Yaşam Boyu Öğrenme ve Medya: Mitler ve Gerçekler

İrfan Erdoğan

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü
Yaşam Boyu Öğrenme Sempozyumu I
9 10 Aralık 2004
sunum

Giriş

Ben bu konuşmamda normatif bir değerlendirme yapmıyorum ve asla bir şeyi eleştirmiyorum. Hele eleştiri kavramını asla kabul etmiyorum; çünkü en azından ben normal olana karşı, normal olanı yeren bir yaklaşımla gelmiyorum. Ben normal diye kabul edileni “normalleştirilmiş normallik” olarak niteliyorum. Benim sunduklarım eleştiri değil, bir durumun açıklanmasıdır. Normal olana karşıt değildir; çünkü normal olan zaten büyük ölçüde normal değildir, çünkü belli bir üretim tarzı ve bu tarzın dünyada kurduğu egemenlik ilişkilerinin farklılaştırılmış yansıtılmalarıdır. Yani eleştirel veya eleştirme gibi kavramlarla gelen negatif yüklü biliş şeklinin tuzağına düşmemek için bunları söylüyorum. Ben eleştirmiyorum; ben normalleştirilmiş anormalliği açıklıyorum.

Eğitim, insan ve gelişme bağı

Okul ve eğitim çoğu kez idealleştirilir. Aslında günümüzde okul küreselleşen bir Pazar yapısının ticarileşmiş bir parçasıdır. Hele Türkiye’de devlet okullarının diploma ve sertifika verdiğini ve özel dershanelerin bilmeye, bilişe ve bilince hakaret olarak gelişmiş utanç verici bir yapı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Devlet kurumlarının ve özel şirketlerin örgütlü yapıları içinde sürdürülen resmi eğitim ve hem okul içinde hem de okul dışında yapılan yaşam boyu eğitim günümüzde küresel serüvendeki bir ekonomik, siyasal ve kültürel pazar yapısının bütünleşik bir parçasıdır. Eğitim alanı resmi ve resmi olmayan örgütlenmesiyle, kullandığı teknolojik araçlarla, diliyle, müfredatıyla, öğrettikleriyle, öğrettiklerinin içerikleriyle, ürettikleriyle¸ özlüce her şeyiyle daima bir mücadele alanı olmuştur ve olacaktır. Resmi eğitiminden yaygın, yetişkin, sürekli ve yaşam boyu “öğrenime” kadar, eğitim alanı aynı zamanda pazar politikaları ve siyasal politikalarla gelen mal ve bilinç satış alanı olmuştur; bu durum günümüzde çok daha ciddi ve belirgin bir haldedir. Günümüzde, yaşam boyu öğretim (öğrenim demiyorum) dahil, eğitimin her alanı ve her anı teknolojik araç satışının ve bu araçlarla gelen yan ürün satışlarının yapıldığı zengin bir pazar durumundadır.

Okul içi veya dışında çoğu öğrenci için eğitim sadece entelektüel olmayan amaçlar/sonuçlar için araçtır: Sertifika alıp emek pazarında çalışan ücretli ve çalışmayan işsiz serbest köleler arası rekabette iş bularak bir yer edinmek.

Eğitim, toplumsal üretime, işgücü hazırlayarak, bilgi ve araştırma olanakları sunarak, kültürel ve tekniksel bilgi üreterek yardım eder: Okullar, hem insan kapitali yetiştirme, hem de teknolojik bilgi sağlama ve geliştirme kaynağıdır. Hem kültürel ve ideolojik fonksiyon görürler hem de endüstrilere değerli insan ve bilgi gücünü üreten kitle fabrikaları gibidirler. Bu fabrikalarda eğitim araçları bir zamanlar öğretmenler ve öğrenciler için araç olarak bilinirdi; şimdi bu araçlar amaç yapılmaktadır. Bu amaç yapmada araç teknoloji olarak nitelenir ve teknolojilerin devrim yaptığı söylenir. Dolayısıyla insanın gelişmesi ve eğitimi/öğrenimi devrimler yapan teknolojilere bağlanır. Dolayısıyla, gelişmek için Türkiye gibi ülkelerin teknoloji transferi yapması gerektiği vurgulanır. Aslında, teknolojik yapı toplumun yapısıdır. Teknoloji tarihsel toplumsallığı anlatır. Teknoloji transfer edilmez. Onun yerine, teknolojinin ürettiği ürünler ihraç edilir: Bu ürünler ürün üreten araçlar olabileceği gibi son bitmiş ürün de olabilir.

Eğitim teknolojileri de eğitimde devrimler yaratır. Elbette devrim yaratabilmek içın o araçların satın alınması gerekir. Bu devrimde öğretmen merkezden edilir ve onun yerine şaheser teknolojiler yerleştirilir. Tarihi ve eğitimdeki devrimleri yapan teknolojik araç değildir; teknolojik aracı kullanan insan eğitimi ve tarihini yaratır ve değiştirir. Devrimi insanlar yapar, cansız araçlar değil. O araçları kullanan insanlar. Dolayısıyla, araçlar olabilir, ama devrim olmaz; çünkü aracı satan ve satın alanların amacı kendi çıkar koşullarını korumak ve yaygınlaştırmaktır. Satın alan insan devrim veya değişim istese bile güçlü birileri istemeyebilir, ki çoğu kez böyledir. Elli yıldır bize batının çöplükleri devrim ve yenilik araçları olarak satılmaktadır. Yakında Nükleer santrallar da gelecek. Cehaletten kurtuluyoruz. Modern oluyoruz, 50 veya daha fazla yıldır. Araç teknolojik bir yapının ürünüdür. Araş sosyal üretim ve ilişkilerini anlatır. Dolayısıyla araçla birlikte üretiminden tüketimine kadar bir fayda ve fayda bölüşümü vardır: Yaratılan faydanın/zenginliğin/bilginin bölüşümü ne, kim ne kadar alıyor? Bence hiçe yakın fayda alanlar öğrenciler. Canlı insanlar arasında olan öğrenimi cansız teknolojilerle aracılanmış öğrenimi kim isteyebilir ki? Öğrenme, özellikle yaşam boyu öğrenme en sosyal olan ilişkiler ağını içerir. Teknolojik araçlar ne okul ne de öğretmendir. Ancak ek, yardımcı uzantılardır. Lütfen teknolojik pazarın kendi bilincini kendi çıkarı için imajlarla süsleyerek satışıyla büyülenmeyelim.

