CİLALI BAŞ DEVRİ 21. YÜZYILDA İNSANLIK:
Nazmiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazmiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÇEVRE SORUNLARI - Nedenler Çözümler

NOT: Kitap çoktan bitti ve bastırmadık tekrar. Kitabı CDde isteyen irfan erdogan'a e-posta ile başvurabilir. 

Bu kitap egemen çevre sorunu yaklaşımlarına karşı bir tepkinin ürünüdür. Çevre sorununun insanlığı ne denli büyük ölçüde etkilediğini ve durumun ciddiyetine rağmen çözüm olarak ileri sürülen yaklaşımların ve uygulamaların büyük ölçüde çözüm olmadığını görmek bizi bu kitabı yazarak hem egemen yaklaşımları eleştiri hem de alternatif sunum girişimine itti. Hele 1995 Sonbaharında Ankara Fen fakültesinde katıldığımız Çevre ve Biyoloji Kongresinde gördüğümüz durum, böyle bir kitabın zorunluluğunu daha da yanıtladı. Kitabın, özellikle çevrenin durumu ve egemen çözüm yolları ile ilgili bölümleri Nazmiye Ejder'in doktora çalışmasındaki araştırmaları sırasında geliştirilmiştir. Çevreyle ilgili eleştirilerin hepsinde olmasa bile çoğunda Nazmiye ile aynı fikirde birleştik. Marksist siyasal ekonomi ve çevre sorunu ilişkisinin ve değerlendirmesinin sorumlusu sadece benim.

Kapitalizm, dünya emperyalizmi safhasında, kendi imajında bir dünyayı hızla yaratmaktadır. Sadece dikey anlamda değil, aynı zamanda kapitalist sınıflar içindeki yatay çelişkiler gittikçe milli sınırları daha da çok aşmaktadır. Son yıllarda artan çevre sorunundaki ve çözümündeki uluslararasılaşma, gerginlikler ve çatışmalar buna bir örnektir. Çevre sorunu egemenlik ilişkilerinin en açık bir şekilde kendini gösterdiği önemli bir mücadele alanı durumuna gelmiştir. Gerçi çevre bozulması hemen herkesi etkileyen bir oluşumdur, fakat çevre kirliliğinin olduğu, tehlikeli atıkların atıldığı, tehlikeli suların kullanıldığı ve içildiği, tehlikeli kimyasal ilaçların serpildiği ve kullanıldığı, bacalarından zehir saçan fabrikaların kurulduğu, madencilik ve tarımsal işletmelerin yapıldığı ve modern hayvancılıkla talan edilen yerlere bakarsak, bu alanların yoksul ve güçsüzleştirilmiş kitlelerin yaşadığı bölgeler olduğunu görürüz. En kötüsü, en çok etkilenen de, en çok soyulanlar olmaktadır: Doğa ve doğaya bağlı olarak yaşayan varlıklar. Çevre sorunu insanlık sorunudur. Bu sorunun yaratıcısı da günümüzdeki egemen kalkınma anlayışını biçimlendiren ekonomik yapılardır. Bu yapılar nasıl ki emeği sömürerek zenginlik ve yaygın yoksulluk yarattıysa, benzer şekilde doğanın kaynaklarını insafsızca sömürerek sadece doğada yoksulluk yaratmamış aynı zamanda insanların sağlığını bozan koşulları ortaya çıkarmıştır. Ardından da, tepkilere karşı kendini haklı çıkaran ve meşruluğunu savunan ideolojik pozisyonlandırmalar ve ekonomik girişimlerle tedbirler getirmiştir: Bu tedbirler ve çevre politikaların hemen hemen hiçbiri sorunları ortadan kaldırmaya yönelik değildir. Aksine,"minimum kirlilik ve bozulma" standartları getirerek, hem egemen pratiklere devam etmektedir, hem de bu tedbirler ve standartlarla sermaye için yeni büyüme alanları, örneğin kontrol endüstrisi ve çevre teknolojisi, oluşturmaktadır.

Eğer çevre ile ilgili olumlu gelişmeler olmaktaysa, bunun nedeni, her ülke içindeki mücadele veren insanlardır. Bu mücadelede, Marksist yaklaşımın çevreyi gözardı ettiği eleştirileri ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de, Marksist çevre anlayışının bir değerlendirmesini yaparak hem Marksizmin çevre sorununa ilgisizliğinin yersizliğini hem de Maksist çevre anlayışının ne olduğunu anlatmayı zorunlu buldum. Marksist, insan, doğa ve toplum anlayışı, insanı odak noktası olarak alan ve değerlendirmelerini insan faaliyetleri açısından yapan bir yaklaşımdır. Marks'ın insan görüşü, modern reklamcılık ve sahtekarlığın getirdiği insan kılığındaki güleryüzlü-Makyavelcilerin "isancıllığı ve insan hakları" uydurmacasının tersi olan insanın insanca yaşam ve ilişkisini temel alma üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla, çevre sorunlarına ilgisizliği düşünülemez. Diğer bir deyimle, Marksizmin çevreyle ilgisi olmadığını söylemek, bunu kim iddia ederse etsin, marksizmin insanlıkla ilgilenmediğini belirtmektir, ki bu da tamamiyle yanlıştır. Kitapta örnekler verildiğinde çoğunlukla Amerika ve "gelişmiş" kapitalist ülkelerden istatistikler kullanılmasının nedeni, Türkiye gibi ülkelerde istatistiklerin eskiliği veya yokluğundandır. Ayrıca, kitap çevre konusunu tek bir ülke içinde değil, uluslararası sahnede ele almaktadır. Kitapta anlatımı herkesin anlayacağı bir dil düzeyinde tutmaya çalıştık. Fakat kitabımız üniversite ve bilim çevresini ana okuyucusu içine aldığı için, genel okuyucular anlayamadıkları kavramlarla karşılaşacaklardır. Bu okuyucularımıza karmaşık ve yabancı kavramlar üzerinde takılıp kalmamalarını tavsiye ediyoruz. Kitapta Az gelişmiş veya gelişmekte olan kavramı yerine geri bırakılmış kavramını kullanmanın sorumlusu sadece benim: Geri bırakılmışlık kavramı da, farklı anlama kullandığım halde, ne yazık ki, gene de, linear\çizgisel bir gelişme sürecindeki bir durumu ifade eder. Bu tek-boyutlu, çizgisel gelişme modeli batı düşünü tarzının getirdiği bir anlayış biçimidir. Bundan kurtulmak, ancak bu egemenliğe karşı geliştirilecek bir anlayış biçiminin oluşumuyla gerçekleşebilir. Bu da, bu anlayış biçimini geliştirecek faaliyetler ortamının gerekliliğinin yaygınlaşması ve kurulmasına bağlıdır. Az gelişmiş sözü, belli bir gerçeği gizleyen ve günümüzün dünya düzenindeki egemen ilişkilerdeki sömürü yapısını saklamakla kalmayıp, aynı zamanda sömürüleni aşağılayan bir kavramdır.

Az gelişmişlik, gerçekte, emperyalizm ve sömürü süreçleriyle, mahrum bırakılarak, elinden alınarak, soyularak, yoksun ve yoksul bırakılarak AZ GELİŞTİRİLMİŞLİKTİR. En kötüsü de, bu ekonomik az geliştirilmeyi, az geliştirilenin kültür ve teknolojisine bağlayarak, sömürülen durumundan dolayı suçlanmaktadır. Az gelişmişlik gibi, gelişmekte olan veya gelişen ülke kavramı da bir yarışta geri kalmışlığı ifade eder. Bu, dikkatleri tek bir gelişme, tek bir kalkınma biçimine çeker. Bu biçimi alternatifsiz evrensel model olarak sunar: Az gelişmiş, gelişen ve gelişmişlik... Gelişmekte olan, gelişen kavramları kapitalist ideolojinin rekabet anlayışını ve dolayısıyla sömürü ilişkilerini ve yoksul bırakmayı meşrulaştıran bir karaktere sahiptir. Gelişmekte olma hissi az gelişmişlik hissinden çok daha iyi ve sömüren güçler için çok daha az tehlikelidir. Çünkü az gelişmişlik hissindeki umutsuzluk gelişmekte olan kavramıyla umuda döner. Gelişmekte olma güç ilişkilerini saklar ve gelişme umutları verir. Aynı zamanda, gelişmekte olma umudu, her başarısızlıkta, bunun nedeni olarak, emperyalist yapısal ilişkiler düzenini değil, kendini suçlamayı ön plana getirir. Gelişmekte olma ve gelişme umudu gerçekte sahte bir umuttur, çünkü gelişmiş olmanın ölçüsü yeni koşullara göre sürekli değişmektedir. Çünkü sömürü düzenlerinde gelişmişliğin varoluş koşulu, başkalarının geri bırakılmasıdır. Bunun anlamı epey açık: Emperyalist düzenlerde gelişmekte olma sahte umutların beslendiği ve bu düzenin desteklenmesini sağlayan ideolojik bir yapıdan öte anlamlı bir karaktere sahip değildir. Türkiye gibi ülkelerdeki alt yapı gelişmeleri (özellikle taşıma ve iletişim) Türk halkının kalkınmasından çok daha fazla, dünya emperyalizminin kalkınmasının bir ifadesidir. Bu gelişmenin bir etkisi de, kırsal kitleleri ücretli köle durumuna ve ardından işsizliğe dönüştürmesi yanında, son-ürün kullanımında, örneğin köyden kasaba ve şehre ulaşım, her eve telefon, radyo, televizyon, buzdolabı, elektrik vb. tüketim olanakları sağlamasıdır. Bu olanaklar da 1960'ların gelişmişlik ölçüsüne vurulursa, kalkınmışlığın bir ifadesidir.

Fakat 1990'ların koşullarında bu faktörler ölçü olarak eski anlamlarını yitirmiştir. Kendini geçmişe bakarak değerlendirenler, kendilerini kendi elleriyle geri kalmaya mahkum ederler. Gelişmekte olmak kavramı düzen içinde, düzenden faydalanarak, düzenin verdiği olanakları sömürerek gelişme anlayışını ön plana getirirken, geri bırakılmışlık kavramı direk olarak geri bırakılma ilişkilerine, egemenlik ilişkilerine, yönelmeyi ve bu ilişkilerin değiştirilmesi gerekliliğinin önceliğini su yüzüne çıkartır. Kapitalist ideolojinin ezilenin kendini suçlaması anlayışını bir kenara itip, ilişkiler düzenini neden olarak gösterir. Gelişmekte olmak, gelişmek kavramları sahte övünç, güven ve umut vericidir. Kendinin olmayanı kendinin sanıp övünmek... Başkalarının sahip olduğunu kendinin sanıp savunmak...Kendinden ve kendi gibilerden koparılıp alınanı kendi gibilerden gaspedene gıptayla bakıp, kendi olmasa bile birgün çocuklarının bu gaspeden gibi olması umuduyla yaşamak ve bu umudu veren sömürü düzenlerini canla başla savunmak... Geri bırakılmışlık kavramını sadece ekonomik anlamda kullandık ve kesinlikle kültürel anlamda kullanılmamalıdır. Kısaca, bu kitap çevre ve insanlık durumunun ciddiliğini anlatmaya ve anlatırken de anlamaya çalışan ortak bir çabanın ürünüdür. Çevre konusundaki anlayış ve yaklaşımlara önemli katkıda bulunacağı umudundayız. Kitapta sunulan her fikir eleştiriye açıktır ve okuyucudan bizimle aynı fikirde olmalarını istemiyoruz, aksine, yapıcı-eleştirici bir gözle konuya yaklaşmalarını öneriyoruz. Çünkü alternatifler getiren ve geliştirmeye yönelik eleştiri, aynı fikirde olmaktan daha fazla itici güce sahiptir.

irfan Erdoğan

New york, March 15, 1995

İÇİNDEKİLER

I. Bölüm: SORUN: ÇEVRE VE İNSAN PEYZAJININ DURUMU 1

GİRİŞ 1

A. GLOBAL ISINMA 4
B. OZON DELİNMESİ 7
C. HAVA KİRLİLİĞİ VE ASİT YAĞMURU 9
D. FLORA, FAUNA VE ORMAN EKOSİSTEMLERİNİN DURUMU 10
E. AQUATİK SİSTEMLERİN DURUMU 14
F. BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİN DURUMU 17
G. KIRSAL ALANLARIN DURUMU 20
H. İNSANIN DURUMU 22

II. Bölüm: SORUN: EGEMEN NEDENSELLİK VE ALTERNATİF MODEL 26

A. NEDENLER VE NEDENSELLİK İLİŞKİLERİNİN ANLAMI 26
B. TANITIM: ÇEVRE VE İNSAN PEYZAJI YAPISAL İLİŞKİLER MODELİ 30

III. Bölüm: SORUNA NEDENLER 41

A. ÜRETİM TEKNOLOJİSİ, İLİŞKİ VE YANSIMALARI 41

1. Fosil Enerji 42
2. Nükleer enerji ve radyoaktif atık üretimi 46
3. Madencilik ve mineral üretimi 52
4. Kimya endüstrileri 55
5. Tarımsal üretim: İnsan ve çevrenin yoksun edilişi 57
6. Ormanların kullanımı 60
7. Kağıt endüstrisi 63
8. Intensif hayvancılık 65
9. Aquatik sistemlerin kullanımı 67

B. ÜRETİMLE TÜKETİM SÜRECİ ARASINDAKİ SAFHALARIN KATKISI 72

1. Paketlemede bozucu etken kullanımı 72
2. Ulaşım ve taşıma 74
3. Perakende sunum 75

C. TÜKETİM SÜRECİ VE BİÇİMİNİN KATKISI 76

1. Kapalı-çevre ve insan sağlığı 76
a. Kitle kültürünün evi 77
b. Metropolde ve peyklerindeki eğlence 79
c. İş yeri çevresi 80

2. Tüketici talebinin saptayıcı güçsüzlüğü 82
3. Kitle tüketimi düşünce ve ilişki biçiminin egemenliği 82
4. Nüfus artışı: Neo-Malthusian korku, neo-emperyalist strateji 83

D. TÜKETİM SONRASI OLUŞUMLARIN KATKISI 88

E. BİLİNÇ ÜRETİM ENDÜSTRİLERİNİN KATKISI 89
1. kitle kültürü ve kitle tüketimi 89
2. Kitle kültürü ve kitle iletişim araçları 90
3. Eğitim sistemi 92

IV. Bölüm: ÇÖZÜMLER VE ANLAMLARI 94

GİRİŞ 94

A. KİRLETİCİ ETKENLERİN OLUŞUMUNU ÖNLEME 95
B. KİRLETİCİ ETKENLERİN ATILMASINI AZALTMA 98
C. KİRLETİCİ ETKENLERİN HACMİNİ KÜÇÜLTME 100
D. KOMPOZISYON VE GÖREV DEĞİŞİMİNE UĞRATMA 102
E. KİRLETİCİLERİN ATILMASINI DÜZENLEME 103

1. Suya ve denize atma 104
2. Karaya atma 105
3. Havaya atma 107

F. BOZULMUŞ ÇEVRENIN TEMİZLENMESİ 109
G. BOZULMAMIŞ ALANLARIN KORUNMASI 110
V. Bölüm: ULUSLARARASI SÖMÜRÜ, ULUSLARARASI SORUN 114

GİRİŞ 114


A. ÇEVRE SORUNUNUN ULUSLARARASI KARAKTERİ 114

1. Çevre korumasına yaklaşımların uluslararasılaşması 114
2. Çevre bozulması ve uluslararası sermaye büyümesi 117
3. Kapital ihracı, yardım, hibe ve borçlanmalar 120
4. Araştırma ve geliştirmenin global kontrolu 121
5. Örgütsel uluslararasılaşma ve örgüt transferi 123

