MISIR AYAKLANMASINDA MEDYANIN KAPİTALİST SİSTEMİ SAVUNUSU: AL JEZİRA ÖRNEĞİ

Al Jezira televizyonu, yoğun bir şekilde olmasa da, yinelenen bir şekilde, Mısırdaki göstericiler hakkında (1) olumsuz imaj çizen ve (2) göstericilerin meşruluğunu soruşturarak gayri-meşru göstermeye çalışan haber-yorumlar vermeye başladı.
1. Olumsuz imaj çizme 

Olumsuz imaj çizerek kötüleme işini, özellikle ABD medyasının, kapitalistlerin Mohawk Valley Formülü dedikleri "grev kırmanın bilimsel yöntemini" haberlerde kullanarak yapmaktadır. Sinsice ve kurnazca yapılan bu biliş ve davranış yönetimi işinde, grevle veya gösteriyle ilgili haber ve yorumlar şunlar üzerinde odaklanır: Grevin veya gösterinin günlük yaşamın normal akışını bozduğu; milyonlarca dolar zarara neden olduğu; korkunun yaygınlaştığı; turistlerin kaçtığı ve turizm gelirlerinin (sanki bu gelirler Mısır halkına kalıyormuş gibi) yok olduğu; halkın, işverenin ve çalışanın ne denli rahatsız ve şikayetçi olduğu; kentte anarşi ve kaos başladığı; kentin atıklarla pislik ve kokuya boğulduğu gibi konular işlenir. Al jezira da bu tür haber ve yorumlar yapmaya başladı. 


2. Göstericilerin meşruluğunu soruşturma 

En aşağılık ve en aptalca, fakat muhtemelen en etkili biliş ve davranış yönetimi "göstericilerin halkı temsil etmediği" üzerine vurgu yapan haberler ve yorumlardır. Al jezira bunu da, göstericilere "siz birkaç milyon kişi 80 milyonluk Mısır halkını temsil edemezsiniz" anlamına gelen sorular sormaktadır; akademisyenimsilerin de temsil edemeyeceklerini belirten sözler/yorumlarıyla bu desteklenmektedir. Ama şu söylenmemektedir: Hırsızların, vurguncuların, meşrulaştırılmış baskılarla terör estirenlerin sistemine, halkın büyük çoğunluğu çeşitli nedenlerle başkaldırmıyor olabilir. Başkaldıranlar birkaç kişi bile olsa, doğruyu, iyiyi ve haklıyı temsil ettikleri için, sadece Mısır halkını değil, tüm dünya insanını temsil ederler. 
Demokrasi, çoğunluğun rızasına veya sessizliğine dayanan bir sistem olarak nitelendiğinde, karşımızda birden bire "halkın çoğunluğunun oyuyla geldik, istediğimizi yaparız" diyen ve istediği soygunu, vurgunu, baskıyı, saldırganlığı yapan despot cumhurbaşkanları, başbakanlar ve partiler çıkar. 


