NSANIN VE MEDYA DÜZENİN GELECEĞİ

irfan erdogan

İNSANIN VE MEDYA DÜZENİN GELECEĞİ

Amazonun yağmur ormanları... Bu ormanlarda yaşayan ilkel kabilelere hareketli-satellite çanakları imperyalizmin kültürünü, dünya görüşünü, yaşam tarzını, umutlarını, beklentilerini, sevgilerini, başarılarını ve frastrasyonlarını, eğlence ve zevklerini ulaştırıyor. İlkel kabileler, kapitalizmin, toplumsal kültür ve eğlence pratiklerini toplumun elinden alıp, nasıl dört duvar arasına hapsettikten sonra, ticari mal olarak kullandığını ve parayla yeniden topluma sunduğunu ağızları açık izliyorlar. Kendi gelecek nesillerinin, yok edilmezse tabi, geleceğini seyrediyorlar. Nah, geleceğini seyrediyorlar! Gelecek onların değil: gelecek onlara, onlara rağmen gelecek ve iliklerini sömürecek bir gelecek. Seyrettikleri gelecek, gelecekteki sömürünün ve kendisini modern ve ileri sanan deliliğin ifadeleri...

Dünya iletişim düzeninin geleceğini planlayanlardan iki örnekle sonuca başlayalım:

Maxwell BBC'ye verdiği son demeçlerden birinde kendisinin hissedarlarına büyük para kazanacak 10 muhteşem korporasyonlardan birini kurmaya aday olduğunu söylemişti. Maxwell 2000 yılına ulaşıldığında dünyayı bir avuç dev iletişim firmalarının kontrol edeceğini söylüyor ve kendini bu devlerden biri olarak kabul ediyordu.

Time ve Warner birleştiğinde, Time'ın başkanı Nick Nickholas 6, 7 veya 8 tane dikey-entegrasyonlu kitle iletişimi ve eğlence firmalarının çıkacağını, ve bunlardan en az bir veya ikisinin Japon, ikisinin Avrupa ve birkaçının Amerikan liderliğinde olacağını, ve Time'ın da bunlardan birinin olduğunu belirtti. [3]

2000 yılının eşiğinde, dünya sisteminin ilişki düzeninde bağımsızlık mücadeleleri, statükoyu tutma ve yayılma politikası devam etmektedir. Kitle iletişim araçları ideolojik egemenlik, kültürel penetrasyon ve yayılma politikalarının gerçeklestirilmesinde yardım rolünü gittikçe daha etmen bir şekilde oynamaktadır.

Kapitalist dünyanın ve Amerikanın egemenliğine, özellikle Amerika'nın kendi imajında dünya yaratmasına karşı dünya çapında girişilen mücadelede en başarılı zamanlar 1970'lerdi ve bunun ürünü de birçok kararlar ve bu kararlarla alınan fakat büyük ölçüde başarısızlığa uğrayan tedbirler oldu. UNESCO'nun Mac Bride Raporu bu uğraşın ürünlerinden biridir. Rafa kaldırılmış durumdadır.

Kapitalist sermayenin milletlerarası kaynaklar, kaynakların kullanılışı, ve pazarlar üzerindeki egemenliği, üretim, dağıtım ve tüketimin kontrolu devam etmektedir ve bunda da yakın zamanda bir değişiklik beklenemez: Beş yüz kadar firma dünya üzerinde egemenlik kurmuş durumdadır, ve dünyanın üretim kaynakları onların kontroluna girmiştir. Yerel büyük firmalar da bu dev firmalarla işbirliğine girmek veya yok olmak gerçeğiyle yüzyüze kalmıştır. Neticede de, eğer uluslararasılaşamadıysalar, yaşam gereği olarak dev firmaların bir departmanı, temsilcisi, mal dağıtıcısı, montajcısı durumuna gelmişlerdir. Uluslararasılaşma, daha doğrusu üretimin, dağıtımın ve tüketimin uluslararasılaşması, gitgide artmaktadır. Fakat politikalar birkaç merkezde (New York, Tokyo, Paris, Londra) çizilmektedir.

Mal üretmek için gerekli araçlar, makineler, aletler, teknik bilgi ve politika, kitle iletişimi izleyicileri dahil, hepside belli ellerde toplanmıştır ve onların kontrolu ve yönetimi altındadır. Bu durumun değişmesi uluslararası ekonomik düzenin değişimini gerektirir. Bu nedenle, uluslararası güç kompozisyonunda değişim sadece ekonomik pazarın yayılması ve pazar entegrasyonları yönünde olmaktadır. Bunun da yakın zamanda değişeceği beklenemez.

Kaynakları elde etmekten ve kontrolden yoksun olanlar ise modern üretim araçlarına bağımlı ve "bitmiş, üretilmiş" son ürünleri tüketme yaşam biçimi içinde hapsolmaya devam etmektedir.

Dünya pazarlarındaki Amerikan ekonomik egemenliği, özellikle teknoloji alanında, gitgide zayıflamaktadır. İletişim gittikçe uluslararasılaşmaktadır. Sahiplik uluslararasılaşmakta, fakat imperyalizmin, özellikle Amerikan ideolojisinin, sosyo-kültürel alandaki ideolojik egemenliği gitgide yaygınlaşmaktadır. Bu da sadece geri bırakılmış ülkelerle sınırlı değildir. Amerikanın kültürel egemenliği aynı zamanda Batı avrupa üzerindedir. Japon'ya ticari kültür bakımından eninde sonunda Amerika'ya dönüşecektir. Japon gençliğinin kültürü dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi Amerikan kitle kültürünün taklitcisidir. Japon tarzının kendine özgülüğü japon kapitalistinin geleneksel kültürü silip süpürme yerine sömürmesindendir. Geleneksel kültürün iş ve bağımlılık anlayışı Japon kapitalistinin işine gelmektedir. Bu durum da Amerikan bireycilik anlayışının yaygınlaşmasıyla değişecektir. Amerikan bireycilik anlayışı ne ki? Kişi kişılığını ancak KENDİSİ İÇİN ALARAK, ALMAYI ÖĞRENEREK sağlar. Herşeyden önce BEN ve BEN'den sonra da BEN gelir. Kişi kişiliğini ve insanlığını toplum içinde diğer insanlarla ortak ve harmoni içinde yaşama sağlamak çabasıyla kazanmaz, dünyasını BEN'ciliğe yönelik bir çerçeveyle çerçevelemekle kazanır. Böylece toplumsal yaşam içindeki BEN sürekli kendisi için ALMAK, ELDE ETMEK amacıyla toplumu\diğer insanları iğfal etme yolunda adım atar. Bunun anlamı, aynı zamanda, igfal edemeyince de igfal edilmeyi normal bulup kabullenmesi demektir. Bu BEN'lik sistemini insanlığın en özgürcü ve ileri sistemi olarak yutturanlar, dünyanın sorunlarının hızla artırdıklarını, insanlığı ortadan kaldırdıklarını hasır altı ederler.

