Uluslararası medya ilişkilerinde DEVLETLERİN ROLLERİ

Uluslararası İletişim kitabımdan
irfan erdogan

Uluslararası medya ilişkilerinde DEVLETLERİN ROLLERİ

Azınlık bir sınıfın çoğunluk üzerinde yönetim kurduğu, ve milletlerarası ticari sermayenin kontrolu altına girmiş olan milli devletler sisteminin egemenliği yeni biçimler alarak sürmektedir. Amerika'da "deregulasyon," dev firmaların ve egemen sınıfın pazar ilişkilerinde devletin bu yöndeki arabulucuğuna ve düzenleyiciliğine belli alanlarda artık gerek duymadıklarının bir ifadesiydi. Firmalar ancak ne zaman baş edemedikleri bir dış rekabetle karşılaşırsa (Örneğin, Japon oto endüstrisinin 1970'in sonlarında Amerika'daki başarısı sonucu paniğe uğrayan Amerikan oto endüstrisinin, Devleti kullanarak Japonya'ya şantaj ve baskılar yaparak kısa zamanda Japon oto fiatlarını artıran tedbirler aldırttığı gibi) veya rekabetleri çıkar artmasını tehlikeye düşürecek bir duruma gelirse (örneğin, elegeçirme, bütün hisselerini satın alma girişimlerinde, haksızlık ve antitröst yasalarını kullanması için devletin işe burnunu sokmasının istendiği gibi) devletin arabuluculuğuna ve düzenlemesine başvururlar. Gerçekte, bu "arabulma ve düzenleme" yasalarını biçimlendiren ve değiştiren pazardaki güç mücadelesi ve bu mücadelenin getirdiği ve ortaya çıkardığı durumlardır. Yani, devletin pazarın dışından, üzerinden, pazarı kendiliğinden düzenlemesi veya kontrolu diye birşey yoktur. Öyle görünse bile, bu gerçekte pazarda çatışan güçlerin "galip" gelen bölümünün çıkarlarının ifadesidir. Amerikan devleti sadece Amerika içinde değil, dünyanın her köşesinde, Amerikan firmalarının çıkarını sağlamada önemli roller oynar. Dünyanın her köşesinde Amerikan firmalarının kolayca iş yapabilmeleri için, (a) nükleer silahlarla donatılmış ordusunu dünyanın her yerinde bulundurarak, (b) dış yardım politikasını bu çıkarlar çerçevesinde çizerek, (c) CİA'nin ve (d) Amerikan halkının vergilerle aldığı parasını rüşvet olarak bile kullanarak, (e) siyasal alt yapıyı hazırlayarak ve (f) bu ülkelerdeki konjönktürü işine geldiğinde koruyarak bu görevini yerine getirir.

Geri bırakılmış ülkelerin devletleri geleneksel "yerli malı kullan" politikasıyla ve ağır gümrük duvarları koyarak yerli kapitalist ve kompradorların soygununa yardım eder. Uluslararası sermayenin kendine daha çok pay alma girişimleri, bu nedenle kendilerine iç ortaklar veya mümessiller araması ve iç sermayenin bu talebe zorunlu olarak boyunsunması, kısaca uluslararası sermayenin artan baskısı neticesi, eski camlar bardak oldu ve geri bırakılmışların devletleri arabuluculuk ve düzenleme rolünü birçok ülkede, hızla değişen pazar şartları ve son ölüm çığlıklarıyla direnen yasasal düzenin yavaşlığı karşısında, fiilen yapamaz hale geldi. Bu ölüm ve doğum sancılarını bazı ülkeler son onbeş yıl içerisinde yaşayıp relatif bir meşru düzene ulaştılar. Türkiye'de ise savaş usturuplu bir şekilde devam etmektedir. Tabi uluslararası sermaye ve onların ortakları, davetlerde viski bardakları dolu, TRT'nin egemenliğinin ölümüne kadeh tokuşturuyorlar: Geçmiş olsun TRT. Sonun yakın!. Tabi TRT ölmeyecek. Can çekişmesi ölmesinden çok daha faydalıdır. Bu nedenle, sadece sürünecek. Kamu hizmeti örgütlerinin ne denli elitist, beceriksiz ve cebi-delik olduğunu millete tekrar tekrar anlatmada örnek olarak yaşatılacak. TRT'nin başindakiler özel teşebbüsle ortaklaşa ver-rüşvetyim al-gülüm ılışkisiyle kamunun parasını çalacaklar. Bunların bazıları su yüzüne çıkacak. Rüşvetciler gidecek ve yenileri gelecek. Tabi, rüşvet olayına yapısal açıdan bakılmadığı için "namuslu adam" teraneleri okunacak. Aynı tas aynı hamam'a yeni müsteriler ve yeni tellaklar gelecek.

