EĞİTİM......................................................................................... 276
ÖZLÜ SONUÇ.............................................................................. 280
KAYNAKÇA................................................................................. 283

BAŞLARKEN

Elinizdeki kitap “sahte imaj imparatorluğu” araştırmasının ilki olan   “Diktatörlüğün Medyası” kitabının devamıdır.
Üretim araçlarını kontrol eden kapitalist güçler ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda küresel egemenliği büyük ölçüde kurmuş durumdalar. Bu egemenliği, ev ortamından uluslararası ilişkilere kadar çeşitlenen tüm ortamlarda oluşturdukları, kullandıkları ve yürüttükleri politikalarla gerçekleştirmektedirler. Bu politikalar yoluyla teknolojik araçların üretimi ve kullanımını, tüm toplumsal üretim süreçlerin amaçlarını, mekanını, zamanını ve içeriğini örgütlerler ve kontrol ederler.

Kapitalist sistemin maddi üretiminin yürütülmesi ve bu amaçlarla örgütlü kontrol mekanizmalarının kurulup çalıştırılması ve geliştirilmesi işi, sadece kapitalist firmaların iş yerinde kurdukları egemenlikle sağlanmaz ve sağlanamaz; çünkü kapitalist düzenin kitleler tarafından desteklenmesi, kendi sömürülerine rızayla katılmasının sağlanması, sadece kitlelerin elinden kitlelerin kendilerini üretme ve gereksinimlerini karşılama olanaklarını ellerinden almakla ve yaşamak için kapitalistin belirlediği koşullarda çalışmak zorunda bırakmakla olsaydı, kapitalist sistemin kendini pazarlama, kamuoyu yaratma ve rıza üretimi gibi dertleri olmazdı. İşsiz bırakılan ve çoğu asgari ücretle çalışan insanların, yaşadıkları koşulu kader veya tesadüf, meşru, normal ve evrensel gerçek olarak görmesinin, maddi olanaklardan yoksun ama “manevi değerlerle zenginleştirilmiş yoksulluklarına ve yoksunluklarına” umutla sarılmasının, başkaldırıyı düşünmemesinin, düşündüğünde suçlu hissetmesinin, tüm engelleyici mekanizmalara rağmen “demokrasi, özgürlük ve insan hakları” adına başkaldıranlara düşman olmasının ve  “vatan hainleri” diye saldırmasının sağlanması gerekir. Ancak bunlar sağlanırsa,  kapitalist sınıfın ve bol maaşla ödüllendirilen yöneticilerin yürüttüğü sistem kolayca sürdürülebilir. İşte bu bağlamda biliş ve davranış yönetimi yapan (sosyalleşme denen biçimlendirmeyi sağlayan) örgütlü yapılar devreye girer. Bu yapıların başında, örgütlü inanç tüccarlarının binlerce yıldır başarıyla yaptığı ve hala yapmaya devam ettiği “maddi olarak soyulan ve yoksullaştırılan insanların manevi olarak da soyulmasını ve yoksullaştırılmasını sağlama ve sürdürme” işini başarıyla yapan medya endüstrilerindeki profesyoneller gelir: Düzenin beyin iğfal şebekesinin ücretle kiralanmış serbest-köleleri.

Avrupa’yı orta çağlarda maddi olarak soyma işini manevi soygunla destekleyerek, ödül olarak Avrupa topraklarının üçte birine sahip olan kilise, o toprakları kapitalistlere kaptırdı; ama “inanç sömürüsüyle kitleleri yönlendirerek ve rahatlatarak kapitalistleri de rahatlatma görevini” yapmaya devam etmektedir.  Var olan tüm örgütlü dinler inanç sömürüsüyle binlerce yıldır her tür kölelik sistemini ve katliamları doğrudan ve dolaylı olarak desteklemişlerdir. Bu işi şimdi hem kendilerinin sahip oldukları kanallarda sürekli olarak hem de diğer tüm kanallardaki programlar içinde değişen seviyede yapmaya devam etmektedirler. Elbette bu kanalların yanında azımsanmayacak sayıda seks, moda, müzik ve spor kanalları bulunmaktadır. Geri kalan kanallar da insanların büyük çoğunun izlediği yaygın medya kanallarıdır.  Tüm bu kanalların görevi ekonomik, siyasal ve kültürel yapılar ve ilişkiler için bilme, bilinç, duyarlılık, duygu, ilgi, beklenti, tercih ve davranış yönetimi yapmaktır: Malları ve hizmetleri pazarlama ve bu ekonomik, siyasal ve kültürel pazara uygun insan biçimlendirme yönetimi işi. Bu yönetim işinden geçerek, medyanın hem kendi örgütlü sömürü yapısının hem de kendisinin varlığının nedeni olan kapitalist ve kapitalistimsi düzenin sürdürebilirliği sağlanır.

Elinizdeki bu kitap, medya denen bu örgütlü yapının en gözde aracı olan televizyonda üretilen haberlerin içeriklerinin biliş, düşünce, duygu, inanç ve davranış ekme bağlamlarında incelenmesi için hazırlandı. Haber içeriklerinin doğası ele alındı ve kurnazca paketlenmiş kurgularla bizi “belli siyasal, ekonomik ve kültürel çıkarlar için işlevsel insan olma” yönünde yoğuran örgütlü biliş, duygu ve davranış yönetimi pratiklerinin doğası açıklandı. 
Bu kitapla, küçük bir farklılık yaratabildiysem, ne mutlu bana.

HABER, HABER VERME HABER YAPMA

Haber: Kurnazca Kurgulanmış Örgütlü Dedikodu

Haber, herhangi bir şeyle (olayla, oluşumla, maddeyle, ilişkiyle) ilgili olanı anlatır ve  duymak, bilmek ve farkında olmak ile ilgilidir.
Medya haberi (1) Haber endüstriyel ortamda üretilmiştir; kapitalist veya kapitalistimsi üretim ilişkilerinin ve bu ilişki düzeninin bir ürünü ve ifadesidir; (2) belli çıkarlara hizmet yönünde kullanıldığı için, kullanma (fayda) değerine sahiptir; satıldığı durumda ise emtiadır; (3) örgütlü yapılarda ücretle çalıştırılan insanların emeğinin bir ürünüdür.
Haber “ne olduğunu” anlatmadır: Bina çöktü 3 kişi öldü.
Haber bir şey veya kişi hakkında bilgi vermektir: İş bulmuş çalışıyor.
Haber enformasyon iletmedir: Kardeşin selam söyledi.
Haber ilişkisel bilgi vermektir: Nişanlanmış; bu ay evleneceklermiş.
Bu dört örnekte de bir “şeyler” söyleniyor, iletiliyor, anlatılıyor. O söylenen şeyler (mesajlar), enformasyon/bilgi taşıyor.

O zaman bir televizyondaki her programın içeriği enformasyonla, bilgilerle, dolayısıyla haberler ile doludur. O zaman “haber programının diğer programlardan farkı ne oluyor? Farkı şu: televizyon haberleri güncel ve süregelen “olanlar” üzerinde durur; diğer programlarda (örneğin bir dizideki, tartışmadaki ve filmdeki insanlar arası ilişkide) “verilen haberler”, temsili bir kurgunun parçasıdır: Örneğin, dizide bir kişi diğerine, “arabadan iki kişi indi, yürüyen kadını zorla arabaya soktu ve kaçırdı” dediğinde, dizi kurgusu içinde bir haber veriliyor. Bu haber, bir haber programı haberi değildir.