Teknolojilerin Öğrenmede Yeri ve Rolü

Ürün transferinin teknoloji transferi olarak yüceltilmesi, özellikle ikinci dünya savaşından sonra artan bir şekilde yoğunlaştı. Transfer fikri modernleşme, ulus kurma ve kalkınma ile ilişkilendirildi. Bireysel gelişmenin ve modernleşmenin göstergelerinden biri olarak eğitim verildi. Modern eğitimin modern teknolojiyle yapılması gerekliliği öne sürüldü.

Teknolojik ürünlerin Amerika içinde ve diğer ülkelerde pazarlanması “diffusion of innovation” gibi kuramlarla desteklendi. Bu desteklemeye BM ve UNESCO’ da çeşitli yollarla katıldı.

1960’larda Amerika’da TV okullarda eğitimde devrim yaratan araçlar olarak sunuldu. Bu sunum Türkiye gibi ülkelerde kırsal alanlarda radyoyla ve televizyonla eğitime yaygınlaştırıldı. Resmi eğitim yanında okuma yazma eğitiminin kırsal alanlarda yayılmasına çalışıldı. Asya, Afrika ve güney Amerika’da radyo ve tv ile kırsal alandaki insanlar eğitilmeye çalışıldı. Bu eğitim faaliyetleri büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlandı. Başarısızlığın nedeni olarak eğitimin fonksiyonel olmadığı bulundu. Bu da, 1960’ların sonlarında kırsal alanlarda fonksiyonel eğitim uygulamalarını getirdi. 1970’lerde, televizyonla eğitim Brezilya ve Hindistanda uydu ile desteklenmeye başlandı. Bu da çoğunlukla başarısız oldu.

1980 ortalarında Amerika’ da refah devleti politikası çökertildi ve yeni liberal politikalar getirildi. 1980 sonrası bu politikaların küreselleşmesi dönemi oldu. Bu dönemde, kitle üretimi yapan pazarın yaygınlaşması ve tüketimin artırılması gereksinimi, iş dışı zamanın da sömürgeleştirilmesini getirdi. Bu sömürgeleştirme aptalca tüketim bilincinin işlenmesiyle güçlendirildi.

İş dışı hayatın sömürgeleştirilmesi sırasında, okul içindeki eğitim endüstrilerin çıkarlarına tümüyle bütünleştirilmeye başladı. Aynı zamanda okul dışına da taşındı. Yaşam boyu eğitim, yetişkin eğitimi, sürekli eğitim, meslek/vocational eğitim, okul öncesi eğitim, uzaktan eğitim gibi türlerin promosyonu yoğunlaştı.

Bu taşıma ve yoğunlaştırma, hem insanların gereksinimiyle hem de yeni teknolojilerin yarattığı yeni imkanlar üzerinde kurulan bilinç yönetimiyle meşrulaştırıldı.

Yaşam boyu eğitim gibi türler için gerekli teknolojik araçların ve ürünlerinin üniversitelere ve bütün resmi eğitim kurumlarına taşınması, promosyonları, reklamları ve baskısı içte ve dışta yoğunlaştı. Eğitimle doğrudan ilgili teknolojik araçlara yeni iletişim teknolojileri de eklendi. Bu da doğal olarak teknolojik pazarın okul içinde yaygınlaşmasını artırdı.

Okul çağında olanların ve olmayanların okul dışı ve boş zamanlarının sömürgeleştirilmesi özellikle 2000 yıllarında hızlandı. Ayni zamanda post-modern, post-yapısalcı ve post-pozitivist görüşe uygun olarak, aktif ve özgür birey varsayımına uygun düşmeyen “eğitme, eğitim, öğretme” kavramlarının yerini bireyi etkin aktör/özne yapan “öğrenme” kavramı yerleştirildi. Böylece aktif bir şekilde bebeklikten ölümüne kadar yaşam boyu bilinç yönetimi yapan endüstriler pasif “hizmet sunucu” gibi sunulmaya başladı. Yaşam boyu yoğun bilinç yönetimiyle biçimlendirilen insanlar “yaşam boyu öğrenimi” kendi amaçlarına göre seçen ve biçimlendiren aktörler yapıldı. Bu bilinç yönetiminin ne denli güçlü olduğunu “yaşam boyu öğrenime semineri veya sempozyumu” gibi isimlerdeki yansımalarda da görmekteyiz. Öğrenmede aktif özne öğrenendir. Öğretmede, eğitmede ve eğitimde aktif özne öğreten kurum, şirket veya kişilerdir. Bu nedenle ben yaşam boyu eğitim ve öğrenim diyorum; çünkü neyin, nerede, nasıl üretileceği ve dağıtılacağına, yani üretimin doğasına karar veren ve bunun yoğun promosyon ve reklamını yaparak tüketimi teşvik eden öğrenci değil. Öğrenim ve öğrenme olarak niteliyorum, çünkü ister televizyondan gelen biçimlerde olsun, ister internette chat veya gezinti olsun, isterse cd veya vcd’lerde gelsin, niteliği ne olursa olsun, onu alan ciddi şekilde birçok şeyler öğrenmektedir.