Avrupa, Fransa gibi birkaç ülkenin bütün direnmelerine rağmen, Amerikanın maymunudur: Avrupa kitle kültürü Amerikan kitle kültürünün Amerikalıya taş çıkartacak şekildeki kopyesidir. Bizdeki de... Ankara'da 1993 yazında diskoları gezdim. Amerika'da bu denli güzel ve çekici olarak düzenlenmiş bir diskoyu zor bulursun. Türklük ve\veya müslümanlık taslayan şehirliler bile, Türk geleneğinin davullu zurnalı düğününü yapmaktan utanç duymaktadır. Örneğin, bir ülkücünün veya milliyetçinin, bence, bir salon kiralayıp, bırak Batıdan çalınma ve batının takliti müziği, mehter marşıyla veya zeybekle falan bile düğün yapması ülkücü-hipokrasidir, kendini bilmemezliğe bir diğer örnektir. Hamzanın dediği gibi kendini bilseydi Batının bir diğer hunharlık hediyesi olan ülkücülüğe sarılmazdı. Geçen yaz, Ankara'da bizim semtte birkaç davullu zurnalı düğün oldu. Birçokları bunu hor gördü. Çünkü, hanzo olmayan, köylü olmayan modern insan, kapitalistin ticarileştirip yeniden biçimlendirdiği ve bir salona hapsettiği "modern" düğünü yapmayı ve balayına bir otele gitmeyi "normal bir ideal" olarak görür ve özler.

Almanya, Fransa ve ingiltere üçlüsü Amerikan kültürel egemenliğine karşı bir tehlike değildirler. Amerikan kültürel ürünlerinin egemenliğine karşı alındığı iddia edilen mekaniksel yasasal tedbirler de (örneğin Avrupa topluluğunun aldığı bütün tedbirler, kotalar, yasasal kısıtlamalar) kültürel alanda çalışmamaktadır. Ama ekonomik alanda etkenliğini Avrupa'da dev kapitalist firmaların çıkmasına yardım ederek gittikçe artırmaktadır. Bu da Amerikanın ekonomik imperyalizmine rekabetçi kısıntılar getirmektedir. Bu kısıntılara ve Amerikan ekonomik imperyalizminin gerilemesine rağmen, Avrupa Amerikanın en çok gelir sağladığı pazar olarak devam etmektedir.

Aynı haber ajansları dünya üzerinde haber akımını kontrolda egemenliklerini sürdürmektedirler. Associated Press'in durumu sağlam. UPI her zamanki gibi yaralanmaya açık. AFR Fransız devletine her zamanki gibi finans bakımından muhtaç, fakat güçlü. Reuter servise bağımlıdır, ve borsa ve diğer ticari haberleri anında alma ihtiyacının gittikçe artması nedeniyle, Reutors'a olan bağımlılık da artmaktadır. Gittikçe artan maaliyete karşı gelirlerin azalması bu ajansların her yıl güreştiği bir durumdur. Fakat bu ajansların yapısı nedeniyle (UPI dışında), maliyet hayati bir öneme sahip değildir.

Dünya ülkelerinin yönetici sınıflarının hemen hepsi dünya ekonomisinin dikte ettiği yönde, kendileri için verimli bir yol olarak media ithalını seçerler. Çoğunluk hem teknoloji ve hem de ürün bakımlarından dış pazarlara bağımlı kalmaya mahkum edilmişlerdir.İhraç eden ülkeler ise, öncelikle, endüstrileşmiş ülkelerdir. İhracatta başı Amerika çeker. Onu kapitalist batı ve japonya takip eder. Bu kapitalist egemenliğe büyük ölçüde bölgesel dağıtım yapan Meksika, Brazil, Venezuela, Hindistan, Çin, Mısır ve Nigerya rakip olmaya aday bile değildir. Bu ülkelerin yaptığı Amerikan taklitçiliğidir. Zaten teknolojik araç üretimini yapacak teknolojiye sahip değildirler. İleti üretiminde (programlar, filmler, haber, eğlence) Amerikan taklitciliğini sadece geri bırakılmış ülkeler değil, aynı zamanda gelişmiş kapitalist ülkeler de yapmaktadır. Neden? Hem sattığı için, hem de kültürel imperyalizmin bir sonucu olarak.

Egemen düzendeki yakın gelecekte olacak değişiklikler, eğer dünya pazarlarının kontrolunda, egemenlik ilişkilerinde ve pazarın yapısında önemli devrimci değişiklikler olmazsa ki böyle bir değişimi yaratacak karşı güç yok henüz, 1980'lerden beri olana paralel olarak gidecektir. Değişiklikler egemenlik düzen ilişkilerinde değil, iletişim teknolojisinin hız ve kapsamının gelişmesinde, örneğin glass-fiberların yaygın bir şekilde kullanılmasında, kablo tv'nin yaygınlaşmasında, yayın kanallarının çoğalmasında, Tv ile kompütürün birbirine entegrasyonunda olacak. İletişim şebekelerinin fiber-optik kabloları kullanmaları yaygınlaşacak. Bu bakımdan alt-yapısı yeni kurulan pazarlar, bakır tel veya coaxial-cablo yerine fiber-optiki seçme olanaklarına sahipler. Bu da tabi uluslarası şirketlerin çıkar hesaplarına bağlıdır.

Fiber-optiks sadece sayısız enformasyonu anda taşıması yanında birkaç önemli avantajlara sahiptir: Bakır-tel yüksek kalitede video imalı taşıyamaz. Coaxial kablolar pürüzsüz video-taşırlar. Fakat uzağa gönderebilmek için yükselticilere ihtiyaç vardır. Ayrıca kablo iki-yönlü iletişime olanak vermez: Akım tek yönlüdür. İki yönlü akım kalitesi çok düşük bir sonuç verir. Fiber optiks bu iki faktörde de üstündür. İki-yönlü iletişime olanak tanır. Coaxial kablo her 700-800 metrede bir yükseltici gerektirir. Fiber kilometrelerce yükseltiye ihtiyaç gerektirmez.

Dünyada fiber-optik sistemi kurma hızlanmaktadır. Amerikanın korkusu japonyanın hızı karşısında kendinin yaya kalacağıdır: Amerikanın fiber optikte birinci sırada olan Corning firmasına göre, Japonyanın sisteminin hepsini 2015 yılında tamamlamayacağı beklenirken, Amerikanınki, eğer bu hızla giderse, 2037'ye kadar sürecek. Bu GNP'nin Milli gelirin % 30 artması ve dünya pazar egemenliğinde Japonyanın güçlenmesi demektir. Almanya ve Fransa da hızla iletişim teknolojisinin gelişmesi girişimlerine devam etmektedirler.