B. EGEMEN PAZARIN DÜNYAYA "ÇARE" SATIŞI 124

1.Teknoloji transferi ve profesyonel ideolojiler 124
2. Atık turizmi, yumuşak ve yerel turizm 128
3. Çevre ve insan peyzajının korunmadığı yerlere kaçma 128
4. İş ve çevre şantajı, akıllı kullanım teorisi 129
5. K rları kendine alma ve zararları dışarılaştırma 130

C. TEPKİNİN ULUSLARARASILAŞMASI 131

1. Birleşmiş Milletlerdeki girişimler 131
2. Bölgesel örgütlenmelerdeki girişimler 138
3. Ulusların uluslararası örgütler dışı girişimleri 138
4. Devlet kurumu olmayan girişimler: Çevre örgütleri 139

VI. Bölüm: ÇEVRE SORUNU: MARKSİZMİN ÇIKMAZI? 142

GİRİŞ 142

A. MARKSİST ÇEVRECİ ANLAYIŞ: İNSAN DOĞA İLİŞKİSİ 143
B. İNSAN, DOĞA VE EMEK 146
C. SOSYAL ÜRETİM VE DOĞA 148
D. ZENGİNLİKLERİN BÖLÜŞÜMÜ VE DOĞA 149
E. MÜBADELE, İNSAN VE DOĞA 150
F. TÜKETİM İLİŞKİLERİ VE DOĞA 150
G. TEKELLEŞME, REKABET VE DOĞA 151
H. ÇEVRE BOZULMASI, AZGELİŞMİŞLİK VE KALKINMA 153

VII. Bölüm: SONUÇ 156

Çevre, insan ve egemen öncelikler 156
Çevre bozulmasının faydası 158
Önce iş\ekmek parası sonra çevre ikilemi 158
Çevre ve maliyet\k r hesabı 159
Koruma ve geliştirme ideolojisi 160
Kalkınma, insan ve çevre 161
Sürdürülenin sürdürülebilirlikten yoksunluğu 162
Değişimi kim yapacak 163
Dünya görüşü ve davranış biçimi 165
Doğayı kontrol anlayışı 166
Share:

Çevre ve (eko) turizm

Ankara: Erk yayınları, 2003

SORUN AMAÇ VE YÖNTEM

İnsanlar günlük yaşamlarında kendilerini ve toplumlarını üretmek için birbirine bağlı sayısız örgütlü etkinliklerde bulunurlar. Bu insan etkinlikleri sonucunda, doğal çevrede çeşitli değişimler ortaya çıkmaktadır. Hava, su ve toprağın doğal kimyasal kompozisyonu değişmekte ve ekosistemde yaşam koşulları ciddi sorunlarla karşı karşıya gelmektedir. Yaşam ortamlarının değişmesi ve kaynakların aşırı kullanılmasıyla birlikte bitki ve hayvan topluluklarının yok olmaya yüz tutması, insanın ortak kültür mirasının bir parçası olan tarihi çevreyi oluşturan öğelerin günlük ekonomik çıkarlara feda edilmesi, çevreyi gözeten ve koruyan değerlerin yitirilmesinin göstergesi olmakta, dolayısıyla çevre sorunları konusunu daima gündemde tutmaktadır. Modern teknolojilerle yapılan üretimden, dağıtım ve tüketime kadar bütün sosyal süreçler sırasında ve sonrasında oluşan, insanı ve doğayı etkileyen çevresel sorunların ele alınması ve incelenmesi gerekmektedir. Elbette incelemeyle gelen amaç, sorunların çözümüyle ilgili kararlara, kurulan önleme mekanizmalarına ve uygulamalara yardımcı olmaktır. Bu bağlamda ele alınması gereken konulardan biri de çevre ve turizm konusudur.

Yukarıdaki gerekçeden hareket ederek seçilen çevre ve turizm konusunu ele alan bu çalışmanın birinci bölümünde genel bir çevre durum değerlendirmesi yapıldı. Bu amaçla, ekosistemi ve insanı tehdit eden başlıca çevre sorunları sunuldu: Hava kirliliği ve hava kirliliğinden kaynaklanan küresel ısınma, asit yağmurları ve ozon tabakasının delinmesi; orman ekosistemlerinin durumu; su ve toprak kirliliği; biyolojik çeşitliliğin durumu; katı ve radyoaktif atıkların çevre üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. Bu sorunlarla ilgili olarak Dünyadan ve Türkiye’den örnekler verildi. Bunlar sunulurken sorunların nedenleri de doğrudan ve dolaylı olarak ortaya konuldu ve akış içerisinde çeşitli önerilere de yer verildi.

Turizm, dünya ekonomilerinde gittikçe büyüyen bir sektör olmaya devam etmektedir. Turizmin ekonomik önemi büyümeye devam ederken sosyal ve çevresel etkileri de büyümektedir. Geçmişte turizm yatırımcıları, turizmi sadece ekonomik fayda olarak görmüşlerdir. Bugün ise ekonomik faktörlerin ötesinde turizmin çevresel ve sosyokültürel sonuçlarına da bakılmaktadır. Son araştırmalar, turizm ile gelişmenin olabilmesi için çevre korumanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, turizm ve çevre bağlamında ortaya çıkan çevre sorunlarının incelenmesi önem kazanmaktadır. Bu amaçla, ikinci bölüm turizm olgusu ve çevresel etkilerine ayrıldı. Önce turizmin kısa bir etimolojik açıklaması yapıldı. Turizmdeki gelişmeler ve endüstriyel büyüme, farklılaşma ve bütünleşme incelendi. Genel olarak turizm gelişimi sonucunda doğal, kültürel ve sosyal yapılarda ortaya çıkan sorunlara değinildi.

Turizm faaliyetlerinin doğal ve kültürel kaynaklar üzerindeki olumsuz etkileri ve bu etkilerin turizmin kendi geleceğini tehlikeye attığının anlaşılmaya başlanması ve bunun sonucunda daha uzun vadeli kullanıma dayanan sürdürülebilir turizm, alternatif turizm, ekoturizm, sorumlu turizm, yeşil turizm, yumuşak turizm, özel ilgi turizmi ve doğa turizmi gibi içerikleri hemen hemen aynı olan fakat farklı zamanlarda farklı isimlerle adlandırılan turizm türlerini gündeme getirmiştir. Bu bağlamda, üçüncü bölüm, sürdürülebilir kalkınmanın turizme yansıması olan sürdürülebilir turizm ve alternatif turizm konusunun açıklanmasına ayrıldı. Özellikle turizm türlerinin tanımlanması ile uygulama arasındaki farklılıklar üzerinde duruldu. Koruma kullanma dengesi söylemi dahil, çevre koruma dikkate alınmadan yapılan turizm planlamasının adı ne olursa olsun çevrenin geleceği için bir tehdit oluşturacağı görüşü sunuldu. Sosyal ve ekonomik gelişme çerçevesi içinde sunulan ekonomik çıkar yapıları ile çevre korumanın birbirinden ayrı düşünülmesinin hem sürdürülebilir turizm hem de sürdürülebilir yaşam için bir engel olacağı görüşü vurgulandı.

Dördüncü bölüm, doğa temelli turizm endüstrisinin hızla büyüyen bir bölümü olan, yerel toplumun bütünlüğüne saygı gösterirken ekosistemin korunmasına katkıda bulunan, aydınlatıcı doğa seyahati olarak tanımlanan ekoturizm konusuna ayrıldı. Ekoturizmin tanım, amaçları, çıkış ve gelişme nedenleri, ilkeleri, türleri, çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri üzerinde duruldu.

Beşinci bölümde, sürdürülebilir ekoturizm için politikalarla, planlama ve uygulamayla gelen çözüm olasılıkları üzerinde duruldu. Türkiye’de çevre sorunlarının genel yapısı incelendi ve çevreyle ilgili yasal boyut üzerinde duruldu. Çevre Kanunu, Kıyı Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu ve Beş Yıllık Kalkınma Planları’nda çevrenin ele alınışı ve bunların çevre korumadaki etkileri irdelendi. Ağırlık daha çok turizmle bağlantılı yasal düzenlemelere verildi.

Altıncı bölümde, çevre koruma girişimleri ve turizm konusu ele alındı. Bu amaçla önce uluslararası bağlamda girişimler, anlaşmalar ve bunların içerikleri sunuldu. Bunun ardından başarı olasılıkları tartışıldı. Ardından bölgesel örgütlenmelerdeki girişimler, sivil toplum kuruluşları ve turizm sektöründeki çevre korumaya yönelik değişimler incelendi.

Turizm ve diğer amaçlarla doğanın planlı ve plansız kullanımı, kaçınılmaz olarak doğayı etkileyecek ve insana olumsuz olarak geri yansıyacaktır. Bu nedenle çevrenin ve turizmin geleceğe yönelik olarak sürdürülebilirliğini sağlayabilmesi için turizmin çevreyi ve çevredeki insanı merkeze alan planlı bir şekilde gelişim yönü çizmesi gerekmektedir. Turizmin varlığı bozulmamış bir çevreye bağlıdır. Bu bağlamda korunan alanlar konusunun incelenmesi önem kazanmaktadır. Özellikle son yıllarda sürdürülebilir turizm anlayışının bir devamı olan ekoturizm etkinlikleri için daha çok korunan alanlara doğru yönelim olmaktadır. Bu amaçla yedinci bölümde, korunan alanlar sistemi ve bu alanların turizm amaçlı olarak kullanımı incelendi. Amaç sadece betimlemeyle sınırlanmadı, özellikle de ekoturizm ilkeleri ile uygulama arasındaki bazı uyumsuzluklar dikkate alındığında korunan alanlar üzerinde oluşturacağı gerçek ve potansiyel tehditlere dikkat çekilerek öneriler sunuldu.

Turizm, çevre ve korumayla ilgili kuramsal yaklaşımlar endüstriyel yapıların soruşturmasız propagandasını yapmaktan fanatik bir karşıtlığa kadar değişmektedir. Bu kitapta, herhangi bir kuramsal tartışma yapılmadı ve kuramsal çerçeveler sunulmadı. Onun yerine, kuramsal yaklaşımlar, turizm ve çevreyi değerlendirmede yaygın olan görüşler ve karşıt alternatif görüşler olarak iki grup içine yerleştirildi; kitapta yansızlığı koruma amacıyla gerektiğinde her iki görüşün değerlendirilmeleri de sunuldu. Fakat ağırlık daha çok yaygın olan görüşlerin anlatımları ve anlaşılmasına verildi. Yaygın olarak nitelenen görüşler turizm endüstrisine ve faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı destek veren ve aynı zamanda ideal normatif sunumlarla çevrenin korunması üzerinde duran görüşler olarak tanımlandı. Alternatif görüşler grubu ise çevre, doğa ve insanın sağlığını turizm ve ona bağlı endüstriyel yapıların çıkarlarının önünde olduğunu, akıllı kullanım ve denge kurma görüşlerinin aslında çevre bozulması ve insanın yaşam koşullarının kötüleşmesini yaratan bir iş yapış biçiminin sürdürülmesi için hazırlanan bilinç yönetimi olduğunu öne süren eleştirel yaklaşımlar olarak tanımlandı. Bu kitabın kuramsal yaklaşımına göre, turizmle, çevreyle ve insanla ilgili söylenenler gerçekleri sadece tanımlayan düşünsel anlatımlardır. İnsanla ve çevreyle ilgili gerçekler, insanın beynindekiler değil, dünyada ve ilişkilerde somut olarak var olanlardır. Gerçeklerin farklı görünmesi, kişinin nerede, neden, nasıl durduğundan ve amacının ne olduğundan dolayıdır, gerçeklerin farklı olduğundan dolayı değildir. Endüstrinin ve akademik yaşamın gerçeklerinin örtüşmesi veya çatışması da aynı bu şekildedir.

Bu çalışma, daha önce basılmış araştırmaları, istatistikleri ve değerlendirmeleri kaynak olarak kullanarak tasarlanmış niteliksel bir incelemedir. Dolayısıyla niteliksel metodolojiye karşı yöneltilen her eleştiriye açıktır.
Share:

Araştırmalarda Veri Toplamaya ve Bulgulara Etki Eden Kirletilmiş Bilinç Üzerine Bir İnceleme

Selçuk İletişim Dergisi, 3(4)Ocak/January, 2005, s. 5-17

Araştırmalarda Veri Toplamaya ve Bulgulara 
Etki Eden Kirletilmiş Bilinç Üzerine Bir İnceleme

Nazmiye Erdoğan

İrfan Erdoğan

Özet

Alan araştırmalarında bazı insanlar görüşmeyi kabul etmezler (non-response rate); bazıları bilinçli olarak eksik veya yanlış cevap verirler (response bias). Bu araştırma bu tür sorunlara, önceki deneyimler yoluyla bilinçlerin kirletilmesinin neden olduğu varsayımından hareket ederek tasarlandı. Bu bağlamda, araştırma biriminin reddetmesi ve kabul eden birimlerin sorulara cevap verirken gösterdikleri davranışlar kirlenmenin göstergeleri olarak ele alıp incelendi. Veriler bir alan araştırması sırasında insanların sergiledikleri sözlü ve sözsüz ifadelerin anketör tarafından rapor edilmesi biçiminde toplandı ve nitel olarak değerlendirildi. Araştırmanın bulgularına göre, ankete katılma kabul edilsin veya edilmesin insanlar arasında çok yaygın ve yoğun bir güvensizlik, şüphe, korku, öfke ve bıkkınlık oluşmuş. Bu oluşuma bağlı olarak insanlar reddetmekten başlayarak çeşitli olumsuz davranışlar geliştirmektedir. Bu oluşumun altında özellikle (a) “araştırma/anket yapıyoruz” diye, pazarlamacıların insanları dolandırmaya kadar varan stratejileri, (b) katılma için materyal ödül vermeleri veya vaat edip vermemeleri, (c) “ben öğrenciyim” diyerek bir şeyler pazarlamaya veya satmaya çalışılmaları ve (ç) diğer doğrudan deneyimlerle ve medyadan geçerek yansıtılan dolaylı yollarla kazanılmış ve “risk ve fayda” hesaplarını oluşturan sosyal-bilişler yatmaktadır. Çıkarlara bağlı amaçlı girişimlerle oluşturulan bu bilişsel kirlilik nedeniyle, insanlar akademik olan araştırmayı reddetmekte, araştırmanın bazı sorularına cevap vermemekte, “zararsız” cevap vermekte, “uygun cevap” yolunu seçmekte, “bilmiyorum” diye geçiştirmekte veya üstünkörü cevaplarla kurtulma yolunu seçmektedirler.

Anahtar sözcükler: alan araştırması, katılmayı reddetme, eksik cevap, yanlış cevap, cevap vermeme, yöntem sorunları 

Abstract

Some people don’t accept to participate in a research; some consciously give wrong or incomplete answers. The present research was designed on the basis of assumption that the contamination of consciousness through previous experiences causes this kind of problems. The refusal and the behavior they demonstrated while answering the questionnaire were taken as indicators of the contamination. Data were collected as interviewers’ reports of verbal and non-verbal behaviors people displayed during a survey research and evaluated qualitatively. According to the study findings, widespread and dense distrust, suspicion, fear, anger and weariness have been formed among people. They developed various negative attitudes and behaviors. Especially (a) fraudulent strategies of door to door marketing agents who approach people as if they are doing a research, (b) giving or promising, but not providing gifts for participation, (c) trying to market or sell something by saying “I am a student” (d) social perceptions shaping “risk and reward” calculations and gained through direct experiences and indirect ones mediated by mass media underlie these problems. Because of this perceptual and cognitive contamination generated by premeditated discourse and interaction which are connected with material interests; people refuse to participate in an academic research, don’t answer some questions, provide “benign” answers, choose to give “proper” answer, let off by saying “I don’t know” and prefer to give superficial answers.