Haber programında, “Başbakan Ankara’da halka konuştu” diye sunulduğunda bu bir haberdir. “Büyük lider değerli Başbakanımızı Ankara halkı sevgisiyle karşıladı” dendiğinde,  artık o haber değildir; “haber-yorumdur,” Çünkü, “büyük ve değerli lider” gibi niteleme sıfatı kullanıldığında, artık haber verme ötesine geçilmekte, haberdeki kişiler, olaylar, olanlar, durumlar hakkında değerlendirme yapılmaktadır.  
Habercinin değerli dediği kişi başkaları için değerli olmayabilir; değersizleştirdiği kişi de değerli olabilir.
Evet, Ayşe’yi gördüm, bize çatlayın, patlayın, kıskançlıktan kudurun der gibi, sokakta kıvırta kıvırta yürüyordu“” diye başlayarak birinin sokakta yürüdüğünü gördüğünü haber veren ve ardından da çeşitli nitelemelerle ayrıntı sunan Halime teyzenin arkadaşlarıyla yaptığı dedikodu ile, “patronu azarladı, evdeki kediyi tekmeledi; kedi hastanede bakımda, polis de bu vicdansız adamı tutukladı; kedileri koruma cemiyetinin başkanı bir kediye yapılan şiddet, cahillerin kadın dövmesinden farklı değildir diyerek isyanını belirtti” diye verilen haber programı arasındaki farkların önde gelen bazıları şunlardır:
(a) her ikisi de gerçek bir durum üzerine inşa edilmektedir;
(b) Biri küçük bir grup içinde olan, mikro-seviyedeki (küçük grup) yerel kişiler arası iletişimdir; diğeri merkezileşmiş öykü sistemi olan kitle iletişimidir;
(c) Birincisi, dedikodu, yüz yüze mikro seviyeden, diğer insanlara kişiler arası iletişimlerden geçerek yayılır; İkincisi, tüm yerellerin konuşma/dedikodu gündemini aynı anda belirleyen kapsamlı bir karaktere sahiptir ve diğer iletişim türleriyle yayılmaya devam eder.
(ç) Birincide dedikodu yerelin içinde bir mikro seviyedeki fiziksel ortamla sınırlıdır. Haberde ise dedikodu merkezileştirilmiştir ve yereldeki dedikodunun gündemini de büyük ölçüde biçimlendirmektedir: Artık yerel kendi özel dedikodusu bile ilgisiyle, içeriğiyle ve anlatısıyla ya medyanın gündeminin yeniden-üretimidir ya da yerelin en öznel olanını bile etkisi altına almıştır.  
O zaman, televizyon haber programı, merkezileşmiş dedikodu sisteminin profesyonellerinin seçtikleri olaylar hakkında haber vermeyle başlayan ve o olay üzerine inşa edilen, belli amaçları olan, teknolojiyle aracılanmış dedikodu iletişimidir. Halime teyzenin dedikodusu yüz yüzedir, başta bir veya birkaç kişiyi içerir, zaman içinde bireylerarası iletişimden geçerek yayılır.
Dedikodu gerçek üzerinde bazen gerçeği çarpıtmadan ve bazen de çarpıtarak yapılır. Medya haberlerinde de aynı şey yapılır.  

Yani, medya haberlerinin genel karakteri “dedi kodu” özelliğini taşımaktadır: O şunu dedi. Bu bunu yedi. Öteki de onu söyledi. Bu haber-yorum dedi-kodular (ve elbette diziler ve diğer programlar), ülkenin her yerinde her yaştaki insanlar tarafından izlendiği için, oralarda yaşayan insanların aralarında konuşma, sohbet, tartışma ve çekişme gündemi de çoğunlukla medyanın belirlediği gündem olmaktadır. Yani, bir zamanlar yerel halkın gündemi yerel yaşamın içinden çıkan ve yerel yaşamla ilgili şeylerdi; şimdi ise yerel halkın gündemi yerel yaşam dışında belirlenen ve tüm yerelleri kapsayan medyadan geçerek oluşturulmuş gündemler olmaktadır. Çoğulculuk taslayan bir sistem, böylece yerellerin kendi yaşamlarıyla ilişkili olan çoğulculuğu ortadan kaldırarak, endüstriyel ve siyasal yapıların çıkarları çerçevesi içinde paketlenmiş merkezi (hatta küreselleşen ölçüde merkezileşen) öyküler ve dedi-kodular sistemini getirmiştir. Böylece yerel olarak ekip biçmeden yoksun bırakılmış kitleler, yerel kendi hakkında ve kendi için düşünmeyi bırakmıştır. Bu sırada, sosyal toplanma yeri olan kahve kültürü, aylaklığın akşama kadar oturduğu yer oldu ve giderek Cafe kültürüne dönüştürülmektedir. Dönüştürüldüğünde sefiller oraya da gidemeyecek.
Halime teyzenin kendi çapında yaptığı gibi, televizyon profesyonelleri de  “haber” denen şeyleri “olan şeyler” arasından seçerler ve anlatırlar. Nasıl ki dedikodu “olmaz” ise, haber de “olmaz”; haber “yapılır, kurulur, inşa edilir ve yayılır.” Haber işlenmiş bir üründür. Haber yaparken, önce toplumda olanlar arasından bazıları seçilir; seçilenler haber yapılırken işlevsel olmayan gerçekler ve karşıt düşünceler saptırılır, bir kenara itilerek yok sayılır, anormalleştirilir veya önemsizleştirilir. Bu yollarla haberin ve yorumun ilkeleri belirlenir; neyin haber olabileceği ve neyin olamayacağı saptanır; haber olacakların içeriklerinin nasıl doldurulacağı belirlenir. Bu tür haber üretim biçimi normalleştirildiği için, haberleri yapanlar haberleri ‘nesnel bir şekilde’ profesyonel haber ölçütlerine göre seçip verdiklerine inanırlar. Bu kişileri biçimlendiren mekanizmalar öyle güçlü ve sistemin içinde öyle esaslı bir yere sahiptir ki, haber üretiminde başka yolları hayal bile edemezler. Etseler bile, onları gayrimeşru ve anormal olarak görürler.

Meşhur haberci Dan Rather’ın “Camera Never Blinks” kitabında “kamera asla göz kırpmaz”, yani kamera “gözünü kırpıp” gerçeği kaçıran insanın aksine, göz kırpmadığı için gerçeği olduğu gibi görür ve aktarır; dolayısıyla “haber nesneldir” iddiası geçersizdir. Haber gözü ve gönlü belli amaçlara ve çıkarlara göre biçimlenmiş haber-yapanın tv-kamerasını istediği yere istediği biçimde yönlendirip, istediği şekilde kurgulayarak sunduğudur: Haber olaylar arasından seçilmiş ve yeniden-inşa edilmiş aktarmadır, ifadedir, anlatmadır. Haber yapma Amerikan türü habercilik biçiminden kopyalanan ve ülkedeki yönetsel-kültürle birleştirilen profesyonelleşmiş rutinlerle inşa edilen kurgusal pratikleri içerir. Bu pratiklerde olay yaratma, olay sahneleme, belirlenmiş gündemleri işleyerek gündem saptırma, yoksulu ve karşıtı kötüleme ve aşağılama, güçlüyü yüceltme, demokratik taleplerle gelenleri toplum düzenini bozanlar olarak ilan etme, devletin baskı güçlerinin eylemlerini meşrulaştırma, geleneksel Anadolu kültürel pratiklerini yapan insanları “hanzo” olarak niteleyip değersizleştirme, Batıya bağlı endüstriyel çıkarların reklamını yapma, endüstriyel ürünlerin aptalca tüketimini teşvik eden popülerleştirmeleri yaratma ve yayma gibi sayısız işlevler görmektedir.

Haberde Profesyonellik, Amaçlar ve Aranan Sonuçlar

Burjuva medya profesyonelliği gerçekleri çeşitli profesyonel süreçler, kaideler, kurallar, etik/ahlak ve haber anlayışı ile sermayenin ideolojisine ve çıkarlarına uygun çerçeve içine sıkıştırılır. Bu çerçeve aynı zamanda eleştirilerin kapsamını ve sınırını da belirler. Örneğin bu ideolojinin belirlediği haber-profesyonelliğinde her gün habere, eğer ciddi ölümlerin olduğu bir kaza veya terör saldırısı gibi gündemin başına geçecek bir durum yoksa, siyasal haberlerle başlanır. Siyasal haberlerde de sunum sırası siyasal bürokrasinin en üst kademesinden başlayarak oluşturulur. Ardından eğer o gün çarpıcı ekonomik ve kültürel yaşamla ilgili haber varsa onlar verilir. Halk TV gibi haber ve yorum ve tartışma ağırlıklı televizyon kanallarından farklı olarak, diğer kanallar bol bol kazalar, cinayetler, hırsızlıklar, kayıp çocuklar, ünlü ve meşhur insanlardan  turizm ve tatil, medya, moda ve kozmetiğe kadar uzanan geniş bir yelpazede “flash” haberler verirler.
Haber sunumu biter. İnsanlık tarihi de bu birbirinden ilişkisiz, birbirinden kopuk, anlık olaylar kalabalığının sunumuyla başlar ve bitişiyle biter. Ertesi gün ve her gün, aynı profesyonel pratikler aynı konuları ve aynı koşulları yeni bir tarih gibi sunar. Gerçekte günlük profesyonel pratikler "tarih tekerrürden ibarettir" ideolojisini en açık bir şekilde kanıtlayan faaliyetler çemberidir. Aynı padişahlar, aynı paşalar, aynı şahsiyetler, aynı klişeler, aynı olaylar, sadece farklı tarihler. Böylece, profesyonel pratiklerin doğasıyla her şey yeniden kurgulanarak aynılığın sürekliliğinde tekrarlanan değişmezlikler zincirine vurulur: Genel için anlamlı olan değişime düşmanlığın kontrollü değişimdeki değişmezliği.  