Yakında, fiber'lardan geçen mesajlar kompütür dilinde kodlanacak ve az yer kaplayacak şekilde depolamak ve daha hızlı iletmek için ileri-karmaşık devre ile sıkıştırılacaktır. Görüntüler ses gibi kolay ve hızlı bir şekilde iletilecek. Film ve televizyon programları digital olarak video-servisci denen kompütürlerde depolanacak ve aynı kolaylıkla evlerde uzaktan komandanın bir tuşuna basarak seyredilmek için çağrılacak. Şebekeler aynı zamanda tek-yönlü-değil, iki-yönlü iletişime olanak verecek: Kullanıcılar istediklerinde istedikleri kişiye data, ses, görüntü gönderebilecekler. Hatta iki kişi ekranda birbirini görerek iletişimde bulunacaklar (bu son, pahalıya mal olduğu için olmalı tutulmadı herhalde. Birkaç sene evvel küçük ekranlı bir telefonda, bir firmanın deneme gösterisinde kullanmıştım. fakat pazara sürmedi nedense.). Fakat şimdi bu telefona eklenen bir araç olarak değil de, televizyon veya kompütür monitorunun sağladığı olanaklardan biri olacak.

Çizgi filmlerini yapmak için bir sürü artisti tutma gereği ortadan kalkacak, artisler kendilerini sokakta başka iş arıyor bulacaklar. Çünkü, örneğin, Walt Disney, Marvel Comics gibi endüstriler çizgi filmi ve dergi endüstrisini tamamiyle kompütürleştirecek. Alaaddin filmini gördünüz mü? Görün de ne demek istediğimi anlayın. Walt Disney böylece dergi ve dar-sahne (televizyon) sınırını yırtıp dünya çocuklarına ve onların anne ve babalarına çizgi film öyküleriyle faşist öğretinin geniş ufuklarını daha da açıp genişletecek. Neticede, örneğin, Ülkücüler, Dazlak-kafalılar, Aryan ırkı koruma peşinde koşanlar götlerinde levy's, ağızlarında Malboro, sol ellerinde Pepsi, sağ ellerinde 9 mm'lik S & W vatan kurtaracaklar. Tabi kurtarma peşinde oldukları vatan'ı gerçekte uluslararası sermayenin pratikte malı olduğundan ve bu malı savunduklarından haberleri bile olmayacak.(Sanki evvelce haberleri vardı da!) Neden? Kafeinli Pepsiden, Coca Cola'dan, Levy's'dan, Madonna'dan, Hollywood'dan, FM'den falan olmalı... Yetmiş yıl sovyetleri soyan yeni Rus demokrasisinin yeni ülkücüleri de buna alkış tutacak. Çizgi filmlerini dünya çocukları (ben dahil) çok seviyoruz (doğma-büyüme faşitliğimizden olmalı). Evrensel bir yapıya sahip. Çizgi filmlerinin (ve diğer popüler ürünlerin) içsel evrenselliği, evrensel korku, sevgi, öfke, kin, haklılık, haksızlık, doğru, yanlış, ve kendini müdafa etme gibi duyguların Amerikan mülkiyet-faşizmi çerçevesi içinde işlenip sunulmasındadır. Diğer bir deyimle, Walt Disneyin (Hollywood'un ve Madison Avenue'nun) evrenselliği evrensel duyguların sömürüsünden ve bu sömürü yoluyla belli bir tarzda biçimlendirilmesinden dolayıdır. Yapılan şey çizgi filmlerinin içeriğini evrenleştirme değildir, duygusal-evrenseli bu içerik içine yerleştirmedir. Evrenselleştirilen Disney Faresi gerçekte, evrensel farenin Amerikanlaştırılmasıdır. Kısaca, Walt Disneyin faresi İmperyalist bir faredir, ve kompütürleşme sonucu bu fare dünya üzerinde daha çok evlere girecek, daha çok izlenecek, daha çok ateşli, istekli, arzulu hastalıklara sebep olacak. Farenin bu imperyalizminden sadece Walt Disney değil, aynı ve hatta çok daha büyük oranda, Mattel gibi çocuk oyuncağı endüstrisi, McDonalds gibi hızlı-ye-hızlı-Çıkar endüstrisi, çocukları iki ayaklı yürüyen reklam tahtasına çeviren giyim-moda endüstrisi gibi diğer endüstriler büyük fayda sağlamaya devam edecekler.

Televizyon filmlerinde ve programlarında ve yayınlarında kompütürün kullanılması yaygınlaşacak. Eskiden iletişim ürünü ortaya çıkarmada beceri, profesyonellik, ilave tekniksel araçlar, ve zaman alan çalışma gerektiren profesyonel-iş komputürle saniyelik bir zamana inecek ve kolaylaşacak. Türkiye gibi alt yapısı kurulmakta olan ülkeler hızlı değişme karşısında, modern teknolojiyi aldık sevincini daha hisseder hissetmez, transfer ettikleri teknolojinin bazıları eskinin kağnı arabası teknolojisine dönecek, geride kalacak. Bu ülkeler eskiyen iletişim sistemlerini daha doğru dürüst öğrenmeye fırsat kalmadan değiştirmek zorunda kalacaklar. Düşün benim kompütürüm üç sene evvel "en güçlü" personal kompütürdü, şimdi "başlangıç kompütürü" oldu. Programlarımı yeniledim, fakat programın yeniliğinden faydalanabilmem için kompütürü değiştirmek zorundayım. Aksi taktirde yeni programı kullanamıyorum, çünkü çok yavaş ve sinir bozucu. Bu nedenle eski programı kullanıyorum. Eski program da öyle eski falan değil, bir yıl önce çıktı. Benim kararım benim ihtiyacıma göre yaptığım ekonomik bir karar. Fakat gene de, teknolojinin ve çevrenin baskısından kurtulma olanağı çok az. Altı aydır direndim, fakat yakında en son sistemi kuracağım. Kaçınılamaz bir gerçek, çünkü yapılan reklam ve propaganda ve çevre baskısına boyun eğmemek olanağı çok az: Geride kalmamak. Fakat gerçekte, geride kalmamak demek, başkalarının kontrolunda olan teknolojinin geriye düşen gölgesine takılıp sürüklenmek demek. Yani bağımlılık. Toplumda iletişim sistemi ve ürünlerini satma ve satın alma komusunda kararlar kamu çıkarı ölçüsüne göre verilmez, kişisel çıkarların belirlediği kararlara göre verilir. Neticede her teknolojik ekleme yeni ürünleri gereğince kullanabilmek için satın alınmak zorunluğu reklamıyla gelir ve satın alınır. Kısacası, İletişimde daha teknolojik bir aracın kullanılması doğru dürüst becermeye başlandığında, bu araç demoda olacak. Sen de ya onunla demoda olacaksın ya da yenileyeceksin. Baskı yenileme yönündedir.

Komputürün en büyük yardımı basın ve yayım alanında da olmaktadır. Eski pofesyonellik yerini kompütürle çalışmayı öğrenme şekline dönüşmektedir. Bu gittikçe Türkiye gibi ülkelere yayılmaktadır. Dış pazar bilgisinin azlığı nedeniyle orta ve küçük halli örgütler kompütür ve dizgi\basım programları seçiminde demode olmuşları almaları da yakında ortadan kalkacak. Gazetecilikte kompütürleşme, muhabirler haberleri haber-yerinden telefonla çantasındaki küçücük ve güçlü kompütürünü gazetesindeki kompütüre modemle bağlayarak haberi veya yazısını hemencecik girecek. Bu da gene bazı profesyonellerin işini gereksiz bırakıp, onları ekmeğinden edecek. Bu nedenle çıkan çekişmelerde, işçi işinden olurken, sendika rüşvetle cebine biraz daha çok para indirecek.