Keywords: non-response, cooperation, contact-rate, refusers, bias rate, response bias, fraudulent marketing, fraudulent research. 

Giriş

Kaynakların kötüye kullanılması, kirletilmesi, tahrip edilmesi, hatta yok edilmesi, faydasız hale geldikten sonra terk edilmesi sadece ekonomik faaliyetlere ve ilişkilere özgü bir şey değildir. Kaynaklar sadece doğal kaynaklar olarak da düşünülmemelidir. Üretimin olabilmesi için zorunlu olan insan kaynağı da bu tür kullanımlara dahildir. Sabah sekizden akşam saat ona kadar ve haftanın her günü asgari ücretle kullanılan insan kaynağı buna en somut örneklerden biridir. Ağır endüstriden turizm ve hizmet endüstrilerine kadar olan her yapıda doğa ve insan kaynaklarının bu tür kullanımların sayısız örnekleri vardır. Bu kullanımlar parklarda ve kıyılarda ekolojinin yapay dönüşüme uğratılışından ve ekolojik yaşamın dönüştürülmesinden, Amerika’da siyanürle altın çıkaran Kanada firmasının geride bıraktığı tahribata ve Güney Kore’de zincire bağlı küçük çocukların uyuşturucu madde ve bilgisayar parçaları imalatında kullanılmasına kadar dünyanın her köşesine kadar uzanır. Bu kullanımlar aynı zamanda bu kullanım biçimini ve ilişkisini meşrulaştıran bilinç kirliliğiyle[3] desteklenir. Akademik dünya bu ilişki ve bilinç kirliliğinin dışında değildir, istese de dışında olamaz: Büyük ölçüde bütünleşik bir parçası durumundadır. Doğal ve insan kaynaklarının kötüye kullanılması, tahribi ve kirletilmesi gibi nedenlerle hem örgütlü iş yapış biçimiyle (materyal üretim tarzı ve ilişkileriyle) hem de bu iş yapış biçimini ve sonuçlarını açıklayan düşünselin üretimiyle ilgili incelenmesi gereken ciddi sorular ortaya çıkmıştır. Bu tür kullanıma özellikle 1990’lardan beri kapıdan kapıya pazarlama, satış ve promosyon faaliyetlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte Türkiye’de yeni bir tanesi eklenmiştir. Bu faaliyetlerin kandırmaya ve sahte umutlarla ikna etmeye yönelik ilişki biçimi sonucunda, bilimsel araştırmada veri toplama kaynağı olan insanların bilişsel, tutumsal ve davranışsal olarak kirletilmesi ortaya çıkmıştır. Pazarlamacıların bu kirletmesi, aynı zamanda, “toplum kalkınması” adı altında 50 yıldan fazladır yapılan yaygın propaganda faaliyetleriyle yapılan yaygın kirletmeye yeni eklemelerdir.

Bu araştırma, başka amaçla tasarlanmış bir araştırmada ortaya çıkan beklenmedik ve metodolojik bağlamda ciddi bir sorunu sunmak için tasarlandı. Beklenmedik sorun “araştırma yapıldığı” belirtildiğinde kapısı çalınan insanların hepsinin sergilediği olumsuz tutumdu. Bu tutumun ardında araştırma adı altında yapılan faaliyetlerle bilinçlerin (ve dolayısıyla karar ve davranışların) kirletilmesi yattığı olasılığı ortaya çıktı. Dolayısıyla sorunla ilgili bu ilk bilgileri değerlendirmenin akademik bağlamda çok önemli olduğu düşünüldü. Temel amaç bu ilk bilgilerden hareket ederek ayrıntılı araştırmaların yapılması, elde edilen sonuçlara göre bu kirletilmenin önlenmesi ve temizlik için gerekli akademik ve diğer politikaların belirlenmesi ve çözüm yollarının bulunması yolunda başlangıcı oluşturmaktır. Ne yazık ki bu kirletmeyi yapanlar bu gibi araştırmanın sonuçlarından da faydalanarak kirletme stratejilerini gözden geçirecek ve yeni kirletme politikaları uygulayacaklardır. Bu engellenemez.

Bu araştırmada ele alınan kirletme sorunu veri toplamada erişilen birimin görüşmeyi/araştırmayı kabul veya reddetmesi, kabul edenlerin soruları yanıtlama sırasında bazı sorulara cevap vermemesi ve doğru yanıt vermemesi sorunları içine konabilir. Araştırmada iki tür cevap verme oranı/seviyesi vardır: (1) Belirlenen örneklem ile erişilen örneklem arasındaki oranı ifade eden “erişme seviyesidir” (contact rate). (2) Erişilen insanlar ile görüşmeyi/anketi kabul edenler (reddetmeyenler) arasındaki oranı ifade eden işbirliği (cooperation rate) seviyesidir. Bu araştırma ikinci tür ile ilgili olarak “seviye konusunu” değil, reddetme sorununu ele aldı. Temel olarak üç tür cevaplandırma sorunu vardır: Birincisinde birim(ler) bazı meşru nedenlerle örneklem çerçevesi dışı bırakılır. İkincisinde birimden data elde edilemez, çünkü birime ulaşılamaz, birim reddeder veya birim uygun bulunmaz. Üçüncüsünde birim sorulan sorulardan bazılarına cevap vermez. Bu araştırma, birimin reddetmesi ve kabul eden birimlerin sorulara cevap verirken gösterdikleri davranış sorununu ele aldı.

Kirlenmiş kaynak konusu, ki bu kaynak insan, kayıtlı bir doküman veya doğa olabilir, ender olarak işlenmiştir. İşlendiğinde de çoğu kez gerçek kirleticiler üzerinde durulmaz. Kaynağa ulaşamama ve cevap vermeme genellikle basit bir şekilde açıklanmaya çalışılır.[4] Veri toplama aşamasına gelen tasarımda araştırmacı belirlenen birim veya birimlerden gerekli enformasyonu elde etmeye çalışır. Enformasyon toplama olanakları ve olasılıkları her zaman olmayabilir. Çeşitli nedenlerle kaynağa ulaşamama ve kaynaktan toplanması gereken bilginin eksik olması gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Kaynak saklanabilir; gizli tutulabilir; tahrip edilebilir veya geçerli veya yeterli veri toplanamayacak derecede eskimiş olabilir. Kaynak başka dildedir veya bilinmeyen bir koda sahip olabilir. Kaynak serbest pazardaki demokratik bir iletişim şirketinin ücretli gazetecisi olabilir ve onunla çalışma koşulları hakkında görüşme yapmak için yönetici durumundaki bir başka ücretli birinden izin almak gerekebilir. Bu ücretli yönetici “hayır, bu soruları soramazsın” diyerek araştırmacının kaynağa ulaşmasını engelleyebilir. Kaynak eline geçen kölelik ücretine bakarak utanan, dolayısıyla bilgi vermekten kaçınan bir televizyon muhabiri olabilir. Kaynak sürekli olarak örgütlü baskı yöntemleriyle sindirilmiş, dolayısıyla siyasal olan her şeyden kaçan veya korkan insanlar olabilir. Özlüce kaynak çeşitli nedenlerle kurumuş, kurutulmuş, susmuş veya susturulmuş olduğu için ulaşılamaz durumda olabilir veya ulaşılsa bile doğru bilgi verecek durumda olmayabilir. Dolayısıyla, örneğin Türkiye’deki medya çalışanları hakkında güvenilir ve geçerli bir ücret bilgisi elde edilemez. Sabit gelirliler dışında, büyük sermayenin gelir kaynakları hakkında doğru bilgi edinilemez. Elde edilse bile, edilen bilgiler büyük olasılıkla geçersizdir. Her hangi bir nedenle erişilemediği veya görüşmeyi tümüyle reddettiği için kaynaktan bilgi toplanamayabilir. Kaynağa erişilebilir, ama bazı sorulara yanıt alınamayabilir. Dikkat edilirse, kaynağa ulaşma ve kaynaktan veri toplama sorunlarının nedeni büyük çoğunlukla araştırmacının dışında ve kaynakla ilişkili sorunlar olarak öne çıkmaktadır. Aslında sorulması gereken, fakat bireysel psikolojiyle açıklanarak sorulmaya gerek duyulmayan en önemli sorunlardan birkaçı şunlardır: Kaynak neden görüşmeyi reddediyor? Kaynak görüşme sırasında neden bazı sorulara cevap vermiyor? Kaynak bazı veya bütün sorulara neden doğru cevap vermiyor? Bu sorulara aranan yanıtlar kaynağın psikolojisinin (tutumlarının, algılarının, düşüncelerinin) ötesine geçip bu psikolojinin nasıl oluştuğundan hareket ederek bulunmaya çalışılmalıdır. Bu bağlamda yapılan araştırmalar insanlarda “işbirliği seviyesinin” düştüğünü belirtmekte ve buna temel neden olarak “artan güvensizliği” vermektedir (Deane, 2003). Montez (2003, aktaran Mertler, 2003) cevap vermeyenler (araştırmayı kabul etmeyenler) üzerinde yaptığı incelemede bu insanların katılmama yanıtlarını beş grup içinde toplamıştır: (1) basit, fakat kibarca katılmayı reddetme; (2) katılmaya zamanı olmaması; (3) konunun onunla ilgisi olmaması; (4) sadece belli ulusal organizasyonun hazırladığı surveyi kabul etmesi (kaynakta tercih); (5) araştırmanın tasarımının zayıf olduğu inancı. Mertler (2003) öğretmenler ve Erdoğan (2004) Otel yöneticileri arasında yaptığı incelemede cevap vermeme nedenleri olarak şunları bulmuştur: Cevap veremedim, çünkü e-postayı açamadım, e-posta veya internet veya bilgisayar sorunu nedeniyle cevap veremedim, birden bire silindi, göndermiştim demek ki gitmemiş, zaman bulamadım, anket cevap vermek için çok uzun; “survey” [5] çok kafa karıştırıcıydı; zordu. 

Araştırma yöntemleri kitaplarının hemen hepsinde sunulan mekaniksel çözümler gerçek anlamıyla çözüm değildir; çünkü gerçek nedenleri bulmadan üretilen çözümlerin faydası çok şüphelidir. Bu durum da doğal olarak insanı tarihsel örgütlü yapılar içinde günlük ilişkiler temelinden hareket ederek ele almayı gerektirir. Bunun sonuçlarından biri de kaçınılmaz olarak kaynağın reddetme veya yanlış yanıt verme davranışının nedenlerinin kaynağın kendisinin de belli bir şekilde dahil olduğu örgütlü çıkar faaliyetleri dünyası olduğu ve bu dünyanın anlaşılması gerektiğidir. Bilimsel incelemede bilinç yönetimi, ideolojik egemenlik, sahte imajlarla satış yapma, kandırma ve propaganda gibi konuların işlenmesi gereği kendini gösterir. Bu da, örneğin “araştırmacıyı kapıdan kovduğu için” kaynağın suçlanmasını getiren bir yaklaşım yerine, kaynağa güvensizlik, nefret, öfke, korku gibi duygular işleyen ilişkileri (örneğin pazarlamacıların, reklam şirketlerinin, halkla ilişkiler şirketlerinin planlı olarak uyguladıkları kandırarak, yanıltarak, çeşitli psikolojik ve maddi yemler kullanarak erişme stratejilerini) ele alan bir yaklaşımı ön plana çıkartır. Bu tür ön plana çıkartma egemen çıkar ilişkilerine çoğu kez aykırı düştüğü için egemen bilimsel çerçevenin içine alınmaz.

Araştırmayı reddetme sonucunda örneklemin nüfusu temsil etme karakteri ortadan kalkabilir. Reddedenler kabul edenlerden ve soruların hepsine cevap verenler bazılarına cevap verenlerden farklı olabilir. Bu da örneğin araştırmanın sonuçlarının güvenirliliğini sınırlayabilir (Montez, 2003; Chambliss ve Schutt, 2003). Bu konuda yıllardır yoğunlaşan tartışmalar olmaktadır. Ampirik teoriye sıkı sıkıya bağlı kalanlara göre reddetme seviyesinin yüksek olması (işbirliği seviyesinin düşüklüğü) ciddi bir sorundur. Diğer bazılarına göre “cevap seviyesiyle” (işbirliği seviyesiyle) araştırma/survey hatası arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Diğer bir deyişle, cevap seviyesinin artması anlamlı bir fark getirmeyecektir (Langer, 2003; Edelman ve Merkle, 1999). Bu konuda akademisyenler ve bu işle ilgilenenler arasındaki tartışmada farklı fikirler öne sürülür: Bazıları “response rate” azlığı ve hatta kota ve olasılık kurallarına uymayan az bir örneklemle sağlıklı sonuca varılacağını belirtirken, diğerleri bunu kabul etmemekte ve konunun “response rate” ile “bias rate” arasındaki istatistiksel ilişki olmadığı; konunun “response rate” azlığı, temsil sorunu ve yanlılık (bias) olduğu; gerçek anlamıyla bilimsel survey yapılacaksa olasılıklı örneklem alınması gerektiğini belirtmektedir. Bazıları yüzde yüz dışında cevap olmayan surveyde, “reddedenler” (refusers) olduğu için, surveyi yanlı olarak nitelemektedir. Örneğin cevap verenler ve vermeyenler buna karar verirken araştırmanın konusuna göre karar verdikleri için, araştırma baştan yanlı olmaktadır.[6]

Araştırmayı kabul etme seviyesinin azlığı durumunda bu seviyeyi yükseltmek için sonradan ikinci bir kez yapılan girişimlerin her zaman faydalı olmayacağı olasılığı da vardır. Örneğin, sonradan kabul edenler ankete cevap verirken “her şeye katılma” eğilimi gösterebilirler bu da toplanan veriye yanlılık getirir (Ray ve Still, 1987). 

Yanlış cevap verme bilmemekten, bilgi azlığından (White, 1998) ve “yanlış hatırlama” gibi “kasıtlı olmayan” nedenlerden olabilir. Öte yandan gerçeği herhangi bir nedenle gerçeği saklamadan ve “kasıtlı nedenlerden” de kaynaklanabilir. Örneğin insanlar araştırma konusundan ve sorudan sosyal bakımdan arzu edilen cevabın ne olduğunu bilmesi ve buna göre uygun olan cevabı verme yönelimi (social desirability) gösterebilir (Jull ve Satre, 2000; Chambliss ve Schutt, 2003).