İyiler, Kötüler, Suçlular, Değersizler ve Değerliler

Haberlerde (ve diğer medyadaki içeriklerde) sürekli gösterilen (ve gösterilmeyen) güçlülerin, ünlülerin, kısaca güzel insanların bizi çeken muhteşem dünyalarının sunumundan çok daha fazla sunulanlar suç işleyenler, caniler, trafik canavarları, eşlerini dövenler, hayat kadınları, tinerciler ve her tür kötülükleri yapanlardır. Bunlar her zaman eğitimsiz, işçi, memur ve köylü sınıfının insanlarıdır.
Güzel insanlar eşlerine dayak atma gibi kötü şeyler yapmadıkları için, onlarla ilgili her şey, hatta siyasal alanda bizi geri zekalı yerine koyarak, siyaseti “televizyon dizilerindeki çekişmeler ve birbirine laf atmalar” gibi bireysel duygusal seviyeye indirgeyerek bizleri soyut saçmalıklar ardından sürüklemeleri bile, o kadar hoş ve heyecan verici ki: Ölürüm onlar için!. Onlar rüküş giyinseler bile, hayranlığımız eksilmez.  Onların yaşadıkları ve gittikleri yerler, yedikleri ve içtikleri, giydikleri, arabaları, eğlenceleri, yaptıkları insani yardımlar, spora ve eğitime katkıları, şahane düğünleri, hatta aralarındaki aşk ve ayrılmalar bile iç açıcıdır, imrendiricidir, göz kamaştırıcıdır, çekicidir, güzeldir, iyidir. Bu kişilerin ender suçları bile hoştur ve hoş karşılanır; kaliteli, milletin ağzının suyunu akıtan, çoğu kişiyi kıskandıran ve "vay be, helal olsun, adama/kadına bak" dedirten soygunlar, vurgunlar ve seks maceralarıdır. Bu nedenle, güçlüye “hırsız ve vurguncu” dersen, sen kaybedersin. "Adi suçlar" onların kitabında ve hayatında yer almaz, çünkü örneğin, binlerce işçinin sigortasını ödememek adi suç değildir ve haber değeri yoktur; petrol ve benzeri zenginlikleri kontrol etmek için açtıkları savaş, adi suç değildir, aslında insanlık suçudur; ama biz onlar için, bu insanlık suçunu işlemek için canımızı feda ederiz; biz böyle tutkulu bir taraftarız!  İşyerlerinde ölüyor muşuz, ne yapalım ecel gelmiş, gideriz. Medya işyerlerindeki kazaları sunarsa, birkaçı hariç çoğu televizyon kanalları tarafından, sanki kaçınılmaz bir olay gibi sunulur ve çalışanın tedbirsizliğine veya dikkatsizliğine atfedilir. Her yıl her ülkede binlerce insan iş yeri "kazalarında" sakat kalır. Milyonlarca insan her yıl işyerinden kaptıkları hastalıktan ölür.  Bunlar sadece özel istatistiklerde kalır. Haber bile olmaz. Bu "kaçınılmazın” haber değeri haberin ideolojik terazisinde yer bile almaz. Neden? Kaçınılmazlık, demokrasi ve özgürlük var da ondan! Ne demokrasisi? Ne özgürlüğü? Yanıt: Sermayenin kendini seçip seçtirdiği demokrasi ve serbest teşebbüsün serbestçe insanları sömürme özgürlüğü yanında, yiyeceklerimizden giyeceklerimize ve içeceklerimize, yer üstü ve yeraltı sularımızdan doğada milyonlarca canlının zehirli kimyasallarla yok edilmesine kadar çeşitlenen kapsamlı bir “ticari özgürlük”. Ne zaman kapitalist sınıfın günlük egemen üretim, dağıtım ve pazarlama faaliyetleri, uyguladığı sefillik ücret politikası, işyeri ve çevre peyzajının insanlık dışı ve tehlikeli durumu, çalışanların çiğnenen hakları, bozulan sağlığı, sakatlanmalar, ölümler, fabrikalarında ve iş yerlerinde uyguladığı günlük baskı ve terör, işten atılmalar, anlaşmaları ve yasaları çiğnemeler, asgari ücret, fazla mesai, tatil, bayram ve hastalık ödemeleri yapmaması egemen kitle iletişim araçlarında haber olur?  Bunların haber olabilmesi için iki şarttan birinin veya ikisinin aynı anda olması gerekir: (1) Çok sayıda kayba neden olan kaza, facia ve felaket veya yüzbinlerce kişinin ayaklanması, gösteri yapması; (2) Kapitalist düzenin insanlığı ve insanlığın geleceğini son sıraya koyan günlük terörüne karşı girişilen örgütlü hareketler veya şirket sahibine veya yöneticisine yönelik "adi suç" olarak nitelenecek bir girişim olması, yani “kötü” birilerinin, tanınmış veya güçlü “iyi” birisini veya birilerini öldürmesi.
Dikkat edilirse, haberlerde toplumun çeşitli kesimlerindeki temsilin karakteri, (a) “hayırsever zengin, on binlerce insanı doyuran işveren, meşhur yıldız, ünlü sanatçı, megastar ve büyük lider gibi övülen ve yüceltilenler kategorisinde olan değerliler, zenginler ve güçlüler ile (b) magandalar, hanzoları, trafik canavarları, çocuk ve kadın dövenler, hırsızlık yapanlar, tinerciler, dilenciler, kamyon şoförleri, Ubercileri döven taksi şoförleri, teröristler, bölücüler ve benzeri şeylerle habere konu yapılan “kötüler, değersizler,” yani yoksul kesimdekiler olarak iki temel guruba yerleştirilmektedir.  Peki ortadakiler kimler? Ortadakiler de, iyi ve güzel insanları hayranlıkla seyreden ve kötü insanlara da tasvip etmemeden başlayarak ciddi düşmanlığa kadar değişen ölçüde olumsuz düşünceleri ve tutumları olan İZLEYİCİLERİZ; ama kötü kitlelerin bir parçasıyız, çünkü öbür parçadan fiziksel, ekonomik ve kültürel yaşam bağlamında dışarıda bırakılmışız.    

