Popüler kültürde Gasp ve Popülerin Gayri meşruluğu


Doğu Batı, 2001, (15) 2, s. 65-106.


Popüler kültürde Gasp ve Popülerin Gayrimeşruluğu

İrfan Erdoğan 

Giriş 

Bu makalenin temel amacı popüler kültür konusunu eleştirel bir şekilde ele alıp değerlendirmektir. Bu değerlendirmenin önemi sunulan yorumlar ve eleştiriler yanında, okuyucuyu üzerinde düşünmeye ve araştırma yapmaya yönlendirici birçok soruların ortaya atılması ve akla getirmesinde yatmaktadır. Makalenin temel yaklaşımı günümüzde popülerin, kültürün ve popüler kültürün egemenlik ve mücadelenin üretimi ve ilişkilerinin bütünleşik ve dinamik bir parçası olduğu ve kapitalist ekonomik, kültürel ve siyasal pazar yapılarının egemenliği altında şekillendiği üzerinde odaklanmaktadır. Bu amaç ve bağlam çerçevesinde, önce popüler, kültür ve popüler kültür kavramları ve üretimi üzerinde duruldu ve ardından popüler kültür pratikleri, ideoloji, üretim, dağıtım ve tüketim bağlamlarında irdelendi. Kaynakça bölümünde hem bu makale için kullanılan hem de önerilen okuma listesi sunuldu. 

Popüler ve Popülerliğin Öznelleştirilmiş Anlamı 

Popüler kavramının günümüzde popüler olan tanımı, en popüler gaspa dayanan yanlış betimlemelerden biridir. Bu betimlemeyle, tanım "halkın, halka ait" anlamından, "birçok kişi tarafından sevilen veya tercih edilen" anlamına dönüştürülmüştür. Bu dönüşüm kendiliğinden ve tesadüfi olarak oluşmamıştır. Burjuva demokrasilerinin yükselmesi ve bu demokrasilerin popüler seçim özgürlüğüne dayanan meşruluk iddiası ve bunun siyasal alandaki ifadesi olan seçim süreciyle yan yana oluşmuştur. Böylece, popüler ve popülerlik, yönetim politikaları, etkinlik ve uygulamalarının meşrulaştırıcı kabul damgası yapıldı. Popülerin bu egemen kullanılışı farklı alanlara taşındı ve yeni anlamlar yüklenerek egemen sistem için yaygın bir dayanak ve bilinç yönetimi rolleri üstlendi: İletişim medyasında, popüler, egemen medya ürünlerinin (programların ve pratiklerin, müzik ve film endüstrilerinin siyasal ve kültürel pazara sunduklarının) halk tarafından sevilip tutulduğu anlamına gelir. Popüler tv programı, popüler film yıldızı, popüler sporcu, popüler popçu, popüler politikacı, popüler müzik, popüler restoran, pop kültürü ve popüler olma gibi anlamlandırmalarla tercih edilen meşruluklar yaratıldı. Egemen popülerliğin siyasal ve kültürel politikalarda ve üniversitelerde en yaygın görünüm biçimi “halk oyu” anlatımıyla gelir. Halk oyu yoklamaları egemen politikaların meşrulaştırma aracıdır. Halk oyu yoklamalarıyla, bilimin istatistik metodu, kendini haklı çıkarma ve iyiyi kendine mal ederken, kötüyü ve değersizi, eleştirileni ve istenmez ilan edileni halka yükleme aracı olarak kullanılır. Böylece, nedensellik ilişkilerinde, çıkara göre, yeni-pozisyonlandırmalar yapılır: Popüler çoğulluğa mal edilir. Bu yapılırken, popülerin materyalliğinden ve materyalliğin desteği olan kültürellikten, üretim araçlarına sahip olanlar (popüler üzerinde mülkiyet hakkı olanlar) fayda sağlarlar. Faydada, yararlanmada, popülerin kaynağı ve odak noktası olduğu iddia edilen çoğunluk ise, materyalliği gerçekleştiren ve kültürelliğe destek sağlayan bitmiş-ürünün tüketicisi\kullanıcısı\izleyicisi rolünü oynarlar. Popüler olarak nitelenen ilişkilerde, popüler kültür, pazarı belirleyici konumundan alınıp kenara oturtulurken; üretim, moda ve reklam pazarının sunduklarını kullanan tüketici konumundaki insanlar ise, bu bağımlı konumlarından alınıp belirleyici konuma yerleştirilir. Böylece, kapitalist demokrasinin örgütlü pazar sistemi ve bu sistemin devleti meşruluk kazanır; medya ve diğer sermayenin faaliyetleri yaptıklarını popüler isteme dayattıklarını iddia ederek, kendilerini evrenselleştirirler. 

Ekonomik anlamda popülerlik, birçok küçük üreticilerin olduğu açık ve aktif pazar iddiasından, kapalı tekelleşmiş pazar, şirket ve ürünlerinin bilinmesi ve tercihsel üstünlüğü anlamına kadar çeşitlenen biçimlerde kullanılarak ekonomik pazar yapılarını destekleme işlevini yüklendi. 

Tanımlamada "halkın" ile "birçok kişi tarafından sevilen veya birçok kişinin tercihi olan" arasında tutulan karmaşıklık, popüler kültürü masumca yanlış anlama veya yanlış anlamlandırmaktan veya geçmiş-tarihin hareketine bağlı fikirlerin kompeksliğinden kaynaklanmamaktadır. Bugün halk, halkın ve popüler terimlerini kapitalist kültürel, siyasal ve toplumsal düşünce tarzına ve endüstriyel tüketim bilincine bağlamak belli çevreler için oldukça yararlıdır. Buna ek olarak halk ve popüler fikrinin altını ilgili alt-fikirler, alt-mitler ve alt-şaşırtmacalar doldurulur (veya dolar). Örneğin, eğer halkın yüzde yetmişi belli bir tv programını seyrediyor dersek, bu, hem "halkın" hem de halkın yüzde yetmişinin onaylaması anlamında, zorunlu olarak popüler anlamına mıdır? Eğer niceliksel çoğunluk popülerliği belirleyen ölçü ise, evet. Fakat gene de hiç bir şey bundan daha az açık veya koşullandırıcı veya yanlış yöne sürükleyici değildir: (a) “Çok veya en çok” olarak nitelenen niceliksel fazlalık “popülere” eşit mi? Neden? (b) Toplumun gelişmesi, doğru olan, haklı ve iyi olan zorunlu olarak, kendini çoğunluğun kabulünden (fikir birliğinden, popülerlikten) geçerek mi ifade etmektedir? Popüler ekonomik, siyasal ve kültürel politikalar ve uygulamalar, popüler seçimler ve Mr. Derviş gibi popüler kişiler, “niteliği belirleyen niceliksel çoğunluk” tarafından mı saptanmaktadır? Popüler ve popülerleştirme bağı nedir ve popülerleştirmeye neden gereksinim duyulmaktadır? (c) Çalışanların yüzde altmışı haftada 60 saat çalışıyorsa, işsizlik çok fazlaysa, kent nüfusunun çoğunu yoksul bölgeler oluşturuyorsa, yüzde doksanı 60 yaşından fazla yaşayamıyorsa, protesto alkışlamaya indirgenmişse, okul koşullarını protesto eden ilk okul öğrencileri bile DGM’ye veriliyorsa, özel tv kanallarındaki eğlence sunucularının çoğunluğu homoseksüel ise, bütün bunlar popülerlik anlamına mı geliyor? Bu insanlar haftada 60 saat çalışmayı, işsizliklerini, yoksun ve yoksul kent yaşamını, kısa yaşamayı, alkışla protestoyu, DGM’yi ve homoseksüelliği tasvip ve tasdik mi ediyorlar? (d) Neden işle, işsizlikle, yoksun yaşamla ve kötü hayat koşullarıyla ilgili sorunlarda popüler kavramı yer almaz? Onun yerine neden popülerlik belli grupların eğlence, zevk, seks, tüketim ve kullanımlarıyla eşleştirilir? Popüler iyiyi, arzu edileni ve tercih edileni ifade ettiği için mi? Hakikaten, popüler olanlar iyiyi, doğruyu, haklıyı, arzu edileni, güzeli, ileriyi, çağdaşı, rasyoneli ve çağdaş modernliği mi anlatıyor? Popüler cola, sigara ve eğlenceler bütün bunları mı anlatıyor? (e) Neden halka ekonomik ve siyasal alanlarda hiç veya hiçe yakın ifade alanı tanınır ve burada popüler veya popüler olmama kavramları kullanılmaz? (f) Neden olmayan özgürlükler sanki varmış gibi popüler, fakat yaygın olan baskılar, eşitsizlikler ve haksızlıklar popüler değil? Neden insanların nerede, nasıl, ne kadar parayla, ne süre ve koşullarda çalışacaklarını kendilerinin tespit hakkı yoktur ve bu çoklu yokluk popülerlikle (ve özgürlükle) ifade edilmez? Öte yandan, neden bir televizyon programını izlemede veya bir tüketimde bulunmada halka özgürlük veriliyor ve bu nicel fazlalığı ve nicellikten geçerek kazanılan nitel üstünlüğü ifade eden şey popülerlikle ifade ediliyor? Neden özellikle iş dışı zamandaki tüketimler toplumsal özgürlük için en önemli ve en önde gelen popüler model olarak öne sürülmektedir? (g) Popüler ve popülerliğe bu tür öznel yaklaşım, aynı zamanda, toplumsal ve ekonomik yaşamın diğer alanlarında olan seçim yoksunluğunu gizlemek, ve böylece bu alanlarda yeni özgürlüklerin incelenmesi ve öne sürülmesini önlemek değil midir? Kapitalist kültürel ürünlerin ve bilinç yönetiminin başarısında boş-zamanı kolonileştiren süreçlerin, süper marketlerin, showların, tanınmış kişilerin, basının, kitapların, radyonun, televizyondan geçerek gündemi hazırlanan örgütlenmiş dedikoduların, t-shirtlerin, oyunların, oyuncakların, Marlboro’nun, Coca Cola’nın, MacDonalds’ın, Pizza Hut’ın, Nike’ın, MicroSoft’un, tv serileri ve dizilerinin önemli katkıları vardır. Bunlardan da anlaşılacağı gibi, popüler ve popülerlik insanlar üzerinde belli şeylere yönelme ve diğerlerinden uzaklaşma için kurulan baskılar sistemi ve katılımla gerçekleşen uygulamalar değil midir? Bu baskıları yaratan güçler eskinin aksine hiçbir şeyi şansa bırakamazlar. Belirginsizliği mümkün olduğu kadar azaltmak için örgütlenen ve faaliyet yapılarını geliştirmek zorundadırlar. Günümüzde artan bir şekilde örgütlenen, denetlenen, maniple edilen ve özellikle seçilmiş ve genelleştirilmiş gerçekler konumundaki popülerin işlevsel anlamlarını bu bağlamda almak çok daha doğru olmaz mı? Siegelaub'un belirttiği gibi (1979), kitle-halinde-üretilmiş popüler otoriteryan baskıların altında, alt sınıfların, kaldıysa, popüler karakterini yönetici sınıfınkinden ayırt etmek hala mümkün müdür? Eğer mümkün değilse, neden? Diğer bir deyimle, geniş kitlelerin benimsediği popüler kültürel karakterler kendilerinin özerk bir şekilde geliştirdiği bir popülerlik mi yoksa yönetici sınıfların çıkarları doğrultusunda popülerleştirilmiş popülerlik mi? Popüler olanı üretenler kimler, ne için ve hangi sonuçlarla üretmektedir? Popülerlik, popülerin üretimi ve tüketimi, ideoloji, kültür ve iletişim alanlarında yönetenlerle yönetilenler arasındaki şimdiki ilişkiler hakkında neler anlatır? Bu ilişkiler nasıl gelişti ve şimdi nasıl gelişiyor? Bu ilişkiler bugün ekonomik ilişkilerle nasıl bir bağlantı içindeler? İdeoloji, kültür ve iletişim alanında, üretim güçleri ve ilişkileri bakımından paralellikler neler ve bu paralelliklerin doğası ne? 

Kültür ve İnsanın Bireysel ve Sosyal Varlığını üretmesi 

Kültür (veya popüler kültür) dendiğinde, ilk akla gelen insan yaşamındaki belli bir oluşum, belli bir yandır. Bu yan çoğunlukla sanatta ve insan davranışında ince ve güzel olan içine indirgenir. Dolayısıyla, kültür, kendi içinde bağımsız bir veya birkaç alan (örneğin tiyatro, film, resim sanatı, ağaç oyma, mimarlık) içinde sınırlanmıştır. Aslında, kültürü kesinlikle toplumsal yaşamın sanat ve edebiyat gibi belli bir alanına ve anına sıkıştırmamak gerekir. Kültür insanın toplumsal yaşamının her alanındaki kendisini ve kendisinin olanı (veya olduğunu sandığını) ifadesidir; çünkü kültür, insanın kendi yaşamını, geçmişten gelen tecrübeler ve birikimlerle ve kendi yarattıklarıyla nasıl ürettiğini anlatır. İnsan kendini nasıl üretiyorsa, insan odur ve bu üretme yolu onun kültürüdür. Kültür, oluş yerinin ve yapılış biçiminin özelliklerine göre, siyasal, ekonomik, sosyal, eğlence, dinlenme, aristokrat, işçi sınıfı, gençlik, müzik, sanat, aile, köy, kent, başkaldırı, boyunsunu, arkadaşlık, dostluk, çevre ve teknolojik kültür gibi gruplara ayrılabilir. Örneğin Anadolu tek yeknesak bir kültürün değil, tarihler boyu ve günümüzde, birbirinden belli farklılıklar gösteren kültürlere sahiptir. Bu farklılık, insanların belli zamanlarda ve belli koşullarda kendi varlıklarını üretmede “yaşamlarını yapış yolları” farkıdır. Kültür, dolayısıyla, bir topluluğun belli zaman ve koşullarda üretim biçimindeki sosyal kişiliğidir. Anadolu’da insanın “yaşamını yapış” biçiminde, eskiden, yaptığı (maddi veya maddi olmayan üretilen ürün) ile bu ürünü açıklama (sembolsel ve kültürel anlatım) arasında doğrudan bir ilişki vardı. Süslü bir ağaç kaşık, kullanım ve sanatın birliği, beraberliği ve birbirini tanımlamasıydı. Süslü bir şimşir kaşık, aynı zamanda, kullanıcısı ağalar ve beylerle, egemen bir gücün simgesiydi. Fakat hiçbir zaman, ticariliği ve ticaret kültürünün üretimini anlatmıyordu. Zamanla, ‘insanın yaşamını yapış yolu,” yapış olanakları mülkiyet ilişkileri ve haklarıyla birlikte özelleşti ve birkaçın “malı” oldu; çoğunluk bu olanaklardan yoksun bırakıldı; bu olanaklar ile çoğunluğun ilişkisi, işçi olarak yaratmak ve tüketici olarak yarattığını satın almak biçimine dönüştü. Daha kötüsü, kültürel anlatımda “sanat için sanatla” ve sanatın ve kültürün ticarileşmesiyle, amaç değişimleri oldu. Kültürel pratikler ve pratiklerin betimlenmesinde amaç, aynı anda, hem egemen bir kültürün yaşam ilişkisinin gerçeğini anlatırken, hem de sosyalleştirilmiş içsel (psikolojik ve sahte anlamda ideolojik) yeniden-anlamlandırmalarla egemenliğin sağlanması, baskı ve yönetime dönüştü. Elbette, bu dönüşüm sırasında, kontrol eden egemenliğe karşı direniş kültürleri de gelişti. Günümüzde, kültür, kitle kültürü, popüler kültür, ideoloji, ekonomi, siyaset, sanat, iş ve eğlence, hepside birbiri içinde ve birbiriyle sıkı sıkıya bağıntılıdır. 

İster popüler, ister kitle veya sınıf kültürü olsun, isterse bir materyalin veya materyal olmayanın üretimi olsun, kültürle üretilen, belli biçimdeki materyal yaşam ve bu yaşamın ideoloji ve bilincidir. Yaşamın ideolojisi ve bilincinin üretimi de, materyal kültürün üretim özellikleriyle beraber gider, onun tarafından belirlendikten sonra, onunla etkileşime başlar. Bu etkileşim sürecinde, sadece egemen kültürler yeniden-üretilip sürekliliği sağlanmaya çalışılmaz, aynı zamanda, karşıt olan kültürler üretilir ve mücadele verirler. Dolayısıyla, örneğin Frankfurt Okulunun incelediği ve sunduğu Amerikan kitle ve popüler kültürünün insan yaşamının her alanındaki egemenliği, karşıtlığın üretimi ve gelişmesini ortadan kaldırmamıştır; karşıtlık daima vardır ve günümüzde, kitle ve popüler kültürün egemenliği altında mücadele vermektedir. 

Dolayısıyla, kültür belli bir zamanda, belli bir teknolojik yapıda, insanların “yaşam biçimlerinin tümü” olarak (R. Williams) genelleştirilerek ele alınabilir; fakat kültürü anlamada, sosyal üretimin yapılış tarzının getirdiği egemenlik ve mücadeledeki ilişkiler ve farklılaşmalar çok daha önemlidir. Bütünleştirici tanımda, kültür, herkese mal edilir, herkes için tutulur. Kültür, ne herkes için aynıdır, ne herkes için üretilir, ne de herkes tarafından ortak ve hakkaniyet ölçülerine göre kullanılır. Kültür mülkiyet ilişkilerinin bir parçasıdır; mülkiyet ilişkilerine bağlı olarak, bazı insanlar kültürel üretimde, materyalliğin (yapılanın, üretilenin) sahipleridir, diğerleri ise sadece üretilenin ücretli üreticisi, bazılarını satın alıcısı, kullanıcısı, tüketicisi ve taşıyıcısıdır. 