Çeşitli nedenlerle “cevaplandırmama” sorunu survey araştırmalarının önde gelen sorunlarından biridir (Schafer (1997). Bazen hiç cevap verilmez; bazen soruların sadece bir kısmına cevap verilir ve bazıları cevapsız bırakılır. Dolayısıyla, bazı soru formları eksiklik doldurulmaları nedeniyle araştırma dışı bırakılır (Fitzgerald, Gottschalk and Mott, 1998; Hirano, Imbens, Ridder and Rubin, 2001). Bazı koşullarda eksik cevaplı anketler “kayıp data” olarak kodlanıp, tutulur (Horowitz and Manski (1995, 1998). Cevap vermeme, eksik cevap ve yanlış cevap verme bilimsel anlamda ciddi geçerlilik sorunu ortaya çıkartabilir: Araştırma yapılır ve veri toplanır, fakat sonuçlar geçersizdir. Dolayısıyla kirletilen bilinçle gelen yanıtların kendisini gerçeğin ifadesi olarak ele alan bir yaklaşım sonucunda bilimsel güvenirlilik, geçerlilik sorunları artar. Kirletilmiş bilinçle bilimsel faaliyetlerde kaynağa ve doğru bilgiye ulaşma zorlaşır.[7]

Yöntem

Araştırmada, Ankara’da 2004 yılında yaptırdığımız ve farklı bir konuyu ele alan bir araştırma sırasında 2000 üzerindeki insanın tepkileri veri tabanı olarak kullanıldı. Araştırma sırasında anketörlerden deneğin kapısını çaldıktan sonra ne olduğunun rapor edilmesi istendi. Bu raporlar insanların araştırmayı kabul edip etmemesi ve kabul ettiklerinde soruları yanıtlaması sırasında sergiledikleri sözlü ve sözsüz ifadelerden oluşmaktadır. Nitel değerlendirme bu raporlardan hareket edilerek yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde nicel dağılım (frekans analizi) amaçlanmadığı için, sadece gerekli birkaç yüzde bilgisi dışında, kullanılmadı. Kirletme anketör olarak kullanılan öğrencilerin rapor ettikleri “sözlü veya sözsüz olarak ifade edilmiş düşünce ve tutumlar” (davranışlar) olarak ele alındı. Dolayısıyla kirletme, kirlenme göstergeleri olan davranışlardan geçerek belirlendi ve değerlendirildi. Elbette kirlenme sadece doğrudan deneyimden geçerek oluşmaz; fakat doğrudan deneyimi olan kişilerin diğer kişileri etkilemesinden, yani kişiler arası iletişimden geçerek de oluşur ve desteklenir. Kirlenmeye kimin neden olduğu da gene ifade edilen davranışlardan çıkartıldı. Kirlenme (a) araştırmaya katılmayı kabul ve reddetme safhasında ve (b) araştırmanın uygulanması (sorulara yanıt verme) safhasında ele alınarak incelendi. Çünkü kirliliğin araştırma ilişkisinde ifade edildiği ilk safha araştırmaya katılmaya rıza gösterme/göstermeme safhası ve bu safhada insanların ifade ettikleri davranışlardır. İkinci safha ise, araştırmayı kabullendikten sonra, soruları yanıtlarken sergilediği, araştırma ve sorularla ilgili, davranışlardır. Bu davranışlar anket öncesi ve anket sırasındaki sorunlar olarak belirlendi ve irdelendi. Çünkü kirletmenin sonuçları bilimsel araştırma yapmak isteyenlerin anket uygulamak istemesi sırasında ve anket uygularken kendini göstermektedir. Birincisi anket öncesinde insanların araştırmaya rıza göstermesiyle ilgili sorunlar yaratmaktadır.[8] İkincisinde ise anket uygulaması sırasında geçerli ve doğru cevaplandırmayla ilgili sorunlar ortaya çıkartmaktadır.[9]

Bulgular ve Değerlendirme

Anket öncesi sorunlar: Anketi kabul ve reddetme

Araştırma sonucunda tek bir kişinin bile anketi ek sorular sormadan kabul etmediği bulundu: Hiç kimse, anketör kendini takdim ettikten, ne yaptığını ve neden yaptığını açıkladıktan sonra, anketin uygulanmasına rıza gösterme davranışı göstermemiştir. Hiç dinlemeden ve dinledikten hemen sonra kapıyı kapayanlar % 11’i oluşturmaktadır. Dinledikten sonra kabul etmeyenler % 43’ü ulaşmaktadır. Çankaya ve Gazi Osmanpaşa gibi üst gelirdeki insanların yaşadığı yerlerde binanın girişinden başlayarak reddedilme üçte ikinin üzerindedir. Kapıyı dinlemeden kapayanlar ve reddedenlerin % 87’si kibar olmayan sözlü ve sözsüz davranış biçimleri sergilemektedir.

Anket öncesinde anketör kendini ve araştırmayı tanıtmasıyla başlayan ilişki sonucunda ya görüşme reddedilmekte ya da kabul edilmektedir. Reddedilme ve kabul edilmede insanlar farklı düşünceler ve tutumlardan hareket ettikleri kadar benzer düşüncelerden de hareket edebilirler. Yani aynı düşünce bir insanı reddetmeye götürürken, diğer insanı daha dikkatli olmaya, temkinli olmaya götürebilir veya kararında önemli bir etkiye sahip olmayabilir. Bulgulara göre, anket öncesi sorunlarla ilgili önde gelen nedenler daima önceki doğrudan deneyimlerle ilgili olarak oluşmuş ve benzer deneyimi yaşayanlar veya duyanlarla olan iletişimle desteklenen güvensizlik, şüphe, korku, öfke gibi duyguları ve bu duygularla dolu tutum ve davranışları içermektedir. Bu nedenler:

(1) Dilenci sanılması:

Bu sanı insanda dilencilere karşı oluşmuş tutumu ve o anki ruh haline bağlı olarak kabul ve reddetmeye neden olabilir. Bazı insanlar “para falan istiyor musunuz?” diye başta sormaktadır ve bazıların “hayır”cevabına inanmamaktadır. Bazı apartman kapılarında “dilenci giremez” yazısı reddedileceğinin güçlü bir göstergesidir. Apartman kapıcılarına veya yöneticilerine gidilmek zorunda kalındığı üst gelir grubunun yaşadığı bölgelerde anketi apartmanda yapma olasılığı çok büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Sert davranışlarla ve şüpheyle karşılanılmaktadır.

(2) Acındırarak para koparılması:

Daha önce “öğrenciyiz veya araştırma yapıyoruz” diyerek gelenlerin acındırarak veya başka stratejilerle para alması da bilinç kirliliğinin oluşmasına katkıda bulunmakta, dolayısıyla, bilimsel araştırmada kaynaktan veri toplamayı engelleyen veya güçleştiren ciddi bir negatif faktör olarak çalışmaktadır. Açıklamalara rağmen yanlış değerlendirmeler veya “bunun arkasında bir şey var” şüphesi çoğu kez devam etmektedir: Örneğin öğrenci oldukları ve bu araştırmayı ödev olarak yaptıklarını söylediklerinde bazı insanlar onlardan para istediklerini sanmışlar. Bu tür anlayış, beklenti ve değerlendirmeyi destekleyen pazarlama ve kapıdan kapıya satış pratiklerinden biri de şudur: Elinde birkaç küçük eşyayla (temizlik malzemeleri, kalem vb) kapıların çalınması ve çıkan kişiye “üniversite öğrencisiyim, zor durumdayım, şunlardan alırsanız, kitaplarımı falan satın alabilecek param olur”gibi bahaneler uydurulmasıdır. Bu tür “büyük olasılıkla öğrenci olmayan öğrencilere” Çankaya gibi yerlerde yaşayanlar rastlayamazlar, ama Keçiören, Etlik ve Cebeci gibi yerlere yaşayanlar çok rastlarlar: Çünkü bu gençleri gönderenler hangi bölgenin sömürüye müsait olduğunu çok iyi bilirler. Bu maddi ve duygusal sömürünün sonuçlarından biri de doğal olarak bıkkınlık, bezginlik ve sonunda bilimsel araştırma yapanlara bile kapıyı açmama veya kapıyı açtıktan sonra yüzüne kapama olmaktadır.

(3) Satıcı veya pazarlamacı sanılması ve dolandırılacakları düşüncesi

İnsanların hemen hepsine göre daha önce “araştırma yapıyoruz” diyenler onlara bir şeyler pazarlamış, bir şeyler satmaya çalışmış, kötü şeyler satmış, bir şeyin promosyonunu yapmış, bir şeyler imzalatmış ve dolandırmış. Pazarlamacılar için bu girişim “malı ve hizmeti potansiyel alıcının ayağına götürme” çabasında gerekli bir strateji olarak nitelenebilir. Araştırmayı kabul etmeyen insanlar (ve uzun çaba sonucu kabul edenler) pazarlamacıları ve öğrenciyim diyerek bir şeyler satmaya çalışan kişileri ısrarcı, yapışkan, kandırıcı ve dolandırıcı olarak nitelenmektedir. Bu tür girişimleri olumlu olarak niteleyen tek bir kişi olmamıştır. Araştırmada araştırmanın reddedilmesiyle sonuçlanan bilinç kirliliği ifadelerinin başında kapıyı açanların “ne satıyorsun?” sorusu gelmektedir. “Araştırma yapıyorum veya anket yapıyorum” dendiğinde ve açıklama yapıldığında bile, çoğu insan sonunda bir şey satılmaya çalışılacağı düşüncesinden vazgeçmemektedir. Araştırmada ne yapılacağı ve neden yapıldığı insanlara belirtildiği halde “kime hizmet ettikleri” (kimin çıkarına anket yaptıkları) anketörlere ısrarla sorulmaktadır. Bazıları anketörün anketten para kazanacağını sanmaktadır. Bazıları da öfkeyle “artık evimize kadar mı geldiniz” gibi yanıtlar vererek anketörün gerçek araştırmacı olduğuna inanmamakta ve bir pazarlama şirketi veya tv kanalları için çalıştığını düşünmektedir. Gene çoğu insan araştırmanın neden yapıldığı söylendiği halde öğrencilere inanmamakta ve onları kredi kartı satan, bir şeyin pazarlamasını yapan sanmaktadır. Bu durumda ikna olmazlarsa çoğunlukla anket yapmayı kabul etmemekte; bazıları da “ne ikramiye var, veya ne hediye var” diye sormaktadır. Aptal yerine koyan veya dolandırmaya çalışan pazarlamacı sanıp hemen reddetmeyenlerin bazıları hala “sen boş ver, ne satacaksın? Çekiliş, ikramiye falan var mı? İkramiyenin ardında ne var?” gibi sorulara devam etmektedir. Bunun ardından da kabul etme veya kovmaya kadar değişen davranışlar gelmektedir.

Esnafların çoğu ve apartmana girmek istendiğinde kapıcıların hepsi anketörleri dolandırıcı sanmakta ve kimlik gösterildiği halde güvenmemektedir. Daha önce dolandırılmış olanlar bunu belirterek anketörlere hakaret etmekte ve kovmaktadır.

(4) Özellikle televizyon yarışma programlarıyla verilen umutlarla gelen beklentiler ve sonuçları

Bu umutlar nedeniyle anketöre “biz yarışmacı mı olacağız? Çekiliş mi yapılacak?” gibi sorular sorulmaktadır. “Hayır böyle bir şey yok” denildiğinde, bu yanıtın en doğal sonucu hayal kırıklığı ve beklentinin karşılanmaması, dolayısıyla değersizleştirme ve giderek ya cevap vermeme ya da sudan cevaplarla geçiştirme olmaktadır.

(5) Siyasi amaç taşıdığı düşüncesi

İnsanlar siyasal amaç taşıdığını sandıklarında, çok dikkatli davranmakta, büyük tereddüt göstermekte, karar vermek için ayrıntılı soru sormakta veya hemen reddetmektedir. Siyasi amaç taşıdığı düşünüldüğünde insanlar çoğunlukla aydınlatıcı iletişime açık davranmakta ve herhangi bir öfke veya nefretle anketçileri kovma ilişkisine girmemektedir. Siyasi içerikli sanısıyla bazı insanlar çeşitli bahanelerle red ederken, bazıları şüpheyi giderme iletişimine girmekte ve çoğunlukla, şüphe devam etse bile, görüşmeyi kabul etmektedir.

İnsanlar doğrudan ve dolaylı deneyimlerine bağlı olarak biçimlenen negatif atıflar sonucu reddetme davranışları sergilemektedir. Anketi kabul etmemeyle ilgili en belirleyici faktör olarak ticari amaçlı “bir şey satma, kandırma, dolandırma” ortaya çıkmaktadır. Pazarlama ve ticari amaç taşıdığı düşünüldüğünde, daha araştırma veya anket sözünü duyduklarında insanlar şiddetli öfkeye kadar varan olumsuz reaksiyonlar göstermektedir. Pazarlamacı sanıldığında anketin amacı ve içeriği hakkında ikna olmamaktadırlar ve bu doğrudan reddetmeyi getirmektedir. Dikkat edilirse, Araştırmaya izin verilmemesinin veya reddedilmesinin önde gelen nedeni elbette bilimsel araştırma yapan insanlar değil, bilim adını kullanarak pazarlama, promosyon, reklam ve halkla ilişkiler için insanları bir şekilde yanıltan, kandıran ve hatta dolandıran modern profesyonellerdir, ki bunlar da aslında anketörlerden çok, anketörleri eğiten ve bu amaçla kullananlardır.

Anketi kabul etmeme davranışları oldukça çeşitlilik göstermektedir. Bu davranışlar “ağırlıkla sözlü”, “ağırlıkla sözsüz” ve “her ikisinin karışımı” olan iletişim biçimleriyle yapılmaktadır. Korku, güvensizlik ve şiddetle reddetmeye kadar çeşitlenen bu davranışlar şunlardır:

(a) Sadece sözlü veya sözlü iletişim ağırlıklı olanlar:

Kibar olan insanlar “beni bu ilgilendirmiyor, Siyasetle uğraşmam, yarışma programları izlemem” gibi araştırmanın konusuyla ilgili konuyla ilgilenmediklerini belirtmektedir. En çok ileri sürülen kabul etmeme nedenleri şunlardır: Evde yaşlı var; çocuk uyuyor; kocam işten yeni geldi, evde hasta var, yemek yapıyorum, işim var, evde uyuyan var, zamanım yok, birazdan çıkacağım, çocuğuma bakmam gerek, evde kocam yok, yapamam. Bu nedenlerin çoğu bir anketi yapmama için asıl neden olamazlar. Sözlü kovma ise çeşitli azarlamadan başlayarak ağır hakaret biçimlerine kadar değişmektedir. Örneğin “sabah sabah sizle uğraşamam, bana ne, sıktınız artık, bıktırdınız, gidin başımdan, bu programlar yüzünden iki televizyon kırdım, üçüncüsünü de mi kırdıracaksınız” gibi yanıtlar bunlara örnektir.

(b) Sadece sözsüz iletişim veya sözsüz iletişim ağırlıklı olanlar

Bu tür reddetme davranışlarında sık olanlar şunlardır: Kapıyı açmama; yarı açma ve ne istediğini öğrendikten sonra bir şey demeden kapama; daha açıp anketörü görür görmez veya daha ilk cümleyi duyar duymaz, hiç bir şey demeden kapıyı anketörün yüzüne kapama; el hareketiyle defetme. Diğer davranışlar arasında tokat atarım gibi el hareketiyle kovma, yüzünü buruşturma, terlik atma, (bazı sözler söyledikten sonra) dövmeye kalkma var.

(c) Sözlü ve sözsüz karışık olanlar:

Bunlar hem sözlü hem de sözsüz iletişimle sergilenen davranışlardır. Çoğu kez kibarca reddetmeyi destekleyen yüz ifadesinden, kabaca reddetmeyi pekiştiren el hareketi, “hemen çek git yoksa şimdi pataklarım seni” anlamına gelen davranış ve bir şeyler fırlatma gibi araç kullanmaya kadar değişmektedir. 

(ç) Apartmanlara girmenin baştan engellenmesi

Apartmanların, özellikle Çankaya gibi semtlerdeki apartmanların girişinde “dilenci, anketör ve satıcı giremez” diye levha asılmış. Buna nedenlerden biri bu tür yerlerde yaşayanların “değer ve ilişki anlayışları” olabilir. Fukara bölgelerde ve varoşlarda bu tür reddetme ve kapı açmamaya çok ender rastlanmaktadır. Bu bölgelerdeki reddetme veya cevap vermeme nedenleri farklılaşmaktadır. Zengin bölgede apartmanlara girme “anketörler, dilenciler ve satıcılar” giremez politikasıyla baştan engellenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur. Buralarda yaşayan insanlara kazara ulaşıldığında kesinlikle muhatap olmak istememekte ve bazıları da ciddiye almamaktadır. Yoksul bölgelerde yaşayan insanlar soruları cevaplandırmaya daha hazır bir yapıya sahipler; dolayısıyla kötüye kullanılmaya ve sömürülmeye çok daha açıklar.