Tabi ki gelişmelere ayak uyduramayan yasasal değişim gereksinmeleri, her zamanki gibi gerginlikler ve çatışmalarla, sonunda yeni teknolojik düzenin arzuları yönünde düzenlemeler getirecek ve engelleyici eski düzenlemeler silinip gidecek. "Gelişmelere ayak uyduramayan yasasal değişim gereksinmeleri" ne demek? (a) Ya, eskiden güçlüyken şimdi güç mücadelesinde yenik durumda olanı koruyan eski yasaların değişmesi demek, ya da (b) güçlülerin eskiden çıkarlarını koruyan, fakat aynı güçlülerin de yer aldığı yeni güç kompozisyonunda çıkarların kolayca gerçekleşmesine köstek olan yasalar demektir. Monteskiyo ve Stuart Mill gibi amcalar mezarınızdan kulaklarınızı açıp iyi dinleyin, kanunların ruhu güçlünün borazanından gelen müziğe göre dans eder. Etmezse ne olur? Kanunların ruhundan tuz ruhu yaparlar. Sen hiç üzülme, o ruhu yıkarlar, temizlerler, kurularlar, mandalla güneşe asarlar, bir de bakarsın ki yeni bir ruh oluvermiş. Nasıl olur da böyle olur: Demokratik halk oyu ve demokratik siyasal katılma falan sayesinde olmaz mı yani? Demokratik halk oyu ve demokratik siyasal katılma demek, kümesteki tavukların tilkiler arasından seçim yapması gibi birşeydir: Eğer seçim gerekirse, tavuklar seçmez, tilkiler seçtirir. Tavuklar demokrasi, haklar falan diye sokağa dökülürse, tilkilerin kiraladığı diğer tavuklar tarafından fena halde gagalanır. Tavukların, hiç değilse, yaşamları boyu gördükleri ve tecrübelediklerine bakıp şunu anlaması gerekir: Halk oyu ve katılma demek "senden istenene katılman" demektir, "senden istenenle uyuşmayan, senin kendi istediğine" değil. Halk oyu ve katılma ideolojisi, Yunan kölelik-demokrasisinin, kölelerin kendisinden kendisinin sorumlu olduğu ücretli-kölelik biçimine dönüştürülerek "modernleştirilmiş" şeklidir. Daha da modernleşecek.

Bütün gelişmelerin başarısı aynı zamanda tüketici diğer firmaların ve kişilerin ne kadar işine yarayacağına ve ne kadar yaygın olarak kullanılacağına bağlıdır. Düşün, her hafta en az bir kez bankada sıraya girip en az yarım saatini kaybetme yerine, elektric, hava gazı, kredi kartı vs gibi ödemeleri çek yazarak, zarfa koyarak ve pul yapıştırıp postalama ve hatta bazen postahanede pul almak için uzun kuyrukta bekleme yerine, sana bunları evinde masanın başında Tv-kompütürünün önünde yapma olanağı sağlayan bir teknolojiyi tercih etmez misin? Elbette edersin. Nefret ettiğim CITIBANK'a gitme yerine, şimdi ben, ayda CITIBANK'a 15 dolar ödeyerek, kompütürümle CITIBANK'taki hesabımı acıyorum, para transfer ediyorum, çek yazıyorum, ödemelerimi yapıyorum, açık çek yazıp, arada yaptığım gibi para cezası ödeme konusu da kalktı çünkü ne kadar hesabım olduğu karşımda duruyor. Bu sadece başlangıç. Data bankalarını kullanma şimdi çok sınırlı. Yeni data bankaları açılacak, ve kullanımı yaygınlaşacak. Gidip VCR kaseti alıp makineye koyup seyretme ve sonra sarma ve geri götürme ve para ödeme yerine, Film kütüphaneleri kurulacak. Bu kütüphanelerden istediğin zaman istediğin filmi, evinde rahat koltuğunda, kompütürünle kütüphaneye bağlanıp, seyredebileceksin. Aile fertleri evde birbirinizi unutup, birbirinizle, tv-video'dan geçerek sosyal ve sevgi ilişkisinde bulunacak.

Alışverişte en büyük dertlerden biri olan tabantepme de kısa zamanda ortadan kalkacağa benzemez. Ama kalkacak: Keşke taban tepip, saatlerini ve hatta birkaç gününü harcayıp alışverişe gitme yerine, alışveriş ayağımıza gelse olmaz mı? Düşün hem para kazandırıyoruz, hem de tüccarın ayağına gidiyoruz. Adalet mi bu? Adalet nerde var ki? Durup dururken bir de adaletin adaletsizliği hakkında inşallah nutuk çekmeye başlamaz diye dua ediyorsun değil mi? Hadi acıdım. Çekmeyim. Fakat iyi bir haber vereyim: Çok uzak olmayan gelecekte Pizzayı ve McDonald'sın dönerini bile kompütürünle sipariş edip ödeyeceksin. Onlar da, pizayı veya döneri, kendi kompütürlerine yükleyip sana gönderecekler, sen de senin kompütüründen alıp sıcak sıcak yiyeceksin. Yok, devenin nalı!. Hiç de değil: Call-girl denilen kızlar var ya, telefon ediyorsun, randevu alıyorsun, ve ofisine geliyor. (Bilmiyor musun? Yok mu bizde? Vardır, vardır). Telefonda kızın ne biçim biri olduğunu bilemezsin. Buna da yeni teknoloji çare bulacak çok yakında, hiç üzülüp ağlamayın, feleğe kahredip keder bağlamayın: Yeni teknolojiyle, senin telefonun benim telefonum gibi komputüre bağlı olacak. Kompütürüne "Call-girl için Madam Fifi'ye telefon et" diyeceksin. Edecek. Telefon ettiğinde, madam sana kızların resimlerini değil, kendilerini seksi bakışlar ve kıvranışlarıyla canlı ve heyecanlı bir şekilde senin duvar kadar büyük Tv-kompütür ekranına sunacak, sende görerekten seçimini yapacaksın. Ardından da, uzaktan kumanda-klavyendeki "kızı getir" tuşuna basacaksın (veya eğer kompütürüne ses-tanıma kartını koyduysan, "kızı lütfen getir" diyeceksin), kız da fiberglass-highway'den kayarak, yani kompütürün içinden saniyesinde zangadanak yanına damlayacak. Olmaz böyle şey diye gülme... Olur: Marshall McLuhan amcanın görüntülerin üçbuyutlu bir şekilde etrafını sarmasıyla duyulan virtual reality\total gerçeklik hissini bilmiyor musunuz? Ben biliyorum: Toronto'da (Kanada) MCLuhan'dan esinlenerek yaratılan böyle bir müzede, sihirli halıyla oturup dünyayı gezdim. Halının üstünde bulutlar arasında süzüle süzüle, Amerikan ve Rus casus uydu'larına poz vere vere, İstanbul'a bile gittim. Kapalı çarşıyı gezdim. Taj Mahal'ın bahçesinde dolaştım. Ardından, bu eski teknolojiyi Aladdine bıraktım. Lambaya koydu. Ben de, fırsat varken bir de aya gideyim dedim. Modern teknolojiyle, aya sarsıntılar içinde seyahat ettim. Görüntülü-hayali gerçeğin üzerine çakıştırarak yaratılan "virtual reality" bu!. Komşusunu dikizleyerek veya Playboydaki resimlere bakarak hayal edip otuzbir çeken gencin yaşadığı gerçek kadar bile gerçek olamayan bir gerçek yani!. Doğru: Teknolojinin de elbette bir sınırı var. Fakat umut ve hayal işte, anlıyor musun?. Hayallerin bittiği yerde yaratıcılık sona erer mi dersin? Hayallerin bittiği yerde gerçekler acımasızca egemendir. Gerçeklerle yaşayıp, gerçekleri geçmeyi hayal etme yaratıcılığın itici gücüdür. Yaratıcılık hayallerle değil, gerçeklerle karşılaştığında ve gerçeklerle güreştiğinde canlılığını bulur.