Haber Profesyonelliği: Kalem, Kılıç ve Sermaye Ortaklığı

"Gazeteci ile dostluk bir numara dar ayakkabı giymek gibidir. Arkadan vurur"
                                                                                    Hasan Pulur, gazeteci [1]
Haber profesyonelliği maddi ve ideolojik egemenliğin yürütüldüğü ve zayıf da olsa mücadelenin verildiği bir üretim ortamındaki pratiği anlatır. Kalem ve kılıcın (baskı ve güç kullanımının) çarpıştığı yer olmaktan çoktan çıktı: Ne zaman kalem ve kılıç çarpıştı ki? Hem ilk hem orta çağ imparatorluklarında hem de kapitalizmin sınıf diktatörlüğünde, egemen kalem daima yöneten güçlerin kiralanmış gönüllü yazarı olmuştur. Kalem kılıca sevgiyle ve korkuyla destek olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Kılıç zaten örgütlü gücün (sermayenin) baskı, terör ve katliam organı olarak iş görür.
On binlerce yıldır kiralanmış ve gönüllü kalemler efendilerinin tarihini yazmışlardır. Tarih kitaplarında onların savaşları, istilaları ve katliamlarını okuduk hep. O kadar gururlandık, o kadar kahramanlık duygularıyla dolduk ki: Ulubatlı Hasan ve Genç Osman, ama aynı zamanda kötü Kızılderililerle savaşan Texas, Tom Miks, Kinova ve elbette Dünyayı soyan Amerikan sermayesinin Dünyayı kurtaran sahte kahramanı Süpermen. Şimdi düşünüyorum da, adamlar bizi hem maddi olarak sömürüp yoksul ve yoksun bırakıyorlar hem de düşünsel, duygusal, inançsan ve davranışsal olarak yoksun ve yoksul bırakıyorlar. “Bırakıyorlar” kavramını düzelterek açıklayayım: Bu işi de kendileri yapmıyor, bizler arasından kiraladıklarına yaptırıyorlar tarih boyu.
Katliamlar tarihini yazıp bizi coşturanların görevdaşları olan medya profesyonelleri de her tür savaşta hep birlikte haberlerde savaş çığırtkanlığı yapmaya devam etmekteler.
Buna, bize “tarihi” dizileri de överek ve teşvik eden tarihi dizileri eklediğimizde, medya profesyonellerinin (ister medyada çalışsınlar isterse, film ve dizi yapan özel şirketlerde) ortaklığının doğası ortaya çıkar. Tarihin hasta ruhlu insanımsılarının insanlığı tarih boyu kana bulamasının tarih kitaplarında yüceltilmesine, televizyon (ve sinema) da dizileriyle saray içi ve çevresinde dönen bireysel kinler, nefretler, kıskançlıklar, entrikalar, arkadan vurmalar, intikamlar ve hunhar düşünceler ve duyarlılıklar işlemeyle katıldılar. Soygun, sömürü ve sefaletin seviyesinin artmasıyla, kaçınılmaz olarak, maddi olarak sefilleştirilmişlerin, manevi olarak sefilleştirilmelerini perçinlemek ve kendilerinde değer bulmalarını sağlamak için, gözlerini geçmişe dikmeleri ve dedelerini sömürenlerin ve ezenlerin yaşamlarının uydurulmuş kurgularını, arada bir bireysel kahramanlık ve savaş gösterileriyle, izleyerek güç almaları sağlanır. Bu sırada, böl ve birbirine düşür politikalarının bir parçası olarak, haberler dahil tüm programlarda, “kadın hakları” kılıfı altında,  bir taraftan erkek düşmanlığı eken haberler ve yorumlar sunulurken, aynı zamanda, örneğin, dizilerde tarih boyu çoğu kez hunharca ezilen ve hareme hapsedilmiş kadınların, olaylar zinciri içinde aktör olarak yer almaları (yalanı da) eklendi: [2]  Böylece kadınların da geçmişe bakarak, nasıl ki şimdi kendinden olmayanlara gözünü dikiyorsa, geçmişte de kendinden olmayanlara gözünü dikerek kendinde değer bulmasını sağlama işi yapılmaktadır: Ulubatlı Hasan’ın vefakar ve zeki sevgilisi veya hükümdarın gözde kadını olma gibi.
Bir diğer güç var ki, binlerce yıldır toplumları yönetmede en eski ve en etkili olarak karşımıza çıkar. Bu güç daima kılıcın katliamlarını kutsayan ve yöneten güçlerle beraber olan örgütlü teolojik yapıdır. Bu yapı, insanlık tarihinde kapitalizmin egemenliğine kadar hem kılıcın egemenliğine güç ve çıkar ortağı olmuştur (bazen kılıca da egemen olmuştur) hem de inançların ve hurafelerin yönetimiyle Tanrı ve kral adına boyunsunmayı sağlamış ve cadı diye on binden fazla kadının meydanlarda yakılması dahil vahşeti ve katliamları meşrulaştırmış ve yaptırmıştır. Tarih boyu baskıyı, zulmü, köleliği ve sömürüyü Tanrı adını kullanarak meşrulaştıran bu örgütlü gücün, Avrupa’nın topraklarının üçte birine sahipliğiyle de güçlenen yönetici sınıflarla ortaklığına, kapitalistler, onları siyaset ve ekonomi alanından atarak son vermişlerdi. Fakat Avrupa’da ve Amerika’da insanların 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla artan demokrasi ve özgürlük için kitleler halinde başkaldırmalarını baskıyla, terörle ve katliamlarla durduramayınca, tarih boyu Tanrı adına manevi soygunla insanları kulluğa ve sömürüye boyunsunan ve katliama arzuyla katılmasını sağlayan teolojik gücün siyaset sahnesine beyin yönetimi için geri çağırılması gereği çıktı (aslında günlük yaşamdan hiç gitmemişlerdi). Bir zamanlar hurafe, batıl inanç, para-psikoloji, altıncı his, kadercilik ve özgürlüğe düşmanlık gibi bilime, bilmeye ve gelişmeye aykırı olarak gördükleri ve aşağıladıkları metafiziğin örgütlü gücüne başvurarak siyasal ve ekonomik sürdürülebilirliklerini sağlama işine başladılar.  Aydınlanmanın pozitif bilimini gerekçe göstererek, teolojik gücün bol maddi pay alan siyasal gücüne son veren kapitalistler, aydınlanmaya ve pozitif bilime ihanet ederek metafiziğin örgütlü vicdan ve inanç soyguncularını tüm dünyada yaygın bir şekilde teşvik ettiler ve etmeye artan yoğunlukta devam etmektedirler. Örneğin, önce Amerika başta olmak üzere tüm dünyada eski ve yeni yaratılmış  tarikatçılığın ve Hindistan gibi ülkelerden getirilen mistikliğin ve yoga gibi bireyi kendine döndüren yönetim mekanizmaların yaygınlaştırılması geldi. Buna küresel yönetimde kolaylık ve kontrol için inanç içi ve inançlar arası düşmanlığı yaygınlaştıran (ve yanında ırkçılığın da teşvikini getiren) “medeniyetler çatışması politikaları ve uygulamaları” eklendi. Bir de baktık ki, Aydınlanmanın laik sermayesinin siyasal güçleri siyaset sahnesinden attıkları (ya da Türkiye’deki gibi her zaman cehalete dayanan siyasal ve ekonomik sömürü aracı olarak kullanılmaya devam edilen) örgütlü metafiziğin güçlerini kendileri de sömürü aracı olarak kullanmaya başladılar. Güç hesabı ve ilişkisi böyledir: Duruma göre ümmetçiliği bırakmış ve milliyetçiliğe sarılmış görünürler; oy toplamak için hiç gitmediği camilere gitmeye ve (kültürel alışkanlığın dışında) hiç kullanmadığı teolojik kavramları kullanmaya, teolojinin temsilcilerine partinde yer vermeye, kısaca teolojiyi kullananları taklit etmeye başlarlar. Ne için? Güç ve sömürüyü yaygınlaştırmak ve sürdürebilmek için. Bundan kimler zarar görür? Her gün yiyecek alışverişinde sürekli artan fiyatlardan, işsizlikten, asgari ücretlerden, emekli maaşlarından canı yanan kitleler zarar görür. Bu sömürüyü yaygınlaştırabilme ve sürdürebilme kimlerin birbirini yiyen katılımıyla gerçekleştiriliyor? “Zarar görenler” dediklerimin: (BİZİM).[3]    
Dikkat edersek, laik ve laik olmayan kapitalist sermaye, sermayenin örgütlü baskı ve katliam gücü olan kılıç, örgütlü eğitimin kalemi ve yaygın biliş ve davranış yönetiminin ücretli askerleri olan medya profesyonelleri arasındaki işbirliği, günümüzde insanlığın geleceği için giderek artan bir tehdit olarak tüm ülkeleri birlikte yönetmektedir.  Bu yönetmede, sermayenin ülkeler içindeki diktatörlüğü ve uluslararası seviyede ise emperyalizmi, çok boyutlu ve çok kapsamlı olarak serüvenine devam etmektedir. Bu serüvenin yıldız oyuncuları Walt Disneyle, kanal üçle beşle altıyla, yüzlerce çeşit çocuk oyuncaklarıyla, öğretim ve eğitim araçlarıyla, belli anlayış yapısını aşılayan sayısız faaliyetlerle, sermayenin bekçiliğini yapan kahraman "barışçı" ordularla, profesyonel katillerin kiralandığı "dirliği ve birliği sağlayan" özel timlerle, İnanç sömürüsü yapanlarla, uluslararası şirketlerin ve ortaklarının çıkarlarının biçim değiştirerek yansıtıldığı siyasal yürütme organlarıyla karşımıza gülümseyen ve çok duyarlı görünen maskelerle çıkarlar. Bugün bu çok merkezli ve çok ortaklı sömürüde, önemli yatırımı ve hissesi olmayan devlet başkanı ve çevresi dünyada kaldı mı acaba? Dünyanın birçok ülkesinde büyük şehir belediye başkanları bile küresel yönetim güçleriyle işbirliğinden paylarına düşeni almaktadır. Tüm bunlar yapılırken, kılıç terörün sembolü olarak değil, demokrasi ve özgürlük sembolü olarak etrafta poz vermektedir.
İş mülakatında iş alınmanın yollarına örnek: İş mülakatındaki soru: Geleceğini nasıl düşünüyorsun? Yanıt: “Benim için önemli olan benim geleceğim değil, şirketin geleceğidir.” İşte çok büyük çoğunluk böyle düşündüğü an, vatan ve ülke, insan ve insanlık şirket olur. İşte bu durum, komünizmi ve tek elden yönetimi kötülemek için yazılan Hayvan Çiftliği (Animal Farm) ve 1984 gibi yapıtlardaki KORKULARIN, bireysel özgürlüğe önem veren liberallerin ve insan özgürlüğünü her şeyin önüne koyan Karl Marx’ın görüp görebileceği ÖLÜMCÜL KABUSA dönüşmeye başladığına işaret eder. Dönüşüm hangi koşulda tamamlanır? Ulus devletlerdeki siyasal yönetime ve ırka dayanan milliyetçilik gibi ulus devlette kullanılan bilinç yönetimine kapitalist sermayenin gereksinimi kalmadığında gerçekleşir: Birleşmiş Milletlerin yerini, Birleşmiş Şirketler alır. Bir veya birkaç dev şirket, sömürge şirketleriyle birlikte Dünya Federal Şirket Sistemini kurarlar. [4]  Böylece, tarih boyu en büyük baş belaları olan ve paylarının bir kısmını meşru ve gayri-meşru yollarla ceplerine indiren siyasetçilerden kurtulurlar; yönetimi kapitalistlerin şirketleri yapmaya başlar. İşte o zaman, gerçek anlamıyla, kapitalist sınıf toplum yönetimini, devletten ve siyasetçilerden kurtularak, şirket yoluyla kendisine hizmet veren şirket yöneticileriyle yapar.
Medya haberlerinden (okullardaki hocalardan ve medyadan) geçerek sunulanların hedefi olan kitleler, vatanın ve milletin bütünlüğü adına ırksal veya dinsel azınlıkları, hıncını alacak bir güçsüz bulmanın sevinciyle ezme işi için hep hazır tutulurlar. Bu hazır tutulma bilinciyle ve duygusuyla dolu olmayan karşıtlar, yani insanlık tarihinde insanlığın insanca gelişmesinde itici ve değişimci rolünü oynama mücadelesine kendince katılanlar için ise bir sürü "modern" yasalar, içinde ne olduğunu bilmediğimiz tazyikli sular, plastik mermiler, kimyasal gazlar, özel hücreler, en son teknolojik işkence aletleri ve metotları, özel timler kurarak suikastlar ve katliam biçimleri geliştirilmiş ve kullanılmaktadır.