Yaşlılar ankete katılmakta tereddüt etmekte, kadınlar çekingen davranmaktadır. Çoğunlukla kadınlar erkeklere ve gençler yaşlılara göre daha anlayışlı olmaktadır. Erkeklerle olan görüşmeler bayanlara nazaran daha zor olmaktadır. Gençlere nazaran çoğu orta yaş ve üstündekiler sorulara cevap vermeye yanaşmamaktadır. Frekans dağılımları ötesine geçerek bunların nedenlerinin araştırılması gerekmektedir. Yüzdeler bize fazla bir şey söylemez.

Bütün bu reddetme tarzları insanlarda “araştırma, araştırmacı, anket, anketör” denildiğinde olumsuz atıflarla dolu düşüncelerin ve tutumların oluştuğunu göstermektedir. Bu oluşum da kendiliğinden olmamıştır: Kirli ilişkilerle bu bilinç kirletilmiştir: Bu insan dürüst bir araştırmacıya da güvensizlikle, şüpheyle, kötü duygularla, negatif atıflarla, hatta öfkeyle yaklaşacaktır.
Anketi koşullu ve koşulsuz kabulle başlayan sorunlar

Anketi kabul ederken insanların önemli bir kısmı gene güvensizlik, kuşku ve korku nedenleriyle bazı koşullar öne sürmektedir. Bunların başında kesinlikle isim, adres ve telefon numarası gibi kişisel bilgilerin verilmemesini isteme, “ben hiçbir şey imzalamam” gibi koşul koyma gelmektedir. Temel sorunlar:

(a) Ankete cevap verirken bile güvensizlik ve şüphenin devam etmesi

Bu durum bir şeyler satacakları veya siyasal içerikli olduğu endişesinin anketin sonuna kadar taşınmasıyla kendini göstermektedir. Bu da elbette sorulara verilecek cevapların geçerliliğini etkilemekte ve çeşitli yanıtlama davranışlarında kendini göstermektedir: Sorulan sorulara cevap vermekten çekinmeleri; cevap verirlerse kendilerine zarar geleceğinden endişe duymaları; kişisel bilgilerle ilgili sorulara ya cevap vermek istememekte ya da bir yönde abartılı cevap vermektedir. Anketörlerin izlenimine göre çok kişisel sorulara gelindiğinde insanların büyük bir çoğunluğu ya cevap vermekten kaçınmakta veya doğru cevap vermemektedir. Örneğin insanlar aylık gelirleriyle ilgili sorulara ya abartarak cevap vermekte ya da yanıtsız bırakmaktadır. Bazıları da “sana ne seni ne ilgilendirir” gibi ters cevaplar vermektedir. İsim ve adres vermekten insanlar çekinmektedir. Bu tür davranış da belli toplumsal ilişkilerinin oluşturduğu değer yargılarıyla gelen tutumlarla ilişkilidir. Bu tür değer yargıları (a) haksız kazancın çok olduğu (b) paranın kimliği ve değeri tanımladığı ve (c) yönetimsel baskı mekanizmalarının nitel ve nicel çok olduğu yerlerde elbette oldukça egemen olacaktır. Siyasal içerikten korkunun insanlarda yerleşmesi çoğunlukla devletin resmi (polis ve ordu gibi) ve gizli (kaçırma ve yok etme örgütleri) yoluyla uyguladığı baskı ve terör sonucu oluşur. Bu baskı ve terörün günümüzde olması gerekmez, geçmişte olmuş; olabileceği olasılığı bile insanların bilincinde yerleşmiş olması yeterdir. Diğer bir oluşum şekli de, devlete karşı olan güçlerin saldığı korkudur. Bu nedenle bazı bölgelerde ve hatta semtlerde insanlar hem devlet hem de devlete karşı olan güçlerin gazabı arasında korkuyla yaşarlar (yaşatılırlar). Bu korkunun olması için de böyle bir olasılığın bilince yerleşmiş olması yeterlidir. Böyle koşullarda yaşayan insanlar sizi “yetkili” biri gibi görüp korkarlar ve size “en uygun gördükleri cevabı” vermeye çalışırlar. Dolayısıyla bu durumda doğru cevaplar alma olasılığı ortadan kalkar. Eğer neyi ve kimi temsil ettiğinizi tahmin edemezse, temsilde tereddüt oluşur, bu durumda da gene şüphe ve korku temelinden hareket eden cevaplar verilir. Bu cevaplarda “bilmiyorum” yanıtı ve cevapsız bırakma da artar. Eğer bu güçlerden birini temsil etmediğiniz çok açıksa, anketi yapmayı reddetme olasılığı anketin doğasına göre değişir.

Yukarıdaki koşulların olduğu yerlerde anketörlere (ve anketör-öğrencilere) güven de büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Özellikle öğrencileri düzeni bozan ve toplumda sorun yaratan gençler olarak değerlendirenler arasında sadece güvensizlik değil, aynı zamanda düşmanlık da oluşturulmuştur. Örneğin bu araştırmada anketin yapıldığı sırada YÖK protestoları vardı ve bazı insanlar “öğrenciyim” sözünü duyduklarında kapıyı kapıyordu. Dikkat edilirse siyasal içerikli sosyal güvensizlik ve şüphe birbirini destekleyen bir ağ oluşturmaktadır. Bunda elbette medyanın yaptığı “haber” denen sunumların rolü yadsınamaz. Öte yandan, normal koşullarda, öğrenci kimliği gösterildiğinde ve parayla veya satın almayla ve pazarlamayla ilgili olmadığı inandırıldığında insanlar araştırmayı kabul etmektedirler.

(b) Beklentilerin karşılanmaması ve sıkılma

Bazı beklentilerin karşılanmamasıyla ve ilgi eksikliğiyle desteklenen sıkılma sonucunda ankete doğru cevap alma olasılığını azaltmaktadır. İnsanlarsıkıntılarını bazen “gerisini sen aynı şekilde doldur, hepsine uygun cevabı işaretle, bu soru diğerinin benzeri” gibi sözle de ifade etmektedirler. Anket yapmaktan çabukça sıkılmaya diğer bir neden olarak görsel kültürün egemenliği de verilebilir: yazı kültürü düşünmeye ve anlamaya çalışan bilinçler oluşturur. Görsel kültür biçimseli anlık bir görüntüyle gören ve değerlendiren, uzun düşünme gerektirmeyen, görünen gerçek karşısından derin düşünmeyi gereksiz bulan bir bilinç yaratır. Dolayısıyla görsel kültürün insanı standartlaştırılmış görselliğin ve anlık hazzın insanıdır ve süre demek sıkıntı ve baş ağrısı demektir.

(c) Kısa zamanda anketi bitirmeye ve kurtulmaya çalışma

Bu tür davranış yukarıdaki nedenlerden kaynaklanabileceği gibi diğer bir çok faktöre bağlı olarak oluşabilir. İnsanların bu tür davranışı çoğunlukla (a) likert türü seçenekli sorulara soruyu okumadan hep aynı cevabı işaretlemesi (b) bir soru için verdikleri cevabı hepsi için anketörden işaretlemesini istemesi (c) üstünkörü cevaplar verme, rasgele seçenekler seçmesi (d) açık uçlu soruları boş bırakma veya bir iki kelimeyle geçiştirmesi vb biçimlerde olmaktadır.

(ç) Doğru cevap verememe

Cevap verememe birkaç nedenden kaynaklanmaktadır. Önde gelen nedenler cevabı bilmemek, soruyu veya kavramı anlamamak, cevabı bildiği halde güvensizlik ve risk gibi nedenlerle doğru cevap verememedir. Anketörlerin raporlarına göre eğitim seviyesi düşük yerlerde insanların çoğu eve giren ortalama geliri hesaplayamamaktadır. “Sosyal ilişki” gibi kavramları da bazı insanlar anlayamamaktadır. Hele bir de etik, siyasal tercih, yönelim, ideoloji, ekoturizm, etki vb kavramlar kullanılırsa belli bir kesimin bunu anlama olasılığı büyük ölçüde azalmakta ve “aptal yerine konmamak” için soruyu anlamadıkları halde uygun gördükleri cevabı vermektedirler. Bu durumda pilot incelemenin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu incelemeye konu olan araştırmada da pilot inceleme yapıldığı halde gene de anlamama sorunu ortaya çıkmıştır.[10]

(d) Yoksul bırakma ve tüketim kültürüyle işlenen bilincin getirdiği işlevsel acizlik

İnsanlar örneğin bir pop-star yarışmasını neden izlediğini, bir şeyi neden aldığını, özlüce bir seyir ve tüketim davranışını neden yaptığını bilmemektedir. İnsanlar neden o programı seyrettikleri veya neden Tarkan veya benzeri “meşhur” kişileri görmek için can attıkları üzerinde düşünmedikleri ve nedenler hakkında bir fikre sahip olma gereksinimi duymadıkları için, neden sorusu sorulduğunda bocalamakta ve neden olabilecek bir cevap bulamamaktadır. Verilen yanıtlar çoğunlukla “seviyorum, öyle tercih ediyorum, canım öyle istedi, hoşuma gidiyor, iyi vakit geçiriyorum, işte öyle, renkler ve zevkler tartışılmaz” gibi neden olmayan nedenlerdir. Neden bulunması için zorlandıklarında da tartışmaya, öfkeye ve hatta ağlamaya kadar giden davranışlar sergilenmektedir. Yoğun bir bilinç yönetimi ortamında aciz bırakılan bilinç için neden olarak duyusal/fiziksel zevk/haz yeterlidir ve bu haz da satın alıp veya seyredip veya para ödeyip tüketmeden geçmektedir. Bu durum “düşünüyorum o halde varım” diyen aydınlanma ve modernleşme çağının sona erdiğinin (veya sadece bilgi üreten küçük bir gruba gerilediğinin) ve onun yerini “tüketiyorum o halde varım” diyen görüntünün özü tanımladığı hedonist ve teşhirci bir geri-zekalılık çağının (postmodern denen durumun) aldığının göstergelerinden birkaçıdır.

(e) Siyasetle ilgili sorulara cevaptan kaçınma veya şüphe duymaya devam etme

Ankete cevap verme kabul edilse bile, siyasetle ilgili olan veya olduğu sanılan sorulara gelindiğinde insanlar gene kuşkularını belirtmekte, cevap vermekten kaçınmakta ve güven kazanmak için ek sorular sormaktadır. Siyasetle ilgili olan bir başka araştırmada öğrenciler anketi kabul ettirmek için epey zorluk çektiler. İsim ve adres veya telefon numarası gibi kimlikleri belirleyici bir kayıt yapılmayacağı vb koşullarla cevaplandırma kabul edildi. Fakat kuşkulu insanların ne denli doğru cevap verecekleri belli değildir. Bu durum seçimle ilgili ve özellikle siyasal yönelimlerle ilgili araştırmaların bulgularının geçerliliği sorununu ortaya çıkartmaktadır. Bu sorun en azından iki durum nedeniyle ortaya çıkmaktadır: (a) Cevap verenlerin doğru cevap vermediği ve (b) cevap verenlerin istekli katılımcı olduğu ve cevap vermeyenlerin bilinmeyen bir yöne giden farklılığı, dolayısıyla temsil sorunu nedeniyle genelleştirmenin doğru olmayacağı.

(f) Doğru olmayan yanıtlar

Bazı insanlar örneğin popstar gibi televizyon programını seyrettikleri halde seyretmediklerini belirtmektedir. Kalitesiz ve sıradan olanla kendinin özdeştirilmesini istemeyenlerin televizyon program tercihleriyle ilgili olarak “yalan” söyleme yöneliminde olduğu yaygın olarak bilinmektedir. Pop starla ilgili incelemede entelektüel ve aydın görünen insanlar bu programı seyretmediklerini belirtmektedir. Örneğin ”merakla veya kazara da olsa bir kez seyretseniz bile bir fikir oluşturmuşsunuzdur, bu bile yeter” denildikten sonra sorulan sorulara verilen cevaplar, bu kişilerin de yoğun bir şekilde izledikleri anlaşılmaktadır. Fakat bu tür tutumun sonucu verilen cevapların güvenilir olmadığı olasılığı büyük ölçüde artmaktadır.

(g) Sorunları anketöre yansıtma

Az da olsa, bazı insanlar araştırmanın ele aldığı sorunu sanki anketör yaratmış gibi anketörle tartışmaya girmekte veya anketöre hücum etmektedir. Anket sırasında, örneğin tv yarışma programlarıyla ilgili bıkkınlıklarını ve sıkıntılarını anketöre mal etmeleri ve bu programları sanki anketörler yapıyormuş gibi davranmaları nedenleri bilinmesi gereken bir araştırma sorusu ortaya çıkartmaktadır. Hatta insanlar bazen anketörün ait olduğu kimlikten hareket ederek anketöre “peki siz niye böyle yapıyorsunuz?” gibi suçlayıcı sorular sormaktadır. Örneğin Beypazarı’nda bir pilot inceleme sırasında “neden üniversiteye beli ve orası burası açıkları sokuyorsunuz da başı kapalı Müslüman gençleri sokmuyorsunuz?” diye anketöre esnaflar tarafından sorular yöneltilmiştir.

(h) Aile yapısıyla gelen sonuçlar

Aile içi sosyo-kültürel baskının getirdiği sonuçlar da veri toplamayla ilgili bir sorun olarak incelenmesi gerekmektedir; çünkü örneğin bazı kadınlar cevap verme veya neye nasıl cevap vereceği konusunda eşlerinden ve hatta büyük oğullarından çekinmektedir. Az da olsa, bazı gençlerin sadece ebeveynleriyle aynı görüşü veya tutumu paylaşmamak için ters olana yöneldikleri anket sırasında çok bariz bir şekilde görünmektedir. Bu sorun kadın ve gençlerle anketi yalnız başına yapma koşulu getirilerek büyük ölçüde çözülebilir.

(ı) Araştırma nüfusunu belirlemede kaynak tutarsızlığı sorunu

Geçerli veri toplamayla ilgili olan, fakat insanların tutumları ve davranışlarıyla ilgili olmayan, ama belirtilmesi gereken bir bulgu da örneklemin temsili örneklem karakteriyle ilgilidir: Örneklem çerçevesi hazırlamada temel sorun örneklem alınacak nüfusun sayısını bilmektir. Nüfus sayısının doğru olmadığı durumda, özellikle az sayıda örneklem alınacaksa, temsil sorunu çıkma olasılığı çok fazladır. Örneklem çıkartma sürecinde, muhtarlıktaki nüfus bilgileri ile il nüfus müdürlüğündeki bilgilerin birbirine uymadığı görüldü. Benzer şekilde Fen işlerinden elde edilen bilgiler de diğer yerlerden elde edilenden farklı çıkmaktadır. Belediyeden alınan bilgiler ile diğer yerlerden alınan bilgiler de birbirini tutmamaktadır. Bu durum ve bütün diğer sorunlar, örneğin Devlet İstatistik Enstitüsünün de topladığı bilgilerin geçerliliği hakkında şüpheleri artırmaktadır. Çeşitli müdürlükler ve kaynaklardan alınan hane numaralarının bazıları ya yoktu ya da farklıydı. Dolayısıyla, örneklem almadan önce örneklem çerçevesinin doğruluğunun kontrol edilmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

(i) Araştırmayla ilişkisiz sorunlar

Anket uygulaması sırasında araştırmayla bağı olmayan, az da olsa bazı ilişkisel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin kız anketörlere çeşitli yollarla ve imalarla “davet” ve “muhabbetimizi içeride devam ettirelim” gibi teklifler gelmektedir. Bunun ötesinde iyi niyetli insanlar çay ikram etmekte ve uzun sohbete de girmektedir. Bu tür iyi niyetli istemler kibarca savuşturulamadığında, anketörler için zaman kaybı yaratmaktadır; fakat doğur bilgi toplamak için güvenin oluşturulması zaman kaybına değer. Olumsuz davranışlar anketörlerin insanlar hakkında ve bir daha araştırmaya katılma hakkında olumsuz duygular oluşturmasına neden olurken, olumlu davranışlar doğal olarak teşvik edici bir rol oynamaktadır.