Geri bırakılmış ülkeler leri gitmek için adımlarını her kaldırdıklarında dengelerini kaybedip geriye devrilecekler, çünkü her ulaştıkları yeni safha kendinden öndekilerin gerisi olacak. Yani, öndekilerin gerisini koklayarak gitmeye mahkum bırakılanlar, ilerleme nutukları arasında, yaptıkarı koklama işine devam edecekler. Bu ülkelerde "ne ararsan var" olacak. Olmayan olmayacak. Olan da olacak. Olanın üstüne yatanlar, rahatça hayat sürerken; Olmayanı paylaşamayan kitleler de, olanın hayaliyle olmayanla yaşarken, birbirini yemeye devam edecekler.

Amerikan görüntü-araçlarının egemenliğiyle gelen hizmet sayesinde gazete okuma süresi Amerikadaki teknolojik süreye inecek: Günde 20 dakika. Bu yirmi dakikanın ilk dakikası ilk sayfaları çevirmeyle geçer, kanlı-heyecanlı başlıklar okunur, sonra da reklam sayfalarında ucuzluk veya satış ilanları inceden inceye incelenir. Kitap okumaya ne olacak? Kitap okuma, metrolar kurulduktan sonra artacak. Yeni kütüphaneler açılacak. Heryerde millet, erkekler ceplerinde ve kız\kadınlar da çantalarında kitap taşıyacaklar. Kamu örgütlerinde çalışan memurlar örgü örmeye, çaya ve Marlboroya devam ederken, siyaset yerine televizyon ve kitap konuşacaklar: 900 numaralar, sabun operalar, gerçek cinayet öyküleri, kurgular, başkalarının aşkları, başkalarının hayatları, başkalarının kinleri, nefretleri ve dertleri, başkalarının zenginlikleri ve villaları... Okumak sadece trende, büroda ve evde yatakta olacak, ve macera ve gerçek hayat cinayet hikayeleri çok okunacak. Bunun dışında okumaya gerek kalmayacak, çünkü televizyonun rahatlığı dururken kitap okuyup anlamaya çalışmak zor gelecek. Amerika'daki okuma-yazma yoksunluğu bu ülkelere de sirayet edecek: Amerikada 50 milyona yakın kişi "baba\anne şu aritmetiği çözemedim" diyen ilk okul çocuğuna yardım edemeyecek durumda. Okuldaki öğrenciler de ödevlerini kompütürlerindeki CD'lerindeki paketlenmiş bilgilerden çağırarak, okumaya bile gerek duymadan, yazıcıda basarak hazırlayacaklar. Kısaca modern kitle kültürü ekonomik bakımdan geri bırakılmış ülkeleri, kendi halkı gibi, duygusal ve entellektüel bakımdan da geriletecek. Nasıl? Şu an benim seyrettiğim gibi programları seyrederek. Programın adı: Hollywood Babylon. Konu: Marlon Brandon'un oğlunun üvey-kardeşini öldürmesi ve bunun yeniden kurguyla görüntülerle anlatılması. Ardından da Grace Kelly'nin güzelliği, seksi ve muhteşem hayatı...

Alıştığımız pazar oyunları devam edecek elbet: PTT'nin TRT'nin işine burnunu sokması, korsan yayınlar, yasaların değiştirilmesi için çıkar çevrelerinin sunduğu değişiklikler ve yaptığı baskılar gibi; Kablo firmalarının telefon ve hatta televizyon işine göz dikmesi gibi; Televizyon firmalarının kabloyu tekellerine almaya çalışması gibi; Uluslararası firmaların ve onun iş ortaklarının veya işbirlikçi mümessillerinin Türkiye'de televizyon yayınının kamu tekelinden alıp özel sermayenin eline vermeye çalışması gibi; Bazılarının işine geldiği için kurulu yasalara sığınması ve yasalarla "haklar haklar, ayağıma basamazsın, benim mahallemde volta atamazsın, poz satamazsın" diye öterekten Devleti kullanarak rakibi kurşunlaması gibi... Bu mücadeleler devam edecek elbet. Kazanan kim olacak? Sermayesi ve politikasıyla güç mücadelesinde, tüketicileri de kazıklayaraktan, üstün gelenler elbet.

Yeni girişimler Amerika, Japonya ve Avrupa kapitalistleri tarafından hız kazanmaktadır. Amerika'da 1992'nin sonunda TCI firması 500 kanal sunma girişimine başladı. Bu yıl (1993) Time-Warner Florida, Orlando'da 4000 aileyle test edilecek iki-yönlü iletişim şebekesi kurma yolunda. Cablevision benzer girişimi New York'ta yapmak istiyor. Bell Atlantik New Jersey eyaletinin bütün sistemini 2010'yılına ulaşıldığında fiber optik yapmak için anlaşma yaptı. GTE kaliforniya'da fiber-optik ve yaygın kullanımlı interactive şebeke sistemi geliştiriyor, Bell South firması güneyde fiber'la video ileten ilk firma oldu. NYNEX New York'ta bir firma için fiber şebekesi kurdu. Telecommunications firm Ingiltere ve Amerika'da modern şebeke denemesi yapıyor. Tv sinyallerini digital biçimde gönderme girişiminde. CABLEVISION ileri iletişim şebekelerini 1 milyon NewYork evine getirmeyi planlıyor. AT&T Meksika'da 54 Meksika şehrini ve 10,000 kilometreden fazla fiber optik sistemle donatma anlaşması yaptı. Benzeri girişimler Japonya, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde de olmaktadır. Bunların pazarda para yapanları yakında yaygınlaşacaktır. Fiber-optik kesinlikle, eğer ondan daha iyi bir teknoloji ürünü çıkmazsa, bakır-teli ve büyük ölçüde coaxial-kablonun yerini alacaktır.