Haber Konuları: Toplumsal İlgi ve Biliş İşleme

Haberlerde kullanılan konuları, güncel olarak sürekli tekrarlananlar, değişen zamanlarda periyodik olarak tekrarlananlar ve gerektiğinde sunulanlar olmak üzere üçe ayrılırlar. Hepsi de siyasal konular, ekonomik konular, kültürel konular ve çeşitli sosyal konulardan biri veya birkaçı içine düşerler. Güncel olarak sürekli sunulan haberler akla gelebilecek her türdeki haberler olabilir: Siyasal haberler, hava durumu,  magazin haberleri böyledir. Periyodik olarak sunulanlar özellikle belli zamanlarda tekrarlanan (bayramlar, anneler günü gibi) olayları içerir. Gerektiğinde sunulanlar ise, haber kıtlığı olduğunda veya herhangi bir nedenle gerek duyulduğunda sunulanlardır. Bu konular televizyon kanallarının analizinde alt ve alt-alt başlıklar altında ayrıntılı sunuldu.
Siyasal haberler: Örneğin, hükümetle, partilerle, kurumlarla, terörizm kurbanlarıyla ve şehit cenazeleriyle ilgili haberlerdir.
Ekonomik haberler: Ekonomik durum, sorunlar, artan pahalılık, Avrupa Birliği, para ve döviz ile ilgili haberlerdir.
Kültürel haberler: Din, inanç, sanat, gelenek, günlük yaşam tarzlarının ifadeleriyle ilgili haberlerdir.
Haberlerin bazıları, “kötü, çirkin veya değersiz insanların” yaptıklarıyla ilgili haberlerdir. Bu haberler de özellikle trafik kazaları ve suç işlemeyle (öldürme, kavga, gasp, kapkaç) ilgilidir; çocuğunu, kızını, kardeşini, arkadaşını ve ihtiyar birini döven ve öldürenler.
 Haberlerin bazıları da, “güzel” insanlarla ilgili magazin haberleridir (moda, müzik, eğlence ve medya dünyasının meşhur insanları).
Ne tür konu işlenirse işlensin, (a) haberlerde popüler başoyuncular ve oyuncular vardır; (b) bunlar belli koşullarda, durumlarda, olaylarda yer alırlar; (c) çeşitli iyi veya kötü faaliyetler ve ilişkilerde bulunurlar ve (ç) tüm olayların ve faaliyetlerin belli sonuçları (ve çözümleri) vardır.
Haber türlerinden, bu türlerle ilgili olarak haberlerin seçilmesinden ve içeriklerinin doldurulmasından geçerek en az şunlar yapılır:
(a) seçilen konular ve alt-konular yoluyla, seçilmeyenler insanların ilgisi ve günlük konuşma gündemi dışında bırakılır; seçilmedikleri için önemsizleştirilir ve değersizleştirilir;
(b) seçilen konularda bize sayısız bilişler işlenir. Örneğin, trafik kazası yapanlar “trafik canavarı” denen kötülerdir; bu kötüler de, hermen her zaman Anadolu’nun eğitilmemiş, yontulmamış hanzolarıdır. Trafik canavarı olmayanlar da, doğal olarak, iyi insanlardır. Benzer bilişler ve duygular hırsızlık, kapkaç ve darp gibi konularda da işlenir.
(c) Yangın gibi olaylarda, aktörler, örneğin ihmali olan ve dikkatsiz olan insanlardır ve  “iyi ve güzel insan” kategorisi dışında kalanlardır.
(ç) Sel felaketi gibi konularda, aktörler selden mağdur olanlardır. Bunların hiçbiri yine “iyi ve güzel insanlar” arasından çıkmazlar; alt-katta evleri olan halktan birileridir. Dükkanları zarar görenler de küçük esnafın küçükleridir. Sel felaketiyle ilgili haberlerde, hükümet yanlısı ve muhalif tarafa muhalif medyada neden de sonuçtur: neden “sel felaketidir” veya ansızın gelen yağmurdur; şaşırtıcı havsa durumudur. Diğer medya haberlerinde gerçek nedenler üzerinde durulmaya çalışılır, ama sunum biçimleri çoğu kez hükümeti ve ilgili kurumları suçlamak biçimindedir. 
(d) Tren kazaları gibi kazalarda da medyanın tutumu sel felaketinde belirttiğim biçimdedir. Fakat bu kazalarda ciddi sayıda ölümler ve yaralanmalar olduğu için, ilgili kurumu ve hükümeti savunma ve sorumlu tutma haberleri oldukça hararetli bir şekilde sunulur. Hararetli olarak sunulmasaydı sonuç Türkiye gibi ülkelerde farklı olmamaktadır: İtin ürüyüp, kervanı yürütenlerin yürütmeye devam etmesi.