Sonuç

Alan araştırmalarında örneklemin nüfusu temsil etmesiyle ilgili olarak ortaya çıkan sorunlardan biri de seçilen örneklemde anketi cevaplandırmayı kabul etmemeyle gelen “cevap oranı” (response rate) sorunudur. Belki de bu sorundan çok daha önemli diğer iki sorun da sorulara cevap verirken bazılarını boş bırakma ve “doğru cevaplandırmama” (response bias) sorunudur. Bu sorunlar sosyal bilimlerde araştırma yöntemleriyle ilgili kitaplarda ve araştırmalarda yoğun bir şekilde ele alınmış ve üzerinde durulmuş ve çözüm önerileri ve mekanizmaları üretilmiştir. Asıl çözüm aslında insanların neden cevap vermediklerini ve neden yanlış veya yanıltıcı cevap verdiklerini bilmek, nedenlerden hareket ederek çözümler üretmek ve böylece mümkün olduğu kadar az “cevaplandırmama ve yanlış cevap verme” sorunuyla karşılaşmaktır.

Yüz yüze veya telefon, e-mail, fax, mektup gibi teknolojik araçları kullanarak yapılması tasarlanmış bir araştırmanın başarısı verilerin toplanacağı kaynağa erişmeye, kaynağın veri toplanmasına rıza göstermesine ve güvenilir yanıtlar vermesine bağlıdır. Bu bağlamda ankete katılmayı reddetme ve ankete güvenilir/doğru yanıtlar verilmemesi konusu önem kazanır. Bu da doğal olarak nedenlerinin araştırılması gereksinimi getirir. Bu araştırmada muhtemelen Türkiye ve benzeri ülkelere özgü nedenler ortaya çıktı.

Kimlik ve isim sorulmayacağı ve kesinlikle gizlilik olacağı söylenerek insanların araştırmayı kabul etmesi sağlanabilir. Fakat gene de insanlar güvensizse ve gizli kalmayacağından kuşkulanıyorsa, ya anket yapmayı kabul etmeyeceklerdir ya da kabul etseler bile kritik gördükleri sorulara ya cevap vermeyecekler ya doğru cevap vermemeye yöneleceklerdir. Bu durum da toplanan datanın ve yapılan ölçmenin ve bulunan sonuçların geçerli ve güvenilir olmasını etkileyecektir (White, 1998a).

Araştırmaya katılmayı baştan reddedenler ve kabul edenlerin ifadelerine göre insanlar pazarlamacılardan, promosyonculardan, aptal yerine konulmaktan, dolandırılmaktan ve kandırılmaktan bıkmışlar. Bu durum, ne yazık ki, bir bilimsel araştırmanın daha başından reddedilmesine neden olmaktadır; çünkü her seferinde “bir şey satmıyorum” diye ısrar eden ve araştırma yaptığını söyleyen pazarlamacı, sonunda çantasından bir mal çıkartmaktadır. Her gün kapısını çalan birden fazla pazarlamacıyla yaşanan ve “onu aptal yerine koyan, onu oyuna getiren, ona sahte vaatler veren, onu umutlandıran” deneyimler sonucu insanlar sahte ile gerçeği ayırt edemez duruma gelmişler; yorulmuşlar ve bazıları kesinlikle ayırt etmek de istemiyor artık. Bazıları kapılarına “dilenci, anketör ve satıcı” giremez diye yazmış, bazıları kibarca reddediyor, bazıları da dövmeye kadar giden davranış sergiliyor. Bu davranışlar nedeniyle bu insanları suçlamak, bu insanlara yapılan diğer bir haksızlıktır. Suçlanması gereken belli bir endüstriyel yapı ve bu belli yapının ilişki tarzı olmalıdır. Bu endüstriyel yapı bizi sadece kapımızı çalarak rahatsız etmiyor ve hatta kandırmıyor; aynı zamanda evimizin içinde televizyon denen Truva’nın atıyla eğlence, haber ve eğitim adı altında sürekli beyinlerimizi kirletiyor ve aldatıyor.

Özlüce, ankete katılma kabul edilsin veya edilmesin bütün anketörler insanlar arasında çok yaygın ve yoğun bir güvensizlik, şüphe, korku, öfke ve bıkkınlık olduğunu belirtmektedir. Bu tür duygu, düşünce ve tutumlarla insanlar bilimsel araştırma yapanlara karşı reddetme ve anketlere cevapta kendilerince doğru gördükleri kibarlıktan en kaba davranışa kadar değişen çeşitli yanıt stratejileri geliştirmektedir. Bu yanıt stratejileri (a) pazarlamacıların kapıdan kapıya satışta (ve dolandırıcılıkta) kullandıkları stratejilerden en yaygın olanın “araştırma yapıyoruz veya anket yapıyoruz” olması ve bu yolla halkta yoğun bir negatif tutum oluşturması, (b) “ben öğrenciyim” diyerek bir şeyler pazarlamaya veya satmaya çalışılması, (c) katılanlara materyal ödül verilmesi veya vaat edilip verilmemesi, (ç) ilişkide belirsizliğin getirdiği “acabalar” ve bu acabalar ve sonuçları yoluyla oluşmuş bilinç kirliliğinin davranışsal ifadeleridir. Yani çekingenlik, şüphe, güvensizlik, korku, hiddet ve nefret gibi duygularla dolu kirliliğin kaynağı önceki doğrudan ve dolaylı deneyimler ve egemen yönetimsel ilişkilerin doğasıdır. Bu kirlilikle birlikte akademik olan araştırmayı reddetme, araştırmanın bazı sorularına cevap vermeme, zararsız cevap verme, “uygun cevap” verme, “bilmiyorum” deme, üstünkörü cevaplandırma gibi karşı stratejiler insanlar tarafından uygulanmaktadır. Bu kirliliğin önlenmesi ancak egemen ticari ve yönetimsel iş yapış biçiminin (ticari ve yönetim kültürünün) ve bu iş yapış biçiminin getirdiği düşüncenin (ideolojinin, dünya görüşünün, insan ve insanlık anlayışının) değişmesiyle mümkündür. Bu değişim de asla sermayenin kendi-kendine denetiminde araç olan kendi kuruluşlarının “sorumluluk ve etik ilkeleri” koymasıyla olmaz, çünkü bu ilkelerin varlığı sorunları ortadan kaldırma değil, var olan iş yapış biçimini meşrulaştırmadan öteye çok az gider. Değişim daima ilişkilerin doğasıyla bağıntılı olarak gelen egemenlik ve mücadele ile olmuştur. “Sorumluluk ve etik” konusu bu mücadelede egemen tarafın stratejik çözümlerinden biridir. Örneğin “Nongovernmental Organizations (NGO)” denilen ve Türkçe’de Sivil Toplum Örgütleri adıyla anılan yapılanmaların egemen olanları (a) sermayenin desteklediği ve yaşattığı, (b) serbest pazar ekonomisinin ideolojisini özgür kamusal alan ve demokratikleşme propagandasıyla destekleyen ve (c) varlığıyla sanki demokratik katılımda süreklilik olduğu imajını pazarlar. Sermayenin (özellikle pazarlamacıların, reklamcıların, promosyoncuların, halkla ilişkilercilerin) bu araştırmanın ele aldığı sorun bağlamındaki faaliyetleri “tüketici haklarıyla ilişkili” yasaların oluşturulması ve uygulanması, bu oluşturulmayı zorlayan ve uygulamayı denetleyen kuruluşların burjuva özel ve kamusal alanda gelişmesiyle belli ölçüde değişecektir. Fakat asıl değişim insanların “araştırma yapıyorum” diyen pazarlamacıları kovmasıyla olmaktadır ve ne yazık ki bunun bir sonucu olarak gerçekten bilimsel araştırma yapanlar hem kaynağa ulaşamamakta hem de kaynaktan geçerli verileri toplayamama sorunuyla yüz yüze kalmaktadır. Nasıl ki pazarlamacılar kovuldukları halde yeni stratejiler geliştirerek yeni bilinç kirletmesi yaratmaya devam ediyorlarsa, bilimsel araştırmayla uğraşanların da bu bilinç kirliliği içinde hem kaynağa ulaşma hem de kaynaktan geçerli veri elde etme stratejileri geliştirmeleri zorunlu hale gelmiştir. Bu da oldukça zordur. Pazarlamacı ve/veya dolandırıcı sanarak reddetme, dilenci sanma, yanlış cevap verme, eksik cevap verme, boş bırakma, alay etme, parasal ödül bekleme ve benzeri tutum ve davranışlar, o insanının kendi kendine hiçten oluşturduğu bir bilince dayanmaz: Bu kirletilmiş bilinç, kirli faaliyetlerle yüz yüze kalan insanın bu faaliyetlerden geçerek oluşturduğu bilinçtir. Dolayısıyla, bu bilinç kirliliğiyle ilgili düşünülecek stratejilerde ve yapılacak diğer araştırmalarda, ki daha fazla inceleme yapılması gerekli, hareket noktası bu bilinç kirliliğini oluşturan faaliyetlerle nasıl mücadele edileceği olmalıdır.




KAYNAKÇA



Chambliss, D. F. ve Schutt, R. K. (2003). Making sense of the social world: Methods of investigation. Thousand Oaks, CA: Pine Forge Press/Sage.

Çulha, F. (2003). Sosyal riski azaltma projesi: Yoksulluğu azaltmak mı, zengini yoksuldan korumak mı? Ankara Üniversitesi SBF Dergisi. 58 (1), 215-239. 

Deane, C. (2003). About Washington Post response rates. The Washington Post, http://www.washingtonpost.com/wp-srv/politics/polls/poll_response_rate. html adresinden 10.10.2004’de alındı.

Edelman, M. ve Merkle, D. (1999). Nonresponse discussion. http://www. indiana.edu/~survmeth/nonrespo.htm adresinden 10.10.2004’de alındı.

Ellard, J. H. ve Rogers, T. B. (1993). Teaching questionnaire construction effectively: the ten commandments of question writing. Contemporary Social Psychology,17, 17-20.

Erdoğan, İ. (2003). Pozitivist metodoloji: bilimsel araştırma tasarımı, istatistiksel yöntemler, analiz ve yorum. Ankara: Erk.

Erdoğan, İ. (2001). Sosyal bilimlerde pozitivist-ampirik akademik araştırmaların tasarım ve yöntem sorunları. Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, 12 (2), 17-34.

Erdoğan, N. (2004) Ankara’da büyük ölçekli otellerin çevre ve katı atık yönetim sistemleri üzerine bir inceleme. (yayın için hazırlanıyor). Nerdogan@baskent.edu.tr

John, J. R. ve Still, L. V. (1987). Maximizing the response-rate in surveys may be a mistake. Personality & Individual Diffferences. 8 (4), 571-573.

Jull, P. ve Satre, S. J. (2000). Report From The Sumas Aquifer Area One-Year Follow Up Survey, A.R.N. Technical And Research Reports, No. 8, November, 2000. 220 West Champion Street, Suite 280 Bellingham, WA 98225.

Langer, G. (2003). About response rate: some unresolved questions. Public Perspective, May/June, 16-18. http://www.ropercenter.uconn.edu/pubper/ pdf/pp14_3c.pdf adresinden 15.10.2004’de alındı.

Mertler, C. A. (2003). Patterns of response and nonresponse from teachers to traditional and web surveys. Practical Assessment, Research & Evaluation, 8(22). http://pareonline.net/getvn.asp?v=8&n=22 adresinden 15.10.2004’de alındı.

Mitra, A ve L. S. (1999). Research methods in park, recreation, and leisure services. Champaign, IL: Sagamore.

Montez, J. (2003, April). Web surveys as a source of nonresponse explication. Paper presented at the annual meeting of the American Educational Research Association, Chicago, IL.

Nachmias, C. ve Nachmias, D. (1996). Research methods in the social sciences (5th ed.). New York: St. Martin's press.

Ramalho, Esmerelda A. ve Smith, R. J. (2003). Discrete Choice Nonresponse. The Institute For Fiscal Studies Department Of Economics, UCL, Cemmap Working Paper Cwp07/03. 2003.

Ray, J. ve Still, L. (1987) Maximizing the response-rate in surveys may be a mistake. Personality & Individual Diffferences, 8 (4), 571-573. http:// members.optusnet.com.au/~jonjayray/still.html adresinden 10.10.2004’de alındı.

Wax, M. (1980). "paradoxes of "consent" to the practice of fieldwork." Social Problems, 27, 272-283.

White, P. (1998). Nonsampling errors. http://www.csm.uwe.ac.uk/~pwhite/ SURVEY3/node16.html adresinden 10.10.2004’de alındı.

White, P. (1998a). Are responses confidential? http://www.csm.uwe.ac.uk/ ~pwhite/SURVEY3/node7.html adresinden 10.10.2004’de alındı.




[1] Dr. Nazmiye Erdogan, Başkent Üniversitesi SBMYO Turizm ve Otelcilik Programı öğretim üyesidir.


[2] Prof. Dr. İrfan Erdoğan A. Ü. İletişim Fakültesi Öğretim Üyesidir.


[3] Bilinç kirliliği kendi kimliğini ve insanlık ilişkilerini ve değerlini egemen ideolojiler ve bu ideolojilerin meşrulaştırdığı ilişki tarzlarından geçerek tanımlama anlamına kullanıldı. Bu tanımla sahte bir bilinci oluşturur. Dolayısıyla¸örneğin survey incelemelerinde ölçülenlerin önemli bir kısmı bu bilinci yansıtır, evrensel insan gerçeğini değil. . 


[4] Bu konudaki değerlendirmelerin özlü sunumu için bknz Erdogan (2003) s.206-208 (veri toplama sorunları ve çözümler alt-bölümü). Türkiye’deki ampirik araştırma sorunlarıyla ilgili kaynak için bknz Erdoğan (2001).


[5] Survey, Survey Research adı verilen ampirik alan araştırmasıdır. Anket, Survey Research’de bir veri toplama tekniğini anlatır. 


[6] Tartışma metinleri için bknz: http://www.indiana.edu/ ~survmeth/nonrespo.htm ve Ray ve Still (1987)


[7] Bu paragraftaki kaynakların hepsini aktaran Ramalho ve Smith (2003).


[8] Rızanın alınması ve gizlilikle ilgili tartışma için bknz: Wax (1980)


[9] Bu bağlamda ayrıntılı bilgi hemen her istatistik ve araştırma yöntemi kitabında bulunabilir.


[10] Soru biçimlendirmeyle ilgili kurallar, dikkat edilmesi gereken noktalar, sorunlar ve çözümler için, örneğin Erdogan (2003), Ellard & Rogers.( 1993), Mitra &, Lankford (1999) kitaplardaki ilgili bölümlere bakınız.
Share:

An Investigation of the Environmental Effects of South Antalya Municipal Solid Waste Landfill Sites and Integrated Waste Management Alternatives

Kriton Curi Akdeniz Bölgesi Çevre Yönetimi Uluslararası Sempozyumu, 18-20 haziran, 1998, Antalya (Basılan İngilizce bildiri) 

An Investigation of the Environmental Effects
of South Antalya Municipal Solid Waste Landfill Sites
and Integrated Waste Management Alternatives 


İrfan Erdoğan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Ankara 

Nazmiye Ejder, KTU Orman Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Trabzon


Abstract 


The primary objective of the present research is to study the environmental conditions and effects of the Municipal Solid Waste (MSW) Landfill sites in Southern Antalya region and evaluate findings in terms of environmental Protection, the stated waste management objectives and daily operations, and provide discussions on the management issues. Three MSW landfill sites in the region were selected for the study. Data were collected by Means of (a) field observations, (b) findings of the pilot study conducted for the GATAB, (c) and supported by pictures. Based on the data, qualitative evaluations were made. It is found that (a) the MSW management is based on unsanitary and environmentally irresponsible landfill practices, (b) The landfill sites are polluted by the waste and (c) there are potential dangers not only to the immediate environment, but also to the nearby communities, especially to human health, flora, fauna and soil. Some serious corrective measures in the landfill sites are required, but not sufficient. Sanitary landfill system with continuous monitoring and periodic auditing and environmental impact assessment is necessary. Yet, environmental solutions shouldn’t be confined within the sanitary landfill system. Modern landfill is not the answer, because it is not a permanent solution: It only postpones the problem for 30-40 years. Thus, establishment of an integrated waste management system is imperative: Modern waste management requires the use of integrated system emphasizing primarily the prevention, reuse and recovery. 