Dünya iletişim düzenine yakın zamanda olabilecek ve gelebilecek tehlike ne? Yeni ve bizim bilmediğimiz birşeyin olacağını beklemek büyük iyimserliği gerektirir. Bugünün mücadeleleri yeni boyutlarla devam edecek elbet.

Gümrük kapılarının önemi dışardan yayın ve uydu yayınlar nedeniyle ortadan kalkmaktadır. Almanya ve İngiltere kuzey komşularından yapılan porno yayınları durdurma olanağına sahip değildirler ve ne yapacağız çıkmazı içinde bocalamaktadır. Halk şifre-çözücü-kutular satın alarak porno televizyon sinyallerini çözerek bu porno filmleri seyretmektedir. ingiltere ve Almanya bu yasa dışı decoder-kutu satışını da durduramamaktadır. Türkiye'de şeytan kutusundan ezan ve dua sesi bile gelmektedir: Bu bize, eskiden şeytan kutusunu red edenlerin, şeytanın şeytanlığından faydalanmayı çıkarlarına uygun bulduklarını gösterir. Ticaret ticarettir. Laik veya tesbihli Kapitalist tüccar şeytana da meleğe de satar. Muslim fundamentalistler bile tüketmek zorundalar, ve hangi kefende ve kılıfta ve gelirse gelsin, ne kadar kendini sınırlarsa sınırlasın, dünya pazarındaki egemenliğe boyun eğmek zorundadır. Şeytan Amerika'yla Allah'lı İran ilişki içinde değil mi? Hem de nasıl! Şeytandan almayı red etsen bile, şeytanın yoldaşından veya akrabasından veya arkadaşından almak zorundasın. O zaman, soruyu tekrarlayım, dünya egemenliğine tehlike nerden geliyor? Fezadan değil tabi, egemen düzenin kendi içinden. Kısa dönemde, şu an, en büyük tehlike masrafları artırıp karları düşürecek şekilde rekabet etmede ileri gitme ve haddinden fazla konsentrasyon (=birleşip büyüme ve bir alanı tümüyle eline geçirme.). Bu nedenle Amerika'da, örneğin, belli bir büyüme ve rekabet çerçevesinden sonra, karları artırabilmek için bölünmeler olur ve ardından yeni birleşmeler: Bölünmeler, ne şekilde sunulursa sunulsun, gerçekte, sermayenin, pazarda hareketliliğini sağlamak ve daha çok gelir elde etmek için pazarı yeniden canlandırmadan başka birşey değildir.

Peki ürün (ileti) akışı? Amerikan pazar hakimiyeti satışlarında Avrupa ve japonyanın artan etkisiyle karşılaşsa bile, ideolojik hakimiyeti daha da yaygın ve belirgin hale gelecek. İleti ürünleri hangi ülkede üretilirse üretilsin ideolojik ve yapısal bakımdan "ben Amerikalıyım" diye bas bas bağırmaya devam edecek. Bu bağırana bağırlar aşkla ve zevkle açılacak: Bıktım dünyanın halinden, vur sineme öldür beni!. İnsanlıktan adım adım uzaklaşılıp, pazar gerçeklerinin verdiği vücutsal ve psikolojik zevklerle Amerikan ideolojisinin hayallerine biraz daha çok sarılınacak. Az gelişmiş ülkelerin şehirlerinde, televizyonun da değerli öğretisinin yardımıyla, geleneksel, tanımadığın insana saygı ve hürmet ve dayanışma, kadına ve ihtiyarlara sokakta saygı (evde dayak) ortadan kalkacak. Onun yerine, sokaklarda gençler uyuşturucu madde kullanıp, kadın ve ihtiyarları, ve komşularının evlerini soyacak. Kimse kimseye güvenmemeye başlayacak. Sokakta diğer bir tanrı kuluna selam verme ortadan tümüyle kalkacak. İnsanlar gözgöze gelmekten korkacak. Televizyonda millet örgütlenmeye ve örgütlü mücadeleye değil, pasifliğe ve boyunsunmaya davet edilecek: Polisler ve televizyonun kullandığı kapitalist ideolojinin bilgiçleri sürekli "biri seni soymaya mı kalktı, sakın direnme ver neyin varsa" diye "mücadele" tavsiyesinde bulunacak. Parklarda, cinayetler işlendiği ve kızların zorla ırzına geçildiği için, kimse rahat dolaşamayacak, hava kararmaya yüz tutar tutmaz parklarda kimse kalmayacak. Lezbiyanlık "birbirini en iyi anlayabilenlerin" özgür seçim ve özgür seksüel ifadeleri olarak sunulacak. Birbirini anlamayan erkek-kadın evlilikleri de aynı faşist ilişkiler içinde daha çok boşanmalarla sonuçlanacak. Alternatif yaşam tarzı sosyalizm veya "mal varlığını herkesin insanca yaşayabileceği bir şekilde bölüştüren bir düzen" falan olmayacak, homoseksüelerin tarzı alternatif yaşam tarzı olarak nitelenecek. Televizyonlarda en çok tartışılan sosyal sorunlar eşcinsellik, lezbiyanlık, çocuk aldırma, köhnemiş-bekaret ve özgür seks, uyuşturucu madde trafiği ve kullanma, ve binbir çeşit cinayet olacak. Otobüsleri filmlerdeki polisten kaçan haydut gibi süren, insan kılığındaki sürücü denen acaip-mahluklar delicesine sürmeye devam edecek. Yolcular da çığlık çığlığa davar gibi korkuyla altına ederekten yerinde oturacak. Yeni kurulan metrolar evsizlerin ve farelerin mekanı olacak. Irkçılık ve azınlıklara karşı düşmanlık haddinden fazla artacak. Ülkücüler ve milliyetçiler kafadan sakat, hunhar, demokrasi ve çoğulculuk düşmanı bireyler olarak nitelenerek, düzenin ırkçılığı onlara yüklenecek. Amerikan düşmanlığı artan Amerikan sevgisi oranında yayılacak. Genç erkekler kulaklarına küpe, ayak bileklerine altın-zincir takacak. Genç kızlar üç numaraya saçlarını vurduracak, Schick ile sakal traşı olacak, üç-parça elbise giyip pipo tüttürecek. Piponun içinde de haşhaş olacak. Homoseksüeller erkek-bıyıkla ve çevre-sakalla sokakta öpüşerek dolaşacak ve şehrin en ilerici bölgesinde yaşayıp merdiven önlerinde seks yapacaklar. Kediler "miyav" demeyi bırakacak, ötmeye başlayacak. Köpekler havlamayacak, gıd gıd dıdaaak diyecek. İnsan hakları çevre-sakallı ve palabıyıklı eşcinselleri koruma, adi suçluları polis sopasından kurtarma, kadınları evdeki-erkeğin geleneksel köleliğinden alıp kapitalist-erkeğe satma, çocukları ana ve babalarının şerrinden koruma, sigara içenleri siğara içmeyenlerin saldırısından kurtarma hakkı olacak, ve sürekli tartışılacak. İşçi grevleri ve istekleri toplumun çıkarlarına karşı olarak nitelelenecek ve devlet başkanları televizyonda, Türkiyenin Amerikalılaşmış-başbakanının 1993 yaz ayında yaptığı gibi, halka bunu etraflıca açıklayacak. İşçi sendikalarının bir eli işçinin diğer eli de kapitalistin cebinden çıkmayacak. Televizyonlar sendika liderlerinin mafya olduğundan ve hırsızlığından bahsedecek. Özgürlük "Istediğini yapma" olacak ve özgür insan etrafına bakacak, yapacak-birşey yapacak yapmasına da, ne yapacak? Yapmak bile para olacak. Yeterince parası olmadığı için de yapamayacak. Yapamayınca da yapmak için kendinden güçsüzleri soyacak. Özgür insan iş ve televizyonun ötesinde ne istediğini anlayamayacak. Kendini yemeye ve içmeye verecek. Seks ağızlardan düşmeyecek: Havada kalacak. Kadınlar ve erkekler arasında "kendini arama" moda olacak. Genç kadın kocasını bırakacak ve tüketerek ve tüketilerek "kendini aramaya" başlayacak. Kızla yattıktan sonra ilgisi azalan ve gözü pazardaki başka mala dönen gence, kız "neden" diye sorduğunda, "özgürlüğüm" diyecek, "arayış içindeyim, kendimi anlamam, ne istediğimi bilmem gerek." Erkeklerin ve kadınların çoğu aynı kalacak: Erkek ve kadın olarak... Çocuklar dayak yemeyecek eskisi gibi. Çocuklar televizyonda sevgiyi "birşeye sahip olma, birinin ona kitle tüketim ürünlerinden birşeyler vermesi" olarak öğrenecekler. Vereni o gün sevecekler. Vermeyeni tanımayacaklar bile. Çocuklar ve kadınlar kapitalist tüketim endüstrisinin kitle iletişimiyle eğlendirerek ve güldürerek kitle kültürü ideolojisinin bayrağını taşıyan, kapitalistin gözbebeği özgür bireyler olacak. Hemen her tüketim malı kendisinin sahip olduğu nitelikle değil seks ve seksiliğe kurulan hayali ilişkisiyle satılacak, satın alınacak ve giyilecek. Televizyonlar haberlerde bile haberlerini seksle satacak: Seksi kadınlar güzellikleriyle erkeğin gerisinde veya yanında veya erkeğin önünde boy gösterecek. Erkeğin egemenliği televizyonda ve radyoda gür ve kalın ses tonuyla kurulmaya devam edecek. Kadın sunucular ve sunucunun yanında kumru gibi süzülenler, orasını burasını teşhir ederek televizyonda seyirci toplayıp, bu sayede, onlara reklam verenlerin tüketim mallarının satışını artırmayı sağlayacak. Ben en iyisi bir ofis açıyım ve falcılığa başlayım. Böyle bedavadan gelecek okunmaz. informasyon paradır, hele bir de gelecek hakkındaysa paradan da öte altındır. İşte bu kadar. Bir kelime bile söylemem bundan sonra. Daha fazla falcılık isterseniz, sayfa 555'deki adresime yazın, zarfın içine cevap-mektubu masrafı olarak 20,000 lira koyun. Veya reklamdaki o seksi kızın dediği gibi "900-gelecek-gelecek mi?" numarasını çevirin. İcabınıza bakarım. Unutmayın sayfa 555 veya "900-gelecek-gelecek mi?"... Gelecek gelmesine de. Neyle, kime ve nasıl gelecek? Yani, kuşkun geleceğin gelip gelmeyeceği olmasın, nasıl geleceği olsun.

