ULUSLARARASI KARŞILIKLI BAĞIMLILIK: POSTMODERNİZMDE EMPERYALİZMİN SONU?

1990’larda sömürü ve emperyalizm, “uluslararası karşılıklı bağımlılık” teziyle geçersiz kılındı. Karşılıklı bağımlılıkta her taraf birbirine muhtaçtır, taraflar birbirini tamamlar, dolayısıyla, sömürü ve emperyalizmden bahsetmek doğru olmaz. Ulusların gelişmesi bu karşılıklı bağımlılık süreci içinde olur. Acaba?.. 

Bell'in homojenlik, bütünlük ve tümlük içindeki endüstri sonrası toplum görüşü, 60 ve 70'lerin mücadeleleri, başkaldırıları, sosyal ve ekonomik krizleriyle dolu gerçeğinde çöküntüye uğradı. Fakat uluslararasılaşmayla ve homojenlikten çok farklılıkların olduğu anlayışının egemen ideolojide güç kazanmasıyla birlikte, post endüstriyalizm görüşü homojenlik fikrini terk edip S. P. Huntington ve benzerlerinin elinde “kırılmalar, çökmeler, kesintiler” fikrine dönüştü (Huntington ve diğerleri, 1987). 1980 ve 90'lara gelindiğinde, eski kalkınma ve değişim fikirleri bu görüşle yeni kılıflara büründürüldü. Globallikle ideolojinin ve sınıf mücadelesinin son bulduğu öne sürüldü ve yerine evrensellik içinde “karşılıklı bağımlılık” getirildi. Karşılıklı bağımlılığın iki insanın eşitcil veya sömürgen ilişki biçimi içinde birleşmelerinden beri var olduğu unutuldu ve karşılıklı bağımlılık “uluslararasılaşmaya, globalleşmeye, modern teknolojik gelişmeye” atfedildi. Karşılıklı bağımlılık hem demokratik eşitlik hem de sahte demokratik soygun ilişkileri içinde daima vardır. Demokratik karşılıklı bağımlılık ortaklaşalığı ve karşılıklı geliştiriciliği vurgular. Eski ve yeni kölelik sistemlerinin, özellikle globalleşme ideolojisinin, “karşılıklı bağımlılığı” sömürenlerin kurduğu bir egemen ilişkiler düzeninde sömürenlerle sömürülenler arasındaki “karşılıklı” bağımlılıktır. Bu bağımlılıkta sömürenin sömürülene bağımlılığı, solucanın emdiğine bağımlılığı gibi hayati bir önem ve değer taşır. Sömürülenin sömürene bağımlılığı ise, kanı emilenin solucana bağımlılığına benzer: Kendi arzusuyla, kendi planı ve programıyla, kendi amacına hizmet eden evrensel bir karşılıklı bağımlılık değildir. Toplumlardaki egemenlik mücadelelerinin dinamik bir durumunu anlatır; yaratılmıştır; sömürülenin kendini günlük yenileme koşulları sömüren tarafından ele geçirilmiş ve sömürgen tarafından sömürme aracı yapılmıştır. Bunun sonucu olarak da, günümüzde gördüğümüz, yukarda anlattığımız biçimde, karşılıklı bağımlılık biçimi yaratılmıştır. 

Elbette insan ilişkilerinde karşılıklı bağımlılık vardır. Her sömürüde de karşılıklı bağımlılık kurulmuştur. İlişkinin uluslararasılaşması bağımlılığın özelliğini değiştirdiği ve sömürünün son bulduğu anlamına gelmez. 

İlişkinin karşılıklı bağımlılık olması için ilişkinin simetrik veya simetriğe yakın olması gerekir. Simetrik olmayan ilişki biçiminde, ilişkinin niceliği ne olursa olsun, ilişkiye giren taraflar yerel, ulusal veya uluslararası olsun fark etmez, sömürü hala vardır. Bu sömürü yerel olunca ağanın, küçük burjuvanın veya kapitalistin sömürüsü biçimindedir. Ulusal seviyede kapitalist bir sınıfın sömürüsüdür. Bu sömürü ilişki ağına uluslararası firmalar ve devletler de katılınca, konu emperyalizm, kolonicilik ve yeni kolonicilik konusu olur. 

Karşılıklı bağımlılık ideolojisiyle birlikte gelen bir diğer bilinç yönetimi ve devlet terörünü meşrulaştırma aracı da “dengeler ve dengeleri koruma” tezidir. Dengeler de, karşılıklı bağımlılık gibi, sömürü ilişkilerine dayanan egemenlik durumunu anlatır. Ezenle ezilen arasında karşılıklı bağımlılık tezi, egemen sunuş biçimiyle ne denli gülünç bir uydurmacaysa, denge konulu nutukları da o denli gıdıklamadan kahkaha attırıcıdır. Sömürü düzeninin dengesi, en iyi şekliyle, dengesizliğin dengesidir. Denge sömürenle sömürülenler arasındaki soygun ve talan ilişkilerinin “öyle kalmasını” meşrulaştırıp öyle kalmasını istemeyenlere karşı “isteseniz de özelleştireceğiz, istemeseniz de” diyerek masaya yumruk vurmayı ve meşrulaştırılmış güç kullanımına başvuruyu getirir. Günlük deyimle, denge çığırtkanlığı yapanların sahtekar tüccarlığı sadece ezenle ezilen arasındaki ilişkilerde değil aynı zamanda, ezenler arasındaki siyasal ve ekonomik pazar ilişkisinde de yutulmayacak bir lokmadır. Kapitalist dünya pazarının egemenlik ilişkilerinin ve pazar yapısının gerçeklerine aykırıdır. Kapitalist pazarda dünün dengesi bugünün geçersizliği (dengesizliği) olabilir. Bunu belirleyen faktör ise hem ezenle ezilenler hem de egemen pazar güçleri arasındaki pastayı bölüşme yarışının olduğu üretim biçimi ve ilişkilerinin dinamiğidir.
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...