Konuların İşlenmesi

Konunun işlenmesi haber hazırlamada içeriğin nasıl doldurulduğu demektir. İçeriğin doldurulması medya profesyonellerinin ideolojik paketlemesi sürecidir. İçeriği paketleme biçimleri “bir kazı yolmanın bin bir yolu vardır” sözünü kanıtlayacak kadar çoktur. Örneğin sorunlar bireysel seviyeye indirgenerek ele alınır. Bireysel seviyede bile, güç ve imtiyaz sıralaması ve ilişkisi ön plana çıkarılır. Örneğin, iyi ve güzel insanlar, imrenilecek ve model olarak görülecek insanlardır; başarılı olarak nitelenecek insanlar “çok para kazanan” ve meşhur olan insanlardır. Öte yandan suç işleyenler, katiller, saldırganlar, dayak atan ve yiyenler, kötülükler sıradan insanlar arasından çıkar. Gerçi bu insanlar aynı zamanda acı da çekerler; ama acı çekmek, pahalılıktan şikayet etmek, birbiriyle didişmek, trafik canavarı olmak, trafikte kavgalar ve benzerleri onların çirkin hayatlarının bir parçasıdır. Bazen bazı kötü eczacılar, doktorlar veya hemşireler bazı şeyler için sorumlu tutulur. Fakat bireyselleştirilmiş suçlar daima kişilerin sapık, normal olmayan, insanlık  dışı veya duyarsız davranışlarıyla ilişkilendirilir. Asıl ciddi ve şok edici olanlar (örneğin Türkiye’de ameliyattan sonraki bakım süresinde ölmemesi gereken insanların ölmesi) göz ardı edilirken, örneğin çok istisna olan “hastasına tecavüze yeltenen doktor” sansasyonelleştirilir: Yani, her gün tekrarlanan kötülükler, ihmaller, baskılar, pislikler ve hunharlıklar haber yapılmazken, ender olanlar haber yapılır.  
Medya profesyoneller büyük dolandırıcılar, soyguncular ve hırsızlar ile uğraşma yerine, üfürükçüler, muska yazanlar, araba hırsızları, dilenciler ve hayat kadınları ile uğraşılır: Güçsüzle uğraşmak daha kolay!
 New York’ta kuyruğuna basılan köpeğin Londra’da havlayıp inlemesi haber yapılır ve kuyruk acısını dindiren mucize ilaç ve meşhur doktorun insanlığa ve sağlığa katkıları öykülenir. Elbette, New York’ta köpeğin kuyruğuna basılması garantiye alınmalı ki, mucize ilaç üretilmesi ve dağıtılması ve de bunların haberlerinin yapılması devam etsin. Kuyruğuna basılan köpekler sadece kuyruk sancısı çekmeyecek elbet, AIDS olacaklar, yiyecek ve içeceklerden kanser olacaklar, bin bir tür alerji ve kalp rahatsızlıkları satın alacaklar. İnsanı ve çevreyi zehirleyenlerin zehirleri reklamlarda “akıllı molekülle beyazı daha beyaz yapın” diye pahalı ve süslü paketlerde satılmaya devam edilirken, zehir tacirlerinin çevre ve sağlığı koruma yemekleri, zirveleri ve toplantılarının haberleri verilir. Ardından tıpta bir başka şahane teknolojik uygulama veya buluş haberi gelir. Fakat bu sırada sağlık sistemi sağlıksızlığın üretilmesi ve sağlıksızlığı üretmeye katkıyla trilyon dolarlık çıkar yapısını sürdürerek kendi ve kendi varlığını yaratan koşulları tutmaya devam edecek. Endüstriyel yapının yarattığı ve yaygınlaştırdığı çevre ve insanlık durumundan beslenen ve gelişen bu endüstriler yirmi birinci yüzyılın insanlık durumunu yaratan bir dünya pazarının bütünleşik parçasıdır. Bu parça sigorta ve hukuk firmalarının çıkar sağlama işine katılmasıyla, artan sağlık sorunlarıyla artıp beslenen bir devasa sömürgen yapı oluşturulur. Bu yapıda genellikle profesyonel-emekçi durumunda bırakılan doktorlar gibi yapının en zayıf halkaları gerektiğinde medya tarafından sansasyonel haberlerle övülür ve gerektiğinde de suçlanarak dövülür.

Biz ve Ötekilerin Yeniden-üretimi: Popüler İyiler ve Kötüler

Biz ve Ötekilerin üretimi ne demek? Biz ve Ötekiler hakkında olan düşüncelerin, duyguların, duyarlılıkların, ilgilerin ve davranışların medya haberleri yoluyla izleyicilere hatırlatılması, izleyicilerin belleklerinde tazelenmesi, desteklenmesi ve perçinlenmesidir.
Haberlerin biliş ve bilinç işlemelerinin en önde geleni biz, dost onlar ve Düşman onların yaratılması ve yaratılmış olanların da yeniden-üretilmesidir. Diğer bir deyimle, medya profesyonelleri ötekileştirme ve ötekileştirilmişe karşı düşünce, duygu ve inançları pekiştirme ve yaygınlaştırma işini bilerek veya farkında olmadan yaparlar. Bu sırada da BİZden olanlar ve Bizden olanlarla ilgili haberler ve haber-yorumlar da olumlu yayma ve pekiştirme işinin temel parçası olarak sürdürülür.
İşleme ve yeniden üretim, haberi öyküleme sırasında habere konu olan aktörlerden ve aktörlerin dahil olduğu olaylardan geçerek yapılır.     
Başrol aktörler: Baş aktörlerin en başında toplumunun gerçeğini bize sunmada otorite olan televizyonlar ve televizyon habercileri gelir elbette. Onlar olmasa biz bu güzelim haberleri nasıl alırdık ki! Onları olayla/konuyla ilgili olarak sundukları aktörler takip eder. Her olayda/konuda iyi ve kötü olarak ortaya çıkan başrol aktörler vardır. İyi aktörün sunulmasının biçimi, bize daima kötü aktörü de hatırlatır. Örneğin, kötü başrol aktörün yaptıkları, iyi baş aktöre çağrışım yapar: “Trafik magandası veya trafik canavarı”  diye gösterilen aktörlerin hangi sınıfa veya seviyeye ait olduğu bize onlar hakkındaki düşüncelerimizi destekleme sunarken, biz aynı zamanda da “trafik magandası/canavarı” olmayanlarla ilgili düşünce ve duygularımızı doğrularız. Bir şeyin veya birilerinin ne ve nasıl olduğunu kendi özellikleri yanından, onda olmayan (dolayısıyla onun gibi olmayan diğerlerinde olan) özelliklerden geçerek anlamlandırırız (Bu süreç kaçınılmaz normalliktir) .       
Televizyon haberlerinin iyi aktörleri, medya profesyonellerinin desteklediği siyasetçiler, ünlüler, sanatçılardır; düzeni koruyan polis teşkilatı ve polislerdir; vatanı koruyan ordu ve ordu mensuplarıdır; insanlara iş vererek ailelerin karınlarını doyuran büyük şirketler ve sahipleridir; kötü dedikodulara karışmayan ünlüler, film yıldızları, medya mensupları, mankenler, televizyonda boy gösteren popüler yapılmış kişiler, sporcular, şarkıcılar ve modacılardır.
Haberlerin kötü aktörleri ise, örneğin, trafik canavarlarıdır; eşini döven erkeklerdir; siyasal, kültürel ve sosyal düzeni bozan örgüt mensuplarıdır; millette duygu sömürüsüyle para alan dilencilerdir (peki oy almak için duygu ve inanç sömürüsü yapan dilenciler?) Siyasal düzeni bozan kötüler ise teröristler, bölücüler ve yasadışı örgütlerdir. Kültürel ve sosyal düzenle ilgili sorunlar çıkartanların hemen hepsi,
(a) büyük kentlerdeki işsiz insanlardır; bunlar kapkaççılık, fahişelik, tinercilik, dilencilik, hırsızlık, gasp gibi işler yapan “çirkin” insanlardır;
(b) Anadolu’nun diğer kentlerinde ve kırsal kesimde yaşayan ve “çağın gerisinde kalmış” katil ruhlu yaratıklardır. Bu katil ruhlular töre cinayeti işlerler, kan davası güderler, namus uğruna kızlarını ve başkalarını öldürürler, mahkeme içinde ve önünde olaylar çıkartırlar;
(c) arabayı sarhoş olarak veya çok dikkatsizce kullanarak trafik canavarı olan cahil sürüleri veya dikkatsiz genç sürücülerdir. Bu tür insanlar hep toplumun alt kesimine ait olanlardır.
Bu kötülerin olduğu geniş kitlelerin olumlu olarak gösterildiği ender anlar vardır: Seçimlerde (bizim partiye) oy verme.
Kötülerin olduğu kitlelerle ilgili işlenenlerden biri de “acınacak” durumda olmaları ve yardıma ihtiyaç duymalarıdır: “Açlık ve sefillik çekiyor” veya “acil yardıma muhtaç” diye televizyonlarda gösterilen ve gösterildikten sonra “hayırsever bir zenginin elini uzatıp yardım ettiği” ile ilgili haberler böyledir. Dolayısıyla, bu tabakadaki “iyi aktörler” namazında niyazında olan, işine gidip gelen ve ona verilen nimetler için şükranla dua eden ve çok muhtaç duruma düştüğünde dilenmeden yardım isteyenlerdir. Zenginler de, farkında olduklarında yardımlarını esirgemeyen iyi insanlardır.
Güzel ve iyi popüler insanlar da bazen kötü şeyler yapar, ama onların yaptıkları kınansa da ilgi ve dikkat çeker. Bu insanların yaptıklarıyla ilgili haberlerin başında, birbirleriyle olan aşk ve kandırma ilişkileri, birbirine sataşmaları, aralarındaki çekişmeler ve kavgalar, mahkemelik olmaları gibi ilişkisel şeyler gelir. Bazen de, uyuşturucu madde kullanımı işine karıştıkları haberi verilir, böylece televizyonlar toplumda uyuşturucu madde kullanımının promosyonunu “uyuşturucu madde kullanan rol modeli” yoluyla yaparlar. 
 Diğer aktörler: Öyküye katılan, olaya tanık veya dolaylı taraf olan iyiler ve kötülerdir. Bunların kötü olanları, örneğin bölücülere ve teröristlere yataklık edenler, toplum düzenini bozanlara yardım edenler, Fetöcü gibi örgüt üyelerinin yakınlarıdır (hatta bu yakınlarının alakası bile olmasa. Neden? Üzüm üzüme bakarak karardığı için!).