Bu kitabın hemen hemen bitmiş şeklini okuyan ve tepkisini belirten Çiler Keleş, alışılmışın nedeniyle haklı olarak, fırtınadan sonra yapılabilecekleri göstermeyip bütün gemileri yakarak güneşi görmenin zevkini okuyucuya vermediğimi ve geleceği karanlık sunduğumu belirtiyor. Bu tabi Çiler'in (benim de kişisel olarak katıldığım) yorumu. Benimki de bozgunculuk yani! Ben, ne yazık ki, insanlığın durumunu ve geleceği çok daha kötü görüyorum: Gelecekte sokağa maskelerle çıkılacak ve evde millet maskelerle oturacak. Oksijen parayla satılacak. Yağmur yağmaması için millet dua edecek. Yağarsa herkes sığınaklara koşacak. Kafana kazara damlayan yağmurun seni kısır yapmayıp kel bıraktığı için Allaha dua edeceksin, tabi o zamana Allah kaldıysa. Güzelim buz gibi su akan pınarları tarih kitaplarında ve eski filmlerde seyredeceksin: Bu suları kazara içenler kendilerini ve kendi gelecek nesillerini mahvedecekler. Bu tür etkenlere maruz olan analar çocuk yerine acuze şeyler doğuracak. Denize kazara düşen, eğer geri çıkarsa, hortlak olarak çıkacak veya bir iki gün sonra derisi dökülmeye başlayacak, ve Yeni Freddy filmlerinde figüranlık yapacak. Bir başka gün vücudunda yaralar çıkacak, ardından, bir sabah saçını tararken bütün saçları elinde kalacak. Plajlar ortadan kalkacak, onun yerine yapma-sulu ve çok pahalı havuz-plajlar yapılacak. Neden? Endüstri devriminin yaptığı ve gidişi bu da ondan. Endüstri devriminin getirdiği ve getireceklerinden sadece bazıları bunlar. Endüstri devrimi mi bunları yapan? Hiç de değil! Suçlu endüstri değil, bu endüstriyi geliştiren, kuran, kontrol eden ve kullananlar, ve onların kurduğu düzene arzuyla veya kültürel zorbalık altında katılan çaresizleştirilmişler: Kısaca, hepimiz. Eğer endüsrinin sorunlar yanında çözümler de getirdiği mavalına inananlardansan, gerçekler karşısında hayal kırıklığına uğrayacaklardansın.