Günümüzde artık yeni iletişim teknolojileriyle öğrenmenin bireyselleştiği ve eğitimin bireyselleştirilmesi gerektiği görüşü egemen durumda. Bu tür anlayışa göre öğrenmede birey kendi zamanını ve kendi hızını kendisi saptamaktadır. Bu da yaz okullarının, gece ve hafta sonu derslerinin, uzaktan eğitimle derslerin verilmesini yaygınlaştırdı. Bundan daha önemli olarak, eğitim ve öğrenim okul dışına taşındı. Dolayısıyla, bu yaşam boyu öğrenme gibi eğitim türlerinde sınıf ve öğretmen gereksinimi kalmadığı öne sürülmeye başlandı. Yeni iletişim ve eğitim teknolojileri kullanarak bireyselleşmiş, bireyin zamanı, yeri ve istemine göre hazırlanmış, ölçülmüş ve biçilmiş eğitim fikri getirildi. Bu eğitim de zorunlu olarak birbiriyle işlevsel olarak bağlı olan teknolojik “hardware” ve “software” satın alınmasını gerektir. Bu hardware ve software’lerin başında da bilgisayar, internet bağlantısı, eğitim için hazırlanmış Cd ve vcd’ ler gelmektedir.

İnsan zaten doğumundan ölümüne kadar günlük ilişkiler ağı içinde sürekli yaşam boyu eğitilmekte ve öğrenmektedir. O zaman neden endüstriyel yapılar yaşam boyu öğrenmeyi örgütlemekte ve bunu da bireysel tercih olarak sunmaktadır? Endüstriyel yapılar tarafından yaşam boyu eğitimin örgütlenmesi, iş yerindeki kontrolün iş dışı zamana uzatılması ve yaygınlaştırılmasıdır. Bu yaygınlaştırma yoluyla hem materyal hem de materyal olmayan çıkarlar gerçekleştirilir. O halde, neden örneğin 1920’lerin başlarında Amerika’da ilk olarak vurgulanmaya başlandığında, günümüzdeki gibi yayılmadı? Önemi anlaşılmadığı için mi? Halk talep etmediği için mi? Hayır. Sermayenin olası her alanda ve özellikle eğitim alanında bu tür yaygınlaşmasıyla ilgili materyal çıkar ve bilinç yönetimi gereksinimi henüz oluşmadığı veya daha sadece Amerika’da kıpırdanış halinde olduğu için. Gereksinim kitle üretimi yapan teknolojik yapıların okulda ve okul dışı ve iş dışı yaşamda yaygınlaşma gereksinimiyle başladı. Küreselleşme ile bu yaygınlaşma uluslar arası alana taşınmaya başlandı. Bu yaygınlaşmanın bilinci de yaratılan mitlerle oluşturuldu.

Yaşam Boyu Öğrenimde Pazarın Biliş Satışı: Mitler

İnsan fiziksel ve sosyal varlığını sürdürmek için nasıl yiyeceğini, nasıl içeceğini, nasıl barınacağını, nasıl korunacağını ve bunlar için gerekli faaliyetleri nerede, ne zaman ve nasıl yapacağını öğrenmek zorundadır. Bebeklikten ölümüne kadar insan ancak ve ancak öğrendiklerini gerektiğinde uygulayarak yaşamını sürdürebilir. İnsan bunun bilincindedir ve okumuş olsun veya olmasın, kendini ve sosyali üretmek için yaşam boyu kendisiyle ve diğer insanlarla sürekli ilişkidedir. Böylece insan hayatı inşa eder/yapar. Bu yapışla birlikte o yapışın bilinci oluşur ve oluşturulur. Bu, yaşam boyu öğrenmedir. Bu öğrenme örgütlü yaşamda hiçbir zaman insanin özgür iradesine göre olmamıştır; olamaz: İlişkilerin nasıl örgütlendiği ve yürütüldüğüne göre şekillenir. Örneğin geçmişin mutlak kölesi ve günümüzün serbest kölesi köleliğinin koşullarını ve mücadelesini, aynı anda materyal üretim koşullarını ve onun düşünselini yeniden üreterek yaşam boyu öğrenir ve öğretir.

Yaşam boyu öğrenme öğretme olarak planlı bir şekilde yapıldığında ve adına bilinçli olarak “yaşam boyu öğrenme” denildiğinde, artık iş ve okul dışı hayatın materyal çıkarlar için örgütlediği görülür. Beraberinde elbette tanımlar, amaçlar ve fayda sunumları gelir.

Bu öğrenme sistemini öğrenen birey, kalifiye işçiye gereksinim duyan işveren, eğitimi veren akademik kurum, araç satan endüstriler, içerik hazırlayan endüstriler, teşvikler, yasalar, düzenlemelerle gelen devlet/hükümet ve eğitilmiş vatandaşlar isteyen toplum oluşturmaktadır. Bu sistem tanımıyla ilk önemli mit üretilir: Toplumsal bir gereksinim ve fayda var miti. Gereksinim ve fayda, öğrenmek isteyen birey üzerine inşa edilir. Böylece asıl hareket noktası şirketler biçiminde örgütlenmiş özel çıkarlar iken, yaratılan mitle merkeze öğrenmek isteyen birey yerleştirilir. Elbette, bu tür öğretme ve öğrenmede de, herkesi içeren faydalar üretilir. Fakat yaratılan mitin aksine, en az faydayı öğrenen elde eder.