Haber Değeri: Normalin kırılması gerekir!

Medyada  “normal” olarak kabul edilen hiçbir şeyin (örneğin asgari ücret ödemenin) haber değeri yoktur, dolayısıyla haber olarak sunulmazlar. Haberlerin büyük çoğunluğu normal olarak kabul edilenin kırılmasıyla, çiğnenmesiyle, ihlal edilmesiyle ilgilidir. Bunlar da kavgalar, çatışmalar, çekişmeler, cinayetler, trafik kazaları, ölenler, öldürenler, cenazeler, ağlayanlar, sahte dilenciler, orada burada işini yapan hayat kadınları, gayri meşru seks ilişkileri, meşhurların boşanmaları, töre cinayetleri, dövülen kadınlar, kapkaççılar, topluma tehlike olan tinerciler, terör başını ve terör örgütünü destekleyenlerin sokak gösterileri ve polise saldırmaları gibi insanların yaptıkları. Normal koşullarla ilgili haberler ise, ancak iyi ve değerli insanların siyaset, ekonomi, kültür, spor ile ilgili konularda söyledikleri, tartıştıkları ve yaptıklarıdır.
Haberlerde sunulanların büyük çoğunluğu, kötü faaliyetler, kötü olaylar ve kötü-popülerlik üzerine inşa edilmiştir. İyi haber olan faaliyet ve ilişkiler istisnadır, çünkü ilgi çekmediği için haber değeri yoktur. İlgi çekenler ise, siyasal alandaki olanlar ve zenginlerin düğünleri gibi “güzel insanların” faaliyet ve ilişkilerdir. İyi haber olarak sunulanlar çoğunlukla promosyon, (gizli) reklam ve propaganda niteliğini taşırlar. Dolayısıyla, televizyon haberlerinde gördüğümüz popüler faaliyet ve ilişkilerin büyük çoğunluğu kötü ve kötülük, yanlış ve yanlışlık gibi olumsuzlar ve anormaller üzerine inşa edilmiştir. Haberlerde normalin kırılmasından sonraki faaliyetler ve durum da, gerekirse, anlatılır. Koşulun yeniden inşası sunumuyla, normal olarak kabul edilen desteklenir.

Hedonizmden Aşağısı: Monoton ve Sıkıcılı Normallik

Eğlence dünyasının gece hayatı, dedikoduları ve bu dünyanın çok çekici ve de bir o kadar güzel insanlarının bol bol haberi yapılırken, toplumsal üretimi gerçekleştiren “çok değersiz ve çirkin” iş gücünün iş yerindeki hayatı ve gece hayatı haber yapılmaz. Neden? Eğlence dünyasının çok çekici ve güzel insanları izlemez de ondan!? Yok böyle değil, şaşırtma bizi; o çok güzel ve çok değerli insanların magazin haberlerindeki gerçek ve dizilerdeki kurgulanmış heyecanlı yaşamları dururken, zaten akşama kadar anası ağlamış çirkin işgücüne bir de eve gidince, kendi gibilerinin hayatını mı izleteceksin? İnsaf, yani!
Ancak birkaç televizyon, muhalif olmaları nedeniyle olmalı, çalışan işçilerin sorunları üzerinde dururlar; bunu da ancak grev, gösteri veya bir facia olduğunda yaparlar. Grevler ve gösterilerde ve facialarda, hep uzmanlar ve siyasetçiler konuşturulur. Çok ender olarak çalışan bir işçinin görüşüne başvurulur. Neden? Çünkü normal bir çalışanın kendi işiyle bile olsa, bilgi sahibi olmadığı varsayılır. Böylece, halkı temsil numarasıyla seçimlerde oy alarak iktidara gelen ve kendileri ve yöneten güçlerin çıkarı için çalışan ve gerektiğinde halkı kolluk güçleriyle bastıranlara, çalışanları konuşturma yerine, çalışanlar hakkında konuşan uzmanlar ve medya profesyonelleri katılır. Tek bir gün, çalışanların somut sorunlarıyla ilgili olarak çalışan insanlar asla stüdyoya falan getirilmez (Soma faciası gibi örnekler dışında). Muhabirler tarafından, sokakta/dışarıda,  olayla ilgili basit bir iki soru sorularak geçiştirilir. Ne zaman getirilir? Büyük felaket falan olduğunda olayını anlatmak için. Halk Arenası’nın (Halk Arenası ve benzeri diyecektim, ama başkası yok ki) uzmanları değil, çalışanları konuk ederek konuşturması için ille ki, birkaç yüz çalışanın yer altında (ölmesi değil) öldürülmesi mi gerekir? (Evet, çünkü birkaç kişinin ölümünün haber değeri ve etkisi yoktur!).
Medya haberleri suçlar ve cinayetler yanında (veya onlar yerine), iş yerlerindeki yaralananların, hastalananların ve ölenlerin sayısını uygun aralıklarla ele alırsa işten mi kovulurlar acaba? İşten haksız yere atılanların sayılarını ve uygun zamanlarda şikayetlerini/sorunlarını dinlemek için stüdyoya çağırsalar, kafir falan mı olurlar? Çağırdıklarında, bu çalışanların kimliklerini gizleyerek, işlerinden atılmaları olasılığını ortadan kaldırmak o kadar da zor değil. “Medya böyle yaparsa, reklam alamaz” dedi çokbilmiş bir aydınımız. Bu gülünç bir gerekçe, çünkü Türkiye’de televizyonların çoğunun reklam gelirleriyle değil, başka başka gelirlerle ve ilişkilerle ayakta durduğunu (veya medya sahipliği yoluyla kurulan ilişkilerden geçerek ihaleler ve diğer gelirler elde edildiğini) bilmek için müneccim olmaya gerek yok.

Haberde Çözüm: Vuran eli kırılır inşallah! Hepsi de asılmalı!

Haberler bilgilendirme ve olanı aktarma olduğu için “çözüm üretmenin” söz konusu olmaması gerekir. Fakat televizyon haberleri haber değil, haber-yorum olduğu için, haberin sunum biçimiyle ve içeriği doldurma şekliyle (bazen açıkça ve bazen de üstü örtük bir şekilde taraf tuttukları için) belli çözümler sunulur. Örneğin, ilgililer ilgilenmeye davet edilir. Zengin birinin, bir bakanın veya hayırsever bir kurumun ilgilendiği haber yapılır ve mutlu son müjdelenir. Büyük tesadüf (diye olay düzenleme de olabilir) birisi kendini köprüden atarken, iyi yürekli liderlerimizden biri onu görür, arabasından iner, korumalarının kartal bakışları altında, uçarak köprüdeki adamı kurtarır. Resimler, duyarlı sözler, derin duygular ve gözyaşları. Televizyonun önünde hepimiz kendimizi kurtarılmış hissederiz. Bazı muhalefet liderleri böyle yapsınlar da görelim! Yapamaz, çünkü köprüden kendini atarım diyen adam, muhalefet liderini görünce, “Allah kahretsin, yine mi sen, çekil yakamdan solcu, fetöcü, terörist yandaşı” gibi bir şeyler deyip kendini köprüden hemencecik atardı! İşte dünyanın büyük çoğunluğunu oluşturan bu insanlara, değişim ve gelişim olasılıkları çok az olan “gerçek inançlı” denir. Bunları, örneğin laik ve dindar olarak da ayırabiliriz. Dindar olandan Laik olana geçiş olasılığı sıfıra yakındır. Bu olasılık ancak farklı ortam ve farklı güncel çıkar ilişkileri koşuluyla artar.  
Haberlerde, çözüm olarak ahlakı bozanların şiddetli cezaya çarptırılması istenir: “Onları ancak ölüm paklar!”
Dilencilerde olduğu gibi, haberciler “onlara para verilmeyin, hayır kurumlarına verin, işte telefonları” diye dilencilik sorununu çözerler.
Çözüm olarak sunulan “normalleştirme”, bir kişiye “balık verme” biçiminde olur, balık tutma öğretilmez, çünkü balık tutanların arasına katılmak, pastadan pay almaktır ki bu da paylaşanların payını azaltabilir. İnsanlar insanca yaşayacak miktarda ücret “hayırsever, insan hakları şampiyonluğu yapan kapitalizm” tarafından sağlansaydı (ki bunu yapmak kapitalizmin doğasına aykırıdır), zaten bu kadar yaygın işsizlik, yoksunluk, yoksulluk olmazdı. Bununla ilgili olarak, birçok yerde olduğu gibi haberlerde de iş verilse bile çalışmayacakları söylenir, çünkü bu yolla çok daha fazla para kazandıkları anlatılır.
Ciddi devlet politikası gerektiren konularda sunulan çözümler, devlet politikasını destekleyen aynı veya paralel çözümlerdir. Diğer temalarda, televizyon haberlerinde neyin nasıl haber yapılacağı (ve yapılmayacağı), taraf tutma ve çözüm sunmanın karakterini belirleyen, çoğu kez kısa dönemli çıkar hesaplarıdır. Bu çıkar hesapları bazen sadece televizyon şirketinin sahiplerinin çıkarını yansıtırken çoğu kez kapitalist dünyanın pazar bilincini işleyen karaktere sahiptir. 

