İnternet ve cep telefonu: Kİtle iLetişiminin sonu?

irfan erdogan 

Başlıktaki soruya hemen yanıt verelim: İnternet ve cep telefonu, kitle iletişiminin sonunu değil, tam aksine, kitle iletişimi denen yönetimsel iletişimin daha da yaygınlaşması ve sermayenin etki alanını derinleştirmesini heceler. Bir zamanlar (Türkiye’de bu pek yaşanmadı, ABD’de yaşayanlar iyi bilir) evimizdeki mektup kutuları “junk mail” denen, fakat bazen kuponlarını kestiğimiz, mektuplarla ve materyallerle dolu olurdu. Şimdi ise, internetteki mektup kutumuzda ve internette dolaştığımız her yerde sayısız mesajlarla yüz yüze gelmekteyiz. Cep telefonumuz TURKCELL ve banka mesajlarıyla sınırlı kalmayacak, sayısız kaynaklardan sayısız yazılı ve görüntülü mesajlarla cep telefonumuz dolacak. Yeni-iletişim teknolojileriyle (örneğin internet ve bilgisayarla) klasik kitle iletişiminin (örneğin televizyonun) devrinin bittiği söylenmektedir, bunu söyleyenlerin hemen hepsi haberlerini ve boş zamanını hala televizyondan almaktadır. Kitle iletişimi son bulmamaktadır; İnternet ve cep telefonuyla, kitle iletişimine, “bilinmeyen kitle” yanında, bilinen kitlenin (bilinen bireylere erişimin) eklendiğini gösterir; dolayısıyla, giderek, üzerimizdeki yönetimsel kontrol yoğunlaşmaktadır ve bu kontrol “bireysel tercih” kılıfı içinde görünmez yapılmaktadır. Modern iletişim teknolojileri bize, bir şey daha gösterdi: Hepimiz kaydediliyoruz ve kaydedilenler bize karşı her an kolayca kullanılabilir. “Big Brother” Stalinler öldü! Yaşasın yeni Big Brothers! 

Yeni medya, özellikle internet ile birlikte, her zaman yapıldığı gibi, sanki bu yeniler ile her şey değişecekmiş ve değişmiş gibi bir sürü şahane uydurular üretilir. Yeni medya ile, sanki üretim tarzı ve ilişkileri değişmiş, işin örgütlenmesi dönüşmüş, iş koşullarını kapitalist sınıf kontrol etmiyormuş gibi, süregelen egemen kuramların gittiği, onun yerine yenilerin geldiği, her şeyin sürekli değiştiği anlatıları sunulur. Bu şahane uydurulara göre: 

○ Sanki fırtınalı hava gibi, kitle iletişim teorisi ve araştırmasındaki değişmeler de çok hızlı ve önceden kestirilemez biçimde olmaktadır. 

○ Kitle iletişimi medyası biçimsel, içeriksel ve özsel bakımlardan dramatik olarak değişmektedir (Levins, 1997). Belki biçimsel olarak değişmeden bahsedebiliriz, ama öz ve içerik her zamanki gibi pazar bilişini yaratma ve perçinlemeye çalışmaktadır. Özde değişim, zaten öz ortadan kaldırılarak ve yerine görüntü ve biçim konarak yapıldı. 

○ Geleneksel kitle iletişiminin yönetenlerden yönetilenlere doğru olan tek-yönlü yapısı değişmekte ve onun yerini çok-kişiden çok-kişiye iletişim tarzı almaktadır. Bu uyduru, internetin potansiyel yapısı ile internette olanı karıştırmaktadır. Yerel, ulusal ve uluslararası sermaye, yönetimsel iletişimini artık internet aracılığıyla yapmaktadır. Bu yönetimsel iletişimin çoktan-çoğa olan bir demokratik iletişim olabilmesi için (interaktif olabilmesi için), sermayenin belirlediği içeriği ve koşulları, biz kullanıcıların/tüketicilerin değiştirebilmesi gerekir ki böyle bir şey olmamaktadır. Satış, pazarlama ve biliş ve davranış yönetimi, şimdi internet yoluyla da yapılmaktadır. Sermayenin bizden alabileceği hiçbir şey yok ki bizimle demokratik iletişime girsin. Sermayenin bize satacağı mal ve kendisine işlevsel olan bilişler var; bizimle ilişkilerini bu amaçlarla internette de düzenlemektedir. 