Geri kalmış ülkelerde, devlet, Amerikan devletinden farklı olarak, istilacılarla ve onların işbirlikçileriyle, milliliği savunan milliyetçilerle, gericilerle, solcularla, ve diğer kapitalist devletlerin baskısıyla yüzyüze bir durumda arabuluculuk ve düzenleme yapmak zorundadır. Talana girişmiş güçler arasındaki kıran kırana mücadelede, bu da olanaksız olduğu için, "kalkınma, ilerleme, ve modernleşme" borazanlarıyla gelen uluslararası sermayenin ve onların içteki işbirlikçilerinin çıkarlarını gerçekleştirme yönünde girişimlerde bulunmak zorundadır. Yani, en güçlü bir veya birkaçın egemenlik borusunun üfleyicisidir devlet. Talanda rekabet ve gelişim o denli canlı ve heyecanlı ki, o ülkeye gelen bir başbakan veya başkanın bile kesinlikle milletlerarası sermayenin tanıdığı ve güvendiği birinin olması garantilenmektedir. Bu durum sermaye içın önemli olan iletişım sektöründe de kendini yansıtır: Eğer kamu iletişim örgütü güçlü bir durumdaysa, o örgütün başına bile benzer özellikteki kişiler getirilir ki yozlaşma ve "kamu sektörü iş yapamaz, milletin kesesine zarardır" ideolojisi daha iyi destek bulsun. Sanki kamu sektöründe çalışanlar başka ülkenin veya başka dünyanın çocukları ve özel sektördekilerden daha aptal, daha tembel, daha uyuz ve beceriksiz! Sanki kamu örgütü bürokrasisi özel sektörün bürokrasisinden yaradılış nedeniyle çok aşağı ve geri seviyede... Bürokrasileri, ister özel ister kamu sektöründe olsun, çalıştıran veya çalıştırmayan, hızlaştıran veya yozlaştıran örgütün doğası değil, bu yapının güç ilişkilerindeki yeri ve çalışma biçimidir. Eğer TRT televizyonlarında odalar sigara içen, gevezelik ve dedikodu yapan personelle doluysa, ve senelerdir bir program bile yapmamış programcılar varsa, bunun ana nedeni bu insanlar değil, TRT'nin ticari ekonomik sistemin içinde aldığı yer ve oynadığı roldür. Eleştirici olan çoğumuz tutar, örneğin, bu ticari pisliği tvde sergiliyorlar diye TRT'cilere bozuluruz. Hatta "ben olsam, ne biçim düzeltirim" diye düşünürüz. 1960'lardan beri TRT'ye gidenlerin çoğu o veya bu yönde "düzeltmek" için gittiler, ve çoğunlukla da ya atılarak ya da entegre olarak "düzeltildiler." Yapısal gerçeğin bir parçasi olarak, bu tür sektörlerde değişim olmamasının nedeni siyasal çıkar hesaplarının getirdiği ve kurduğu geleneklerin bir sonucudur. Anlamlı değişim bu nedenle ya özelleştirmeyle tamamiyle ticarileştirilip ticari çıkarların hizmetine pazarlama ve ideolojik araç olarak verilerek, ya da siyasal düzen değişikliğinin getirdiği yeniden-yapısal düzenlemeyle sağlanabilir. Gerisi günlük politika ve çıkar çatışmalarının yansıması, rüşvetler, saldırılar, adam atmalar, adam kayırmalar, bu veya şu politikalar, boş laf veya siyasal hipokrasidir.