Yaratılan kültürel ürünle, aynı zamanda, bu materyal üretimin sürdürülmesi ve korunmasıyla ilgili yasalar, haklar, imtiyazlar ve yapımlar ve yaptırımlarla siyasal, ekonomik ve sosyal faaliyetler ve düzenlemeler üretilir. Bu üretim ilişkileriyle, bu ilişkileri destekleyen veya bu ilişkilere rağmen ve karşı, çeşitli biçimlerdeki diğer kültürler, “kendilerini yapmaya ve kendi yaşam biçimlerini” korumaya ve geliştirmeye çalışırlar. Dolayısıyla, kültür alanı insan yaşamının tümünü kapsayan egemenlik ve mücadele alanıdır. Egemenlik ve mücadele her alanda her an sürekli verilmektedir. İş yerinin kültürü, iş sahibinin egemenliğinin kültürüdür ve orda verilen mücadele ve zorunlu boyunsunu, mülkiyet düzeninin meşrulaştırılmış kültürüdür: Çalışma, simit satarak zengin olma, kısa yoldan köşeyi dönme, işsizlerin tembel olarak nitelenmesi, kapitalistin “işveren” olması ve binlerce ailenin karnını doyurması gibi nitelemeler bu egemenliğin ideolojik kültürelliğidir. Popüler malları üretme, pazarlama ve satın alma kültürü kitle kültürünün ifadeleridir. Milyonlarca dolar harcayarak açık artırmada satın alınan (örneğin Picasso’nun veya Sezan’ın orijinal bir tablosu) kaliteli olarak tanımlanan kültürün üzerindeki mülkiyet haklarını ve bu haklarla gelen yüksek kültür tanımını, kültürel pratik ve kullanım farkını anlatır. 

Kültür belli bir yaşam biçimini anlattığında, bu yaşam biçimini yaşayanlar, kendilerinden farklı biçimde yaşayanlara farklı biçimde yaklaşmışlardır. Bu yaklaşımlardan önde gelenlerden ikisi kendi kimliğini beğenmeyerek diğerine özenme ve kendi kimliğini üstün görerek diğerini küçümsemedir. Örneğin Amerikan kültürü fiziksel doyum yanında, kullanım yoluyla kendini kendinden ve diğerlerinden başka (daha iyi ve üstün) gören psikolojik doyum sağladığı için, özellikle Amerika dışındaki insanlar tarafından, oldukça “üstün” bir karaktere sahip olarak nitelenir. Bu niteleme elbette sadece Amerikan kültürüne özgü değildir. Kentlinin köylüyü küçümsemesini, Amerikan pop müziği hayranının Türk müziğinin belli bir biçimini maganda kültürü olarak nitelemesini buna örnek olarak verebiliriz. Kültürün bir başkasını “kültürsüz” olarak küçümsemesi, o kültürün hem kendini üstün görmesi hem de “kültürsüz” olarak nitelediğine karşı kendini korumasını ifade eder. Kültürün üstünlüğü, kültürsüzlük ve kültürün bayağılığı gibi nitelemeler, yaşam biçimleri arasındaki mücadele ve iletişim tarzını anlatır. Elitistlerin kitle ve popüler kültürü aşağılamaları ve bu kültürün “işgaline” karşı “yüksek” ve “kaliteli” kültürü koruma çabaları bundandır. 

Popüler kültür ve aitlik: Kimin ve neler için? 

Popüler kültür, merkezileşmiş kültür endüstrileri tarafından yaratılma yerine, yerel bağlamda kendiliğinden yaratılan ürünler anlamına gelir. Popüler kültür, modern kitle iletişimi araçlarının gelmesinden öncesi zamanlardan gelen halk kültürünü de içerir (Polity Reader, 1994:3). Bu tanım belki 1970’lerin sonlarına kadar önemli ölçüde geçerliydi. Fakat popüler kültür kavramı artık “halkın, halka ait, halktan” anlamını taşımamaktadır. Popüler kültür kavramının halk veya folk ile olan bu bağı geçerliliğini yitirmiştir. Halk ve folk kültürü yerelliğini ve anonimliliğini koruduğu ölçüde halkın olarak kalmaktadır. Fakat “popüler kültür” kavramındaki aitlik kapitalist pazar mekanizmasının bir parçası olmuştur. Popüler kültür kavramı üzerindeki mücadele, kavram “kitle üretim endüstrileri tarafından üretilen ürünlerin yaygın kullanımı” anlamına dönüştürülerek kapitalist sermaye lehine dönüşüme uğratılmıştır. Böylece popüler kültür kavramı bir zaman ait olduğu yerinden edilerek, pazarda üretilen ve satılan diğer mallar gibi, ticari bakımdan üretilen ve pazarlanan kültür yerine taşınmıştır. 

Walter Benjamin’in deyimiyle kültürün “mekaniksel üretimi” ve modern kitle iletişimi medyası yerel halk kültürü alanını da işgal altına aldı ve onun kendine özgü farklılığını önce tehlikeye soktu ve sonra dönüşümlere uğrattı. Halk kültürü pratikleri ve ürünleri ya ortadan kalktı (sinsin, çelik çomak, aşık atma, sözlü destanlar, sürahi, testi, tas, çanak, el yapımı oyuncak ve oyunlar) ya ilkellik ve geleneksellikle suçlanarak marjinal duruma düşürüldü (halk ozanları, türküler, tahta kaşıklar) ya da sermayenin çıkarı yönünde yeniden biçimlendirildi (düğün, nikah ve futbolun yerinin sermayenin salonuna ve spor sahasına taşınması, halk ve halay oyunlarının televizyonda emtialaştırılarak gösteriye dönüştürülmesi) ve kendi özelliğini yitirerek yabancı teknoloji ve içerikli bir ürün oldu (ham çökelek türküsü, Türk pop müziği, arabesk, aranjman, bakkalın süper market olması, özgün müzik). Sorun W. Benjamin’in sanatın kendine özgülüğünü ve eşsizliğini yitirmesi ve değerin pazardaki para cinsinden belirlenmesi ötesinde, bir topluluğun ve toplumun günlük kendini ve kendinin olanı kendine ve tarihine göre üretebilmesi temelinde odaklanmaktadır. Globalleşen kapitalizm sürecinde topluluklar tarihsel üretim biçimleriyle yok edilmektedir. Modern üretim teknolojileriyle ve modern kitle iletişim medyasıyla, halk ve yerel olan her şey tarihten silinip gitmektedir. Bunlar olurken, aynı anda, aynı güçler (veya bu güçlerin sözcüleri) yerelleşmeden ve yerel değerlerin korunmasından bahsetmektedir. 

Kapitalist üretim biçimindeki büyüme ve yaygınlaşmayla birlikte, yerel öyküleme ve ifade biçimlerinin yerini merkezi öyküleme medyası olan tekelci medya örgütleri aldı. Yerel üretimin yerine tekelleşme, büyüme, mekaniksel üretimle büyük şirketler geçti. İnsanların kendileri için kendi eğlence, oyun ve oyuncaklarını, sevileri ve tercihlerini üretme koşulları ellerinden alındı. Onların yerini uluslararası eğlence, oyun ve oyuncak şirketleri kapladı. Seviler ve tercihler bu şirketlerin biçimlendirdiği materyallere odaklandırıldı. İnsan artık kendi eğlence, oyun ve oyuncağını üretememekte, onun yerine satın almaktadır. Satın aldıkları ise endüstriler tarafından endüstriyel yapıların ortak çıkarları için tasarlanmış ve biçimlendirilmiş, insanların ortak emekleriyle üretilmiş, karşılığında ücret vererek mülkiyet hakları ellerinden alınmış ürünlerdir. El işi, yerel ve halk olarak nitelenen kültürel pratikler ve ürünler yeniden-keşfedildiğinde (gelenekler, adetler, yerel üretimler) pazar için keşfedilip kullanılır ( örneğin, turizm sektöründe ve siyasal pazarda). 

Görüldüğü gibi ciddi dönüşümlere uğratılan popüler kültür, evde, sofrada, televizyonda, sokakta, işte, eğlence yerlerinde, gördüklerimiz ve duyduklarımızda, yediğimizde, içtiğimizde ve giydiğimizde olan ve kaçınamayacağımız geniş bir günlük yaşam alanını içine alır. Günümüzdeki biçimiyle, popüler kültür kavramı "nüfusun büyük çoğunluğunun kültürü," "çoğunluk için olan kültür," veya "çoğunluk tarafından izlenen, tutulan, tercih edilen kültür” anlamına kullanılır. Dolayısıyla, popüler kültür artık belli bir yerel topluluğun ürünü değildir ve onların ortak yaşam öyküsünü içermez: Popülerdir, yani herkesin olmasa bile kitleleri içeren çoğunluğundur. 

Bu popüler kültürün genel karakterleri şöyle sıralanabilir: (a) Formüller ve tekrarlarla standartlaşmıştır; (b) Daha çok dileklerin gerçekleşmesini (fantezileri) ön plana çıkartır; (c) Sistemin ve pazarın çıkarına ise (moda, soda, yiyecek, içecek, eğlence) kolektifliği destekler; çıkarına karşıysa (örneğin işsizlik, grevler, ücret sorunu) bireyselliği vurgular; (d) Ahlak ve resmi sansür karşısında risk almaz, çünkü amaca ulaşmak bu tür riski dışlar; (e) Halk\folk kültüründen farklı olarak, popüler kültür onu kullanan toplum tarafından üretilen kültürel kaynaklardan oluşmaz; (f) Sadece ürün tüketilmez aynı zamanda insanın kendiyle ve başkalarıyla olan ilişkisel anlamlar tüketilir ve üretilir (Marlboro zehrinin tüketimiyle, Samsun zehrinin tüketiminin tükettiği ve ürettiği ilişkisel anlamlar farklıdır: Örneğin, kişisel ve sosyal statü ve sınıfsal farklılıklar üretilir). (g) Yaratılan duyarlılık ve duygusallıklarla burjuva üretim ve yaşam tarzı yüceltilir ve idealleştirilir. (h) Gösteriş ve imajlar\görüntüler özün üstüne çökertilir, önüne geçirilir. 

Popüler kültüre farklı yaklaşımlar farklı inceleme metoduyla farklı tanımlamalar getirirler. Popüler kültürün egemen anlamlandırılmasından farklı olan ve tanımlayanın dünya görüşüne göre değişen tanımlamaları oldukça çeşitlidir. Örneğin Mattelart’a göre (1979), popüler kültür direnenlerin ve egemenliğe karşı mücadele edenlerin kültürüdür. Bu kültür kendi başına var olmaz; egemen kültüre karşıtlık süreci içinde oluşur ve tanımlanabilir. Popüler kültür folklorculuğun reddidir: Geçmişin iç burukluğunu ve özlemini ekip biçen, sürekli dile getiren bir müze kültürü değildir. Popüler kültür egemen bir örgütselliğe karşı geliştirilmiştir. Direniş tarafından yaratılmış, artık yaşanmayan uzak geçmişin değil, şimdinin günlük yaşamının kültürüdür. Kitle kültürünü biçimlendiren sansasyonelciliğe ve duyguların sömürülmesine karşıdır. Mattelart popüler kültürü direnen sınıfların direniş yaşamları sürecinde yarattıkları egemen kültüre ve geleneksel yerel halk/folk kültürüne karşıt bir kültür olarak görür. Bu anlamda kültür oldukça politikleşmiştir ve bilinçli kültürel etkinlikleri içerir: Bu tür kültürel pratiklere, örneğin, düzene direniş biçimleri, devrimci olarak nitelenen müzik sanatçılarının, roman yazarlarının, filmcilerin, gazetecilerin, ressamların ve halk ozanlarının ürünleri girer. Daha geniş anlamıyla, egemen pratiklere karşıt yapılan sürekli mücadelenin yapılış biçimlerini içerir. 

Mattelart’ın tanımlamasından ve direniş kültürü, mücadele kültürü, alternatif kültür, işçi kültürü gibi tanımlamalardan da anlaşılacağı gibi, popüler kültür kavramı üzerinde mülkiyet mücadelesi vardır. Eğer günümüzde geniş kitlelerin bilincine işlenmiş anlamlandırmaya bakarsak, popüler kültür kavramı üzerindeki mücadelede kapitalist sistemin çıkarlarını destekleyen bir egemenlik kurulduğunu görürüz. Kapitalizm, demokrasi, özgürlük, insan hakları vb bir çok alanda olduğu gibi popüler kültür alanında da gasp işini gerçekleştirerek popüleri ve popüler kültürü kendine mal etmiş durumdadır. Popüler kültür kitle üretimi teknolojilerinin gereksinim duyduğu kitle kültürünün bütünleşik bir yandaşı şekline dönüştürülmüştür. Modern endüstrilerin ürünleriyle ve kitle iletişimiyle olan "popüler kültür" egemen toplumsal ve ekonomik ilişkileri destekler, haklı çıkarır ve sürüp gitmesinde yardımcı olur. 

Popülerleştirme sürecinde, iletişim araçları işçi sınıfının (memurlar, çalışmayanlar, köylüler dahil) içinden belli bazı elemanları/özellikleri seçerler; seçtiklerini zevk verici, doyurucu, tatmin edici ve eğlendirici ürünler biçimine sokarlar ve işçi sınıfına geriye verirler. Bunu da “halka istediğini veriyoruz” propagandasıyla sunarlar. Bu seçme yöntemi dengesiz bir şekilde işler. Çünkü seçilenler sadece seksizim, kadercilik, hurafecilik, büyücülük, zenginlere ve tanınmışlara karşı hayranlık, gıpta, sevgi, dedikoduculuk, kıskançlık, hırs gibi belli ekonomik ve siyasal amaçları elde etmede kolayca istismar edilebilecek özelliklerdir. Reklam, pazarlama, halkla ilişkiler ve iletişim örgütleri sadece toplumun tutucu yanlarını alıp belli amaçlar için işleyip kullanırlar. Sonuçta, tutucu yönler alınıp işlendiğinde ve hatta eleştiri getirdiğinde, yapılan aslında statükonun savunulmasıdır. Bu özellikler işçi/memur/köylü sınıfının bütün özellikleri demek değildir. Geniş kitlelerin yaşadığı koşullarda değişim arayan ve arzulayan ilerici özellikleri bir yana itilir ve bastırılır. İşgücü ve sermaye arasındaki mücadele "popüler biz" ve "onlar" kavramı içinde siyasi muhalefete dönüştürülür. Böylece çalışanların ücretle, enflasyonla, haksızlıklarla, fazla mesaiyle, iyi iş koşullarıyla, özlüce insanca yaşam arayışıyla ilgili istemleri, grevler, gösteriler ve protestolar normal istemler dışında bırakılır ve popülerleştirilmez; aksine gayri meşru ilan edilerek polis coplarıyla cevaplandırılır. Bunlar popüler olmayan popüler istekler, direnişler ve mücadelelerdir. Bu da popüler kültürde aslında değersiz olanın kimler ve neler olduğunu gösterir. Dikkat edilirse, popüler olmayan veya kıymetsiz olan şey “halk tarafından tutulmayan” tanımıyla tanımlanmamaktadır. Benzer şekilde, nasıl oluyor da, halkın kendisinin yarattığı ve kendinden çıkan bir halk kültür ürünü popüler olmuyor veya popülerliğini yitiriyor? Bunun en önde gelen nedeni popülerliğin tanımını yapan güç merkezindeki kaymadır: Dün, popüleri (halk ozanını, halk öyküsünü, halk ağıtını, halk oyununu, eğlenceyi ve dinlenmeyi) tanımlayan güç halktı. Bugün popüleri tanımlayan güçler belli endüstrilerdir. Yani popülerin tanımı halkın elinden alınmıştır; tanımı yapan sermaye gücüdür. 

Popüler kültüre günümüzde damgasını vuran Amerikan, Amerikan güdümlü ve kopyası üretim biçimidir. Bu nedenle, popüler kültür sorunsalı aynı zamanda kültürel emperyalizm sorunsalı içinde yer alır. 

Popüler kültür, kitle kültürünün somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin hem mal hem de imajlar satışını yapan, uluslararası pazarın değişmelerine ve ihtiyaçlarına göre biçimlenip değişen, önceden-yapılmış, önceden kesilip biçilmiş, paketlenip sunulmuş bir kültürdür. Kapitalizmin kendi için üretirken ve gasp ederken, bu amaçla, kitleleri ücretli köle olarak kullanarak “kitleler için” yaptığı üretim ve bu üretimle gelen ‘yaşamı yapma yoludur.” Bu anlamda, popüler kültür pazar tarafından pazarda tüketim için “sipariş edilen, ısmarlama” kitle kültüründe, en popüler ürünleri ve tüketimleri anlatır. Popüler kültürde, son zamanların en popülerleri¸ siyasal ve ekonomik yönetim alanında, örneğin özelleştirme, demokratikleştirme, post-modernlik ve deregülasyondur. Bu tür popülerlik kalıcılık ve süreklilik arayan bir karaktere sahiptir. Popüler kültürde, aynı zamanda, sürekli kalıcılıkla değil, sürekli değişimle süreklilik aranır: Müzik alanında, popülerlik her hafta değişen “top 40” içine girmektir. Giyimde mevsimlerle değişen modayla gelen güdümlü kültürel yaşamdır. Yeme ve içmede Pepsi ve Coca Cola; Marlboro ve Kent; Pizza Hut ve Pizza King; McDonalds ve Burger King arasındaki özgür seçim için tüketici kazanma mücadelesidir (Erdoğan, 1999). 