Key Words: Landfills; Management Policy; Solid Waste Management; Integrated Waste Management. 

Özet 

Araştırmanın temel amacı Güney Antalya Bölgesindeki Dolgu alanlarının durumunu belirlemek; atık yönetimi ile yönetim projesi arasındaki uyumu saptamak; atıkla ilgili projenin ve proje yöneticilerinin iletişimlerinde ilettiği ile uygulama arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu amaçla üç araştırma soru grubu geliştirildi: 


Dolgu alanlarının yapı ve yönetim özellikleri nedir? Dolgu alanına taşınan atıklara ne yapılmaktadır? Atık yönetiminde ne tür yöntemler kullanılmaktadır? 


Atık yönetimi bağlamında GATAP projesinin belirtilen (ilettiği) amaçlar nelerdir? 


Yasal atık kuralları dolgu alanı yönetimi ve denetim bağlamında ne tür karakteristiklere sahiptir? 

Araştırma sorularına veri toplamak için alan gözlemleri, yazılı materyal içeriği analizi ve yöneticilerle anket-mülakat yapıldı. 


Araştırmanın bulgularına göre: 


Projenin belirttiği amaçlar ile uygulamalar ve yönetimin iletiştiği arasında tersine bir ilişki bulundu: Söylenenlerle yapılanlar birbirine uymamaktadır. 

Yönetimin kendi değerlendirmesi ve bu değerlendirmeye dayayan durum iletişimi ile, gerçek koşulların ilettiği arasında fark bulundu. 

Ne ALTAŞ ne de kamu yönetimi tarafından hiçbir denetim, gözleme, auditing ve değerlendirme yapılmamaktadır. 

yasal biçimlendirmeler denetim ve yönetimle ilgili konularda hiçbir belirleyicilik taşımamaktadır. 

Çevre Etkileşim raporları sadece bürokratik gerekleri kağıt üzerinde yerine getirmekten öte gitmemektedir. 

Güvenli çevre politikası GATAP projesinde kağıt üzerinde iletişilenden öte gitmemektedir. 

Sorun bilinç ve eğitimle ilişkili görünmemektedir, çünkü projeyi hazırlayan ve yürütenler en yüksek eğitim seviyesinden geçmiş insanlardır. Araştırma, sorunun kişisel çıkarların ve minimum yatırımla maksimum fayda sağlamanın egemen olduğu bir “iş yapma kültüründe” yatmakta” olduğuna işaret etmektedir. 

Projelerle uygulamalar arasındaki farklılığın ortadan kaldırılmasının öncelikle iş yapma kültürünun değişmesinde yattığı görülmektedir. 

INTRODUCTION: PROBLEM AND OBJECTIVE 

All over the world waste generation has been increasing rapidly. Non-organic materials and industrial waste have being discharged into the environment. Amounting non-biodegradable waste products accompany these increases. All forms of disposal have negative impacts on the environment, public health, and Local economies. Landfills have contaminated soil and drinking water. Waste burned in incinerators has poisoned air, soil, and water. The most water treatment systems have changed the local ecology. 

The traditional waste management has been the disposal by means of dumping and landfilling. Especially since 1980’s, landfilling method has been facing with the problem of finding new sites because of increasing community opposition all over the world against the landfilling practices and undesirable and hazardous outcomes. 

As Nath [1993] acknowledges in his research, since the middle ages in Europe local laws in European towns brought the rule of collection of waste in a certain place. The first public sanitation service emerged in industrialized cities and large towns in 19th century. Later, larger landfill sites were used and incinerators were used. Waste management became a centralized system. 

Another development in waste issue is the development of economical provisions and incentives in order to control the waste generation and to encourage alternative methods. In 1970s, governmental and non-governmental environmental agencies increasingly emerged. Research and development fonds for waste prevention and management were established. 1980’s and 1990’s, new control measures were taken in national and international levels concerning waste generation and prevention. Use of some chemicals in packaging were banned. “Polluter pays” rules were accepted in some countries. European Commission, in 1994, came up with “green paper” suggestions. 

Meanwhile, exporting waste created a new terminology: waste tourism. European Commission introduced “proximity principle” in order to stop waste tourism. In the process, waste management regulations quantitatively and qualitatively increased in many countries. 

Currently, municipal disposal is the dominant method of waste management in Turkey. Prevention by means of reduce, reuse and recycle is not a significant management practice. Disposal sites are open-air sites in Anatolia; National Parks and forests are used as legal and illegal waste disposal sites causing artificial changes and environmental destruction (Kocasoy, 1995). On the other hand, modern waste management project were developed especially in areas, such as Antalya region, where heavy concentration of tourism exist. 

In Turkey, environmental studies has been steadily increasing since 1980’s. Most of the studies in 1990’s focus on the environmental conditions in various parts of the ecosystem and provide valuable suggestions. Çağlar’(1991: 14) found in his study that air pollution (% 63.48) first and waste second problem among the most important environmental problems in Turkey. Keleş (1992) indicates that we can’t be successful in environmental protection unless concerns for ethical responsibility are made dominant in peoples’ behavior. Emphasizing the need for sustainability, Sönmez [1992:62] argues that sustainable agriculture and soil protection practices are fundamental imperatives for protection, development and perpetuation of life on earth. Sözen, after examining the relationship between man and nature, [1992] suggests a relation oriented towards living in harmony with nature, instead of domination over it; less consumption, more rational use, less luxury but cleaner environment, more humble living and more nature and green, cleaner air and water; less variety but healthier nutrition. Aruoba [1992] approaches the issue in terms of economics and sustainability. İmamoğlu [1992] focuses on psychological approaches to the man and environmental relations. Taking U.S. Environmental Protection Agency’s integrated ecosystem management policy as starting point, Ejder and Erdoğan [1997) move beyond individual behavioral and socio-psychological level and argue that the question of environment can not be reduced down to consumer behavior and awareness; It is a societal structural condition, thus all the other important factors, from production to consumption, have to be included in investigations. 

Most of research and discussions show that the only way to avoid environmental harm from waste is to prevent its generation. As it is stated in Epa (1994) Prevention means changing the way activities are conducted and eliminating the source of the problem. It does not mean doing without, but doing differently. For example, preventing waste pollution from litter caused by disposable beverage containers does not mean doing without beverages; it just means using refillable bottles. Preventing pollution in a sensitive resource-related setting means thinking through all of the activities and services associated with the facility and planning them in a way that generates less waste. Waste prevention leads to thinking about materials in terms of reduce, reuse, recycle. The best way to prevent pollution is not to use materials that become waste problems. When such materials must be used, they should be reused. Materials that cannot be directly reused should be recycled. 

Due to developments especially in last 30 years, the question of what to do with waste has grown to be a key issue. Taking the issue as the central point of departure, the primary objective of the present research is (a) to determine the environmental conditions and effects of the Solid Waste Landfill sites in Southern Antalya region and evaluate waste management practices in terms of study findings and the project statements, and finally provide discussions for alternative integrated MSW management options. 

As Yücel put forward in 1995, the environmental problems in Turkey have reached serious dimensions, despite nearly 600 regulations and many research activities. Curi [1991) too put the same issue under investigation and indicated that the 1991 Control of Solid Waste Act is also insufficient in solving the waste problem. These research findings suggests serious problems with the laws and regulations. The present study also aims at evaluating the waste management in terms of relationship between regulations and waste site operations. 

METHOD 

Research questions 

Undoubtedly, monitoring and evaluation are essential to ensure that compliance measures are properly carried out during the construction and daily operations. Regular monitoring and evaluation would give a clear picture of the accurate environmental assessment, which can be used to further fine tune the forecasting methods and management policies. Absence of proper monitoring and evaluation is a major handicap for carrying out reliable environmental assessment (Biswas, 1994) The first two research questions are related with assessment of environmental conditions in the waste disposal sites. 

1. Adherence to the principles of environmental protection and to the stated objectives in site construction and waste management operations: What are the construction and operational characteristics of the waste site? What is done to the waste carried to the landfill site? What kind of methods are used in waste management? 

2. objectives of the project about planning and operating the landfill site: What are the stated objectives of the project in terms of waste management? 

3. Relations between the legal provisions and waste management practices is an important issue in terms of regulating the waste management procedures. The third question is about the evaluation of the environmental regulations in current waste management projects and operations. What characteristics do waste regulations have in terms of legal control and site operations?. 

Data Collection and measurement 

In order to collect information\data for the first question group, site observations and management interviews, and for the second question, Southern Antalya Tourism Infrastructure Project, known as GATAP documents and interviews with the company management that runs the waste operation, known as ALTAŞ, were used. The information for the 3rd question was extracted from the documents, interviews and observations. 

The study is a qualitative and quantitative descriptive-evaluative investigation, Qualitative side is because bulk of information\data was collected by using the written texts and field observations. Quantitative side is because some data were collected by means of survey questionnaire. 

Three waste disposal\landfill sites in the region were selected for the study: Agva Deresi, Ulupınar and Fenike waste disposal Sites. 

FINDINGS 

Waste Disposal Sites: Statements in development project 

South Antalya Tourism Infrastructure Project, known as GATAP include counties of Beldibi, Kızıltepe Göynük, Kemer, Aslanbucak, Beycik, Çamyuva, Tekirova, Çıralı and Adrasan. Waste disposal management were given to Infrastructure Tourism and Management Inc., knowns as ALTAŞ by South Antalya Tourism Infrastructure Association. 

Ulupınar waste disposal site: Ulupınar site was accepted by the 1995 GATAP and put in operation at the end of the year. The site is situated between Tekirova and Ulupınar villages. The site is 2.5 km away from the highway. 

According to the Preliminary Report on the solid waste disposal facility (1991): 


Characteristics of the proposed site construction reflects the criteria used by The U. S. Environmental Protection Agency (EPA) 


Selected area which was 16 ha is suitable for the landfill. 


There is no ground water running and underground water in the area. 

An Environmental Impact Assessment study was conducted in November 1995. According to the report the site is 6-7 km away from the nearest town and has no adverse impact to the town in terms of smell, dust and noise pollution. The site projects indicates that the collection of organic and rcyclable\reusable material (glass, aluminum and other metals, plastic, paper, corrugated paper) will be separately done. The site will be maintained in sanitary conditions. There will be a last cover before the landfill closed and the closed area will be vegetated with short stemmed flora; Thus, when the use of site completed, the area will be in harmony with its environment. 

Finike waste disposal site: Finike Town is within the Southwest Coast Environmental Project coverage, Finike is an important tourism area by the Mediterranean sea situated to the west of Kemer and Kumluca. The project, after analyzing various options, emphasizes only in landfilling for waste management and finds the other alternatives economically not feasible. 

Agva Site: Agva site was used for waste disposal before Ulupınar. It was indicated in the 1991 report that: An operator runs the business. The waste is dumped as is inside ditches, then Workers separate the recyclable in the waste by hand. The site is close to drinking water resources. There is Leachate water from the waste to the bed of Agva 

Findings by observation (P.S.: Necessary pictures in the original are excluded in this text) 

Observations in the waste sites found that there are diametrical differences between the stated objectives in the projects and waste management activities and operations. 

Finike waste disposal site: The 1995 observation findings in the site is as follows: The site is seen by the people driving along the highway and the first thing strikes the observer is the environmental pollution in the area. The road to the site is full of waste dispersed all over the area. Recyclable waste is separated by 10-15 years old children by hand. Empty plastic bags are everywhere. There is no preventive measures on anything. Grazing animals also is the part of the waste site landscape 

Agva disposal site: Following findings were obtained during the 1995 observation: 


As stated in the project, waste had been unsystematically disposed all over the site. 


As stated in the project, recyclable waste were being collected by peasants by hand employed by a private company. 

Peasant workers were living in the waste site. 

There is no monitoring, evaluation and prevention of ground water contamination. 

During the 1996 observation of the site resulted in following findings contradicting the stated objectives of closure and post-closure care: 

Some people are still living in the closed waste disposal site. 

Site surface is not properly closed beyond merely covering with soil. 

Site visually disturbing. 

Surface of the site is covered with waste, especially with plastic bags. 

There is no indication of post-closure landscape arrangement and maintenance in the site. 

Ulupınar waste disposal site: During the August 996 observation, various environmental effects of the waste site development and daily operations were found. These findings are mostly diametrically different than statements in the project. Findings are as follows: 


Trees were uprooted in order to open field for waste disposal. 

There is no preventive measures for the foul smell. in the site. The air quality is altered by heavy smell. Deterioration of air quality reaches outside the site. 


According to Beycik village residents, unbearable smell reaches them especially during the summer time. 


Nearby villagers bring their animals to the site for food. 


There is no barriers to stop animals to get in the site. 


There is no sign in the site to indicate that there is separation of waste materials and recycling. 


Tree is no sign of daily covering: Waste is left in the ditches or on the ground ( Figure xx) 


A significant amount of waste covers the surface of the areas filled up and closed with soil . 


Birds continuously feeding in garbage is observed; The probability is high that the site with garbage all over is a feeding ground for the other wild life. 


There are garbage in plastic bags and in open along the dirt road to the site. 

Prunning waste spread aorund. 


Some petroleum products are seen spilled on the site ground, along with the can. 


Some hospital waste is seen spread around. 


Significant amount of grass waste was thrown together making a small hill. Grass hill is full of durable goods waste, metal and aliminium cans, shoes, clothe parts, and plastic products. 


Following environmental results which were found by the studies elsewhere (The U. S. National Park Services, 1994) are also expected because of the nature of waste management operations in the sites: Altered, and destroyed vegetation ; Altered, fragmented and destroyed in habitat; Barriers to wildlife movement created; Collisions or road kill on wildlife increased; Corridors for exotic species invasion created; Exotic/ alien species directly introduced; Diseases introduced; Life cycles of wildlife disrupted; Nutrient flow/ food chains altered; Nonnatural foods or habitat introduced; Nontarget species destroyed. 

In short, the landfill management method is simply dumping the waste and when it reached to certain amount, it was covered by the soil. There was no indication of daily cover over the waste; no indication of any measures stated in the project are applied. İt is far below a modern and sanitary waste management practices. Thus, finding shows that there is a tremendous incompatibility between stated waste management methods and the waste management operations. 

The management’s own evaluation 

According to Two interviews conducted in two different times, it was found that the GATAB\ALTAŞ administration sees no problem at all in their operation, except a lawsuit by a nearby town. Observation in the town indicated that their waste was not being collected by ALTAŞ, probably as a counter-measure against the town’s lawsuit. 

Interviews about the waste management and environmental conditions in the Ulupınar site resulted in different findings than the site observation. The interview findings are presented in Table 1. 

Table 1. Evaluation of the waste management issues by ALTAŞ management 


Management issues 

Current Management 

Waste method used 

Landfill 

Kind of waste disposed off 

Garbage trucks dumps them; workers separate the recyclable (papers and bottles); the rest is disposed off. 

