Popüler Kültürün Ne Olduğu Üzerine


Eğitim Dergisi Kasim 2004 , 57: 1-18


Popüler Kültürün Ne Olduğu Üzerine 

İrfan Erdoğan 


Popüler kültürün ne olduğunu anlamak için kültür ve popüler kavramlarının anlamını bilmek gerekir. Bu kavramları anlamak için de popüleri ve kültürü yaratan insana bakmak gerekir. Bu da kaçılmaz olarak insanın yarattığı tarihe gitmeyi ve bu tarihte belli yer ve zamanlarda kültürü ve popüleri aramayı ve anlamayı gerektirir. Bu gerekli fakat uzun bir yoldur. Bu makalede popüler kültür, çağdaş toplum ve insan faaliyeti ile ilişkilendirilerek en özlü bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır. 
İnsan 

İnsanın en temel faaliyeti fiziksel varlığını sürdürmek zorunluluğundan doğar: Yemesi, içmesi, barınması, korunması, dinlenmesi gerekir. Bu zorunlulukların getirdiği gereksinimleri karşılamak için insan çeşitli faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetlerle insan kendini sürekli yeniden üretir. Bu faaliyetler aynı zamanda insanın oluşturduğu toplum denen örgütlü sosyal yapı içinde olur. İnsan kendi tarihini üretim faaliyetleriyle biçimlendiren bir varlıktır. Dolayısıyla, insan dediğimizde kendi tarihini kendisi istediği biçimde yapan ve yalnız yaşayan tek bir varlıktan bahsetmiyoruz. İnsan dediğimizde, tarihini örgütlü birliktelikle (= toplumla) yaratan sosyalleşmiş varlıktan bahsediyoruz. Bu insan kendi tarihini örgütlü güç ilişkilerindeki insanlar tarafından tarihsel olarak yaratılmış koşullar içinde yapar. 
İnsan, toplumu ve Kültürü 

Toplum içinde belli örgütlü yer ve zamanda belli biçimlerde faaliyette bulunan insan hem kendini hem de sosyali yeniden üretir. Maddesel hayatını günlük üretim faaliyetleri ağı içinde üreten insan aynı zamanda bu hayatı, üretimi, üretim ilişkilerini ve sonuçlarını, umut ve beklentilerini, umutsuzluk ve korkularını kendisi ve sosyal için açıklar. Dolayısıyla materyal hayatını üreten insan aynı zamanda bu materyal hayatın bilincini de (ruhsal ve dinsel dahil düşünsel, bilişsel, ideolojik açıklamasını) üretir. Materyalin ve düşünselin üretimin yapış biçimi insanın kültürünü oluşturur. Dolayısıyla materyal ve düşünseli üreten insan, bu üretimiyle birlikte, ona bağlı olarak gelen kültürünü de üretir. Kültürle, yani materyal hayatını ve bu hayatın bilincini üretme biçimiyle, insan belli zaman ve yerde kendinin ve topluluğunun kimliğini oluşturur ve kaçınılmaz olarak kendini “ötekilerden” ayırır. Demek ki, kültürü yaratan örgütlü ilişkilerdeki insandır: Kültür insanın sosyal içindeki kendini ve dolayısıyla sosyali ifade biçimidir. Bu ifade biçimi dinamik bir karaktere sahiptir: İnsan toplumsal üretim tarzı ve ilişkilerinde (kendini üretme biçiminde) yaptığı değişiklikle yaşam biçimini, bu biçimin ifadesini ve dolayısıyla kültürünü de değiştirir. Yani kültürün değişimi ancak yaşamı ifade biçimlerinin değişimiyle gelir. 

Toplumsal üretim biçimi sınıf egemenliğini ve ücret köleliğini getiriyorsa, bu egemenliği ve köleliği ifade eden kültürel biçimler oluşur ve gelişir. Bu kültürel biçimlerin üretilmesi egemenliğin ve köleliğin üretilmesinin bütünleşik bir parçasıdır. Yani, örgütlü üretim tarzı içinde oluşturulan güç ilişkileri ve eşitsizlikler ve bunların günlük yaşamın her anı ve alanında ifade biçimleri kültürde yansır ve yansıtılır. Dolayısıyla, kültür örgütlü ilişki tarzlarıyla ve bu tarzı çeşitli biçimlerde ifadesiyle kendini gerçekleştiren insanın bu gerçekleştirme tarzıdır. Bu ifade tarzı hem materyal olanın (giyecek, yiyecek, kullanılacak, barınacak, oynanacak, zevk alınacak maddesel kültürün) hem de eylemsel ve düşünsel/entelektüel olanın (inanç, kadercilik, teoloji, din, efsane, masal, şiir, müzik, çeşitli temsiller, oyun, eğlence, dinlenme, kutlama, sevinme ve üzülmenin) üretimidir. Maddesel kültür aynı zamanda kendi düşünselini (ideolojisini) de beraberinde taşır. Örneğin, seyretmek için aldığımız bir vcd hem materyal hem de taşıdığı içerikle ideolojik bir kültürel üründür. 