Günümüzdeki popüler kültür, üretiminin ilk safhasından son-kullanım safhasına kadar her anıyla kullanım ve tüketim kültürüdür. Popülerin her aşamasında diğer popülerler kullanılır: Popüler spor, popüler sporcu ve sanatçılar, popüler edilen fikirler ve ideolojiler, popülerleştirilmiş anneler ve kaynanalar, popüler televizyon ve televizyon programları, popüler magazin ve dergi kahramanları; ve elbette zaman ve dil sınırlarını aşan popülerlerin en popüleri seks ve seksüel umutlar bunların arasındadır. Popülerleri kullanarak paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve bu popüleri dudaklarına, boğazlarına, saçlarına, yüzlerine, midelerine, üstlerine, ayaklarına ve bilinçlerine “uygulayarak” popülerin popülerleştirilme sürecini tamamlarlar. Bu tamamlamada, tüm pazar mekanizması memnun gülümser; popüler saç yağı bittiği için, kendi olmayan kendini kendine ve başkalarına göstermeme telaşındaki popülerci, popüler yağını alıncaya kadar tedirgindir, huzursuzdur; Popülerini alır popülerci, kullanır ve böylece kendini bulur ve memnun gülümser. Bunu her gün hem pazar mekanizması hem de popülerci tekrarlar. Popüler pazar, doğal rengi kaçmış ve kullanım maddesine bağımlı duruma gelmiş popülercinin özgürlüğü türküsünü okur. Yıllardır bir kez bile kendine kendi olarak bakmaktan korkan popülerci, kendini kendinden alan popülerlerden birine kurtarıcı olarak sarılıp özgürlüğünü ifade eder: Kendinin sandığı önemli kendi olur. Yakaladığını sanırken, yakalanmıştır. Yakalanmışlığı ona, bahşedilmiş en büyük özgürlük olarak görünür. Kendinin sandığı Marloboro’sundan çekerek ve Cola’sından yudumlayarak olmak istediği kendi olmayan kendi olur. 

Kullanıcıları ölçü olarak alıp popüler kültürü tanımlama ve inceleme yapıldığı zaman karşımıza, kitlelerin kullandığı, kitlelere ait, kitlelerin sevdiği ve tercih ettiği bir kültür çıkar. İnkar edilemez bir gerçekle karşılaşırız: süper marketlerdeki kitleye sunumu gibi, kapitalizm, kültür alanında da kitleye kitle üretimi yapmaktadır. Bu yanlış pozisyonlandırma, bir olguyu açıklamada yaklaşım ölçüsünü tüketim alanına indirgemeden kaynaklanır. Bu tür yaklaşım, popülerde tek bir faktöre, özellikle, popülerin yaratılması zincirinde, en son halkaya eğilerek, ciddi bir yanlışlık yapmaktadır. Popüleri anlamak için zincirin en başına, üretim ilişkileri ve biçimine gitmek gerekir, sonuna değil. Kullanımla yaratılan sonuç (popülerlik) kullanıcının sınırlı seçenekler içindeki seçimleri tüketmesiyle ilgilidir. Sonucun biçimini (popülerliği) belirleyen, kullanıcıdan çok daha fazla, üretim biçimidir: Eğer tehlikeli atık olacak bir ürün üretilmezse, tehlike de yaratılmaz. Kullanılanı gelişi güzel atmanın popüler olması, popüler müzikte popülerin kısa zamanda tüketilip, bıkkınlıkla yeni bir popülerle yer değiştirmesi, kullanıcının bukalemun zevkli olduğundan çok, endüstrinin karakterindendir. 

Egemen Popülerin Folk\Halk Olanı Gaspı 

Egemen popüler kültür kendi biçimlerinin bir çoğunu folk/halk kültüründen almıştır. Bu alış folk/halk kültür pratiğini folk/halk karakterini yitirecek şekilde yeniden biçimlendirme ve yerinden etme ile gelen dönüştürme ve gasp (kendine mal etme) süreçlerinden geçerek yapılır. Örneğin futbol 19. yüzyılda yerel, geleneksel oyun biçiminden profesyonel spor biçimine dönüştürüldü. Sokaktan, tarladan alındı ve sermayenin kurduğu dört duvar arasına yerleştirildi. Oyuncular oyunla yaşamlarını kazandılar ve seyirciler de seyretme zevki için para ödediler. Gasp ve yok etme halk olanın üretiminde daha kesin bir şekilde oldu: Halk kültürü döneminde egemen olan "kendi eğlenceni, oyununu ve oyuncağını insanın kendisinin yapması” ortadan kaldırıldı ve endüstriyel üretim bu işi eline geçirdi. Aileler artık çocuklarının kendi oyun ve oyuncaklarını kendilerinin yaratması düşüncesini bile aklından geçirmez oldular ve popüler kültürün ürünlerini almayı tercih ettiler. Kendin yap düşüncesi zaten ilkel gelir ve herkesten farklı olmayla gelen baskıları beraberinde getirir; ayrıca başkalarında gördüklerini isteyen çocuğa farklıyı kabul ettirmek oldukça zordur. Dün bebek ve oyuncak satın alınmaz, insanların kendileri tarafından yapılırdı. Bebekler masal kahramanları veya ana ve babanın örneğiydi, ve yapılan oyuncaklar gerçek hayatta kullanılanların minyatürleriydi. Şimdi bebekler ve oyuncaklar örgütlü dev firmalar tarafından üretilmekte ve dağıtılmaktadır. Bu nedenle, popüler kültür satın alınan, halk/folk kültürü ise kendisi tarafından imal edilendir. Halk/folk kültürü iş ve dinlenmenin birbirini tamamlayıcı, birbirine zıt olmadığı, bitişik olduğu dönemin kültürüdür. Endüstrileşmeyle birlikte fabrika sistemi, zamanı yeni bir biçimde düzenlemeye başladı, işte harcanan zamanla iş dışında harcanan zaman ayrılığını getirdi. Yirminci yüzyılın başlarında iş dışı zamanı dolduran yeni etkinlikler Amerika ve Avrupa’da hızla yayılmaya başladı: Kapitalizm bu zamana da el atıp kendi çıkarları yönünde düzene koyma ve tabii ki para kazanma çabalarını arttırdı. Şehirler, salonlar, dans salonları, bilardo salonları, roller-skating ringleri, sirkler, eğlence parkları, gösteriler, profesyonel sporlar, konser salonları ve tiyatrolarda ucuz melodramlar 19. yüzyılın kapitalist ülkelerinin şehirlerinde hızla yaygınlaştı. Bu yeterli değildi: 19. yüzyılın kapitalist üretimi için iş gücü zorunlu bir koşuldu. 20. yüzyılda işgücünün tüketici olarak denetim edilmesi ve yönlendirilmesi gerekliliği baskın olmaya başladı. Fabrikatörler ürünleri ve medya ve reklamcılar tüketicileri ürettiler. Medya ve reklamcılar kültürel değerlere zevk ve hatta duygusallığı da katmaya başladılar ve bu sonradan kişileri tüketime sevk etme, moda ve gösteriş ardında koşmasında, mal alarak ve tüketerek mutluluğu aramada önemli rol oynamaya başladı. Kapitalizm genellikle folk kültürünü, halkın ve halktan olanı katletti, işlevsel olduğu için katletmediğini ise popüler kültür şekline dönüştürerek gasp etti: alınan ve satılan mal haline soktu. 

Popüler kültür, kültürel "şeylerin" mekanik üretimi ve geniş iş bölümü etrafında kurulan kapitalist mal üretimi, pazarlaması, dağıtımı ve tüketimi biçimlerine dayanan bir kültürdür. Bu biçim olmayınca, örneğin tv veya basın olmayınca, bu araçlara dayanan böyle bir kültür biçimi de olmaz. Kitle kültürü yaklaşımlarının yaptığı gibi sadece tüketim yanına bakıp inceleme yapmak ve sonuçlar çıkarmaya çalışmak yeterli değildir, hem yanlış sonuçlara götürür, hem de diğer kültür kavramlarıyla olan bağda kavramsal şaşkınlığa neden olur. Popüler kültür, sadece parayı verip satın alarak bitmiş ve paketlenmiş bir malı tüketme düzeyinde tüketici-kitlelerin malıdır. Bu gerçeğin sadece bir yüzüdür. Aslında, popüler kültür burjuva kültürünün önemli bir parçasını oluşturur ve kişinin toplumsal bütünle ilişkisinde "araya girme\arabuluculuk" görevi yapan diğer bir "mal" biçimidir. 

Anadolu dilinde “popüler” kavramı yoktur. Kavram batı kültüründen ve teknolojik üretiminden, medya gibi, bize aktarılmıştır. Anadolu’da, popüler kavramı olamaz, çünkü kavram belli ekonomik, siyasal ve kültürel üretim biçiminin bir ürünüdür ve bu biçim Anadolu’nun yaşam dünyasında egemen değildir. Anadolu’daki yaşam tarzında popüler olan, Anadolu’nun yaşamını anlatandır ve herkesin malıdır, herkes tarafından bilinir ve yaşatılır. Bir haftalık veya bir aylık değildir. Halktan olanın halktan alınıp ticarileştirilmesi, medyanın çıkması ve kapitalist sermaye için gelir yolu olarak mallaştırma olasılığıyla meydana gelmiştir. Ticarileştirilip mallaştırılma her halk kültürü ürünü için geçerli değildir. Çünkü bu ürün kapitalist pazar mekanizmalarına uymayabilir; halkın yapış alanından alınıp paralı giriş ve kullanıma sunulmayabilir; sermayenin ideolojisi ve düzenine ters düşebilir. Yapısal uyumsuzluk, eğer kâr ve ideolojik çıkar için görevsel bir gereklilik ortaya çıkarsa, halk kültüründe yapısal revizyonlar yapılarak “uydurmayla” giderilir: Türk nişan ve düğün kültürü, dört duvar arasına sıkıştırılır; kuaförler, çiçekçiler, şekerciler, pastacılar, Belediye ve düğün salonları sermayesi için kâr alanı olur. Geleneksel davul ve saz, belediye salonunda teypten gelen Batı düğün yürüyüşünün popüler müziğiyle katledilir. Bakkal ortadan kalkar, market olur. Poşet kültürü file kültürünü katleder. 

Sermaye için kar olasılığı sağlamayan ve sermayenin tüketim alışkanlıklarıyla kudurmuş kitleler yaratmadığı durumlarda, halk kültürü ya kendi başına bırakılır ki sermayenin egemenlik için at oynattığı dünyada bunun olasılığı fiilen ortadan kalkar: Bu tür kültür ya ortadan kaldırılır ve unutulur ya da rafa kaldırılır ve “nostaljik geçmişe” dönüşte ölü hatıralar olarak medyada, tekrar öldürmek için canlandırılır; ya da egemenlik perçinlemede araç olarak gösterilerde ve medyada canlı tutulur. 

Anadolu’nun kültür zenginliği halk/folklor kültüründe önemli ifadelerini bulur. Yerellik ve\veya ulusallık karakteri taşıyan folk\halk kültürü, kapitalist popüler kültür karşısında en az birkaç biçimde anlam bulur ve yeniden şekillendirilir: 

Birinci anlam, folk kültürü tutuculuğu temsil ettiği durumda, eğer bu tutuculuk kapitalin ideolojisine karşıt ve zararlı ise yüceltilmez, aksine kötülenir. En etken kötüleme yolu da, onu değersiz, geçmişe ait, aşağı, bayağı ve eğitimsiz insanların kültürü olarak tanımlamadır. Bu kültür, popüler bellekte küçümsenirken, iç siyasal politikalarda ve uluslar arası ya da böl ve yönet politikalarında, özellikle popüler direnişlere karşı kullanmak için, uygun yeniden-anlamlandırılmalarla kullanmaya hazır bekletilir. Özellikle günümüzde globalleşmede azınlık hakları, yerellik ve yereli koruma adı altında uluslararası politikada iç savaşların çıkartılması ve sürdürülmesi ve baskı unsuru olarak kullanılması oldukça yaygındır. 

İkinci anlam, halk/folk kültürü, kapitalist ideolojinin çıkar çerçevesi içinde gericiliği temsil ediyorsa ki bu çoğunlukla İslam dini ve dini kullanarak güç kazanmaya çalışan tarikatlardır; o zaman, gene yüceltilmez, birinci anlamda olduğu gibi süreçlerden ve değişimden geçirilmeye çalışılır. Kapitalizmin bu kültürle, özellikle İslam kültürüyle çatışması, siyasal ve ekonomik pazarlarda egemenlik çatışmasıdır; Yoksa, İslam kültürü pazar ilişkilerine dayanan, şeriatla merkezileşmiş ticari bir kültürdür. Uluslararası politikada bu tür kültür daima baskı unsuru olarak kullanılmaktadır. 

Üçüncü anlamda, halk/folk kültürü, eğer yerel satış ötesinde kullanılma olasılığı vermiyorsa, kendi haline bırakılır. Bu durumda, uluslararasılaşan ticari yerellik ve kültürel egemenlik altında, bu yerel kültür kendi önünde, kapitalist üretim ilişkilerinin getirdiği seçeneklerle karşılaşır: Ya ayak uydurmak için ticarileşmek ya da mücadeleci karakterini keskinleştirmek. Yerelin mücadeleciliği temel olarak iki zıt yöne doğru gider: Birincisi, kapitalizmin uzantısı olan küçük burjuva faşist çözüm tarzını seçer ki, bu seçim elbette ne kendisi için ne de savunduğu için bir çözümdür; çıkmazdaki, yanlış nedensellik ilişkilerine dayanan ve yanlış sonuçlara göre hareket eden çıkmazı temsil eder. Fakat, oldukça rahattır ve teşvikler bulur. İkincisi, kapitalist üretim biçiminin değişimini amaçlayan devrimci veya reaksiyoner kültür üretimine doğru yönelir. Bu yönelme büyük risklerle doludur, oldukça terletici ve sıkıntılıdır. Egemen baskı ve engelleme mekanizmalarını karşısında bulur. Fakat, elbette, eğer, satış yapma olasılıklarına sahipse, (örneğin yeşil pop, direniş müzikleri, mumlu ve çat patlı protesto biçimleri) liberal kapitalin materyal zenginliği için faydalı görev görür. Kapitalist pazarın egemen yapısı içinde alternatif kültür (örneğin ticarileşmemiş alternatif müzik) üretimi çoğunlukla kısa dönemli olarak yaşayabilmekte ya da tutulduğu için kapitalist pazar tarafından ele geçirilmektedir (ticari kültürün üretim biçimine dönüşmektedir). 

Egemenlik altındaki kültürdeki değişimlerde, yerel ile uluslararası evlendirilir ve ortaya çocuklar çıkar ve bu çocuklara, bazen karakterlerini yansıtan bazen de saklayan isimler verilir. Örneğin folk ve halk, modern folk ve modern halk olur; özgün müzik ve yeşil pop çıkar; özel “yorumlamalar” değer kazanır. Kapitalizmin aynı ve benzeri şeyleri gruplaştırarak pazar için çekici ve yeni imajlar veren çeşitlendirmeleri egemen olur. 

Dördüncü anlamda, halk/folk kültürü, tümüyle terk edilir. Örneğin müzik kültürü, özellikle büyük kentlerde, dilinden başka her şeyi özellikle Amerikan popüler rock karakterini taşıyan bir biçime bürünür. Günlük yaşamda eskiden yapılanlar değerini kaybeder ve bazıları ortadan kalkar. Kapitalist popülerlikle gelen, eğlence, kullanma, tüketme, insanlar arası ilişki ve değerler egemenlik kazanır. Bu egemenlikte, mücadeleci kültürün bazısı, çıkar yolu bu biçimi kullanarak, mesajını iletme yolunu seçer: Halkın müziği ve folk deyişleri, Amerika’nın deyiş tarzıyla denmeye başlar. Anadolu dansları Broadway’leştirilir. Halk\folk kapitalist pazar yeri olur. 

Popüler Gaspın Kitle Kültürü Gaspıyla Birleşmesi 

Kitle kültürü endüstrileşme ile birlikte gelir. Endüstriyel uygarlık kitle kültüründen geçerek oluşur. Kitle kültürü, kitle iletişiminin olduğu modern kitle toplumunun tipik kültürü olarak nitelenir. Ticari firmalar ve devlet tarafından üretilen endüstrileşmiş kültürdür. Bu kültür yukarıdan aşağı doğru üretilip dağıtılır. Bu kültürel ürün kullanılan ve yaşanan günlük gerçeklerin bütünleşik bir parçasıdır. Değeri ise kulanım değeriyle değil pazardaki değişim (exchange) değeriyle ölçülür. Kitle kültürü halk/folk karakterini koruyan kültür biçimleriyle sürekli gerginlik içinde varlığını sürdürür. 

Kitle kültürü belli bir gruba ait yeknesak bir blok etkinliği değildir. Köylü cemaatinden çıkıp gelen folk sanatı da değildir. Kitle kültürü standartlaşmış kitle üretim biçimi ve tekniklerini, örgütlerini ve kitle tüketicisini gerektirir. 

1930’larda radyo ve radyoyla gelen Batı müziği, ardından gramafon ile plaklar, sinema, popüler romanlar, Tom Miks, Teksas, Teks, Kinova, Uçan Adam gibi resimli dergiler, Mike Hammer ve Nat Pinkerton gibi polisiye romanları, BURDA, ELLE gibi kadın ve moda magazinleri, Playboy ve Playgirl, ardından televizyon, WWW ve Chat’leriyle internet, Hollywood ve Walt Disney dünyasının oyuncakları popüler alanı işgal etti ve halk/folk olan popüler üzerinde egemenliklerini kurdular. Bunlarla birlikte bunların desteklediği, eviyle, iç ve dış mekanıyla, dekoruyla, müziğiyle, yiyeceğiyle, giyeceğiyle, taşımasıyla, kirlettiği doğa ve çevresiyle modern üretim endüstrileri gelişti. 

Kitle kültürü özünde pazarlanabilir bir karakterle biçimlendirilmiştir. Kapitalist toplumlarda kitle kültürü ticarilik olmaksızın var olamaz. Kitlelere kültür satılmalıdır. Kültür mümkün olan en geniş izleyici kitlesine satılan maldır. İzleyiciler bu durumda muhtemel-alıcılardır. Bu tür kültürel üretimde estetik ölçü ortadan kalkar ve başarı ürünün muhtemel-alıcılarının sayısının hesabı tarafından ölçülür. Bu hesaplama artist, yazar veya yönetici, veya izleyici tarafından değil, kitle kültürü tacirleri ve pazarlamayla ilgili profesyoneller tarafından yapılır. Bu profesyoneller tüketim toplumundaki ekonomik kurallara uyarak karar verirler. 