The method of disposal 

Garbage is covered by soil daily. 

Waste separation 

It is being done. 

Who separates 

The contracting company 


The place of separation 

Waste disposal site 


Open air garbage burning 

None. The medical waste is sent to Mediterranean University incineration facility. 


Any measure on the impact on wildlife 

No measures taken 


Power and control in environmental management: There is no control, monitoring or auditing of any kind related with the operation of the waste disposal site. ALTAŞ doesn’t see any need for control in daily routine, because everyone does their job. 

Technology used:The same motorized vehicle is used for digging the soil, pushing the garbage and covering the waste. No other technological means (i.e. leachate treatment system; gas recovery system; groundwater monitoring system; leachate collection system; liner) are utilized for waste management and environmental Protection. 



CONCLUSIONS AND DISCUSSIONS 

Based on the information\data and findings, qualitative evaluations were made and it is found that (a) the waste management system is based on unsanitary landfill practices, (b) The landfill sites are polluted by the waste and (c) there may be potential dangers not only to the immediate environment, but also to the nearby communities, especially to human health, flora, fauna and soil. 

Waste management system and its implimentation: Findings based on interviews and projects don’t reflect the realities of actual operation. This finding also has a very serious implications for the researchers: The research findings indicates that both construction and post-construction responsibilities were not and are not carried out and in contradiction with the stated objectives of the GATAP plan. The closed Agva site is in urgent need for post-closure care. It is extremely meaningless to talk about the environmentally sound waste management policies, if there is no adherence to stated objectives by the policy makers and operators. 

Technology: Environmental protection via waste management also requires the selection and utilization of proper technologies. To do so, it is necessary to investigate the environmental impact history of the technologies. 

Laws: As Curia (1991) indicated, the waste control regulation has some serious shortcomings. The most important of them are: 


No information is given about the operation of waste disposal site; For instance, there is provided no fundamental knowledge about how to cover the waste surface. 


No information is provided about machines required for job accomplishment in the waste sites. 

3. whether recycling will be done in waste disposal sites; if it will, what kind of method will be used is not clarified. 

EIS reports: The EIS reports, according the findings, proved to be meaningless in terms of daily activities. As Biswas indicated (1994): 


EIA reports by themselves are not enough. EIA methodologies should incorporate requirement for climatic, social and cultural characteristics. Methodologies that are currently available for EIA are generally not appropriate for developing countries. National and international organizations should work together to develop operational EIA methodologies. 


UNEP International Society for Ecological Modeling collaborate together to prepare a handbook on good EIA case studies from developing countries in the field of air, water and solid wastes. 


Monitoring and follow-up work is required to see how the forecasts made by the initial EIA studies compare with the actual impacts after the implementation of the project 


Risk analysis and social impact analysis should be integrated within the framework of EIA methodologies 


Public participation is an important requirement for EIA reports. 


Education and training in EIA are essential for all developing countries. 



Safer Environmental policy: The Project evaluation doesn’t exist ‘beyond project itself. Collection and analysis of baseline data during the preparatory phase of the project is vital for subsequent evaluation, but the data and findings and proposed management options are geared toward only regulatory and bureaucratic justification. Safer disposal for solid waste regulations should establish a cost-effective and practical system for managing the nation's waste by, as the U.S. Environmental Protection Agency put forward (EPA, 1994 and 1991): Encouraging source reduction and recycling to maximize landfill life ; Specifying safe design and management practices that will prevent releases of contaminants into ground water; Specifying operating practices that will protect human health; Protecting future generations by requiring careful closure procedures, including monitoring of landfill conditions and the effects of landfills on the surrounding environment; The regulations also should state what measures must be taken to guard against and clean up ground-water contamination and describe the kinds of areas where landfills may not be built. Thus, it is necessary to bring regulations on location restrictions, operation criteria, design criteria, ground water monitoring, corrective action, closure and post closure care. The findings of the research indicates complete non-existence of such criteria. No criteria related with excluding hazardous waste, daily cover, disease vector control, explosive gases, air pollution, access control, surface water management, liquid management can be found in effect in the daily operation of the waste sites. There are no regulations on such criteria made clear and enforced. 

Limits of the environmental acts: The environmental protection acts are necessary, but not sufficient. Because problem is not rooted in the lack of legal provisions, but in the prevailing social, economical and cultural practices. Thus, Environmental acts and regulations, Environmental Impact Assessment Reports and projects paying attention to environment are not functioning as expected; Monitoring and periodical auditing by independent agencies should be in effect to evaluate the operation and its impact on environment in order to ensure that stated objectives and environmental conditions are met during the site development and daily operations. Otherwise, Environmental Impact Statements\Reports and lofty projects merely function as means of meeting the burokratik requirements on paper. 

Monitoring and auditing: There exist no monitoring in the waste disposal sites and a monitoring system should be established. Monitoring is an important prerequisite for keeping track of changes in waste quantity and quality and their impact on health and environment. Standard setting and monitoring are key elements essential for gaining control over waste-related pollution by formulating scientific guidelines for the environmentally sound solid waste management. Training programs for waste-related pollution monitoring and enforcement should also be developed. Pollution control agencies should establish and must have the necessary legal mandate and resources to effectively carry out their duties (Agenda 21, 1992). 

Self-control and evaluation is not an acceptable and reliable method of control for environmental Protection. Control should be done by an independent agency, if not a state agency. Since findings indicate that waste management in the landfill sites are environmentally insensitive and irresponsible, it is futile to suggests, i.e., monitoring and environmental auditing in order to enhance the management practices. Since there is no control mechanisms, the nature and extent of control, monitoring or auditing issues lose their meaning. 

Some serious corrective measures in the landfill sites are required, but not sufficient. Sanitary landfill system with continuous monitoring and periodic auditing and environmental impact assessment is necessary. 

Environmental auditing in the projects is virtually nonexistent. environmental auditing is a must as a systematic process of determining whether the interventions of the projects are in compliance with regularly requirements and with the National policies and standarts for environmental management. Auditing is a methodical examination involving analyses, tests and confirmation of the procedures and practices in the project area. It is to assure the authorities and the public that all measures have been taken to protect the environment, the public and the project staff against all short-term and long-term hazards. Environmental auditing could well be the only tool to help identify critical factors such as (Thanh and Tam, 1994): 

1- lack of awareness and\or understanding of environmental regulations; 

2. Inadequately designed, poorly maintained and protected facilities and equipment. 

3. the lock of authority and responsibility delineation in environmental matters; and 

4. external forces( such as earthquake, floods, fires, sabotage..) which may affect the project integrity.  

Behaviors and attitudes: As Kocasoy (1995) indicates that it is a negative implementation of the decision makers often apply to construct the solid waste sites in forest areas in order to keep the waste polluting the environment out of sight. The forest is polluted by waste and soil surface is deteriorated. Ulupınar, Finike and Agva disposal sites are prime examples for such usage. Disposing the waste out of sight and thus out of mind is a self-defeating and self-deceiving practice, because the problems remain and adds up. Instead, the problem should be faced and a sound system of waste prevention and management policy should be implemented. Such system and management require conscious participation by state regulators, environmental organizations, native people, tourists and operators of waste management system. Regarding Landfilling, If those who run the day to day operations do their share, the landfill facility can be operated in a more environmentally sound manner. 

Current waste management, findings suggests, doesn’t reflect the GATAP project’s objectives. What urgently needed is a change in the way of prevailing business culture, thus changes in the nature of management decisions are made and the way of management practices are carried out. Such change can not be easily achieved, because it requires a change in dominant cultural practices in business and politics. Only then, the landfill facility can be operated and maintained at the same\higher level as was designed and constructed. continuing the use of sustainable design concepts. 

Planning of a facility normally affects its operation and maintenance; In the observed landfill sites such causal relationship doesn’t exists at all. Thus, the problem is not with the the planning and design, but with the lack of intention to adhere the design in constructing the site, buying and utilizing the appropriate technology and daily operation. 

Plans, projects, laws and regulations are not enough and further more doomed to remain inactive and meaningless, unless there exists a culture (ways of doing things) rooted in environmental sensitivity and responsibility. The research findings indicates that there is a serious lack of such culture in waste management. 

Community relations and participation: Findings also indicate that there is no productive interrelations and communications between GATAB\ALTAŞ and nearby communities. Productive communication can not be expected under the current conditions. People living close to Landfill sites shouldn’t be left out. They should be part of the project and operation at every stage. Their participation in decision making, problem identification and problem solving should be considered as a necessary requirements for waste management. Unfortunately, people nearby the sites are ignored; Environmental organizations are excluded; State institutions related with the environment has completely left the management to private enterprise and established no control mechanisms and procedures in terms of ensuring that integrity of environment and human health is not in danger. 

Education, awareness, commitment and self-interest: Findings on the discrepancy between the GATAP project and actual operations indicates that existing environmentally unacceptable disposal system was designed and run so, not because the management has little idea of how the system operates, where the waste goes and what are the final outcomes. 

Current conditions can not be tied to “education” because those who are responsible are well educated and well aware of environmental consequences. Thus, the issue seems not question of education or environmental awareness, but question of bad economics that brings high returns on short term for some and high environmental and health burdens for all. Creating and enhancing values supporting sustainable behavior towards environment are mitigated by the self-interests of those in management. Under such waste management practices, staffing, staff training and interpretive efforts for environmental sensitivity and maintenance lose their meaning, because first and foremost problem is nonexisting commitment to good environmental practices by the policy and decision makers. 

Cost-benefit calculations: Solid waste management research and projects should overcome the one dimensional waste management method. Project researches give the impression that economical cost and social benefit calculations are done to prove the use of landfill and giving up the other alternatives. Alternative methods should be developed and market for the alternative systems should be build and encouraged. 

Environmental solutions shouldn’t be confined within the sanitary landfill system. Modern landfill is not the answer, because it is not a permanent solution: It only postpones the problem for 30-40 years. Thus, establishment of an integrated waste management system is imperative: The best strategy to reverse the trend in environmental conditions and to reduce the effect on human health is to address the root causes by engaging in activities to change the dominant patterns of production, distribution and consumption that generate waste. To accomplish such an objective, primary focus should be on waste prevention, waste minimization and reuse at every level of social production and production relations. 

Antalya region is not an independent entity, but integrated part of Turkey occupying a certain place in the world order. From Our Common World to Agenda 21 and beyond, irrefutable evidence increasingly has demonstrated that there is an intricate interdependence between the world's economy and the world's ecology. Poverty, industrial development, depletion of natural resources, destruction of environment and human health are all closely related issues. Solutions to any of these issues can not be individually achieved, taken isolated and in vacuum. 

Environmental problems and solutions in Antalya region or elsewhere are intimately tied to the system of production of goods and services (the economic system and the way it operates). It is a global problem and every individual, family, school, business and socio-cultural organizations have responsibility to take part in protecting the integrity of environment. 

Further research is needed to evaluate the environmental and human conditions in the processes of waste production and management. Moreover, it seem necessary to look into effective system of monitoring, auditing, etc. 



References 

Agenda 21, The Earth Summit Strategy To Save Our Planet, Colorado, 1994. 

ALTAŞ, Altyapı İşletme ve Turizm A. Ş. Kemer Düzenli Katı Atık Depolama Alanı Projesi, Metraj ve Keşif, Ekim 1995. 

ALTAŞ, Altyapı İşletme ve Turizm A.Ş. Kemer Düzenli Katı Atık Depolama Alanı Projesi, Ön Rapor, Mayıs 1995. 

Aruoba, Ç., Çevre Ekonomisi, Gelişme Ekonomisi, In: İnsan, Çevre, Toplum (R. Keleş, Der.), İmge Yayınevi, Ankara, 129-146, 1992. 

Biswas, A. K., Environmental Impact Assessment for Developing countries, Butterworth & Heinemann, London, 1994. 

Cottrell, S. P., Predictors of Responsible Environmental Behavior Among Boaters on the Chesapeake Bay, Ph. D. Thesis, Pennsylvenia State University, Phil. 1993. 

Curi, K., Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin İrdelenmesi, Katı Atık ve Çevre, Nisan 1991, pp. 49-52. 

Çağlar, Y., Çevre Sorunlarının Konu ve Yöre Düzeyinde Önceliklerinin Belirlenmesi, Milli Prodüktivite Merkezi Yayınları, Ankara, 1991. 

De Young, R., Conservation Behavior and the Structure of Satisfaction, Journal of Environmental System, Vol. 15, pp 233-242, 1986. 

EPA "Criteria for Solid Waste Disposal Facilities: A Guide for Owners/Operators" (EPA 530/SW-91-089), 1991. 

EPA, "Characterization of Municipal Solid Waste in the United States", (EPA 530-S-94-042), 1994. 

EPA, Decision-Maker's Guide to Municipal Solid Waste Management (EPA/530-SW-89-072), 1989. 

EPA, RCRA Waste Minimization National Plan, EPA, Washington D. C., 1993. 

EPA, Wastewi$E Tip Sheet Waste Prevention, EPA, Washington D. C., 1993. 

GATAB, Altyapı İşletme ve Turizm A.Ş. Kemer Düzenli Katı Atık Depolama Alanı Projesi, Ön Rapor, Mayıs 1995. 

General Information, South Antalya Development Project, Republic of Turkey, Ministry of Tourism, Ankara, 1991. 

İmamoğlu, O., Psikolojik Açıdan İnsan-Çevre İlişkileri., In: İnsan, Çevre, Toplum (R. Keleş, Der.), İmge Yayınevi, Ankara, 191-209, 1992. 

Keleş, R., İnsan, Çevre, Toplum, (Ed.), Keleş, R., İnsan, Çevre, Toplum. İmge Yayınevi, Ankara. 1992, 9-15. 

Kocasoy, G., Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Ormanlık Alanlar, I. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi, 23-25 Ekim, pp.70 - 80, Trabzon, 1995. 

Nath, B. et. al., (Eds)., Environmental Management, The Compartemental Approach. Vubpres, Paris, 1993. 

Oskamp, N. et. al., Factors influencing Household Recycling Behavior, Environment and Behavior, Vol. 23, No. 4, pp. 494-519, 1991. 

Southwest Coast Environmental Project Design Criteria Report, , GKW Consultant, Republic of Turkey, Ministry of Tourism, September 1991 

Southwest Coast Environmental Project, Feasibility Study Kemer Town Report, Republic of Turkey Ministry of Tourism, GKW Consult Water Supply- Waste Disposal-Sanitation, Ankara, October 1992. 

Sönmez, N., 1992., Çevre, Toprak ve İnsan, In: İnsan, Çevre, Toplum (R. Keleş, Der.), İmge Yayınevi, Ankara, pp. 37-64, 1992. 

Sözen, N., 1992., Yeşile Saygısının Evrensel Kuralları, In: İnsan, Çevre, Toplum (R. Keleş, Der.), İmge Yayınevi, Ankara, pp.83-100, 1992. 

Thanh, N.C. & Tam D.M., Environmental Protection and Development: How to Achieve a Balance?, In: Environmental Impact Assessment for Developing Countries, ( A. K. Biswas & S. B. C. Agarwala, eds.), Butterworth & Heinemann, London, 1994. 

The League of Women Voters Education Fund, The Garbage Primer., N.Y., 1993. 

The U. S. National Park Service, Guiding Principles of Sustainable Design, Denver Service Center, Denver, Colorado, 1994.
Share:

Bu Blog'da Ara (search in this blog)

Translate (Başka dile çevir)

Çok Okunanlar

YENİLER

Labels Etiketler

Burs ve Kitap

Kitaplar BEDAVA

Kitaplarımın hiçbiri kesinlikle satılık değildir; ama bazlarını internetteki kitapcılşarda bulabilirsiniz.  Gerçi birkaç öğrenciye burs v...