Not: Mohawk Valley Formülü: 1935’de Amerika’da çalışanlar Wagner Act ile sendika kurma hakkını alarak ilk yasal zaferini kazandı. Bu zafer iki ciddi sorun çıkarttı: (1) Demokrasi kötü-çalışıyordu ve kudurmuş sürü (yani halk) yasal zafer kazanıyordu. Demokrasinin bu şekilde çalışmaması gerekiyordu. (2) Halkın örgütlenmesi olasılığı ortaya çıkıyordu. Halk atomlaştırılmalı, birbirinden ayrılmalı, kopartılmalı ve kendi başına bırakılmalıydı. Asla örgütlenmemeleri gerekiyordu, çünkü halkın eylemleri sadece seyretme ötesine gidebilirdi; halkın kendisi siyasal arenaya girebilirdi. Bu durum demokrasiden sapmaydı. 1935 zaferi emeğin son yasal zaferi olmalıydı; harcanan milyonlarca dolar, halkla ilişkiler, reklam ve propagandayla öyle yapıldı: İlk başlangıç 1936’da Mohawk Valley’de Betlehem Steel (western Pennsylvania) grevinde sermayenin kullandığı teknikle oldu. O zamana kadar grevler Nat Pinkerton gibi özel detektif firmalarından kiralanan silahlı katiller ve birkaç kuruşa kiralanmış haydut sürüleriyle dağıtılmaya çalışılıyordu. Bu grevde Mohawk Valley Formülü denen taktik kullanıldı, başarılı oldu ve bu formül her seferinde geliştirilerek başarılı bir şekilde kullanıldı; medya bu işte çok önemli rol oynadı ve oynamaya devam etmektedir: Grevleri halkın huzurunu ve güvenliğini kaçıran; günlük normal akışı bozan, ortak çıkarlara zararlı bir girişim olarak sunmak; böylece halk arasında greve ve grev yapanlara karşı olumsuz düşünce ve duygular oluşturmak. Bu yolla, grevciler kötü “ONLAR” ve onların dışındakiler de “biz” yapıldı. Biz birlik ve dirlik isteriz; birlikte ve dirlikte olmalıyız; ahenk ve huzur içinde Amerikalı olarak birlikte çalışmalıyız. Amerikalı olmak bu demektir. Amerika bu işte. Ama ne yazık ki, bu durumu bozan ve Amerikancılığı ihlal eden grevciler var; hep birlikte yaşamak için onları durdurmalıyız. Bu ülkede firma yöneticisiyle firmanın koridorlarını süpüren çöpçü, hepimiz ortak çıkara ve birlikteliğe sahibiz. Hepimiz birlikte çalışabiliriz; Amerika için birlikte, anlayış, sevgi ve uyum içinde. O zamandan beri medya, halkla ilişkiler, reklam ile yapılan bütün propagandaların sayısız biçimlerde söylediklerinin özü budur. Mohawk Valley Formulu “grev kırmanın bilimsel yöntemi” olarak isimlendirildi. Formülde kullanılan kavramlar boş, fakat insanları binlerce yıldır yönetenlerin kullandığı kavramların aynısı veya yeni olanlardı. Amerikancılık (veya milliyetçilik) kavramına kim karşı olabilir ki? Uyum, birliktelik ve anlayış kim istemez ki? “Orduyu destekle" sözüne kim karşı bir şey söyleyebilir ki? Üzüntünün göstergesi olarak siyah kurdele ve ayinlere kim karşı gelebilir ki? Aklı başında, normal, iyi, vatanını seven hiç kimse bunlara karşı gelmez ve hayır demez. Bu tür halkla ilişkiler (ve propaganda) söylemleri aslında içi boş, anlamsız, bağlam dışıdır; fakat akıllıca kullanılır: Amaç meseleyi bazı sloganlarla öyle bir şekilde birleştirmek ki, yaratılan bu sloganlara “normal” hiç kimse karşı olmamalı, olmayı aklından geçirmemeli, olmaya asla cesaret edememeli. Halkla ilişkilerdeki (reklamcılıktaki, propagandadaki, psikolojik savaştaki) insanlar o işi eğlence için yapmıyorlar; ciddi ve önemli bir iş yapıyorlar: Demokrasi için doğru değerleri aşılamak. Bunun için de efendilerine hizmet için eğitilmiş uzmanlaşmış bir sınıfın (teknokratlar) çalıştığı bir sistem olmalı. Bu demokratik sistemde geri kalan geniş kitleler her türlü örgütlenmeden yoksun bırakılmalıdır; çünkü bu tür örgüt sorun çıkarır. Onun yerine, insanlar televizyonun (ve internete bağlı bilgisayarın) önünde oturup dünyaya açılmalı, satın alarak değerini bulmalı; iyi ve doğru Bizi ve kötü ve yanlış onları tanımalıdır ("Teori ve Pratikte Halkla İlişkiler" kitabımdan).
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...