Öğrenen birey planlanmış “yaşam boyu öğrenim” paketlerini neden öğrensin ki? Burada yaratılan mite göre, eğitilme ve öğrenme senin için iyidir. Bu iyi olması da iş bulmayla, materyal ödül elde etmeyle, kendini geliştirmeyle ilişkilendirilir. Bu ilişkilendirme sahte bir ilişkilendirmedir; çünkü kurulan doğrudan bağ çoğunlukla geçerli değildir. Bilmenin desteklenmediği bir yerde insanlar bilmeye yönelmez. Fonksiyonel olmayan okuma ve yazma ve bilmeyi bilmek bir lükstür ve bu lüksü de çok küçük sayıda insanlar isteyebilir.

Aktif özne varsayımıyla birlikte doğal olarak “kendi çıkarı peşinde koşan rasyonel birey” anlayışı gelir. Bu anlayış da “yetişkinler öğrenmeye gönüllüdürler; öğrenmeyi ararlar” varsayımını getirir. Bu varsayımda, insanın faaliyetlerinin gerisinde yatan “gereksinim” belirtilmemektedir. Gereksinim de günlük yaşam koşullarıyla bağıntılı olarak çıkar. Dolayısıyla, yaşam boyu öğrenme gibi birçok paketlenmiş gereksinimlerin aslında (a) kime ait olduğunun ve (b) birilerinin gereksinimlerinden hareket ederek bir başkalarında yaratılmış gereksinim olup olmadığının soruşturulması gerekir.

Bireyin aktif olduğu bir öğrenmede, kaçınılmaz olarak bir diğer varsayımla gelen bir başka mit üretilir: Bu tür öğrenme, bireyin kendi gereksinimine göre planladığı bir öğrenimdir. Bunun doğru olabilmesi için, gereksinimin o bireyin günlük yaşamından çıkması gerekir ve aynı zamanda birey öğrenmenin koşullarını belirlemede katılımcı taraf olması gerekir.

Bilinç biçimlendirme bireyi merkeze aldığı için, yaşam boyu öğrenmede amaç, bağımsız ve kendi kendini yönlendiren öğrenenler üretmektir. Dolayısıyla, yaşam boyu öğrenimin üretilmesi, bireyin aktif olarak kendi yaşamını düzenlemesi olarak sunulmaktadır.

“Teknolojilerle” Mitleri Zenginleştirme

Teknoloji öğrenmeye ne zaman ve neden girer? İnsan araç üretir ve araç kullanır. Kullanılan araçlar insanın beyninin, elinin, ayağının ve duyularının yapay uzantılarıdır. Araç düşünen insanın düşünürken keşfettiği bir şey değildir. İnsan yuvarlanan bir kütüğe bakıp, “aa, ben bundan teker” yapıyım diye tesadüfen bir şey icat etmez. Kafasına elma düşen bir sürü insandan biri çıkıp, “işte buldum, yer çekimi var” diye yoktan bir şey çıkartmaz. Araç insan gereksiniminin sonucudur. Normal koşullarda insan aracı ancak gereksinimlerin zorladığı durumda yapar. Günümüzde, gereksinimler yaratıldığı için, araçlar/ürünler için gereksinimler yaratılır. Fakat her durumda yaratılan araç/ürün bir gereksinimin sonucudur ve birikmiş bilgiye dayanır. Dolayısıyla araç gereksinimi giderme amaçlıdır. Gereksinimler nedeniyle insan, ayağının uzantısı, elinin uzantısı, kulağının ve gözünün uzantısı, beyninin uzantısı olan teknolojik araçları yapmış ve geliştirmiştir. Her araç ve teknoloji bilgi ve öğrenim demektir. Öğrenimin ve eğitimin örgütlü kurumlar tarafından yapılmaya başlandığından beri, kaçınılmaz olarak eğitim ve öğrenimle ilgili var olan teknolojik araçlar ve bilgi de bu kurumlarda bu kurumlar için üretilir. Dikkat edilirse, şimdiye kadar doğal bir sonuçtan bahsettim: Araç oluşumu, icadı, kullanımı ve gelişmesini gereksinimlere bağladım. Fakat bu normalliğin yanında bir de normalleştirilmiş normallik vardır: Toplum içinde veya toplumlar arasında, gereksinim duymadığı için haberi olmayana ve kullanmayana, öğrenmek istemeyene ya da sadece kendinin olanı öğrenmek isteyen ama seninkini öğrenmek istemeyene öğretmek. Örgütlü insanlık tarihi başından beri çeşitli kölelik tarihi olduğu için ve 21. yüzyılın küresel denen dünyasına egemen olan sistem, kölelerin kendilerini özgür sandıkları ve kölelikleri hatırlatıldığında sahiplerinin sesini yansıttıkları en gelişmiş kölelik sistemi oldugu için, bu tür zorla eğitim kaçınılmazdır: Resmi eğitimden boş zamanın nasıl değerlendirileceğiyle ilgili yaşam boyu eğitime/öğretime kadar günlük yaşamın her anının kontrol edilmesi Pazar yapısının sürdürülebilirliliğinin zorunlu bir koşuludur. Bu tür eğitim dahil, her tür eğitimde bilgi birikimine, teknolojik yapıya ve yapılar arası ilişkilere bağlı olarak teknolojik araçlar kullanılır. Örgüt eğitiminde olduğu gibi yaşam boyu eğitimde de teknolojik araç/ürün kullanımı bu tür paketlenmiş eğitimin çıkış noktasıdır. Sistematik bir şekilde katılımı sağlamak için ara vererek yapılan eğitimde, öğretme yöntemini destekleyen iki ana tür eğitim “teknolojisi” vardır: (1) bağımsız pratik yapma ve soru-cevap ile kendini test etme gibi eğitimi destekleyen bilgisayar programları. (2) tutorial türü eğitimde kullanılan software, interaktif ansiklopediler, multimedya bilgi software’leri ve programları. Öğrencilerin küçük takımlar halinde çalıştığı eğitimde Word, Excel, Corel Draw gibi programlar yardım eden teknolojik araçlar olarak kullanılır. Yaşam boyu eğitimde ise, kişi internetten vcd’ye kadar çeşitlenen teknolojik araçlardan bireysel öğrenimi için yararlanır. Böylece araç ilişkinin doğasını ciddi şekilde belirleyici rol oynar. Bütün bu pratiklerden hareket ederek bu pratiklerin ve teknolojinin promosyonunu ve rekalminı yapan mitler üretilir. Bu mitlere göre:


Yeni eğitim, enformasyon ve iletişim teknolojileri multi-medya ve on-line yoluyla bireye aktif öğrenme fırsatı verir.