○ Medya sahiplik kalıbı dramatik olarak değişmektedir. Bu da bir uyduru: Kapitalizm sermaye başından beri tekelleşme türleri ile rekabet ve kontrol gücünü artırmaktadır. Tek kişilik sahiplikten, aile, aileden günümüzdeki çok uluslu şirket sahipliğine kadar olan değişimler, dramatik veya dönüşümcü değişimler değildir; sermayenin örgütlenmesindeki gelişmelerdir. Medya sahipliği başında kapitalist sermayeye aitti, şimdi de kapitalist sermayeye ait. Hangi sermayedarın veya sermaye gruplarının sahip olduğu, dramatik değişim veya dönüşüm değildir, çünkü hala neyin nerede ve nasıl üretileceğine, nereye nasıl dağıtılacağına karar verenler, çalışanlar değil, çalıştıranlardır. 

○ İzleyicilerin izleme alışkanlıkları ve kalıpları dünya çapında değişime uğramıştır ve hızla değişmektedir (Rideout, Foehr, Roberts, ve Brodie, 1999). Aile ile izlerken, şimdi tek başına izliyormuş; tek medya yerine aynı zamanda birkaç medya izliyormuş; bir şeyi parça parça izliyormuş. Ee, napalım? Gene izliyor ve hem de eskisinden çok daha fazla bir şekilde, çoklu medya kullanıyor. Sorun ne? Sorun Nielsen ve benzeri reyting ölçümü yapanların sorunu ve reklamcılarla medya arasında reklam fiyatını belirleme sorunudur. Merakları şu: Ölçme nasıl olsun ki reklam fiyatları; yeni koşullara uygun bir şekilde belirlensin. 

○ Yeni medya ile kültürler de sürekli değişime uğramaktadır. Hiç alakası yok, yeni medya ile kültürler değişmemektedir, yeni medyanın sermaye tarafından biçimlendirilmesi ile, endüstriyel kültürün yaygınlığı artmakta ve insanlar artık üretilen kültürleri kullanan ve tüketen durumuna düşürülmektedir. İnternet Cafe kültürünü internet yaratmadı, interneti ve internet cafeyi örgütleyen sermaye yarattı. Yani, değişimi getiren yeni araçlar değil, yeni araçların örgütleniş biçimidir. 

○ Gençler internete bağlı olarak büyümektedir ve interaktif medya evdeki hayatı yeniden tanımlamaktadır/düzenlemektedir (Plotnikof, 2003; Diaz ve Aratani, 2003). Yukarıda açıkladığımız gibi, bunun nedeni ne araç ne de gençlerin talepleridir. Bu teknolojik araçlar, sokakta ve insanla canlı ilişkide olan gençler ve özellikle düşünen ve gerçek yaşam koşullarıyla ilgilenen gençler sistemler için tehlikeli olduğu için, onların çeşitli şekillerde sisteme tehlikeli düşünce ve faaliyetlerden uzaklaştırılması gerekir. Dolayısıyla, yeni teknolojik araçlar sadece ticari satışı ve ilişkiyi hızlandıran ve çeşitlendiren bir şekilde örgütlenmemiştir, aynı zamanda gençleri “tüketiyorum, yiyor içiyorum, giyiyorum, “chat” yapıyorum, internette eğleniyorum, o halde varım” diye bile düşünmesini engelleyecek bir şekilde örgütlenmiş ve içerikle doldurulmuştur. Önemli olan, gençlerin nasıl izledikleri (kullanımı nasıl yaptıkları) değil, önemli olan gençlerin yeni medya kullanımının içeriği ve bu içeriğin getirdiği bilişsel ve davranışsal sonuçlardır. 