Son yıllarda, medianın iç pazarı milletlerarası pazarın gereksinmelerine göre biçimlenmesini daha da artırdı. Yasaların engel olduğu yerlerde yasalar değiştirilmektedir veya sürekli çiğnenmektedir. Örneğin, Türkiye'de yapılan özel televizyon yayınları çiğnenerek başlayan ve değiştirmeyle neticelenecek bir faaliyettir. Bu da güç ve yasalar arasındaki ilişkinin çok önemli bir yanını bize gösterir: Yasalar güçlünün işine geldiğinde, yani kendi çıkarlarını koruduğunda, göğe çıkarması, ve işine gelmediğinde, yani kendi çıkarlarıyla çatıştığında, çiğnemesi için yapılmıştır. Özelleştirme yaygarası ve özel radyo uygulamaları buna en açık bir örnektir. Diğer bir örnek: Bizde munzur ve de çok hınzır yayınlar yasası sadece güçsüze karşı geçerli olarak çalışır. Playboy ve Penthouse gibi milletlerarası dev firmalar için bu yasa bir iki hapla (gülünç bir ceza miktarıyla) geçiştirilen arada sırada gelen başağrısı gibidir.

Avrupa devletleri uluslararasılaşmanın gereği doğrultusunda kendi çıkarlarını bölgesel beraberlik ve işbirliğinde görerek, Ortak Pazar ülkeleri arasında yeni iletişIm ilişkileri düzenlemesine gittiler. Bu düzenlemeler Avrupa'daki bölgesel iletişim alışverişine kolaylıklar getirdi. Mart 14, 1989'da Avrupa Cemiyeti ortak bir kararla önemli yenilikler getirdi: Anlaşmaya göre ortak pazar ülkeleri (a) televizyon program çizelgelerinde üye ülkelerin programlarını artıracaklar. Fransa ve Italya Avrupa dışında gelen programlara % 40 sınır konmasını istemişti, fakat bu gerçekleşmedi. Bunun yerine Tv programlarının çoğunun Avrupa kökenli olması üzerinde anlaştılar. (b) Haber, spor ve reklamda, sınırsız, ticari özgürlüğün olması kararlaştırıldı. (c) Ortak pazarın her ülkesi diğerine direk veya satellite ile özgürce yayın yapacak. (d) Reklamlar bir saatte 12 dakikayı ve bir günde % 15'i geçmeyecek. (e) Filmler sadece 45 dakikada bir reklam için kesilecek, (f) Haber ve güncel olaylar, dini yayınlar 30 dakikada bir reklamla kesilebilecek. (g) Sabun operaları, seriler, eğlence showları ve belgeseller 20 dakikada bir reklam için kesilebilecek. Bu kararlar aynı hafta içinde Avrupa Konseyinin aldığı kararlara paraleldir.




Kısaca, milli devletlerin rolü de baskısını durmadan artıran uluslararası pazar konumu içinde eski geleneksellikten öte değişimlere uğramaktadır. Bu değişim baskısını da en çok yaşanlar geri bırakılmış ülkelerdir. Yeni iletişim teknolojilerinin ve bu teknolojileri besleyen ve bu teknolojilerin beslediği sermayenin yayılma saldırısı karşısında, bu ülkelerin önce sermayeleri şekil değiştirmekte ve ardından da devletin rolü bu değişime benzetilemktedir.
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...