Kültürel, ekonomik ve siyasal süreçler sosyal hayatın birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Kültürel olan siyasal ve ekonomik olan için hayatidir. Kültür sadece değerleri, yargıları, tutumları vb taşıyan düşünsel bir süreç değildir; kültür yaşanmış ve yaşanandır, yaşanmış ve yaşananla ilgilidir. Kültür insanların kendi yaşam deneyleriyle biçimlenmiştir ve yaşam biçimlerinin bütününü oluşturur. Bu yaşam deneyi bir zamanlar belli bir coğrafik bölgeye aitti, yereldi ve doğrudan bire bir ilişkilerle oluşuyordu. Şimdi ise buna yoğun bir şekilde dolayımlı, dışarıdan ve uzaktan gelen “başkalarının yaşam deneyimleri” ve özellikle dünyaya egemen bir pazarın yaşam koşullarının belirlediği planlı yaşam deneyimleri eklemlendi. Dolayısıyla kültür aynı zamanda ilişkisel ve tarihseldir, çünkü kültürel biçimlenme ve değişim birbiriyle içten bağlı iki boyuta sahiptir: Kültür hem bilinçli şekilde seçen ve deneylerinin muhasebesini yapan insanlar tarafından kendileri için inşa edilir, hem de, aynı anda, geçmişteki insanların seçim ve değerlendirmelerinden miras kaldığı için, seçim ve etkinliklerin önceden belirlenmiş kurucusu işlevini görür. Birinci boyutta insan kendini kendine, kendi gibilere ve ötekilere anlatır. Kendisi için kendisiyle ve diğerleriyle faaliyetler kurar ve yürütür. Bu faaliyetlere gerektiğinde dost ve düşman ötekileri de katar. İkinci boyutta egemen ve mücadeleci kalıplar (iş yapış, düşünce ve inanç biçimleriyle gelen adetler, örfler ve gelenekler) oluşturulur ve yetişen nesillere aktarılır. Bu ikinci boyutu nedeniyle, kültür sosyal yaşamı farklı biçimde üretmeye ve anlamaya karşı güçlü bir engel olarak da durur. Dikkat edilirse, insanların şeyleri yapma biçimi (kültürü) toplumun kendine bakışı, görünüşü, hissedişi, duyarlılığı, estetiği, yaratıcılığı, kendini kendine ve dışına anlatışıyla gelen sosyal kişiliğidir. Bütün bunlardaki farklılıklar aynı zamanda hem toplum içindeki hem de toplumlar arasındaki farklılıkları da oluşturur. Sosyal üretimde ve ilişkilerde ne kadar farklılaşma ve kademeleşme üretiliyorsa (ya da benzeşme üretiliyorsa), o kadar farklılaşmış ve karmaşık kültür (o kadar homojen kültür) üretiliyor demektir. Dolayısıyla kültürün üretimi ve paylaşımı topluluğun kendini nasıl ürettiği ve paylaştığına göre biçimlenir.

Kitle Kültürü 

19’uncu yüzyılın kapitalizmi, yeni ve eşi olmayan bir egemen kültürü, kitle kültürünü, yaratmıştır. Bu kültür (a) ihtisaslaşmış özel bir sektör olarak, (b) durmadan artan endüstri üretimi olarak, ve (c) en önemlisi, ilk defa işçi sınıfına yöneltilen ve özellikle onların tüketimi için üretilen bir kültür olarak ortaya çıktı. Bu kültürel üretim kitle üretimi yapan kapitalist pazara entegre olmuş yaşam biçiminde, pazar güçlerinin kendilerini sürdürme ve yayılma (ulusal ve uluslararası sömürü) zorunluluğuyla birlikte gelir. Böylece egemen bir pazar yapısı yaşamı biçimlendirirken, bu yaşama bütün farklı sınıfların, grupların, cemaatlerin, kavimlerin yaşam yollarını, kişiliklerini, varlığını, onları üretilen zenginliklerin paylaşımında sadece çalışan ve tüketen olarak tutarak, özel mülkiyet ilişkilerinin egemenliği ve kültürü (= kapitalist kültür) altında birleştirir. İnsanlık tarihi egemenliklerin kurulduğu ve mücadelelerle yıkılıp yeni egemenliklerin inşa edildiği bir tarihtir: Egemenlik yaratılır ve sürdürülürken, aynı zamanda karşıtlık da biçimlenir ve mücadele sürdürülür. Dolayısıyla, insan aynı zamanda mücadele kültürünü de inşa eder ve geliştirir. 