○ Kitle iletişimi akademisyenliğinde, yeni teknolojilerle ve çoğulcu metodolojilerle gelen bilgi çokluğu “aşırı enformasyon yüklemeyi” getirmiştir. Doğru, enformasyon yükünün aşırılığı “information overload” özellikle bilgisayarın çıkmasından sonra konuşulan konulardan biri olarak süregelmiştir. Fakat bu iddiada, önemli iki yan, sanki değişmez olarak düşünülmektedir ki bu yanlıştır. Birincisi, “siber uzay” denen internet dünyasına trilyonlarca “şey” doldurulmuştur. Fakat sorun, bunların ne kadarının “enformasyon/bilgi” taşıdığıdır ki, internet dünyasında kullanılan içeriklerin büyük çoğunluğu (a) biliş yönetimi aracı olan oyunlardan, (b) seksle ilgili materyallerden, (c) alışverişle ilgili sitelerden (ticari içerikten) ve ticariliği gizlenmiş bloglardan oluşmaktadır. Dolayısıyla, aslında “aşırı enformasyon yüklemesi” (information overload) değil, “aşırı çöplük yüklemesi” (junk overload) nedeniyle aranan enformasyona ulaşma zorluğu vardır. İkincisi, iletişim akademisyenliğinde, “information overload” ile karşılaşıp, şikayet etmek için, iletişim akademisyenlerinin interneti de kullanarak akademik araştırma yapıyor olmaları ve bilgi arayışında olmaları gerekir ki, Türkiye örneğinde, kaç akademisyen araştırma yapmakta ve bilgi peşinde koşmakta ve bunun için de interneti kullanmaktadır? Çok az. Bu azlığın en iyi göstergelerinden biri de, akademik dergilere gönderilen makale sayısı ve bu makalelerin içeriklerinde ciddi bir “ilgili incelemenin” bulunmamasıdır. 

○ “Kitle iletişimi dört tarihsel döneme ayırt edilebilir” diyor, Shaw ve diğerleri (2000): “Gazeteler ve mekan; magazinler ve sınıf; yayın (radyo-tv) ve kitle; internet ve uzay”. Dikkat edilirse, radyo ve televizyonun gelmesi ve yaygınlaşmasıyla, “sınıf” konusu ortadan kalkıyor ve onun yerini “kitle konusu” alıyor. İnternetle ise, artık konu kitle değil, “siber uzay ve siber uzayda özgürce gezinme” oluyor. 

○ İnternet, Maslow’un hiyerarşisindeki en yüksek seviyenin (kendini gerçekleştirme) gerçekleşmesini sağlamıştır. Bunu söyleyen, şunun fakrında değil, daha internet olmadan çok öncelerinden beri evsiz ve aç bir alkolik eline geçen parayı alkole yatırdığında “kendini gerçekleştiriyordu!” İnternet, pazar ilişkileri dahil, her ilişkide (kullanımda), işte bu tür kendini gerçekleştirmelerin aracı oldu. Olan bu, olabilir olan veya potansiyel olanı düşünürsek, internet her şey olabilir; ama “chat”, oyun, e-posta, ticari reklam ve mal alışveriş aracıdır. 

○ İnternet, cemaat/toplum kurma/inşa etme işini, radyo, televizyon ve diğer medya gibi (ve onlardan daha etkili bir şekilde) yapar. Aslında, internetin kurduğu cemaat/toplum, süregelen kurulu egemenliğin kendisidir. Dolayısıyla, teknolojik araç, bu aracın sağladığı özgürlük sınırları içinde, herkes tarafından gücüne göre kullanılır ve bu kullanımın bir özelliği de kaynaşma için değil, kaynaşmama içindir. Bunun en somut göstergeleri egemen yapılara karşı mücadele veren gazeteler ve dergiler olmuştur. 

○ Çoğu kişi interneti benzer görüşteki insanlarla ilişki kurma ve faydalı enformasyon elde etmede potansiyel araç olarak görür. Bu da internetin insanların siyasal konularda farkındalıklarını artırdığını, bu konularda birbiriyle iletiştiklerini ve siyasal çıktıları etkilediklerini belirten araştırmalarla desteklenir (örneğin, Livingstone et al, 2005; Shah et al, 2005; Tolbert and McNeal, 2003). Elbette bunu yapan insanlar vardır. Fakat bu araştırmalar, internette egemen olan “bilgi” dolaşımının ticari ve siyasal güç yapılarının yüklediği enformasyonlarla doldurulduğunu, tartışma gruplarının ve internet sitelerinin egemen ideolojik yapıların sözcüleri durumunda olduğunu, “çevrecilik” adı altında sunulan grupların aslında çevreciliği belli yönde biçimlendirmek isteyen sermayenin sözcüsü olduğunu bir kenara itmektedirler. 