Öğrenme fırsatı verdiği için, doğal olarak eğitimdeki eşitsizliği ortadan kaldırır. Dolayısıyla ister en zengin bir semtte yaşasınlar, isterse en fakir bir köyde olsunlar, bireylere eşit fırsatlar sağlar ve eşitsizlik durumuna çözüm getirir. Bunun geçersizliğini tartışmaya bile gerek yok.


Fırsat eşitliği sağlayan ve eğitimdeki eşitsizliği yok eden bu teknolojiler, kaçınılmaz olarak eğitimin demokratikleşmesini getirir. Bireyin diğer bireyden farklı konumda ve koşulda olması zaten fırsatların birilerinin kullandığından, eşitlik olmadığından ve demokrasinin olmamasındandır. Teknolojik araçlar bu koşulun bütünleşik bir parçasıdır; o koşulu anlatır; dolayısıyla, bu araçların yarattığı sonuçlar iddia edilenin tam tersi olacaktır.


Enformasyon ve iletişim teknolojileri olmaksızın yaşam boyu eğitim düşünülemez.

Bu mitlerin gerçekleşmesi gerekmektedir. Elbette bunun için de gerekli koşullar belirlenmiştir. Günümüz iletişim teknolojilerinin oluşturduğu şebekelerle örülmüş ağlarla dolu. Birey olarak her öğrenci/öğrenen ve kurumlar bu ağdaki teknolojik baskıyı kaçınılmaz olarak hissedeceklerdir; hissetmezlerse pazar mekanizması tarafından hissettirilirler. Bu baskı, yansızlaştırılarak etki olarak nitelenir. Dolayısıyla, pazarın normalleştirdiği ilişkide, enformasyon, eğitim ve iletişim teknolojileri düşünülmeksizin yaşam boyu eğitim de düşünülemez, düşünülse bile çok ilkel ve eksik kalır. Dolayısıyla, eğer saçınızın sizi sevmesini istiyorsanız, ki normal insan ister, Pantane kullanın ki böylece gerginlik gitsin, kendinizi tamamlanmış ve rahat hissedin.

Kalem, defter, kağıt, kitap ve silgi, kara tahta, sınıf ve sınıf öğretmeni teknolojik pazar için düşük seviyede fayda getirir. Tabi, öğrenciye değil, emtia pazarına. Dolayısıyla, pazarın satış yapması için yeni teknolojilerin kullanılması zorunludur. Bu kullanımın meşrulaştırılmasına şöyle devam edilir:

Yeni teknolojiler şimdi interaktif öğrenim materyalleri sunmaktadır ve gerçek-zamanda hemen internetle dünyanın her yerinde altyapı desteği vermektedir. World Wide Web artık milyonlarca insanın günlük aracı olmuştur. Tekniksel altyapı artık yaşam boyu eğitim sunmak ve buna destek vermek isteyenlerin kaynaklara ve fırsatlara ulaşmasını sağlamaktadır. Artık işten sonra veya hafta sonunda, istenmeyen ve yorgun bir saatte, havasız bir sınıfta tıkılı kalmak yeni teknolojilerle ortadan kalktı. Yeni teknolojiler artık herkese istediği zaman, istediği yerde istediği şeyi öğrenmesini sağlayan bir interaktif yaşam boyu eğitim sisteminin kurulması olanaklarını ve gerçeğini sunmaktadır. Ama eğer yeni teknolojilerin etkili olmasını siterseniz, belli koşulların olması gerekir. Bu koşullarla fayda/ödül mitleri yaratılır ve böylece araç/ürün pazarı hazırlanır, tutulur, genişletilir.

Erişme (access) yanlış tanımlanarak mitleştirilir ve yoğun bir satış pazarlaması yapılır: Örneğin internete erişimin hızla arttığı belirtilir. İnternette erişim yoluyla, yaşam boyu öğrenim yapanlar daha önce erişilemeyen ve bilinemeyen eğitim materyallerine internetten erişebilirler. Elbette, bundan daha önemli olarak yaşam boyu öğrenim öğrencilerinin talebi, bu pazarın yaygınlaşmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. Eğitim materyallerinin üreticileri, paketleme ve destek hizmetlerini daha da geliştirecek ve yaygınlaştıracaktır. Henüz öğrenip paketleri düşük seviyede, fakat bu durum hızla değiştirilecektir. Düşünülen şu: Internete erişim yaşam boyu eğitim materyallerine erişmeyi sağlayacak, böylece access\erişme yaşam boyu eğitimde itici güç olacaktır.

Bu teknolojilerle eğitim materyallerinin üreticilerine, paketleme ve destek hizmetlerine birey evinde bilgisayarının önünde internet bağlantısıyla erişebilecektir. Video, ses, metin ve grafik sofware’indeki geliştikçe, yani multi-medya mükemmelleştikçe, öğrenim materyallerinin ve destek bilgilerinin de mükemmelleşmesi sağlanacaktır. Web ile veya Cd ile bu materyaller ucuz olarak öğrenciye ulaşabilecektir. Elbette, öğrenim paketleri karmaşıklaştıkça, kullanım da karmaşıklaşacaktır. Dolayısıyla, teknik uzman yanında, bir de öğrenimi tasarlayan “learning designer” gerektirecektir. Learning designer (öğretmen değil) öğrenim paketlerini etkili bir şekilde düzenleyip kullanması için öğrenciye iletir. Yani bu “learning designer” anlamlı ve doğru bir pedagojik yaklaşıma dayanan iyi hazırlanmış öğrenim deneyimini ileten araç rolünü oynayacaktır. Bunun anlamı: öğrenim paketleri ayrıntılı kullanım kılavuzlarıyla gelecektir.