Haber Kaynakları

Medya profesyonellerinin sayısız haber kaynakları vardır. Bunları iki gruba toplayabiliriz: Dış ve iç haber kaynakları. Dış haber kaynakları internetteki uluslararası medya web sayfaları, uluslararası haber ajansları, yabancı gazete ve dergiler, yabancı radyo istasyonları ve eğer varsa kendi yurtdışı haber büroları veya muhabirleridir. İç haber kaynakları ise, yine internet, Anadolu Ajansı, diğer yerli ajanslar, siyasetçiler, hükümet yetkilileri, idari ve yasal yetkililer, polis, uzmanlar, akademisyenler ve kendi yerel muhabirleridir.
Peki halk/izleyiciler? İzleyiciler televizyon haberlerinde sadece haberin ham maddesini sağlarlar. İzleyicilere elbette bazen belli bir iddiayı kanıtlamak için başvurulur. Bu tür başvuruların başında da “artan pahalılık” gelir. Her seferinde de halkın geçim derdi olduğu haberini semt pazarında alışveriş yapan kadınlar ve emeklilerle konuşarak desteklerler. Nedense, AVMlere gidilmez.  Peki, Yandaş denen medya ne yapar? Onlar da “Allah razı olsun, rahatız, şükrediyoruz” diyen halkla kurguladıkları habere destek sağlarlar.

Kaynak: Akademisyenler ve Aydınlara İlgi

Kültür öğrenilir, eğer öğrenmek istenirse. “Entel” kavramının ne anlama kullanıldığını bilmiyordum. Sordum ve öğrendim. Kısa zamanda medyada ve kişiler arası ilişkilerde “entel” kavramının kullanımına baktığımda şaşırmadım, çünkü kapitalist ideolojinin bilmeye, dolayısıyla aydınlanmaya karşı bir dönüşüme uğradığını biliyordum. Ama çok şaşırdım, çünkü Türkiye gibi kapitalistimsi bir ülkede, entelektüeli entel diye aşağılama, alaya alma, küçümseme ve değersizleştirme yanında aydına ve bilmeye karşı bu denli yoğun bir düşmanlık olmasının ve pompalanmasının tahmin edilmeyecek kadar yüksek seviyede olduğunu ve devam ettiğini gördüm. Şaşkınlığım, üniversitelerde ders verirken gördüğüm akademik ortamdaki egemen durumu görünce, üzüntüyle, sona erdi. Vardığım sonucu şöyle özetleyebilirim: Dünya’da, orta çağ düzeniyle yönetilen bilindik birkaç ülke dışında, Türkiye’deki gibi bilmeye, aydınlanmaya ve bilgiye ve de bilme ve bildirme çabasıyla yırtınan insanlara karşı bu denli yüksek seviyede düşmanlığın ve çamur atmanın olduğu bir diğer ülke var mı acaba? Sanmıyorum. Türkiye’de (a) eğitmen çok az ve eğitmeyen ama eğitmen geçinenler çok fazla olduğu  için, ve (b) öğrencilerin çoğunluğunda öğrenmeye ilgi okullar ve medya sayesinde ortadan kaldırıldığı için, (c) onun yerine yanlış ilgiler, kısa yoldan köşe dönmecilik, çaba göstermeden ödül elde etme, (d) akademide tembeller ve köşe dönmeciler arası kurulan yaygın dayanışma ve işbirliği, doçentlik gibi unvanların alınmasında bu işbirliğinin egemen olması ve torpili olmayanların “yanması”, çaba gösteren çok az sayıdaki akademisyenlerin ezilmesi, dışlanması ve çeşitli yollarla yerlerinden edilmesi, belli örgütlü siyasal parti ve kuruluşlarla bağ kuranların çabukça köşe dönmesi, hemen her  üniversitede insan mantığıyla alay eden “araba yaptık ödül aldık” gibi ekonomik hiçbir anlamı olmayan gösteriş/teşhir ve benzeri şeyler almıştır. Yukarıda açıkladığım yapının Türkiye’de egemen olması.    
Eğer bir akademisyen “fermuarını açık unutursa, Fetöcülük ve PKKcılık yaparsa, veya çok önemli bir akademisyen ölürse veya ödül alırsa haber yapılır. Özellikle Ergenekon ve Fetö gibi güçler arası hesaplaşmalarda, akademisyenler ve aydınlar da siyasal tercihleri ve faaliyetleri nedeniyle “gereken dersi” alırlar ve bu ders verme işi bu tür medyada, elbette ilgi çekeceği için, sunulur.
Medyanın aydınlara, akademisyenlere ve uzmanlara ilgisi daha çok haber hazırlamada ve haber sunumu sırasında yararlanmada görülür. Haberlerde iki faydalanma yolu kullanılır: Stüdyo konuğu olarak ve telefonla bağlanarak. Ne yazık ki, benim gözlemlerime göre, bu kullanılan kişilerin önemli bir kısmının üçüncü sınıf bir aydın, akademisyen veya uzman bile olmadıklarıdır. Ama bu tür tercih,  kapitalist medya dünyasının bilinç yapısına ve iş yapış biçimine çok uygundur. Başka türlü olacağı beklenemez.   





[1] https://www.sabah.com.tr/yazarlar/barlas/2018/06/29/gazeteci-ile-dostlukbir -numara-dar-ayakkabi-giymek-gibidir.
[2] Kadın hakları” kılıfı önemlidir, çünkü böylece, bu kılıf altında gelen sahte bilişler, birbirine düşür ve yönet politikalarına karşı bir söz söyleyen, kadın hakları karşıtı olarak ilan edilip değersizleştirilecek ve bir kenara atılacaktır. Neden? Kadın haklarına, insan haklarına, özgürlüğe ve demokrasiye karşı gelmek demek, iyi olan her şeye karşı gelmek demektir. Dilde egemenlik ve mücadelenin ne denli önemli olduğunu bu örnek bize çok iyi bir şekilde göstermektedir: Yukarıda benim içeriğe karşı söylediğim, kılıf içerik gibi gösterildiği için, kadın haklarına karşı olduğumu anlatır. 
[3] Farkındaysanız, tüm kitapta olduğu gibi, bu paragrafta da propaganda yapıyorum. Nasıl? Her gün gözümüzün önünde olan, her gün içimizde hissedip yaşadığımız apaçık gerçekleri söyleyerek. Gerçeği söylemek ne zamandan beri propaganda yapıldı?  Sahte ve yalanın toplumlara egemen yapıldığından beri. Dolayısıyla, onların ve sözcülerinin, bu gerçeği söyleyene “propaganda yapıyor” diyerek, cehaletin sürmesini savunmaları normaldir.
[4] Ne demek istediğimi daha iyi anlamak için, George Orwell’i “kapitalist diktatörlüğün geleceği” düşüncesiyle okuyun ve Orwell’in diktatör hükümet korkusunun, devlet ve hükümetlerin ortadan kaldırıldığı ve bir şirketin dünyayı yönettiği bir dünyada kabusa mı yoksa kurtuluşa mı dönüşeceği üzerinde düşününün. Ayrıca, dünyayı bir şirketin yönetmesi ile ilgili görüş için “tek dünya düzeni”, “küreselcilik”,  gibi görüşleri ve David Rockefeller ve George Soros gibilerin düşüncelerini (ve yaptıklarını) okuyun.


Share:

Bu Blog'da Ara (search in this blog)

Translate (Başka dile çevir)

Çok Okunanlar

YENİLER

Labels Etiketler

Burs ve Kitap

Kitaplar BEDAVA

Kitaplarımın hiçbiri kesinlikle satılık değildir; ama bazlarını internetteki kitapcılşarda bulabilirsiniz.  Gerçi birkaç öğrenciye burs v...