○ Uzay çağındayız ve insanlar, fark etmez hangi sınıftan veya gruptan olursa olsun, birbiriyle bağlanma potansiyeline sahiptir. Bu doğru, fakat “potansiyeli” sanki oluyor gibi sunmayalım veya potansiyel olduğunu unutturmayalım. Ama unutuyor ve unutturuyoruz: İnsanlar sadece tanıdıklarına, onlara bir şey satmak isteyenlere, onlardan bir fayda sağlamak isteyenlere bağlanabilirler. Herkes herkesle, sınıf, güç ve çıkar vb ayırt edici özellikleri olsa bile, bağlanmaz, bağlanamaz. Gerçeği çok iyi anlayalım: İnternetin sağlayabileceği (olasılıklar) ile sağladığını (olanı) birbirine karıştırmamak gerekir. Elimizdeki cep telefonuyla biz Pentagon’a veya CİA veya MİT’e bağlanamayız; ama onlar bize istediklerinde bağlanır ve amaçlarını gerçekleştirirler. Biz çağrı cihazını (şimdi cep telefonu) bir zamanlar “yanımızda taşıdığımız köleliğimizin zinciri” olarak nitelerdik; çünkü patron her zaman ve yerde bize kolayca ulaşabilirdi. Elbette bireysel ilişkilerimizde, cep telefonu bizim için çok önemlidir. Fakat yönetimsel ilişkilerde, cep telefonu “bizi her an izleyen bir siyasal ve endüstriyel yapının” en gözde kitle iletişim araçlarından biridir. Gazeteler, Amerika dahil tüm dünyada önce yerel veya küçük topluluklarda ve kahvehanelerde toplu halde okunan ve tartışılan kitle iletişim aracıydı. Cep telefonu ise, işe tersinden başladı: Bireysel kişiler arası kullanım aracı olarak başladı ve örgütlü çıkarların yönetimsel aracı haline gelecektir. 

Cep telefonu, giderek, endüstrilerin en çok istedikleri, fakat televizyon ve radyoyla yapamadıklarını yapan gözde bir kitle iletişim aracı olmaktadır: Potansiyel tüketiciye (oy verene, kullanana, izleyene) her yerde her zaman ulaşabilme; hem de bireyselleştirilmiş mesajlarla. Şimdilik cep telefonunun yönetimsel amaçlı kullanımını, cep telefonumuzun numarasını bilen bankalar ve alışveriş yaptığımız iş yerleri bize gönderdikleri mesajlar ve promosyonlarla yapmaktadır. Cep telefonuyla olan yönetimsel iletişim giderek yaygınlaşacak ve bireyselleşecektir. 

Yeni medya (internet) üzerine eğilenler, diğerleri gibi, kendi odaklanma alanlarını meşrulaştırmak için, şimdiye kadar yapılan medya araştırmalarının (eski moda medya araştırmalarının) artık bir şey vermediğini belirtmektedirler. Yeni medyayı anlamak için çözümün MacLuhan’ın teorisi ile Deleuze ve Guattari’nin birleştiren anlayışta olduğunu belirtmektedirler (örneğin, Friedrich Kitler, 1999; Scott Lash, 2002). Bu anlayış, eski MacLuhancı teknolojik determinizmi yeni teknolojilere uzatmaktan öte gitmemektedir. Bu bağlamda en temel sorun, teknolojinin kendisinin doğası nedeniyle insan duyularını, düşüncelerine ve yaşamını değiştireceği masalıdır. Elbette yeni teknolojik araçlar insanlarda değişiklikler yaratacaktır; fakat yaratan teknolojiler değil, teknolojileri belli sonuçları sağlamak için biçimlendirenler ve teknolojik fetişizmle gelen kullanım tarzıdır.
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...