Öğretim ve Öğrenim Teknoloji Programları modern eğitim teknolojilerinin yapısına göre düzenlenecektir. Böylece eğitim bir grup insanın hazırladığı paketle biçimlenecek ve çerçeve o teknolojik yapının içinde belirlenecektir. Elbette. Bu yolla, örneğin canlı insanlar arası ilişkiyle olan eğitimde öğrenene çok sıkıntı veren ve beynini zorlayıp yoran yaratıcılıktan kurtulunulacaktır: Bilgi güzel paketler içinde yaratılmış olarak gelecektir. BigMac gibi titizlikle hazırlanmış bitmiş-ürün ile gelen multi-medya sunumlarıyla öğrenenin çok kafa yormasına gerek kalmayacaktır. Öğrenci de multi-medya sunumlarıyla zenginleştirilmiş Bigmac’ı yiyerek entelektüel zenginliği kazanacaktır.

Elbette öğrenme kaliteli enformasyonla desteklemelidir. Çağdaş, en son, doğru, güvenilir, bol ve erişilebilir enformasyon elbette kütüphanededir. Elektronik kütüphane olduğunda erişim her zaman olabilir: Kütüphane saat 5’de kapanmaz; kütüphaneci kitap yok demez; profesörler ve doçentler kitapları alıp yıllarca odalarında tutarak okumak isteyenlerin erişmesini engelleyemez; öğrenciler kitabın sayfalarını jiletleyemezler. Epey faydalı gerçekte. Küçük bir nokta: Kütüphaneye kim ne koyacak: yani içeriği kim belirleyecek? Örneğin, iletişime giriş gibi bir konuyla ilgili multimedya paketinin içeriğini kim dolduracak? Empati, vücut dili, iletişimsizlik ve etkili iletişim şarlatanları mı dolduracak? Büyük olasılıkla evet. Ben kendini beğenmiş bir insanım: İçeriği ben doldurmalıyım. Başkalarının doldurduğu içeriği de ek malzeme olarak kullanırım. O zaman, artık ben istenmeyenim, dışarıdayım.

Tv ve radyo ta başından beri sınıf içi ve dışı eğitim için devrim yapan araçlar olarak nitelenmiştir. Ama nedense devrim falan olmamıştır. TV ekranları sınıfların köşesinde kapalı kalmışlar, sonra sökülüp atılmışlardır. Ama şimdi umut, yöndeşme denen, convergence yoluyla televizyon, bilgi sayarın ve internetin birleştirilmesinde.

Televizyon yaşam boyu öğrenimde en başat konumdadır. Biz evimizdeki televizyonla doğar, televizyonla büyür, televizyonla yaşlanır ve ölürüz. Televizyon bize bizi ve yaşamın “asıl” anlamını ve doğasını sürekli anlatır. Televizyon bizim yaşam boyu cahil kalmamızın ve tüketici cehaletiyle bilgiçlik taslamamızın mimarıdır. Bilgiçlik taslayan bu cehalet, örneğin televizyonda (ve internette) bilgi akışı olduğunu savunur. Doğru. Ama ne tür bir bilgi? Kitlelerin yönetimi için işlevsel olan cehaletin bilgisi. Bu cehalet kitle iletişimi araçlarından enformasyon ve bilgi aktığını ve bilgi ve enformasyon toplumunda yaşadığını söyler. Bilgi değerli maldır ve özel mülkiyetin ve Pazar ilişkilerinin bir parçasıdır. Öyle bedavadan dedikodu ve geri zekalılaştırma makineleri olan medyadan herkese dağıtılmaz. Bu bilgi enformasyon ve bilgi çağını yaşayanların kullandığı ve güçlerinin ifadesi olan bilgidir. Bilgi güçtür ve serbest köleler ondan yoksun bırakılırlar. Serbest köleler için ellerinde kuru ekmekle modern sirkteki vahşet ve dedikoduya katılma ve gerektiğinde birbirini yeme alanı bırakılır. Birileri de çıkar ‘kamusal alan” uydurularıyla bilinç yönetimine katkıda bulunur.

Mitlerle Örtülen Gerçekler

Türkiye'de yetişkin denen insanların öğrenmek gibi bir niyeti, gücü, olanakları, koşulları ve kültürü var mı? Büyük çoğunlukla yok. Tipik bir Türk erkeğinin ve kadınının, “kendini her gün üretme pratikleri” içinde yaşam boyu öğrenme yer almaz. Yani yaşam boyu öğrenme pragmatik ve materyal ve düşünsel ödüller getiren bir öğrenme değildir. Ekmek ve sirk politikaları çerçevesi içinde gelen ve sürekli kaçışlar ve deşarjlarla dolu olan öğrenmedir. Televizyonlardaki sunumlardan maltepe cd ve vcd pazarında satılanlara ve internette yapılanlara bakılırsa, bu çok daha belirgin olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla bireyin aktif öğrenme arayışı ile ilgili varsayım bu bazda geçersizdir. Bırakın yaşam boyu öğrenmeyle ilgili olarak “kendini geliştirmeye yönelik” çabayı, üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmı ders kitaplarını bile alıp okumuyor; sosyal bilimlerde araştırma görevlileri alanlarında yayınlananları okuma yerine, hocalarına yağcılık yaparak ilerlemeyi daha akılcı ve gerçekçi buluyorlar; yıllardır kitap yüzü açmayan eğitimcilerimiz, profesörlerimiz var. Kentlerimizde ve kasabalarımızdaki kütüphanelere gidip de kitap okuyan, sadece ödevi olan öğrenciler dışında, hiç kimse yok. Neden? Çünkü kasabalısı, öğrencisi, öğretmeni, araştırma görevlisi ve profesörü günlük örgütlü yapılar içindeki ilişkilerden elde ettiği yaşam boyu öğrenimle neyin nasıl ve nerede yapılması veya yapılmaması gerektiğini çok iyi bilmektedir.