Konuya sanat bakımından yaklaşıldığında, kar artırma gereksinimi tarafından kültürün ticari-alçaltılması ve kitle iletişimi araçları tarafından empoze edilen standartların zorla düşürülmesinin sonucu, kitle kültürü bayağı ve zevksiz bir kültür olarak görünür. Kültürel endüstrilerin yarattıkları kitleler kalite diye sunulan alçak-kaliteli mallara doymak bilmeyen iştahla doldurulmuşlardır. Her yaş, her millet, her kültür kendi cinsinde yontulmamışlık, bayağılık, mankafalık ve aptallık içinde biçimlendirilmişlerdir. Bu etkilerin bileşimi en iyi şekliyle sahte-bilme olan bir sevi, zevk, eğlence, tercih ve enformasyon iletişir veya ciddi düşünceleri ve örneğin sigarayla kendini ve çevreyi zehirlememe fikrini ve girişimlerini alçaltır. Kitle iletişimi teknik yapısı ve ticariliği nedeniyle ciddi olamaz ve sadece eğlence için susamış kitlelere klişeler sunabilir. Bu klişelerde izleyici daima haklıdır: Dizilerde sevilen artistler parfüm ve sigara alırlar. Birçok showlarda reklamsal tavsiyeler gerçek fikirlerin ifadesiyle karıştırılırlar. Liderler, meşhur yazarlar, futbolcular, sporcular, ev kadınları, analar, babalar, çocuklar, bira veya sabun markası veya tanrı hakkındaki inançlarını ilan ederler. Gerçek olarak sunulan görüşleri ve karakterleri ayıran çizgi bulanıklaşır ve izleyicilerin kafası reklamı sanattan ayırma içinde karıştırılır. Böyle bir durumda, izleyici sanatı kişisel deney olarak alamaz ve deney perspektifine de sahip olamaz. Sanat alakası olmayan bir şey olur. Sanat kendi koşullarında algılanmaz. Bunun yerine önce ne umulacağı ve ne yapılacağı hakkında kurallar serisine indirgenir, sonra bu seriler olarak kabul edilir veya reddedilir. Şaşkınlık içine işlenmiş bayağılık ve aşağılık kitle halinde üretilen kültürel ürünlerin baş karakteridir. 

Konuya ahlak bakımından yaklaşanlara göre kitle kültürü ahlaktan yoksundur. Bu yoksunluğu içeriğinin özelliği ve moral şaşkınlığı bakımlarından ele alınabilir: Sunulan materyallerde içsel bir zalimlik vardır. Cinayet, ahlaki baskı, ırza tecavüz, fiziksel ve zihinsel işkence biçimlerinde sunulan şiddet kitle kültürünün büyük kısmını kaplar. Çocuk materyalleri de şiddet, sadizim, vahşet sunuşlarından özgür değildir. Materyallerdeki kahramanlar kötülerin, katillerin kullandıkları yöntemleri düşmanlarına karşı kullanırlar. Kitle kültüründe moral standartlara nadiren rastlanır. Değer-yargısızlık, kaos, ve ahlaki-görecelik haddinden fazla yoğundur. Örneğin savaş komikleri ve korku komikleri kitle iletişiminin içinde bulunduğu ahlaki şaşkınlık hakkında bir bilgi verir. Mahkemeler, boşanmalar, kişisel çatışmalar, kazalar satılabilir mal olur ve sanki günlük yaşamı normal olayları gibi yayın zamanının büyük bir kısmını kaplarlar. Bunun altında yatan neden sadece bu tür şeylere karşı olan merak değil, fakat kitle kültürü için hiçbir şeyin kutsal olmadığıdır. Kültürel değerler kendi kutsal objektifliklerini kaybeder. İnsan kendini araçlar ve tekniksel ürünler çerçevesi içinde bulur. Max Weber'in deyişiyle, dünyadan hayal kırıklığı insanı kendine dönmeye zorlar. Bu geri dönüş iç hayatın derin çerçevesi içinde değil, fakat kişisel öznenin yaratıcı anında olur. Böylece insanlıktan çıkmış, insanlık-dışılaşmış, insanlığa karşı bir dünyada kendimizi buluruz. 

Kitle kültürü, aynı zamanda, psikolojik bakımdan zararlıdır. Kültürel homojenleşme, reklamcılaşma, ticarileşme, bayağılık, yontulmamışlık ve ahlaksızlık halk tarafından eleştirisiz sürekli olarak yutulduğunda kültürün zararsız bir öğesi olamaz. Eğer içerik ahlaksız ise, nüfusun daha-çok-yutucu bölümleri, örneğin çocuklar, bunu etkinlik için kural olarak algılar ve kabul ederler. Ayrıca kitle iletişimi izleyicide pasif tutumu besler. Çaba göstermeme bir alışkanlık olur. Bu da sıkıntılı ilgisizlik ve zalimliğe gereğinden çok aşinalık için bir kaynak olur. Kitle kültürüne ait bir diğer psikolojik yönelim de çocuklaştırmadır: Kitle kültürü basit ve çocuksudur. Oyuncaklar, kitle sporları, eğlence ve politika dünyasında, modern insan tarafından deneylenen çocukluk çağına suni olarak yeniden dönme çabasıdır. McLuhan'ın deyişiyle, kitle kültürü kitle iletişimi tarafından üretilen duygusuzluğa\hissizliğe, çocukça mutluluğun dibine gerilemede kaçış kaynağıdır. 

Kitle kültürü demokrasi ve özgürlük sloganlarıyla, bütün sınıf, gelenek, görenek, zevk engellerini devirir ve her tür kültürel farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlar. Her şeyi birbiriyle karıştırır, birbiri içine sokar; bireysel farklılık iddiası ileri sürerken homojenleşmiş bir kültür ortaya çıkarmaya çalışır. Kitle kültürünün yayılması insan ilişkilerinde “empati” ve insan haklarından bahsederken genel vahşileştirmeyi getirir ve tekelci kapitalizmin totaliteryanizmine yol döşer. Kitle kültürü bu karakterleriyle modern barbarlık kültürüdür; bunu görmek için herhangi bir çizgi filmi, bir komedi, kısaca herhangi bir televizyon programına ve “her bedene uygun” mallara bakmak yeterlidir. 

Popüler kültürü folk\halk kültürü anlamına alan yorumlamaya göre, popüler kültür kitle kültürü nedeniyle ölmüştür (Seldes,1957). Popüler kültürden geri kalan sadece bir köşeye itilen ve güvenilemez olandır. Çünkü modern dünyayı biçimlendiren güçler geleneksel, folk ve popüler kültürle uyuşmazdır. Folk ve feodal toplumların kültürleri o cemiyet çerçevesi içinde kişisel basit ilişki ile iletişilirdi. Kültürel iletişime girmiş nüfus küçüktü, çünkü kişisel, yüz yüze iletişim kesinlikle zorunluydu. Dolayısıyla, popüler kültür halkın içinden gelen, bu kültürden zevk alan halkın kendinin bir ifadesiydi; Halk tarafından kendi ihtiyaçlarına karşılık vermek için yoğrulmuştu. Efendilerinin yüksek kültürlerinin formel biçiminden duvarla ayrılmış "küçük bahçesiydi". Bu yorumdan farklı bir şekilde, Ortego'yu yansıtan McDonald'a göre (1957), popüler kültürün ölümü "kitlelerin siyasal sahneye kaymasıyla" ve basının ve sonradan diğer kitle iletişim araçlarının "feci kültürel etkileriyle," hızlı bir şekilde oldu. Modern teknoloji popüler kültürün geleneksel dünyasını ele geçirdi ve gerçek bir değişimi teşvik etti. Bundan kitle kültürü çıktı. Kitle kültürü belli bir toplumda, teknolojik araçlardan geçerek olur. İletme (=üretme) ucundaki az sayıda kimselerden alım (=tüketim) ucundaki geniş kitlelere doğru olan tek-yollu bir iletişimi destekler. Bir toplumda bir kez bu sembolsel iletişim kuruldu mu, karşı gelinemez bir şekilde yayılır ve acımasızca popüler kültürü bulduğu yerde sürer atar. Bu iki kültürün ortak-uyumsuzluğunun nedeni, kitle iletişim araçlarının insanlar tarafından şimdiye kadar bilinen her türlü iletişim sistemlerinden çok daha fazla bir şekilde toplumun her katına girmesi ve oradaki bilinçleri etkilemesindendir. Aynı zamanda, kitle kültürü kendine uygun, kendi tarafından yaratılan ve koşullanan bir kültürü iletir. 

Seçkinci kitle kuramcıları kitle kültürü ve popüler kültür kavramların eş anlamda olacak şekilde kullanmışlardır: Bu kültürleri geleneksel ve doğal olan folk kültürünün yerini alan parazit kültürler olarak nitelerler. kitle kültürünü "iş adamları tarafından kiralanmış kişiler tarafından uydurulmuş bir kültür" olarak sunarlar. Dolayısıyla, kitle kültürü geniş kapsamı, vahşi niceliği ile yüksek kültürü tehdit eder. Kısaca, bu tür görüşe göre, geniş çaptaki kapitalist üretim kültürel çeşitliliğe, çoğulculuğa ve sivil toplumun çökmesine sebep olur. 

Yukarıdaki paragraflarda kitle kültürü ile ilgili bütün yorumlamalar ve eleştiriler, günümüzdeki egemen popüler kültür ürünleri için de geçerlidir. (a) çünkü egemen popülerlik kitle kültürünün içine bütünleşmiştir; en seçkin olan parçasıdır; (b) Çünkü kitle kültürü kavramı bir kenara itilmiş ve onun yerini popüler kültür kavramı almıştır. Özellikle 1980’lerin başından beri egemen kuramcılar kitle kültürü terimi yerine popüler kültür terimini tercih etmeye başlamışlar; terimi dar ve negatif anlamından çıkartıp, terime sanat, dil, müzik, toplumdaki ve evdeki tüm "dinlenme" etkinliklerini eklemişlerdir. Bu yenilenen görüşe göre, teknolojinin hızla ilerlemesi ve okur yazarlığın ve iletişimin yaygınlaşması kitleleri demokratlaştırmıştır (demokratlaştırmaktan kasıt aslında tüketimde niceliğin yaygınlığıdır). (c) Çünkü popüler üzerine verilen mücadele özellikle 1980’lerin ortalarından sonra kaybedilmiştir. Bu kaybediş bir ürüne popüler adı verildiği andan itibaren başlar: Örneğin “yeşil pop” denen müzikteki değişim buna en son örnektir. Mücadeleci bağlamda popüler kültür, ticari satış kaygısını ön planda tutmadığı ve ona karşıtlığı ileri sürdüğü için, kitle kültüründen ve egemen popülerden ayrılır. Fakat eğer pop artist "ticarileşirse" pop kültürden kitle kültürüne dejenere olduğu söylenir. 

Popüler kültür ve üretilen ideoloji 

Popüler inançların ve tutumların yönetici sınıflar tarafından biçimlendirilmesi ve yönetme amaçları doğrultusunda kullanılması yeni bir oluşum değildir. Amerika'da işçi hareketlerinin yoğun olduğu 19. yüzyılın sonlarında grevler büyük kapitalistleri çok tedirgin ediyordu. Demiryolları İmparatoru Pullman'ın grevcilere karşı takınabileceği tutum sorulduğunda, Pullman üzülmediğini, çünkü gerekirse işçi sınıfının bir yarısını diğer yarısını öldürtmek için kiralayacağını söylemiştir. Aynı zamanda popüler gazeteler kışkırtıcılara, bölücülere, halk düşmanlarına, anarşistlere karşı hararetli manşetler atıyor, yazılar yazıyordu. Dinsel bölünmelerde her bölümün popüler dinsel inanç ve tutumlarını istismar ederek Avrupa köylüsünü birbirine kırdırtan, Haçlı Seferleriyle milyonlarca insanı yok eden, Tanrı adına cenkle çoluk çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliamlara ve vahşete gönderme henüz sona ermedi. Avrupa'da daha birkaç yüzyıllık ve bizde yüzyıldan bile az bir geçmişi olan millet, vatan, demokrasi, vatanın bütünlüğü, milletin haysiyeti, demokrasinin elden gitmesi, bölücülere karşı savaş gibi kavramların getirdiği popüler mitlerle kitleler kitleleri yok etmek için harekete getirilme devam etmektedir. Popüler televizyon ve egemen basın bu tür popülerliğin her yerde her zaman çığırtkanlığını yapmaktadır. Popüler soyut fikirlerle birbirlerini ezen ve kıran sınıfların kazancı Beşiktaş'ın taraftarlarının Beşiktaş’ın Fenerbahçe’yi yenişle elde ettikleri kazanca benzer: Psikolojik bakımdan hastanın hastalığında aldığı çarpık zevk, heyecan ve kutlama. Öte yandan, bu popüler zaferlerden somut çıkarlar elde edenler ise başkalarıdır (Alemdar ve Erdoğan, 1995). 

İdeolojinin sınıf üretimiyle, maddi kültürün sınıf üretimi arasında önemli fark vardır. İdeolojide, egemen olandan en alttakilere kadar her sınıf veya grup kendi fikirlerini, fikir sistemlerini geliştirmek için mücadele eder. Kendi gerçek veya hayal ettikleri çıkarlarını korumak, sürdürmek, tanımlamak, tayin etmek, açıklamak, haklı çıkarmak, geliştirmek, yaymak vb için uğraşırlar. Maddi üretimde böyle bir mücadele yoktur: Somut materyal yaratım sömürülen sınıfın elleriyle, becerisiyle ve emeğiyle yapılmıştır. Gerçi egemen sınıf kendine ayırır\gasp eder, yönetir, maniple eder, denetler, etkiler ve yönlendirir, fakat bu materyal üretimin kendisiyle, özellikle yaratıcı yanıyla karıştırılmamalıdır. Bu materyal kültürün üretiminin uzun tarihi birbirini takip eden sömürü biçimleri altında işçiler tarafından yaşanmış ve üretilmiştir. Kavimsel ve klansal toplumsal biçimin hakim olduğu dönemde, ilkel yerel zanaat ve sanat içinde yaşanılan zamanda aile veya klanın kullanması için üretilmiştir. Yaratıcılığın kolektif değerler altında toplandığı bir yerde bireysel hayat, özellikle egemen anlamda kullanılan "popüler" çok az bir değere sahiptir. Feodalizm ve kapitalizmin başlangıcıyla kolektif değerler gitgide "imzalanmış" kişisel stile yer vermeye başlamıştır. İnce sanat pratik hayattan kopmaya yönelmiştir. Stüdyo zanaatkarı birleştirmiş ve loncayı/esnafı yıkıp yok etmiştir. Sermayenin doğrudan yönetimi altında yaratıcı yeni biçimler örgütlenmiş ve empoze edilmiştir. Kapitalizmin yükselişiyle uzmanlaşmış bir ekonomik sektörü olan yeni egemen bir kültür biçimi, "kitle kültürü" oluşmuştur. Bu kültür işçi sınıfı için ve o sınıfa yöneltilmiş ilk kültürdür. 

Gramsci’nin etkisinde olanlar çoğunlukla kültürel biçimleri (ürün veya ifade olsun) kendisinin ideolojik olduğunu kabul etmezler: ideoloji, örneğin filmde yönetmenin, yapımcının, üretim firmasının, Hollywood'un niyetine indirgenemez. Ne de izleyicilerin ve eleştiricilerin alışına ve ortama\konuma indirgenebilir. Bunların hepsi birlikte (üreticiyi, tüketiciyi ve tüketilen ortamı) ideolojinin işlediği ideolojik alanın bir haritası olarak ortaya çıkar. Fakat bu sadece tarihselce hareketli güç ilişkileri sahasının tek bir resmidir (=tarihteki bir anlık durumudur). İdeolojik olan ürünün biçimi mi? Yoksa iletisi mi? Yoksa izleyiciler tarafından alınışın doğası mı (=izleyicinin kim olduğu, nasıl olduğu, ne koşullarda olduğu, izleyişin yeri, nedeni vb)? Bu soruya cevap her birinin incelenmesiyle verilebilir. Kültürel pratiklerin ne organizasyonu ne de işleyişi sadece içinde bulunduğu zamandaki biçimleri ve toplumsal artikülasyonları açısından incelenerek tümüyle anlaşılabilir. Bu pratikler aynı zamanda bir toplum tarihinin ürünü olarak şekillenme-hareketleri içinde düşünülmelidir (Alemdar ve Erdoğan, 1995). 

Kapitalist toplumlarda ideoloji daima mitolojiler ve ritüellerle el ele gitmiştir. Televizyon ve popüler kültür mitolojileri ve hegemonyacı ideolojileri ritüel bir şekilde iletide görev yapar. Kellner'e göre (1982) ileri kapitalist toplumlarda yayın araçları yoluyla ideolojinin hayalsel, sembolsel ve mitsel yanında artma ve klasik basınla olan yanında gerileme olmuştur. Bugün televizyon kültürsel sembollerin egemen üreticisidir. 

Televizyon popüler durum-komedileri, önce bir problem veya gerilim sunarlar, ardından bunu önceden hesaplanmış bir zaman içinde güldürü unsuru katarak çözerler. Bu problem ve çare modeli, bütün problemlerin (veya yanlış anlamaların) var olan toplum içinde tatlılıkla çözülebileceğini vurgular. Eğer sorun, örneğin, ahlaki bir çelişkiyse, çoğunlukla egemen ahlak anlayışını destekleyecek şekilde çözümlenir. Televizyon melodramları çatışmalar, acı çekmeler, kötülükler, dalavereler, döndürülen dolaplar ve nihayette hep ahlaki çözümlemelerle doludur. Melodramlarda ağırlık şiddet ve seks üzerinde toplanır, iyi ile kötü arasında yoğun bir çatışma sürer. İyiyi ve kötüyü, ahlaklıyı ve ahlaksızı tanımlamada kesin belirli kodlar kullanılır. İyi ve kötü, ahlaklı ve ahlaksız arasındaki çatışma iyi ve ahlaklının kazanması düzenin yeniden kurulmasıyla sonuçlanır. Amerika dahil birçok ülkede televizyonda seks ve şiddeti kınayan sağcı örgütler gerçekte bu programların neyi desteklediğini bile anlayamamışlardır. Bu da, genellikle, kendi anlayışlarını kendi bildikleri yolda yaymak için televizyonu kontrol etme çabalarından kaynaklanır. 