Coca Cola ve Walt Disney Çocukları benim sunduğum bu geleceği hiç de böyle yorumlamazlar. Hele Eczacıbaşıları, Koçlar, Koyunlar, Sapancılar, Sabuncular, Kapıp Kaçancılar, Bankacı Mankacı aileleri için gelecek neler vadediyor neler!!. Herifler gerekirse, dünyada bile yaşamazlar. (Kaçış planları her zaman vardır ve değişen şartlara göre revizyona uğrar.) Fezadaki evlerine çekilirler ve birbirini yiyen köle kitlelere nefretle bakıp "şu vahşete, şu vahşiliğe bak" derler. Dünyada bıraktıkları yönetici-köleleri bir yandan "barış içinde birlikte yaşama" nutukları atarken, diğer taraftan da silahlı kuvvetlerle vahşetin nedeni olan vahşet düzenlerini korurlar. Atmosferin dışında bir ev-kurmak yakın gelecekte lüks ve ardından da zenginin kaçış yeri olacak. Atmosferin dışındaki ev, dünyadaki ev gibi bir yere çakılı kalmaya mahkum değildir. Gerektiğinde kolayca ayrı yörüngelere oturtulabilir: Hareket\seyahat özgürlüğü vardır. Gerekirse evlerini terketme zahmetine katlanmadan istedikleri yere evleriyle giderler. Evlerinde hizmet etmek için ücretli-insan kölelerine de ihtiyaçları kalmayacak, çünkü herşeyi kompütürle kontrol edilen robot-insanlar yapacak. Hatta seksi bile, isteyenler, kompütür dünyasının yarattığı total-gerçek\virtual-reality ortamında yaşayaklar: Bu da çoğunlukla kendini yapıp başkalarını yaptığını sanma gibi birşey olacak (zaten öyle). Dünyada tavşan gibi doğurup köpek gibi kemik başında hırlaşanlara bakıp "yüz yıldır bir doğum kontrolunu öğrenediler" dedikten sonra, herkesin ayakta uyuduğu (sadece yer kıtlığından değil tabi) bölgelere "kısırlık tozu," ve ayakta uyuyanların, "ayakta uyuyoruz" diye yaygaralarla milleti rahatsız edenleri boğazlama işine koyulduğu (ve koşulduğu) bölgelere de "insancıl yardım" lafları ve fezadan atılan yiyecekler arasında "sömürü tozları" serpmeye devam edecekler.

Kitabı fırtınasız bir gelecek tavsiyesinde bulunarak bitireyim de, hem üzülen Çiler ve okuyucum, hem beni bozguncu niteleyecekler rahatlasın, hem de ben: Bu kitabı iyi oku, dersine iyi çalış ki okulu bitirip iş bulamadığında "ne yapıyorsun" diye sorulduğunda, "diplomalı televizyon seyircisiyim" diyebilesin, çünkü asfalt mühendisliği, tüketimi sınırladığı için olmalı, tarihe karıştı. Bunu demek istemiyorsan, faşist-ezberci eğitim sisteminin baskısıyla sadece kitaplara kapanma yerine, aynı zamanda, şimdiden, bedavaya bile olsa, alanında iş çevresine girerek kendine yer hazırla (hey, kapitalist amca, işte sana sömürmen için gönüllü genç gönderiyorum, gelecek umuduyla anasını belle!). Dünyaya baktığında kendini ve kendi çıkarlarını gör, ve bu çıkarların ardından ısrarla koş. Ne yapmak ve ne olmak istediğine erkenden karar ver ve enerjini bu yönde harca. Herşeyden önce ve herşeyin üstünde kendin geldiğini kendine kabul ettir, ve soyut evrensel ideolojik uyutmacaları kendi çıkarlarına göre kullan. Harcanmayı değil, rakipleri harcamayı öğren (yani, ezebildiklerini tereddütsüz ez). Kızma, öfkelenme, benim yazdığım kitap gibi bir kitap yazmaya asla kalkışma, bağırıp çağırma, küsme. Yılan gibi soğuk, tilki gibi kurnaz ve hesaplı, ve panter gibi çevik davran, zamanı ve yeri çok iyi kullan (Hz. Aliyi nasıl temizlediler, ders al!). Yanlışlarının üzerinde asla ısrar etme, düzelt. Düşmanını çok iyi tanı, bunun için de düşmanı kendine oldukça yakın tut, ve finans bakımından mahvetmek için asla acıma, çünkü o sana asla acımaz. Kendine örnek olarak en modern ve en açgöz kapitalisti al. Rakibinin yüzüne tükürecek gibi hissetsen bile, gülerek bak, selamlaş, kadeh tokuştur, iyi sosyal ilişkiler kur, zayıf noktalarını yakalamaya çalış, yaptığı ve yapmak istediği herşeyi öğrenerek rekabet et ki kolayca yenebilesin. Kaydetmen gerekli şeyleri, yazarak kaydetmeyi kesinlikle öğren. Gerekirse takip ediyor görün, fakat asla takip etme: Öne geçmek için takip et. Sakın sana rakip olasılığı olanlara ipucu verme. İzlet kendini, fakat sakın yakına gelmesine izin verme. "isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü" diyerekten, kendini olduğundan çok daha fazla olarak sat, girişkin ol, kimsenin sana birşey vermesini bekleme, iste ve almak için mücadele et. Soyut ve sana faydasız siyasal tartışmalardan kesinlikle kaçın. Bir örgüte üyeliği, senin örgüte yapacağın hizmete göre değil, örgütün sana sağlayacağı çıkara göre kararlaştır. Sömürülmeyi eğer sana sömürme olanakları verecekse, çıkarına uygun, dikkatli bir şekilde kabul et. Kaçınılmaz sömürüyü kabul ederken de, sömürüldüğünün farkında olduğunu sömürene uygun bir şekilde bildir ki, karşılık olarak birşey vermeyi hissetsin. Hissetmesse, hissettir. Bağlanma, bağla. Bağlı gibi görünmen gerekirse, öyle görün, bu sırada da seni bağlayanı tepeleme yolları ara. Seni yenilgiye uğratacak olan utanç, çekingenlik, onur, acıma, kaçınma, hakkında kötü düşünecekleri korkusu gibi silah-hisler sana karşı kullanıldığında, tınma, his sömürüsüne boyunsunma. Bu hisleri sen, kendin, kendi çıkarın için silah olarak kullan. Başkasının bayrağını, gerekirse taşıyor görün, ama taşıma: Senin bayrağın sensin. Hak ve hukuku, doğru ve yanlışı, ahlak ve ahlaksızlığı tanımlayan senin kişisel çıkarın olmalı: Yani senin işine gelen herşey doğru, haklı ve ahlaklıdır. Her türlü duygusal-saçmalıkları da diğerlerine karşı silah olarak kullanmaktan asla çekinme. Fakat sana karşı kullanıldığında da yutma. Makyavelli'yi muhakkak oku ve santraç oynamayı kesinlikle öğren. Kendini böyle ytiştirmediysen, çocuğunu böyle yetiştir. Bu dediklerimi uygula, sırtın asla yere gelmez (tabi sırtın varsa veya kaldıysa). Yoksa, gününü Yasemin'le (veya Yasemini kıskanarak) kapatmaya aday olursun. (Kapitalist bireyci fırsatçılığı iyi savunuyorum değil mi? Yüksek-ücretli kölelik ve başarı yolunda gerekli olanlar bunlar... Egemen dünya düzeninin egemen gerçeği... Bükemediğin eli öp ile başlayan egemen boyunsunma ideolojisinin üstüne çıkarak, düzeni kullanıp, kişisel ilerleme yolunda kendini biçimlendirme...)

İyi seyirler. İyi seyirler de ne demek? Tarihe tüketici-seyirci olaraktan katılmak demek. Kızma kardeşim. İyi katılmalar deyim o zaman. Aynı şey mi?.. O zaman, iyi uyumalar, pardon uygulamalar.


Uluslararası İletişim kitabımdan
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...