Bu mitlerde örgütlü güç yapılarından ve güç ilişkilerinden soyutlanmış, eşit fırsatlara sahip rasyonel bir insan ve ilişki tanımlanıyor. Böyle bir insan yok, çünkü insan toplum içinde insanlığını, rasyonelliğini, fırsatı ve diğer şeyleri kazanır veya yitirir. Aklını kullanan insanın aklının neye nasıl yettiği babasından miras kalmaz; babasının da oluştuğu ve oluşturduğu koşullarda oluşur. Bu koşullar Kayseri’nin 12 bin nüfuslu Bünyan kazasındaki yaşanan insan gerçeğiyse ve bu gerçek Türkiye gerçeğinin tipik bir yansımasıysa, 15 senede o kasabada kimse kütüphaneye gidip bir kitap okuma gereksinimi duymaz veya yaşam boyu öğrenmeyle kendini geliştirme gibi bir konu akla gelmez. Bunun nedeni o insanların tembelliği veya aptallığı, değildir: Bu onların yaşam koşullarındaki yaşma boyu öğrenimlerinin ifadesidir. Amerika’da bu ifade, örneğin uydurularla, basit bilmecelerle, ünlülerin hayat öyküleri ve dedikodularıyla dolu kitap, magazin, dergi ve filmlerin yoğun bir şekilde tüketilmesi biçiminde olmaktadır. Bu, Amerikalıyı Bünyanlı’dan daha ileri ve gelişmiş yapmaz. Ama kullanılan araçları ve ürünleri üreten ve dağıtan firmaları zengin yapar. Bu firmalar zamanı geldiğinde çabalarını Bünyanlı üzerinde yoğunlaştırmaya başlarlar.

Eşit fırsatlara sahiplik mitine inanmak için gerçekten kendini ve dışını anlama yeteneğinden çok akıllıca yoksun bırakılmış olunması gerekir. Bilgisayara sahip olmak ve internete bağlanmak fırsat eşitliği getirmez. Bitmiş bir ürüne sahiplik ve onu kullanma tüketmedir. Özel mülkiyet ilişkileriyle yürütülen örgütlü yaşamda fırsatlar asla havada asılı durmaz veya cyberspace’de elini kolunu sallayarak dolaşmaz. Gel beni al, gel beni al diye beklemez. Bekliyor gibi görünüyorsa, yem ve oltayı anlatır. Fırsatlar özel mülkiyet yapısı ve ilişkileri içinde sahipliğin bütünleşik bir parçasıdır.

Türkiye’de tipik bir iş yerinde karar verici durumda olanlar (iş sahipleri, patronlar, müdürler vs) de günlük örgütlü üretim faaliyetlerinde yaşam boyu öğrenim gibi bir planlı faaliyetin varlığından haberleri olmadığı gibi, bunu destekleme gibi bir bilince ve kültürel yapıya da sahip değildir. İş yerinden yüksek lisans veya lisans derslerine bile gelmek için izin çok zor verilmektedir. Bazen de kasıtlı olarak verilmemektedir.

Yaşam boyu öğrenim aynı zamanda başarılı olmayla (para kazanmayla), işinde yükselmeyle, yeni iş bulma koşulları yaratmayla, kendini geliştirmeyle ilişkilendirilir. Güzel, o zaman, işsizliğin yaygın olduğu bir ülkede, yaşam boyu eğitimin alındığı yer kahvehane ve koşul ise işsizlik durumudur. İşe alınma kriteri olarak rüşvetin, adam kayırmanın, torpilin, düşük ücretin egemen olduğu bir yerde, zaten yaşam boyu ders öğrenilmiştir: nasıl olsa işe alınacak belli diye işe bile müracaat etmez insan. Kültür bakanlığının adamları bir Internet kafeye geldiklerinde oranın sahibi ne istendiğini çok iyi bilir. Ayrıca bir yaşam boyu eğitimden geçmesine gerek yoktur. Ama, örneğin vücut dili şarlatanlığının para kazanması ve yeni teknolojilerin satış yapması için, yaşamboyu öğrenme farklı kılıflara büründürülerek örgütlenmelidir. Türkiye’ nin koşullarında kim hiç bir zorunluluk altında olmadan, özgür iradesi ve isteğiyle yaşam boyu öğrenimi seçer. Seçerse, ancak diploma veya sertifika alma umuduyla seçer ki; bu bile yeterli koşul değildir çoğu kişi için. Dolayısıyla, yaşam boyu öğrenmeyle ilgili olarak en önemli sorun, bizim gibi ülkelerde, pazarda talebin yaratılmasıdır. Yani insanların bir şekilde yaşam boyu eğitime çekilmesidir. Bu da zordur. Amaç ürün satmaktır. Bu ürünün kullanımı eğer sonuçta yeni ürün kullanımı getiriyorsa, işlevseldir. Gerisi, yani diğer söylenenler satış için bilişi ve bilinci şekillendirmedir. Bunun için de yaşam boyu öğrenmeyle ilgili işlevsel mitle yaratılmıştır.