Kellner'in de belirttiği gibi (1982) televizyon ahlakı gerçekte baskın ideolojiyi üretir ve iletir: Brezilya, Meksika ve Amerika’dan gelen diziler toplumsal kuralları ihlal etmenin getirdiği acı çekmeyi ritüelleştirirler. Durum-komedileri, komedinin şaklaban kahramanlarının içine düştükleri bir çatışmalı\çekişmeli durumu çözmede kuralların, değerlerin ve iyi niyetin zaferini kutlarlar. Programlarla verilen imajlar ve hikayeler günlük hayattaki problemleri çözmede yeni mitolojiler üretirler. Bu mitolojiler basit anlamıyla enstitüleri ve pratikleri açıklayan, öğreten ve haklı çıkaran hikayelerdir. Bu mitler insan hayatında önemli olan sorunlarla ilgilenir ve insanların ölümle, şiddetle, aşkla, seksle, işle ve toplumsal çatışmayla uzlaşmalarını çekici çerçeveler içinde mümkün kılar. Gangsterlere, Kızılderililere, savaşa, devrimcilere, teröristlere, katillere, haydutlara, yabancılara karşı güçsüz kalan toplumu süper man, süper polis, süper bilim adamı, kahraman kovboy, biyonik kadın, 6 milyon dolarlık adam, Flash gibi süper kahramanlar korurlar. Mitsel güçler tarafından çoğunlukla kötülerin kullandıkları aynı yöntemi kötülere karşı kullanarak çözümleme popüler ürünlerin çoğunda egemendir. Bütün bunlar belli bir ideolojiyi, özellikle Amerika’da hakim olan düşünü tarzını ve toplumsal otoriteye boyun sunmayı iletir. Bu mitler egemen enstitüleri ve yaşam tarzlarını popülerleştirir, doğasallaştırır ve kişileri topluma uyarlamayı sağlayacak şekilde duruma çözüm getirir. 

İleri kapitalist toplumlardaki bütün ideolojilerde olduğu gibi, aile, seks, güç ve otorite vb. konularda televizyon ve popüler kültür ideolojisi çelişkiler içerir. Örneğin 1950’lerde yapılan durum komedilerinde aile, evcillik, otorite üzerine ağırlık veriliyordu. 1960’larda ve 70’lerde aile ve seks kavramında boşanmış veya kocası tarafından terkedilmiş çocuklu kadınlar yer almaya başladı. 1980’lerde buna homoseksüeller de katıldı. Macera filmlerinde Dragnet, Untouchables, Mod Squad, Dan August, Streets of San Fransisco gibi bürokratik otoriteyi azaltan ve otoriteryanizme karşı bir liberal ideolojiye; Baretta, Serpico, Starsky and Hutch, Dirty Harry, Sudden Impact gibi beceriksiz-bürokrasi içindeki bireyci-becerikli bir polise; The Rookies, SWAT ve benzeri hiyerarşik otoriteye boyun sunmaya doğru çelişkili değişimler olmuştur. Fakat bunu birbirine zıt ideolojilerin çatışması olarak almamak gerekir. Kadınların çocuk aldırma haklarını savunma ve karşı gelme biri birine zıt iki fikirdir. Fakat bu mücadele, gerçekte kurulu düzen içinde o düzende o konuda belli çıkar gruplarını egemen kılacak bir oluşumdan öteye gidecek bir durumda değildir. Sermaye tarafından kontrol edilen kültür endüstrisi tarafından üretilen, popüler kültür hegemonik veya egemen ideolojiyi üretmeye/ çoğaltmaya yöneliktir. Geleneksel olarak popüler kültürün önemli bir kısmı halkın daha iyi dünya umutları, mücadelesi ve ezilme tecrübesini ifade ederdi ve siyasal hareketler ve karşıt kültürlerin önemli bir parçası olarak hizmet görürdü. Fakat ileri kapitalizmde, popüler kültür karşıt özelliklerinin çoğunu yitirdi ve sınıf egemenliğinin bir parçası oldu. 

Eski ve yeni egemen popüler kültür pratiklerinde, sınıfın ve sınıfsallığın yok olduğu ve eridiği iddia edilir. Örneğin horoz dövüşü, boğa güreşi, deve güreşi ve cirit gibi geleneksel sporlara, sadece tek bir kırsal sınıf değil, kırsal alanın hiyerarşisindeki sınıfların hemen hepsi de katılmıştır. Fakat bu, sınıflar arasındaki mesafenin kapatıldığı ve ortadan kalktığı anlamına değildir. Her yerde olduğu gibi orda da ağa, paşa, efendi, köylü çiftçi, köle kendi yerini bilir ve alır. Benzer şekilde modern futbolun herkesin seyretmesi nedeniyle sınıf engelini aştığı iddia edilir. Örtüyü kaldırırsak, alttaki gerçek oldukça farklıdır. Futbolda egemen sınıflar, ne seyirci ne de oyuncu olarak geniş ölçüde görünmezler. Göründükleri zaman da sermayedar, reklamcı, yönetici, idareci ve promosyoncu olarak yer alırlar. 

Popüler Kültürle Özgürlüğün Yeniden Biçimlendirilişi 

Egemen popüler kültürle kitlelere açık olmayan kapıların açıldığı anlatılır: Televizyon öncesi ne zaman, belli imtiyazlı sınıflar dışındaki insanlar bir baloya, bir tiyatroya, bir sanat gösterisine, uzak yerlerdeki bir kültürel faaliyete katılabiliyorlardı? Katılamıyorlardı. Kültürel bakımdan mahrum edilmişlerdi. Kaç kişi istediği müziği günümüzdeki kadar kolayca dinleyebiliyordu? Popüler kültürün medyası tiyatroyu, baleyi, sinemayı, sanatı, klâsikleri herkesin evine getirdi. Sınıf farkını ortadan kaldırdı. Popüler, sınıfları aşarak ortak zevkler, seviler, ilgiler ve özgürlükler yarattı. Artık hiç kimse eğlenceden, zevkten, umuttan, dinlenmeden, istediğini seçmekten, istediğini almaktan ve kullanmaktan mahrum değildir. Elitist kamu sektörlerinin egemenliği son buldu ve özgürlüğün kendisinin temsilcisi, özgür özel teşebbüs sayesinde artık “yok yok,” her şey var. Dünya ve Türkiye, karşılıklı bağımlılıklar içinde özgürlüklerin egemen olduğu post-modern, post-endüstriyalist ve global bir dönemi yaşıyor. Bütün bu iddialar ciddi bir bilinç yönetiminin birbirini destekleyen parçalarıdır. 

Diğer bir ifadeyle, insanlar kapitalist popüler kültür üretiminden önce, eğlenmek, iyi vakit geçirmek, günün sıkıntılarından kaçmak, birkaç saatini bile olsa fiziksel ve ruhsal bakımdan dinlenmek bağlamında, hiçbir şey yapamıyor ve azap mı çekiyorlardı? Popüler hiçbir faaliyetleri yok muydu? İlkel ve banal zevklere mi sahipti? Neden orta çağın sonlarına doğru, ekonomik güce sahip olan burjuvalara, aristokratlar tiksintiyle ve hor baktılar dersiniz? Neden burjuva zevksiz ve bayağı olarak nitelendi? Anadolu’nun televizyonsuz ve kapitalizmin popüler kültürünü kullanmayan insanı tüketim yapamadıkları, satın alamadıkları ve kullanıp atamadıkları, birbirine Marlboro, Levys, gibi Amerikan kitle kültürünün ürünleriyle üstünlük taslayıp caka satamadıkları için mi özgürlüklerden yoksun ve kendilerini bulamıyorlardı? Dinlenmeleri, eğlenceleri, zevkleri, günümüzün popüler kültüründen geri miydi? Egemen popüler kültürle sunulan bireyselleştirilmiş ve bireysel tüketim özgürlüğüne yönelik, “baba ben sizle boğuluyorum, kendimi bulmak için kendi evimi kiralamak istiyorum” diyen “başkaldırı ve direniş,” onun dışındaki veya ondan önceki başkaldırı ve direnişten daha mı anlamlı ve değerlidir? Kapitalist popüler kültürün sağladığı mal tüketimi ve fikir “özgürlüğünde” tüketilen ve düşünülenin nitelikleri ve sonuçları ne? 

İddiaya göre, popüler kültür özgürlükçüdür; özgürlüklerin sağlayıcısıdır, teşvikçisi ve geliştiricisidir. Örneğin, herhangi bir gazete bayisinde her yaşta, her cinsiyette, her zevkteki kişiler için basılı medya ürünü vardır. Popüler kültür, örneğin, kadınların özgürlüğünün simgesidir. Bayilerde en çok kadınlara yönelik ve kadınların özgürlüklerini geliştirici, eğitici ve öğretici medyalar en bol olanlardır. Acaba? Hangi özgürlükler, kimin özgürlüğü, nasıl özgürlük ve ne için özgürlük? Eğer popüler kültürün içeriğine, “istenen ne” sorusuyla bakılırsa, karşımıza, belli davranış biçimlerinde bulunulmasının teşvik edildiği çıkar. Bu davranış biçimleri de, özgürlükçü sloganlar örtüsü altında, özel mülkiyet ilişkilerinin, satın alma ve kullanmayla özgürlük elde etmenin, kendine güven ve kendini bul propagandasının altında, bizim mallarımızı kullanarak, bizim ideolojimize sarılarak kendine güven ve bul gerçeği saklıdır. Kısaca, popüler kültürün özgürlüğü özel teşebbüsün mal ve ideoloji satış özgürlüğüdür. Bu özgürlük, bu konumundan alınıp, bireyin özgürlüğü konumuna yerleştirilmiş ve böylece sahte gerçekler yaratılmıştır. Elbette sahteliğin gerçeklik satışındaki başarısı sadece “sahte-bilinçle” yürümez; umutsuzlukları, hayal kırıklıklarını ve tatminsizlikleri sürekli yenileyen ve sürekli umutlar, tatminler, hayaller vaat eden popüler sunumlar gereklidir. Bu da yeterli değildir: Başarı örnekleri verilmesi gerekir. Başarı örnekleri de popülerleşmişlerdir; önceki ve sonraki resimlerdir; önceki ve sonraki yaşamlardır. İstisnaların kaide\kural yapılması ve bu istisnaların umut yemi olarak verilmesi gerekir. Red Kit’in direnen Düldülü kandırışı: Bir dal, dalın ucuna bağlı ip ve ipin ucunda sallanan havuç; Red Kit atın üzerinde; dal elinde ve havuç düldülün gözünün önünden on santim ötede asılı; “gel beni ye” diye sallanıp duruyor. Düldül, televizyonun önünde, kulaklarında Walkman, havuca yetişmek için koşuyor. Red Kit özgür; Düldül özgür; havuç popüler; Red kit umutlu; Düldül umutlu; Red kit mutlu; Düldül mutlu; havuç hala Red Kit’in mülkiyetinde. Ya Düldül yerse? Yesin; arada bir diş atanlar olmalı ki umutlar erişilir gibi görünsün. Havuç zaten kaybedilme olasılığı olan bir yem ve yemin maliyetinin birçok katı zaten çıkarılmış (Erdoğan, 1999). 

Popüler Kültürle İlericiliğin ve Başkaldırının Yeniden biçimlendirilişi 

Mattelart 1983’de, 1960 ve 70’lerin popülerindeki karakter değişimini, “(halkın kültürü anlamında) popüler kültür temiz ve bozulmamış değildir” diye betimliyordu. Egemen örgütlülüğe karşı gelişirken birçok çelişkilerden geçmiştir. Günümüzde, popülerin özgürlüğü ve başkaldırısı biçim değiştirmiş ve en iyi şekliyle liberal çoğulcu ideolojinin çerçevesi içindeki “popülerin baskısına” karşı direnen geleneğe (anneye, babaya, bakkala, fileye, tutumluluk ve tekrar kullanıma, kamu sektörüne, klasik burjuva devletçiliğine, TRT’ye, KİT’lere, magandaya, İslam kökenli ifadelere ve ifade edenlere) başkaldırı biçimine dönüşmüştür. Bu başkaldırıda, popüler üretimin yarattığı popülerlikle file ve bakkal ortadan kaldırıldı ve yerini poşet ve market aldı. Tutma ve tekrar kullanım yerini, hızla kullanıp hızla atma ve hemen yenisini alma aldı. Anne ve baba ya gerici oldu ya da popüler kültüre boyun sunarak modernleşti. Azınlıkların başkaldırısı klasik anlatımıyla terörizm olarak nitelenmeye devam etmektedir. Marksizm’in bir bölümü çoğulculuğu kucaklayıp post-marksizme dönüşüp tarihe karıştı. Günümüzün popüler başkaldırısı, popüler kitle üretiminin ve o onunla gelen kitle tüketim kültürünün kendine direnen her şeye ve herkese karşı tüketimle kafayı bulan savaşıdır. 

Popülerin ilericiliği, kitle üretim pazar ekonomisinin materyal ve ideolojik yapısının kendini en üstün ve en yeni görmesindendir. Egemen popülerlik, tüketim, kullanma, biçimsellik ve görsellikle yapısallaşmış kendine ve dışa dönüşün ileriliğidir. Popülerliğin ilericiliğinde, kitle üretim teknolojik yapısının standartlaşmış bağnazlığı ve standartlaşmış tutuculuğu egemendir. Popülerliğin sürekli değişim ve yenileme süreci görünümünde olan ilericilik karakteri, standartlara göre üretilip periyodik olarak tekrarlanan imajlar ve paketleme biçimiyle verdiği yenilik duygusundandır. Moda, Coca Cola, Nike, Fenerbahçe, IBM, durmadan aynı standartlarla yeniden üretilen müzik ve sanat, meclisteki kavgalar, Cumhurbaşkanının uluslararası şirketlerin Türkiye’deki ortaklarıyla kurdukları şirketlerin açılışlarını yapması, belli sürelerde seçimlerin olması, Ajda Pekkan’ın kendini estetik ameliyatlarla yenilemesi, popüler egemenliğin değişime ve yenilenmeye dayandığı imajını verir. Aslında, Ajda’nın fiziksel görünümündeki yenileme dışında olanların hepsi, değişimin, modernliğin, post-modernliğin veya ilericiliğin değil, egemen tutuculuğun anlatımlarıdır. Ajda’nın (veya her sabah makyaj yapanın) değişimi, doğallığın zamanla olan ilişkisinde, doğal süreçteki insanın, zamanı dondurmaya çalışan popülere ayak uydurma mücadelesidir. Bu mücadele, popüler kültürün “kişiyi dışarı için kendine döndürerek” satış yapan sömürgenliğini anlatır. Burun kemiklerini kıran kokular süren, Levy’s giyen, popüler Rock dinleyen, Duru sabunuyla tertemiz bir çevreye kavuşan, Coca Colayla midesini ıslatırken Marlboro’sundan sükseli sükseli çekişler yapanın modernliği ve ileriliği, ulus içi ve uluslararası büyük sermayelerin materyal ve ideolojik çıkarlarıyla çakışan bir modernlik ve ileriliktir: Kendinin sahip olmadığına, tüketim ve imgesel yollarla sahiplik taslayanın modernliği ve ileriliğidir bu. Daha kötüsü, bu yolla kendi gibi yapmayanlara karşı üstünlük taslayan modern tüketim kölelerinin birbirine karşı psikolojik egemenlik taslayışıdır: Popüler Fenerbahçe yenmiş ve Fenerbahçe’nin egemen imajıyla ıslananlar Fenerbahçe’yi tutmayanlara karşı tavırlar koyarak zevk çıkarıyorlar; kendini efendi sanan kölenin zincirini gül bahçesi sanıp sulayışı (Erdoğan, 1997a). 

Günümüzde popülerin başkaldırısı, 1980 öncesinin popüler başkaldırıları gibi değildir. O zamanın popüler ifadelerinin önemli bir kısmı halkın ve halk için bağımsızlık ve özgürlük arayan popülerlikti. Günümüzde, bu popülerliğin üstüne çökmüş ve bu popülerliğe sahip çıkan egemen popülerlik, sadece kendini değil aynı zamanda karşıtını da tanımlar. Bu tanımlamada, doğru karşıtlık ve yanlış karşıtlık vardır. Yanlış karşıtlık, 1960 ve 70’lerin popülerliğidir. Doğru karşıtlık ise, liberal özel teşebbüsün ideolojisiyle gelen “kontrollü alternatifler” karşıtlığıdır (Coca Cola yerine Pepsi’yi, ANAP yerine DSP’yi tercih). Bu popülerin başkaldırılara birkaç örnek olarak tüketimle ve erkeğe karşıtlıkla anlamlandırılan kadın hakları; evdeki erkeğin egemenliğine karşı mücadelede özgürlüğe kavuşmayı, ücretli-maaşlı kölelikte tanımlayan kadın özgürlüğü; kitle tüketim maddelerini alıp kullanmayı bireysel özgürlük olarak tanımlayan post-modern özgürlük; evde anne ve babaya, ve oradan da yozlaşmış burjuva değerlerine karşıtlık olarak tanımlanan, fakat gene kapitalist endüstrilerin ürettiğiyle karşıtlığı ifade eden gençlik kültürü; toplumsal baskıyı seks baskısına indirgeyen ve seksüel özgürlüğü ailenin, akrabaların ve “mahalle karılarının” karışmalarına karşı başkaldırı ve popüler moda ve porno özgürlüğü ideolojisi içinde tanımlayan seksüel özgürlük; özel teşebbüs ideolojik biçimlendirmelerini herkese mâl eden ve bunu insan hakları olarak sunan insan hakları tanımlaması verilebilir. 

Kısaca, egemen popülerin başkaldırısı, özel teşebbüs pazar sisteminin çıkarı ve ideolojik mücadelesi çerçevesi içinde biçimlendirilmiş bir tüketme ve bu sırada tüketilme başkaldırısıdır. Bu başkaldırıda, düşmanlar ve küçümsenenler, özel tüketim ve kullanıma karşı olan herkestir: Nestle çikolatası almayan anne; Rock dinletmeyen baba; toplum değişimini vurgulayan mücadele kültürü; uluslararası ortaklıklarla büyüyüp popülerlik kazanmamış yerli olan tüketim ve kullanım ürünlerinin hepsi; magandalar; müziğin ve yaşam biçiminin kendini yeniden-biçimlendirerek popülerleştirmemiş olanları (örneğin sadece saza ve söze dayanan müzik; davul ve zurna). Elbette en büyük düşman, Walt Disney’e, Miki Fare’ye, McDonalds’a ve benzeri popüler hayallerle materyal ve ideolojik egemenlik satışı yapan güçlere karşı olanlardır. 

Egemen Popülere Katma, Katılma ve Mücadele 

Modern kapitalizmde herkes tüketici durumundadır. Her tüketim etkinliği aynı zamanda üretimi teşvik eden ve belirleyen ekonomik, siyasal ve kültürel üretim etkinliğidir. Popüler olabilmek için kültürel mallar oldukça çelişkili ihtiyaçları karşılamak zorundadır. Bir taraftan ekonominin merkezileştiren ve homojenleştiren gereksinimleri baskındır: Çok tüketiciye ulaşan ürünle elde edilen ekonomik çıkar o derece çok olur. Bu nedenle ürün toplumsal farkları bir kenara itmek ve ortak olan şeylere eğilmek zorundadır. Dolayısıyla, kültürel mallar, değişen derecede, merkezileştiren, disiplinci, baskıcı, kitleleştiren ve mallaştıran güç karakterini taşır. Öte yandan insanlar bir malı kültürel kaynak şekline dönüştürürler, malın sunduğu anlamlar ve zevkleri çoğullaştırırlar, malın disiplin edici çabasına katılırlar veya direnirler veya kaçınırlar; malın ideolojik ve kültürel homojenliğini ve bütünlüğünü parçalarlar ve yeniden inşa ederken destekleyici veya mücadeleci olurlar. Dolayısıyla, popüler kültür bir mücadele alanı ve sürecidir; bireysel ve toplumsal deneyin anlamları üzerine bir katılma veya mücadeledir. İnsanların günlük yaşamı çelişkili çıkarların sürekli karşılaştığı, pazarlık-yaptığı, anlaştığı veya çatıştığı yerdir. Güçlüler, kentler, alış-veriş merkezleri, okullar, iş yerleri, evler, apartmanlar gibi güçlerini sınayacak yerler kurarlar. Güçsüzlere verilen seçenek bu yerlerin içinde kendi yerlerini güç pozisyonuna ve ilişkilerine göre kurmaya çalışmalarıdır. Dolayısıyla başarısızlık arz eden sistemin değil, bireyindir. Yerin örgütlü doğasına göre, insanlar ücret köleliğinden (iş yeri), konvensiyonlara bağlı olarak istediği zaman terk etmeye (süpermarket) kadar çeşitlenen hareket ve karar verme serbestliğine sahiptirler. 

Kapitalist sistem sürekli çelişkilerle dolu günlük yaşamında çelişkilerin çıkardığı karşıtları ya kendi içine uydurarak çoğulculuk, demokrasi ve özgürlük ideolojisini yeniden-destekler, ya çıkarına olduğu için ( örneğin ırkçı örgütlerin) veya denetleyemediği için (devrimci örgütlerin) marjinal olarak yaşamalarına karşı ses çıkarmaz. Ayrıca, birbirine düşman karşıt siyasal örgütlerin marjinal olarak varolmaları hem ideolojik propaganda ve hem de gerektiğinde birbirine karşı kullanma için yararlıdır. Fiske (1987; 1990) ve benzerlerinin alt-kültürler diye öne sürdükleri örgütsüz oluşumlar, özellikle gençlik gruplarının karşıt stilleri (punkçılık, asidciler, ağır metalciler, mahalle gangsterleri) yaşanan düzenin ürünleridir; sömürünün ve egemenliğin çıkardığı çeşitli sonuçlara, bu sonuçların biçimlerine, ve endüstrisel canlılık için bunların oynadıkları rollere örnektir. Fiske (1987; 1990) ve benzerlerinin "karşıtlık" anlayışı "çoğulcu liberal demokrasi" ideolojisinin çerçevesi içine girer. Bu tür karşıtlık kapitalist üretimin yan ürünleridir ve bilindiği gibi kapitalizm bu yan ürünleri yararlı bulursa çöplüğe atma yerine yeniden-süreçten geçirerek kullanır. 

Popüler kültürün izleyicilerini, Fiske (1990; 1987) ve Grossberg (1989) "göçebe öznellik" ile tanımlarlar: Bu tanımlamaya göre, izleyiciler sınırlanamaz, bir yerde tutulamaz, vesveseli ve özgür özelliklere sahiptir. Aslında, bu göçebeler ne denli göçebe olursa olsunlar içinde yaşadıkları koşullar ve ortam dışında çadırlarını kuramazlar: Hangi programı seyrederlerse seyretsinler, hangi ürünü (Pepsi yerine Coca Colayı) tüketirlerse tüketsinler, eğer bilinçli olarak alternatif kaynakları kullanmıyorlarsa, egemen düzenin ürettiklerini tüketirler. Her köşeyi tutmuş yerleşik egemen güçler karşısında güçsüz ve bu güçlere (örneğin iletişimi denetim eden örgütlere) bağımlıdırlar. Göçebe öznellik dönüşlü ve eleştirici değilse, anlamlı siyasal düşünce veya etkinlik yaratamaz ve örgütleyemez. İzleyicilerin eleştirici bir okuma yapabilmeleri için en azından bu tür okumaya tanıdık olmaları gerekir. Uygun karşıt şemadan yoksunluk eleştirici bir okumayı önlemekle kalmaz, aynı zamanda egemen güçlerin sunduğu meşrulaştrılmış kontrollü alternatif karşıtlarla sahte özgürlükler hissi yaratarak, insanları yönlendirir. Karşıt çözümlemenin sadece türü değil aynı zamanda yoğunluğu da önemlidir. Örneğin, Fiske'nin incelemesinde Hart-to-Hart dizisini kadın izleyiciler seksist bulabilirler. Fakat Fiske'nin ve benzerlerinin bulduğu "karşıt okumalar" izleyicileri kitle iletişimiyle meşru olarak tanıtılmış alternatifler dışında genel bir ideolojik itiraz veya inkar ortaya koymaz. Hatta izleyicileri, kadınlar için eşit haklar almaya yıllardır başarısızca uğraşan Ulusal Kadın Örgütünü (NOW) desteklemeye bile götürmez: Eğer götürseydi, kadınların örgütlenmiş eşitlik mücadeleleri aydın ve çoğu burjuva olan kadınların egemenliğinden çıkardı ve etken bir güç olurdu. Hiç değilse kadınlar sağcı Cumhuriyet partisine oy vermezlerdi. 

Madonna'yı, Hhart-to-Hart'ı, Dallas'ı, Deli Yürek’i, Aşkım Dağlarda Gezer’i, Biri Bizi Gözetliyor’u karşıt bir şekilde anlamlandırmanın (okumanın) toplumsal düzenin kendisinin veya bazı parçalarının yeniden gözden geçirilip düzenlenmesi yönünde hiçbir katkısı yoksa (veya yok denecek kadar azsa), ne tür bir karşıtlık bu? Bu çeşit karşıtlığın amacı ne ve ne için karşıt? Bu tür karşıtlığın sonucu ne? Kimliklerin yok edilmesi ve moda ve tüketim endüstrilerinin bilinci yönünde bilinçle dolu yeni kimliklerin oluşturulması mı? Rekabet, duygusallık ve çıkar ilişkilerinde oyunun kurallarının üstünlüğünün kutsanması ve kutlanması mı? Bu çeşit karşıtlıklar toplumsal düzeni yeniden düzenleme politikası çerçevesi içine girmez mi? Schiller'in (1991) öne sürdüğü gibi, izleyicinin, aktif olsun veya olmasın, kitle iletişiminin sunduklarına karşı direnişi (karşıt anlam vermesi) hakkında şüpheli olmada iyi bir neden vardır. Fakat bunun anlamı dev firmaların ve bu devlerin vücutlandırdığı toplumsal sistemin muhalefetsiz olduğu değildir. Bu tür muhalefet ve mücadele bir tv durum komedisinin (örneğin Ruhsar ve Ayrılsak da Beraberiz’in) iletisinin, yeniden-yorumlanmasıyla olacak muhalefet biçiminden çok büyük ölçüde farklıdır. Gitlin'in belirttiği gibi (1990), Amerika gibi bir ülkede, ciddi politika fırsatlarından soyulmuş bir toplumda kültür politika sanılır, kültür politika olarak yanlış-alınır. 

Anlamlı ve gerçek karşıtlar alternatif toplumsal hareketlerle inşa edilirler; Fiske’nin televizyon önünde oturmuş alternatif çözümlemeler yapan bireyiyle değil. 

Popüler kültür günümüzde, ne yazık ki, sermayenin halktan alıp, kendi çıkarına göre biçimlendirip tekrar halka yeni-biçimle sunduğu, mülkiyet ilişkilerinde gasp edilen önemli bir diğer değerdir. Popüler kültür anlamı artık, tutuculuğu ve karşıtlığını egemenin tanımladığı bir alana kaymıştır. Bu kaybedilen kültüre, bu kültürün klasik anlamını veren, ve henüz kapitalist pazar tarafından tümüyle gasp edilmemiş olan “halk kültürü” kaldı. Halk kültürü, popüler ve kitle kültürüne olan ilişkisinde anlamını bulur. Eğer halk kültürü denilen herhangi bir ürün, popüler kültüre olan ilişkisinde rekabetçi sömürüyü anlatıyorsa, bu ürün halk kültüründe belli bir yere konur; eğer rekabetçi direnişi ve karşıtlığı anlatıyorsa, ayrı bir yere. 

Kapitalizmin popüler kültürü bugün için ve bugün burada, yarın veya öbür gün gider ve aynı karakteri taşıyan bir diğeriyle yenilenir. Kapitalizmin popüler kültüründeki “şimdilik,” bu kültüre karşı mücadele veren halk kültüründe de vardır: Çünkü hem egemen popülerlik hem de karşıtı, yaşanan anın popülerliği, egemenliği ve mücadelesidir. Yaşayanındır. Egemenlik, karşıtını güncel niceliksel tekrarlamalar ve yenilemelerle ezerken hem kendini sürdürür hem de karşıtı kendini yenilemeye zorlar. Mücadele, statik koşullarda değil, statiğin (örneğin revizyonlara uğrayan fakat temel karakterini koruyan mülkiyet yapısının) günlük işleyişindeki dinamik ilişkiler düzeninde verilir. Bu durum da, hem egemenlik hem de mücadelede, aynı anda, sürdürebilirlilik ve yaygınlaşma amaçlı kendini-perçinlemeler ve yenilemeler gereğini zorunlu kılar. 

Egemen Popülere Katmama: Popüler Olmamanın Acısı 

Günümüzde popülerin varlığının anlamı popüler olmayanın da olduğudur. Popüler olmayan nedir? Popüler olmayanı nicellik kıstasına göre ikiye ayırabiliriz: 

1. Rağbet görmeyen, köşede bucakta, azınlıkta, değersiz, anlamsız, istenmeyen ve hatta yanlış olandır. Popülerlik çoğunluğun mutlak egemenliği olarak görünür. Popülerlikte azınlık (popüler olmayan) can çekişen, sürünen, kıymetsiz olandır. Popüler pazar böylece, hem kendini hem de rekabette kaybedeni tanımlar; rekabeti ve sistemi meşrulaştırır. 

2. İkinci tip, çoğunluk tarafından rağbet gören, fakat egemen popüler anlayışa ve pratiklere zıt düşen popülerliktir. Egemen popüler ideoloji, bu popülerliği popüler olmayan olarak ilan eder ve popülere takma anlamlar eklenir: Dinsiz, solcu, komünist, vatan haini, bozucu, bölücü, geleneksel ve terörist gibi nitelemelerle gayri-meşru yapılır. Popüler pazar böylece, rekabette kendini meşrulaştırır ve kendi kurallarıyla popülerlik oyunu oynamayanları gayri-meşru ve popüler olmayan olarak ilan eder. Siyasal anlamda, 1960’lar ve 70’lerde, dünyada ezilen ülkelerin gençlerinin ve halkının egemen düzene ve emperyalizme karşı başkaldırılarındaki popülerlik, bu türdendir. Sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verilen mücadelelerde, Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkelerindeki direniş kültürü egemen popülerliğin karşıt olduğu ve baskı altında tuttuğu popülerliktir. Bu tür popülerde, kültür, ezilmişin kültürü, sessizliğin kültürü, boyun sunma ve boyun sundurulmuşun kültürü, direniş kültürü, mücadele kültürü, işçi sınıfı kültürü, Marksist kültür, sosyalist kültür, bağımsızlık ve kurtuluş kültürü gibi zengin karşıtlık yaşam ve mücadele biçimleri vardır (Mattelart, 1983). 

Popüler kültürde popüler olamayan kişidir, fikirdir veya herhangi bir nesnedir. Kişi bir kişi veya grup veya ülke olabilir. Popüler olmayan kişi ille ki bilinmeyen anlamına değildir. Saddam Hüseyin, Humeyni ve Kaddafi Amerika’da belki de başkandan sonra en çok bilinen kişilerdi. Her gün medyada sunulurlar. Lunapark gibi parklardaki silahla hedefe atış yerlerinde bu kişiler delik deşik etmek için popüler hedeflerdir. Miami’de bu hedeflere Kastro’nun resmi eklenir. Elbette sembolleri hedef alma da önemlidir: Bu parklarda silahlarla fikir olarak delik deşik edilen bir şey de kızıl yıldızdır. 

Popülerliğin bir diğer yanı daha vardır: Egemen güçlerce popüler olamayan, fakat geniş tabanı olduğu için aslında fiilen popülerlik kazanmış fikirler ve faaliyetler bu tanımlamaya girer. Bunların popülerliği egemen güçler için karşı-görevsel oldukları için reddedilir ve bastırılır. Bu popüler de, kendi için, popüler olmayanı tanımlar. Eğer bu popüler olmayan, mücadele veren azınlık bir fikirse, fiziksel anlamda katliamla ve baskıyla kolayca ezer. Egemenlik altındaki bir diğerini bu biçimde eziş, egemenin kendisi için tehlikeli gördüğüyse, hoşuna gider ve ezen azınlığı besler. Türkiye’de önce faşistlerin ve sonra din tüccarlarının beslenmesi ve din tüccarlarının 1990’larda egemen Batılı Cumhuriyete ve demokrasiye tehlike olacak güce getirilmesi gibi. 1990’ların Türkiye’si, egemen güçlerle, egemen güçlerin besleyip yetiştirdiği din tüccarları arasındaki popülerlik yarışının açıktan açığa ve kızışmış bir biçimde verildiği yer oldu. Bu yarışta, egemenliğin beslediği azınlık elde ettiği halk tabanlı (aslında, daha çok küçük esnaf ve yeni-faşizm tabanlı) popülerliğe dayanarak, fikir olarak, laiklik ve Atatürk Cumhuriyetini delik deşik etmeye çalışmaktadır. Popüler siyasal oyla hükümet kurma hakkı kazanıp kuran Refah Partisinin elinden hükümet yapma gücünün alınması, Refah’ın bu popüler amacına karşı, popüler-egemen gücün birlikte, bu tür popülerliğe olan cevabıdır. 

Popüler olmayana karşı Amerika’nın dış politikası, panikten işgale kadar değişir. Eğer popüler olmayan güç, Amerika’nın dünyasındaki bir parçada popüler oyla veya başkaldırıyla yönetimi ele alırsa veya böyle bir olasılık doğarsa, eğer bu ülke Avrupa’daki kapitalist ülkelerden biri değilse, Amerika hiç tereddüt etmeden müdahale etmiştir. Eğer bu ülke örneğin İtalya ise, 1970’lerde İtalyan Komünist Partisi’nin güçlenmesi ve yerel yönetimlerde birçok yerde seçimi kazanması karşısında, Amerika’nın telaşa düşmesi ve İtalya’yı “kurtarmayı düşünmesi” biçiminde olur. Eğer Mitterant’ın seçilme şansı olduğu ve ardından seçildiği Fransa ise, Amerika çok daha telaşlanır ve açıkça her türlü siyasal baskılara ve el altından dolarlar harcayarak her türlü engelleme girişimlerinde bulunur. 

Eğer popülerlik halka dayanan ve halk için söyleşide ve söylemde bulunan popülerlikse, diğer bir deyimle, ekonomik ve kültürel sömürü düzeninin çıkarlarına ters düşen, bu çıkarların gerçekleşmesine fonksiyonel olmayan bir popülerlikse, bu popülerlik egemen engelleme yöntemleri ve uygulamalarıyla bastırılmaya ve yok edilmeye çalışılır. Bir müzisyenin ve sporcunun bu tür popülerlik yolunu seçmesi, kendini çok dik bir yokuşa vurması anlamınadır. Hatta bu yokuşun başında, popülerlik elde eder etmez, hayatı tehlikeye girer. Mücadeleci popülerlik iki tarzda kendini gösterir. Birinci tarz, Refah Partisi’nin popülerliği gibi belli bir gruba yönelik popülerliliktir. İkinci tarz popülerlik tek bir grup ötesine taşan ve birbirinden farklı grupları içeren popülerliliktir (Aşık Veysel vb halk ozanlarının popülerliliği gibi). 

Azınlığın veya azınlık durumuna düşürülmüş çoğunluğun popülerliliği, egemen güç yapısı için görevselliğine veya karşıtlığına göre, egemen popüler tarafından anlamlandırılır. Bu anlamlandırmanın karakterine göre ilişki kurulur; örneğin, eğer anlamlandırma çıkar hesaplarına uyuyorsa veya onun paralelindeyse, liberal çoğulcu rekabetçi reklamcılık ve propaganda için bir materyal olur. Eğer değilse, bu popülerlik çoğunluğun asıl isteklerini ve yönelimlerini ifade eden popülerlik olsa bile, dışlanır ve baskıcı tepkiler ve tedbirlerle karşılanır. 