Yaratılan temel mitlerden birine göre, yaşam boyu eğitim derslerini alacaksın ve sonunda yaşamdaki zorlukları anlayacaksın, adapte olacaksın ve karşı karşıya geldiğin zorlukların üstüne yükseleceksin. Bu da oldukça gülünç, çünkü resmi eğitimle verilen mitin aynısı. Resmi eğitimi bitirenler ve diploma alanlar iş aramaya başladıklarında ve hatta iş bulduklarında bunun ne denli geçersiz bir uyduru olduğunu görmektedir. Değerin para ile ölçüldüğü bir pazar yapısında emtiaya dönüştürülemeyen bilgi ve bilme değersizdir, faydasızdır. Dolayısıyla vocational eğitim dışında hiçbir bilginin değeri yoktur. Vocational bilgi de ancak ve ancak profesyonelleşmenin ve uzmanlaşmanın kendi alanının koruduğu ve sadece uzman olanları aldığı bir endüstriyel yapıda değer kazanmaya başlar. Türkiye’de dişçilik ve doktorluk gibi yüksek seviyede kalifiye alanlar dışında bu da büyük ölçüde geçersizdir.

Teknolojik araca sahiplik, bilgiye, doğru ve geçerli bilgiye erişmeyi mi getirir? Yaratılan mite göre getirir. Getirebilmesi veya getirememesi tümüyle aracın ve kullanımın doğasına bağlıdır. İlk okuldan başlayarak bütün okullarda okutulan kitaplara ve diğer teknolojik araçlara bakın: Bu kitaplara, dergilere, gazetelere, bilgisayarlara, televizyonlara, cdlere, kasetlere, vcd’lere ve internete sahip olduğumuzda, bilgiye mi sahip oluyoruz? Bu tür araçlara sahiplik bitmiş bir ürüne sahipliktir ve bitmiş ürün de kendi çıkar yapısını ve bu yapının bilincini getirir. dolayısıyla evrensel, doğru ve yansız bilgiyi, evrensel insan ve toplum gerçeğini yansıtma olasılığı çok azdır. Bu olasılık çıkar örtüşmesine bağlıdır. Yani aracın kendisi yanlıdır; taşıdığı bilinç yanlıdır.

Bilgisayarın var, internete bağlısın, sen artık bütün dünyadaki trilyonlarca sayıdaki bilgiye ulaşma potansiyeline sahipsin. Yeter ki interneti aç ve başla. Bu iddia da büyük ölçüde geçersizdir. Potansiyel olan ile, olabilir ile, olan arasındaki farkı bilmemiz gerekir. Olabileceği, olan gibi sunmak imaj yapılandırma sahtekarlığıdır. Erişme olasılığı özgürlük değildir; erişme olasılığı bilgi çokluğunu ve bilgi toplumunu ifade etmez.

Sanki internetle, kitapla, dergiyle, radyoyla, televizyonla ulaşılanlar “bilgiyi” oluşturuyor ve toplumu bilgi toplumu yapıyor ve bizi de bilgi toplumunun bir parçası oluyoruz. İnternet, kitap, dergi, radyo, televizyon, bilgi sayar, cd, kaset hem kendisi kendi varlığını ve bu varlığı oluşturan ve sürdüren bir teknolojik yapıyı anlatan bir içeriğe sahiptir; hem de görsel ve işitsel olarak kodlanmış şifrelerle yüklenmiş bir içerige sahiptir. Yani bu taşıyıcı araçlar taşıyıcı araç olarak hem bir ideolojik içeriğe sahiptir hem de taşıdıklarıyla biliş, bilinç ve davranış yönetimi yapan içeriklere sahiptirler. İçerik de bitmiş üründür. Bu ürün endüstrinin yoğun bilgisi ve deneyimleriyle akıllıca hazırlanmış, paketlenmiş ve sunulmuştur. Dolayısıyla bütün bu bitmiş ürünler bizi bilgi toplumu yapmaz; endüstriyel çıkarların bilmek istediğini bilmeye yöneltilen, özün tüketim, gösteri, gösterişle tanımlandığı tüketim, gösteri ve gösteriş toplumunun bireyi yapar.

Aracın faydası, aracın doğasına ve eğitim ve öğrenim ortamındaki egemen ilişkiler ve örgütlenmenin karakterine bağlıdır. Teknolojik araçları bu bağlamda değerlendirirsek mitler seline kapılıp gitmeyiz.

Her türlü yeni teknolojik araçlar yüceltilmekte, asıl yaptıkları saklanarak yapıyor veya yapar diye bu araçların faydalı sonuçlarıyla ilgili mitler yaratılmaktadır. Bu mitlerin ardında temel olarak birkaç gerçek yatmaktadır: Bu araçların kendisi pazardaki bir emtiadır ve mümkün olduğu kadar insanın bulunduğu her yere girmesi, her yerde satması gerekir ki kar maksimizasyonunun elde edilebilsin. Bu yerlerden önde gelenlerden biri de okullardır. Okullar milyonlarca öğrencisiyle mal satışı için çok karlı bir pazardır. Bu pazar yaratılan mitlerle sadece teknolojik medya ve iletim ürünlerinin satılması yeri haline getirilmemiş, aynı zamanda yiyecek ve içecek endüstrilerinin aptalca tüketimin yaptırıldığı (tüketim kültürünün desteklendiği) bir yer durumuna dönüştürülmüştür. Okullar ticari bir dünyanın iş yaptığı diğer bir ticarethane durumundadır. Yaşam boyu öğrenme gibi endüstriyel faaliyetlerle hem okul içindeki yaygınlık artırılmakta hem de iş dışındaki hayata fayda gerekçeleri sunularak kontrol amaçlı olarak girilmektedir.


10 Aralik 2004

Medya ve Yaşamboyu Ögrenme 13:30 -15:15
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...