O zaman popüler olmayan hem hiç bilinmeyenden az bilinene kadar olanı anlatır, hem de çok bilinip de egemen tanımlamalarca kötü olarak sunulan ve bilinendir. 

Karşıt Kültürün Popülerliği ve Popüler Pazara Entegrasyonu 

Karşıt kültürü özlüce, egemen olanla uyuşma ve anlaşma içinde olmayan düşünsel ve materyal “yapış biçimi” olarak tanımlayabiliriz. Karşıtlığın üretilmesi egemen yapılar içinden çıkar ve bu egemen yapıların dışında, ondan bağımsız, ondan yer ve zaman bakımından kopuk bir karaktere sahip değildir. Karşıtlık ve mücadelenin gelişimi ve tarihi, egemenliğin gelişimi ve tarihiyle etkileşim içindedir ve her ikisinin de belli bir an ve yer içindeki durumu bu etkileşimin dinamik bir sonucudur. Bu tarihsel gelişme ve etkileşim sürecinde, kapitalizmin günümüzde çok iyi bir şekilde öğrendiği bir ders ve uyguladığı bir politika da, karşıtlarını en marjinal durumda tutma mekanizmalarını kurmak ve sürdürmek ve kendi kontrollü alternatifini kendisi yaratmak olmuştur. 

Popüler karşıtlık iki anlama ele alınabilir. Her iki anlamdaki popüler karşıtlık 

tanımlanmış bir gruba ait bir popülerliktir (örneğin yeşil pop, türban, belli biçimdeki sakal veya bıyık). Birinci anlamdaki karşıt popülerlik kontrollü alternatiflerle yaratılan popülerliktir. Buna en güzel örnek olarak 1960’ların Rock müziğini ve orta sınıf gençlerinin uyuşturucu madde kullanımına, hippiliğe, egemen tarz dışında olarak nitelenen eğlenceye ve gün geçirmeye yönelik yapışların popülerleştirilmesidir. Bu karşıt popülerleştirme kapitalist pazar için oldukça işlevseldir, çünkü tüketimi çeşitlendirip artırırken, aynı zamanda çoğulculuk ve rekabet görünümü de vererek bilinç yönetimine katkıda bulunur. İkinci anlamdaki 

Karşıtlık, kontrollü alternatif olmayan (komünizm) veya kontrolden çıkan kontrollü alternatifin (sağ liberal-anarşizm, tekkeler, dini sermayenin) kendi ekonomik ve-veya siyasal sistemini kurarak sistemde köklü değişiklik yapmak isteyen popülerliktir. Bu popülerliğin kültürü, egemen pazar sistemi içinde kendini bilinçli olarak ayırabildiği ölçüde kendine özgü ve farklıdır. Bu farklılık, varsa, özellikle 1970’lerden sonra kapitalizmin gelenekseli ve karşıtı ortadan kaldırıp “moderni” kurmasından vazgeçmesi ve onun yerine var olanın üstüne veya yanına oturup mümkün olduğu kadar sömürme politikasına geçmesiyle (örneğin yerellik ve karşılıklı bağımlılık yaklaşımlarıyla), yerel ve kapitalist sentez diyebileceğimiz bir biçime dönüştürülmüştür. Örneğin “özgün müzik” demek, karşıt kültürel pratik anlamında, sözünden, havasına ve kullandığı çalgılara kadar kendine özgü demektir. Fakat özgün müzikte belki de tek özgün olan, sözsel içeriğin direnişin kültürünü dile getirmesidir. Dini sermayenin teolojik sistemi kurması çabasıyla alevlenen karşıtlık ele alındığında durum çok daha ilginç olur: Bu tür karşıtlığın kültüründe popülerlik, dini sermaye adı altında kendini sunan kapitalist sermayenin kendi ürünlerini satmak için eski popülerliği kullanması (sakal, giysiler ve diğer kullanım maddeleri, dini müzik ve eğlence türleri) ve eskiyi yeni olan teolojik ve pazarla karıştırarak yeni popülerlikler yaratması (türban, faizsiz bankacılık, sigorta) ortaya çıktı. Böylece, İslamî kültür adı altında biçimlenen yeni popülerlik, kendini dini olarak sunan sermayenin ve Batı ürünlerinin birlikte tüketildiği bir biçime dönüştürüldü. Ucuz kara çarşaf, kolonya, hacı yağı ve ekmek fukara ve yoksul bırakılmışın popüler giysisi, takısı ve tercihi olarak sürdürülürken, türban, Fransız parfümü, rujları ve yüz boyaları, Amerikan Jean’i, Pizza Hut, MacDonalds kentli orta sınıf ve üstünün popülerleri oldu. Teolojik sömürüyle kapitalist sömürüyü karşıt popülerlik olarak sunan sermayenin süpermarketleri, Amerikan süpermarketlerini kıskandıracak kadar “modern popüler” marka ve ürünlerle doludur. Dolayısıyla, teolojik sermayenin karşıtlığı kapitalist pazara olan bir karşıtlık değil, onun en bütünleşik bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Teolojinin karşıtlığındaki özgün popülerlik, siyasal güç elde etme ve toplum yönetimiyle ilgili şeriatçı popülerliktir. Bu popülerlik sol ideolojinin kavramlarının ve söylemlerinin halkçı olan yanlarını ve burjuva ideolojisinin demokrasi ve özgürlük ve insan hakları söylemlerini de kendi popüler kültürü içine alarak, kapitalist düzenin günlük yaşamına yaptığı yansıtmalarla bilinç yönetimini yapmaktadır. 

Sonuç 

Popüler kültür serbest pazar ve serbest isteklerle kendiliğinden oluşan bir şey değildir; aksine neyin nerede ve nasıl üretileceğine karar veren özel ve kamu politikalarının biçimlendirdiği bir oluşumdur. Popüler kültür konusu, günlük yaşamın üretimiyle ilgili oldukça kapsamlı bir karaktere sahiptir. Popüler anlamı, belli bir çoğunluk anlamınadır. Bazen bu çoğunluk herkesi, bazen % 75’i, bazen de % 50’den aşağıyı (azınlığı) temsil eder. Örneğin, bir seçime seçme hakkı olanların % 60’ı katılıyorsa, ve 4 parti yarıştaysa, oy çoğunluğunu alıp ‘popüler rıza” ile seçilen partinin seçilmesi için, % 15.1 oy gereklidir. Özlüce, demokrasi veya medyanın “rating” oyununda % 15.1 azınlık, popüler istemi nitelemektedir (Siegelaub, 1983). Bu durum, aynı popülerlik anlayışı açısından da oldukça geçersiz bir sonuçtur. 

En fazla izlenen, en fazla tüketilen, en fazla kullanılan popüler kültürü belirliyorsa, o zaman Anadolu insanının çoğunun yaşadığı yaşam koşulunun da popüler olması gerekir. Nüfusun önemli bir kesimini içeren işsizlik, 150 milyona talim eden memurluk ve işçilik ne tür popülerliği anlatır veya neden popüler değil? Popülerin özgür tercihe dayanan ve “arzu edilen” olduğu varsayımından hareket edersek, o zaman dünyanın her yerinde yaygın olan yoksulluk, işsizlik, memurluk, işçilik popülerin, dolayısıyla “iyinin” ve “istenenin” çerçevesi dışında kalır. Eğer geniş kitlelerin yaşamı en çok yaşanan biçim olduğu halde popüler yaşam değilse ve dolayısıyla insanlar bu popüler olmayan içinde hapsedilmişse, o zaman demokrasinin ve özgürlüğün popülerliğinin anlamı ne oluyor? Somut popülersizlik içinde popüler azınlığın gasp ederek tanımladığı demokrasi ve özgürlüğün soyut varlığına sarılma ve bu sarılmanın anlamı sadece ideolojik veya bilinç yönetimi seviyesinde kalan düşlemelerle mi ilgili yoksa onlardan geçerek bir üretim biçiminin meşrulaştırılmasını ve sürmesini mi sağlıyor? 

Kapitalizmin popüler kültür ve popüler yaşam tarzları ve ideolojik sunumları, İngilizlerin Afrika’ya gittiklerinde popüler altın, popüler Tanrı ve popüler zenginlik vaatlerine ve bu vaatlerini altını ve zenginliği kendilerine alarak ve Afrikalılara Tanrıyı vererek yerine getirmesine benzer. Popüler kültür üretim ve materyal zenginlik sonucuyla belli endüstriyel yapılara aittir ve kullanım/tüketimden geçerek elde edilen fiziksel ve psikolojik doyum sonucuyla tüketebilen kitlelerindir. Dolayısıyla, popüler kültür bir sosyalleştirilmiş üretimin önemli bir parçasıdır. Bu sosyalleştirilmişlikte neyin nerede ve ne tür sonuçlarla üretileceği ve dağıtılacağına ve belli ölçüde tüketileceğine karar veren öncelikle pazar güçleridir, ki bu güçte güçlü görünmesine rağmen en güçsüz olan kitlelerdir. Bu sosyalleştirmede, popüler yaşam kapitalist üretim biçiminin belirlediği fabrikalarda, süper marketlerde, bürolarda, işsizlerin doldurduğu kahvehanelerde, sokaklarda ve evlerde olan kaygılarla, korkularla ve sorunlarla dolu bir popülerliği anlatır. Bu popülerlik ücretli\maaşlı köleliğin getirdiği yaşam biçiminin, yaşanılan fakat yaşanıldığı halde popülerlik dışında bırakılan asıl popülerliktir. Kapitalizmde halkın bu popüler yaşamı popüler egemenlik ve sömürü için gerekliyken, dolayısıyla popülerken, kapitalizm üretim ilişkileriyle yarattığı bu “yoksun, yoksul ve bayağı” popüleri aşağılar. Bunu yaparken zenginin yaşamını “arzulanan” popüler yaşam olarak biçimlendirir ve bunda da zorluk çekmez, çünkü köle kitlelerin doğal olarak umudu “arzulanan” popülerlik olacaktır. Bu sırada arzulanan popülerliği yaşama tadını alma şansını gerçek ve kaçışçı\vekaleten (escapist and vicarious) kullanım ve tüketimden geçerek elde etmeyi sunar; böylece siyasal, kültürel ve ekonomik kitle üretiminin destekleyen koşulları yaratan ve tutan bilinç ve davranışlar yaratılır ve popülerleştirilerek desteklenir. Aynı anda, bu yolla, insanların iş zamanlarının kolonileştirilmesi ötesine geçilerek boş zamanları (dinlenme ve eğlenme faaliyetleri) da kolonileştirilir. İş zamanında ücretli\maaşlı köleliğin, yoksunluğun ve sınıfsal zenginliğin üretimi popülerlik dışında tutulurken (veya farklı biçimlerde anlamlandırılıp demokrasi, girişimcilik, özgürlük ve serbest pazar gibi masallar çerçevesi içinde popülerleştirilirken), kolonileştirilmiş boş zamandaki üretim biçimleri (bir şeyler satın alma, tüketme, tatile gitme, müzik dinleme, konsere gitme, dinlenmek için sinemaya gitme, süper markette vakit geçirme, evde oturup televizyon seyretme, internette WWW’de gezinme) sermaye sisteminin çıkarı için işlevsel olduğu için popülerleştirilir. Bu popülerleştirme demokrasi ve bireysel özgürlük ile birleştirilerek desteklenir. Böylece ücret köleliği demokrasisi “tüketim demokrasisi” olarak popüler amaç, araç ve sonuç yapılır. Bu yapıştan geçerek, popüler kültürel pratikler (tüketebilme) egemen popüler yaşam ve bu yaşamın doyurucu amacı olur. 

Popülerlik ideolojisi çoğulcu demokrasi kavramı gibi, yaratılmış ve sahtedir, çünkü bu çoğulculuk çoğunluğun üretiminden ve yapımından kaynaklanan çoğulculuk değil, birkaçın üretip biçimlendirdiği ve çoğunluk tarafından tüketilen çoğulculuktur. Sahtedir, çünkü çoğulcu üretim yoktur, üretimde niceliksel çokluk ve tüketimde niceliksel çokluk vardır. Çakırcalı Mehmet Efe veya Köroğlu popülerdi; coca cola, pop müziği ve Levy’s gibi hem tüketimle hem de psikolojik ezme ve caka satmanın doyumuyla ilgili bireysel anlamlarından dolayı değil, kendilerinin niteliksel anlamlarından dolayı popülerdi. Maradona’nın popülerliği gibi de değildi. 

Popülerliğin yukarıdaki dışında, istatistiksel çoğunlukla ilgili anlatımında önemli bir diğer anlam yoksunluğu vardır: Kent nüfusunun büyük çoğunluğu fabrikada çalışıyorsa, veya devlet bürokrasisi işgücünün büyük çoğunluğunu kamu sektöründe çalıştırıyorsa, fabrikada çalışma veya kamu sektöründe çalışma daha mı “popüler” demektir. Kamu sektöründe veya fabrikada çalışanların çalışma koşullarını tercihi, onların istemlerinin ve sevilerinin bir ifadesi midir? Çalışmamayı tercih popülerlik dışı mıdır? Fabrikada çalışmayı, kamu teşebbüsünde memurluğu tercihi, televizyonda bilmem ne acılı sabun operası yerine bilmem ne biberli sabun operasını çoğunluğun seçmesi, bu çoğunluğun belirlediği üretim koşulları ve psikolojik durumlara göre mi oluşmaktadır? Üretim koşullarını, kapitalist sermaye ve mülkiyet ilişkilerinin egemenliği altında, belirleyemeyen; neyin nerede ve nasıl üretileceği ve dağıtılacağına karar veremeyen insanların popülerliğin üretimindeki asıl konumu, neyi ne kadar ve nasıl belirlemektedir? 

Popülerin ekonomik talep ile ilişkisinde, popüler olanı üreten /yapan talep mi, yoksa popülerleştirme mi talebi tanımlamaktadır? % 1 marjinle bile anlamlandırılan popülerlik, kendini meşrulaştıran ve ortak rızayla oluşturulmamış bir popülerleştirmedir. Bu süreçte, halk oyu veya halkın isteminin niceliksel dökümü, bu meşrulaştırmanın aracıdır. 

Diyelim ki, bu niceliksel dökümde, marjin % 1 değil de, yüzde yüz katılım var ve seçenin seçme sürecindeki bütün safhalarda kontrolü ve egemenliği var. Bu durumda bile, popülerlik veya çoğunluğun ortak istemi nasıl oluyor da istemeyenlerin boğazlarına tıkanıyor veya istemeyenlerin istedikleri popülerlik dışı oluyor? Bu tartışmayı uzatır ve sonuçlandırırsak, popülerlik, bir pazar ekonomisinin kendini satış aracı olsun veya çoğunluğun asıl istemi olsun, her iki durumda da, bir baskı ve ezme aracıdır. Bu araç da, özellikle siyasal ve kültürel politikaların uygulanmasında, özel ve devlet güç tarafından bol bol kullanılmaktadır. 

Popüleri popüler yapan güç, egemen ideolojinin iddiasına bakılırsa, halktır, halkın çoğunluğudur. Bu iddiayı kabul ederek işe başlayalım: Popüler nedir? Doğrudan veya dolaylı satışla kar elde etme amacıyla tüketime sunulmuş bir maldır. Popüler haber, müzik, film, eğlence ve popüler olarak nitelenen faaliyetlerin hepsinde ya bir materyalliğin materyal olarak doğrudan satımı vardır (müzik kaseti almak); ya dolaylı olarak materyal olmayandan (bir filmden, müzikten, programdan) geçerek, materyalin pazarlanması vardır. Dolaylı pazarlama (kişinin direk olarak materyalle ilişkisi ve iletişimiyle olmayan durumda) medya yoluyla yapılır ve bu pazarlamada, medya hem kendinin pazarlamasını yapar, hem uluslararası ve ulus içi sermayelerin reklamını yapar; bu yapıştan reklam verenden para alır. Materyalliğin satımı yanında, materyal olmayanın (ideolojilerin) satışı da yapılır. İdeolojilerin satışını bu işten gelir sağlayan medya ve resmi özel ve kamu eğitim ve öğretim kurumları yapar. Popüler resmi eğitim popüler siyasal ideolojilerin satışıdır. İdeolojilerin satışı, en güçlü olarak, materyallerin satışı ve kullanımıyla birlikte gelen ve üretim ilişkilerini meşrulaştıran satıştır. 

Popüler malın tüketicisinden malı tekrar tekrar, mümkün olduğu kadar çok ve yoğun tüketmesi istenir. Bu istem çeşitli kılıkta gelen reklamlarla kişinin yetersizliğini ve psikolojik doyumu vurgulayan baskı yoluyla sürekli işlenir. Bu işleme, aileden, okula, okuldan eğlence yerine, eğlenceden iş dünyasına kadar olan bütün alanlardaki kişiler arası, grup ve medya iletişim ve ilişkileriyle desteklenir. Bebeklikten başlayarak oluşan bu işlemelerde, ürün için uygun insanlar oluşur. Bu oluşumda elbette, karşıt veya kendini karşıt gören oluşmalar da meydana gelir. Bu oluşmuş insan, oluşturulduğunu, örneğin tuzu, tereyağını, sana’yı, çevreyi ve canlıları mahveden deterjanı, parfüm denen kokuşmuş kokuyu, makyaj denen ve doğanın cilalanıp sahte biçimde sunuluşunu, Marlboro’yu, Viskiyi, güçlüyü temsil eden Fenerbahçe’yi seçtiğinde, popüler zevkler popüler kültürü saptamış ve tanımlamış oluyor. Bu tanımlama, tartışmanın akışından anlaşılacağı gibi, yetiştirilmiş, güdümlenmiş ve önceden biçimlendirilmişin, kendini biçimlendireni yansıtarak tanımlamasıdır. Bu tanımlamayla kişi ne kadar kendini ifade etmektedir ve ne kadar kendini biçimlendiren egemenliği yeniden-tanımlamaktadır? 

Popüler kültürün neyini halk tanımlıyor? Halkın tanımladığı ne? Medyada hangi programın yaşayıp yasamayacağı, ekonomik pazarda, hangi ürünün kalıp hangisinin yok olacağını mı? Hangi ekonomik ürünün yaşayıp hangisinin yok olacağına karar veren, talep denen özgür kişilikleriyle özgür seçimler yapan bireyler midir? Pepsi ile Coca Cola, Adidas ile Nike, Fenerbahçe ile Beşıktas veya Galatasaray, Ajaks ile Omo, Siemens ve NEC ile IBM, TRT ile özel televizyonlar, Hürriyet ile rakibi arasındaki yarış, popüler tüketimi ele geçirerek, tüketicilerin (talebin) tercihleriyle, diğerini “popüler-değil” yapma veya sahneden silme değildir: Ekonomik kar ve güçle gelen psikolojik doyumdan, istikrarsızları, yeni tüketicileri, değişme meyilli olanları çekerek, en fazla payı elde etmektir. Pazarlar paylaşılmıştır. Egemenler arasındaki mücadele pazar korumadan çok paya yeni alanlar katmak ve “kararsızları” çekmektir. 

Televizyondaki sabun operalarının reklamını yaptığı seks ve entrika ilişkilerini ve bu ilişkilerin geçtiği zengin ortamı ve bu ortam düzeniyle satış yapan lüks tüketim endüstrilerinin sunumunu halk mı yapıyor? Popüler müziği ve müzisyeni tanımlayan halk mı? Halkın ürünü tüketmesine bakıp popülerliği tanımladığını iddiasının geçerliliği, geçersizliğe daha yakın bir geçerliliktir. 

Popülerlikte ürünün karakterine ve endüstrinin karakterine göre, süreklilik kalıcılık ve değişim vardır: Moda ve müzik endüstrileri sürekli yeniden kullanım gerektirir ve bu da aynı şeyin kullanmanın bıkkınlığı ve eskiliğini vurgulayan yenileme olarak sunulan moda ve yeni müziklerle süreklilik sağlanır. Bu da, satış için, bir haftalık, aylık ve mevsimlik değişmeler gerektirir. 

Nasıl oluyor da popülerlik Top 40 veya top yüz denilen müzikler; belli mevsimlerde değişen moda oluyor; Bu popülerliğin, haftalık veya aylık popülerliğin tüketimle belirlenmesi tüketim popülerliğidir ve üretime etkisi, önceden başlatılmış bir sömürü düzeninin sömürüsünün etkenliğini artırmaya yardım eder. Ne siyasal alanda ne de kültür alanında, popülerlik halkın istediğini verme anlamınadır; Halkın istediğinin popüler olma koşulu, bu isteğin üreten güçlerin çıkarına uygunluğuna bağlıdır. Günümüzde, popüler televizyonun popüler programlarıyla popülerlik taslaması, en iyi ve mükemmel biçimiyle bu uygunluğun bir ifadesidir. Coca Cola’nın “ürünüm acaba tutar mı” üzüntüsü yoktur, çünkü Coca Cola, göle yoğurt mayası koyarken, gölü tutması için hazırlar. Özlüce, popüler kültürde, tanımlayıcı güç halk (tüketici) görünür, fakat aslında, halk bu üretim biçiminin tüketerek destekleyici talep yanıdır. Pepsi veya Coca Cola, Nike veya Adidas, Tarkan, Fenerbahçe ve Beşiktaş arasındaki halkın yaptığı seçim halktan başlayarak halkta biten ve halk için olan hakkında bir seçim değildir. Egemeni belirleyen de halk değildir. Seçmede halkın egemenliği, en etken şekliyle, kendi sömürüsüne zevkle katılarak, egemenliğin sürmesine katılmadır. Bu zevkle katılış dinleyerek, sabun operalarını seyredip inleyerek, Müslüm’ü dinleyip göğsüne jilet atarak, anasına babasına küfretmeyi özgürlük sanan canhıraş gürültüye müzik diye sarılıp “karşı mücadele” vererek; Erbakan’a veya Çiller’e oy atarak, Pepsi yerine Coca Cola içerek, Adana şalvarı yerine Adana’da Levy’s giyerek, lahmacun yerine Pizza yiyerek olabilir. Bu pratiklerle talep hem kendi koşullarını yaratan koşulları yeniden yaratırken aynı zamanda o koşulları yaratan üretim biçiminin nerede, neyi nasıl üreteceğinin belirlenmesine katılmaktadır. Kapitalizm, özellikle ekonomik alanda dikey ve yatay entegrasyonla ve iletişim alanındaki gelişmelerle hiçbir şeyi şansa bırakmamaya, ekonomik pazar ve siyasal\kültürel alanın kontrolünü perçinlemeye çalışma zorunluluğu altında elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Dolayısıyla, popüleri popüler yapan güç ekonomik ve ideolojik güçtür. Bu güç de, sermayenin emeğe bağımlılığı biçimini anımsatacak şekilde halka bağımlıdır. 

Egemen güçler sadece kendi siyasal, ekonomik ve sosyal tarihlerini yazmazlar, aynı zamanda egemenlik altındakilerin tarihini de yazarlar. Böylece, egemenin yazdığı tarih insanın tarihi, kültürü ve geçmişi yapılır. Bu yazışta, halkın olan popüler egemenin çıkarına göre yeniden biçimlendirilir. Bu şekil vermeyle halkın olan popülere ya sahip çıkılır ve emtialaştırılıp halka yeni biçimiyle tüketim için sunulur; ya yok sayılır; ya da çeşitli mekanizmalarla yok etmeye, bastırmaya, ezmeye ve biçim değiştirerek egemene uymaya zorlanır. Popüler kültür kavramı ve gerçeği de, bu yeniden anlamlandırılan, ya yeniden-biçimlendirilip mal-olarak (eğlence, kültür, müzik gibi) geriye kitlelere sunulan ya da kötülenip bastırılan bir “yaşam yoludur.” 

Popüler kültür pratiği ekonomik ve sosyal çıkarlar için yaratıldığı ve ihraç edildiği ülkelerde, sürekli yaratılan egemen umut ve umutsuzlukların, başarı ve başarısızlıkları, sevgi ve sevgisizliklerin, istemler ve hayal kırıklılıklarının, sömürüsünü yaptığı, yani onları değiştirmeye çalışmadığı, fakat sulayıp, yeşertip kullandığı için başarılar kazanmaktadır. 

Popüler kültürde ifade edilen tüketicilerin aktifliği aslında nereye, nasıl ve kime ve kimlere yönetilmiş bir aktiflik? Bu aktiflikle insanlar her seferinde olmayanı mı, yeni, özgün ve farklı bir şeyi mi üretiyorlar? Yoksa özgünlük yenilik, farklılık bir endüstriyel yapının çerçevelediği bir dünyaya yaratılmış arzularla, kıskançlıklarla, saplantılarla, zevklerle, sevilerle ve bağımlılıklarla satın alarak, oy vererek, tasvip ederek, destekleyerek, kendinin olmayanı özleyerek ve izleyerek yapılan oligolopist pazara oligopolist bir katılma mı? Bu popülerleştirilmiş katılma, aslında, engellenen, hayat koşulları sermaye tarafından belirlenen ve ücret\maaş köleliği içine hapsedilmiş insanın kendi kölelik kimliğini unutup kendi fiziksel ve sosyal varlığını üretmek (kendi ve ailesinin karnını doyurmak, satın alabilmek, dinlenmek, eğlenmek) için çalışma zorunluluğunu kendine bahşedilmiş en büyük nimet ve özgürlük sanarak kendiyle ve kendi gibilerle mücadelesidir. Bu mücadele, köleyken kendi kölelik kimliğinden edilmişin kendini demokrasi ve özgürlük gibi soyutlanmış masallarla ve satın alma ve tüketebilme gibi somut Pavlov’un köpeğinin iştahıyla başkası sanması ve bu başkasını kendine ve başkasına satmasıdır. Elbette bu satmanın çeşitliliği bu insanların nerelerde poziyonlandığıyla çoğulcu ve karmaşık bir karakter alır. Bu çoğulcu karakter Refah’tan refah, DSP’den kurtuluş, Devlet Bahçeli’den bahçe, ANAP’tan vatan, BBP’den birlik ve dirlik, ÖDP’den post-modern özgür durum ummaktan, üniversitelerdeki bazı hocaların ve kendisi post-modern kültürü yaşadığını düşünen ve kendinin tutarsız ve temelsiz gerçeğini insanın gerçeği sanan “aydınların,” insanı ve toplumu “okunacak metin” olarak görmesi ve bu metni annemin Arapça duasına benzer bir biçimde okuması ve bize öznel kültürel “çözümlemelerle” nesnelin olmadığını, her şeyin sonsuz bir “semiosis” içinde bir önceki andan farklı olarak akıp gittiğini, belirginliğin ortadan kalkıp belirginsizliğin egemen olduğunu, bu değişkenlikte kalıcı biçimin yerini şekilsizliğinin aldığını, ideolojinin öldüğünü ve onun yerine öznel anlamlandırmaların çoğulculuğunun aldığını, insanı ve insan gerçeğini üretim biçimiyle şekillenen ekonomik, siyasal ve kültürel pazarda değil, insan bilincini ve ilişkisini belirleyen “dilde” (dolayısıyla, metinde, metinsel “discourse” olgusunu metinsel çözümlemede ve metinsel karşılıklı-bağımlılıkta) aramak gerektiğini “bilimsel ifadelerle” sunmaya kadar bin bir çeşit alır. 

Elbette, popüler kültür egemenlik ve mücadele alanı olarak devam etmektedir. Egemenlik ve mücadele, kazanılınca veya kaybedilince biten bir karaktere sahip değildir; kazanma ve kaybetme her an için yeniden kazanılan ve kaybedilen sürekliliğe sahiptir. Kültürel alan, popüler kültür dahil, egemenlik ve mücadele alanı olarak biçimlenmiştir. Popüler kültürde günümüzdeki durum, bu mücadelenin belli koşullardaki dinamik durumunu anlatır. 

Popüler kültür, popülerlik ve halk\folk kültürü, halk\folk kültürünün kitle popüler kültürü içine çökertilmesi, sözlü geleneğin ortadan kaldırılması ve görüntülü ve medya geleneğinin yerleştirilmesi, Kapitalist popülerin ticari ve siyasal ideolojisi, bu popüler kültüre halk\folk kültürünün direnişi, oldukça zengin bir araştırma ve bilme, dolayısıyla, politikalar saptama alanıdır. 

KAYNAKÇA 

Alemdar, K. ve I. Erdoğan (1995). Popüler kültür ve iletişim. Ankara: Ümit Yayıncılık. 

Arendt, H. (1961). Society and Culture. In N. Jacobs (ed.), Culture for Millions?. Princeton: Van Norstrand. 

Bennet, T. (1986). politics of popular and popular culture." In T. Bennett, et al.(eds.), popular culture and social relations. Phil.: Open University press. 

Bennet, T. and Martin, G. (1982) (eds). Popular culture: past and present. London: Open University press. 

Boyd-Barret, O. (1977) Media imperialism: Towards an international framework for an analysis of media systems, in J. Curran et. al (1992) Mass Communication and society. London: Arnold, pp. 116-135. 

Chomsky, N. (1988). Necessary Illusions: Thought Control in Democratic Societies. NY:Pluto Press. 

Chomsky, N. and E. S. Herman (1988) manufacruring consent. NY: Pantheon. 

Curran, J et. al. (1995) Cultural Studies & Communications. London: Arnold Edward Publishers. 

Enzenberger, H. M. (1974). The consciousness industry. MASS:Seabury. 

Erdoğan, İ. (1999) Popüler Kültür: Kültür alanında egemenlik ve mücadele. İçinde N. Güngör (1999) Popüler kültür ve iktidar. Ankara: vadi. 

Erdoğan, İ. (1994). Uluslararası İletişim: Dünyanın çarpık düzeni. İstanbul: Kaynak Yayinevi. 

Erdoğan, İ. (1995). Amerika: İkinci vatanda ideoloji, düşler, gerçekler. Ankara: Ümit Yayınevi. 

Erdoğan, İ. (1997) İletişim Egemenlik Mücadeleye Giriş. Ankara: İmge yayınevi. 

Erdoğan, İ. (1997a) İnsanın Zincirine Vuruluşu. Ankara: Doruk Yayınevi. 

Ewen, S. (1976). Captains of consciousness: Advertising and the social roots of the consumer culture. NY:McGraw Hill. 

Fiske, J. (1987). Television culture. London:Methuen. 

Fiske, J. (1990). Understanding popular culture. Boston: Unwin hyman. 

Fromm, E. (1955) The sane society. NY:Fawcett. 

Gans, H.J. (1974). Popular culture and high culture. N.Y.: Basic books. 

Garnham, N. (1990) (ed.) Capitalism and communication:Global culture and the economics of information. sage 1990. 

Gerbner, G. et al. (1982). “Charting the mainstream: Tv’s Contributions to Political Orientations.” Journal of communication 32 (2): 100 -127. 

Gerbner, G. et al. (1994) Growing up with tv: The cultuvation perspective. In J. Bryant and D. Zilman (eds.) op. cit. 

Gitlin, T. (1978). The whole world is watching. CA:University of california Press. 

Gitlin, T. (1987). Prime time ideology: The hegemonic process in tv entertainment. In H. Newcomb (Ed.) Tv: The critical view (4th ed.).(pp.507-532). NY:Oxford University. 

Gitlin, T. (1990) "Who Communicates What to Whom, in What Voice and Why, About the Study of Mass Communication?" Critical Studies in Mass Communication 7 (1990): 185-196. 

Golding, P. & G. Murdock (1992). Culture, communication and political economy. In Golding, P. & M. Gurevitch (eds) op. cit. 

Grossberg, l. (1989). MTV: Swinging on the (postmodern) star. In I. Angus & S. Jhally (eds.), Cultural politics in contemporary America (pp.254-268). NY: Routhledge. 

Habermas, J. (1989). the structural transformation of the Public Sphere. Cambridge: Polity Press. 

Hall, S. (1982). Culture, the media and the "ideological effect." In J. Curran, M. Gurevitch & J. Woollacott (Eds.), Mass Communication and Society (pp. 313-348). Beverly Hills:Sage. 

Hall, S. (1986). Popular culture and state. In Bennet, T. et al (eds.) Popular culture and social relations. Phil.: Open University press. 

Kellner, D. (1982). Tv, ideology, and emancipatory popular culture. In H. Newcomb (Ed.), Television: The critical view (pp.386-422). N.Y.: Oxford University Press. 

Kleinhans, C. (1994). Cultural Appropriation and Subcultural Expression: The Dialectics of Cooptation and Resistance. A paper for presentation to the Northwestern University Center for the Humanities, Monday Nov. 14, 1994, 4-5:30 pm, Ver Steeg Faculty Lounge, University Library. 

Kozanoğlu, C. (1995),. Pop Çağı Ateşi, Ankara: İletişim Yayınları. 

MacDonald, D.,1957: `A Theory of Popular Culture', in B. Rosenberg and D. White (eds.) Mass Culture: The Popular Arts in America. New York: Free Press. 

Marcuse, H. (1964). One dimensional man. Boston: Beacon Press. 

Mattelart, A. & S. Siegelaub (1979). (eds.) Communication and class struggle: 1: Capitalism, imperialism. NY: International general. 

Mattelart, A. (1979) Multinationals and control of culture. NJ:Humanities press. 

Mattelart, Armand.(1983), Transnationals & the Third World : the struggle for culture. S. Hadley, Mass. : Bergin & Garvey. 

Mattelart, A. (1991) Advertising international: The privitization of public space. NY:Routhledge. 

Mattelart, Armand (1984), Culture contre la democratic? English.International image markets : in search of an alternative perspective / by Armand Mattelart, Xavier Delcourt and Michele Mattelart ; translated by David Buxton ; introduction by Nicholas Garnham. London : Comedia. 

Murdock, G. (1989). Cultural Studies: Missing link. Critical Studies in Mass Commmunication, 6,436-440. 

Ortego Y Gasset, J. (1957). The Revolt of the Masses. NY:Norton. 

Polity Reader (1994). The Polity Reder in Cultural Theory. London: Polity Press. 

Schiller, H. I. (1976) Communication and cultural domination. N.Y.:International Arts and Science Press. 

Schiller, H. I. (1989) Culture, Inc.: The Corporate Takeover of Public Expression. 

Schiller, H. I. (1991), "Not yet the post-imperialist era". Cirtical Studies in Mass Communication, (8) 1, 13-28. 

Seldes, G. (1957). The people and the arts. In Rosenberg, B. and White, D.M. (eds.), Mass Culture. Glencoe:Free Press. 

Siegelaub, S. and A. Mattelart, (1979). (eds.) Communication and class struggle: 1: Capitalism, imperialism. NY: International general. 

Siegelaub, S. (1983). Working Notes on Social Relations in Communication and Culture. In A. Mattelart & S. Siegelaub (eds.), Communication and Class Struggle. 2. Liberation, Socialism. NY: International General. 

Smythe, D. (1981). Dependency road: communications, capitalism, consciousness, and Canada. NJ: Ablex. 

Swingwood, Alan (1977). The Myth of Mass Culture. New Jersey: Humanities Press. 

Thompson, J. B. (1990). Ideology and modern culture: Cirtical social theory in the era of mass communication. Cambridge, UK: Polity Press. 

Volosinov, V. (1973). Marxism and philosophy of language. NY:Seminar Press. 

Williams, R. (1963). The long revolution. NY:Columbia University Press. 

Williams, R. (1973). Base and superstructure in marxist cultural theory. New Left review, 82, 3-16. 

Williams, R. (1974). Tv: Technology and cultural form. NY: Schocken Books. 

Williams, R. (1983).Culture and society. N.Y.: Columbia Unversity Press.
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...