Kitle kültürü kitle üretimi yapan bir endüstriyel yapının yarattığı materyal yaşamı gerçekleştirme ve bu gerçekleştirmenin materyal ve bilişsel/düşünsel biçimidir. Standartlaşmış kitle üretim biçimi ve tekniklerini, örgütlerini ve kitle tüketicisini gerektirir. Kitle kültürü seri üretimin sonuçlarından biridir ve kitle toplumundan önce var olmamıştır. Kitle toplumu üzerine de inşa edilmemiştir: Kitle toplumunun ticarileşmiş kendisidir. Günümüzde kitle kültürü kitle iletişimi araçları ve bu araçların desteklediği küresel pazarın mal, hizmet ve ideolojisiyle birlikte düşünülür. Kitle kültürüyle biçimlendirilen dünya kapitalist üretim tarzının egemenliğindeki bir uygarlığı temsil eder.

Popüler kültür 

Kitle kültürü içinde ticari amaçların gerçekleşmesiyle ilgili olarak üretilen ve popülerleştirilen ve dinamik bir görünüm verilen popüler kültür yaratıldı. Popülerin en klasik anlamı halka ait olandır. Fakat günümüzde bu kavram “bir çok kişi tarafından sevilen veya seçilen" anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamla popüler kavramı yönetici etkinliklerin (örneğin müziklerin, tv programlarının, seçimlerin, parlamenter demokrasinin, temsil sisteminin ve tercihlere dayanan kararların) kabul damgası oldu. Popülerin bu egemen kullanılışı yeni alanlara taşınarak, yeni ifade biçimleri verilerek ve toplumsal sistem için yeni dayanak rolü sağlanarak devam etti: Örneğin popüler tv programı, popüler film yıldızı, popüler sporcu ve genel olarak popüler ve pop kültür gibi. 

Popüler kültürün “en çok tercih edilen” bağlamında ele alınmasıyla karşımıza en yaygın ve yanlış olan popüler kültür tanımı çıkar: Popüler kültür modern toplumda devam eden “halkın” kültürüdür. Nasıl ki fabrikada çalışan işçinin “bizim fabrika” dediği yer onun değilse, fakat onun varoluş biçiminin belirlendiği yer ise, popüler kültür ürünlerini satın alıp kullandığı ve “benim” dediği için, popüler kültür o sınıfa ait olmaz. Halk olarak adlandırılan serbest kölenin yaşam tarzı onun belirlediği, onun biçimlendirdiği ve onun değiştirdiği bir yaşam tarzı değildir; o yaşam tarzı onunla vardır, onunla yaratılandır, ama onun özgür iradesinin ifadesi değildir. Dolayısıyla popüler kültür halkın kültürü değildir. Popüler kültür geniş iş bölümü etrafında kurulan kapitalist mal üretimi, pazarlaması, dağıtımı ve tüketimi biçimlerine dayanan bir kültürdür. Bu biçim olmayınca, örneğin teknolojik çoğaltma, seri üretim, tv veya basın olmayınca, bu araçlara dayanan böyle bir kültür biçimi de olmaz. 

Popüler kültür egemen toplumsal ve ekonomik ilişkileri destekler, haklı çıkarır ve sürüp gitmesinde yardımcı olur. Kitle üretimi yapan pazarın ekonomik, siyasal ve bilişselliğinin ifadesi olan kitle kültürünün somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin hem mal hem de imajlar satışını yapan, uluslararası pazarın değişmelerine ve gereksinimlerine göre biçimlenip değişen, önceden-yapılmış, önceden kesilip biçilmiş, paketlenip sunulmuş bir kültürü anlatır. Kapitalizmin kendi için üretirken ve yaratılan zenginliği kendine ayırırken, kitleleri ücretli köle olarak kullanarak “kitleler için” yaptığı üretim ve bu üretimle gelen “kimlik, duyma, hissetme, yaratma, şimdisine, geçmişine ve geleceğine bakma biçimi, kısaca yaşama yoludur.” Bu bağlam içinde popüler kültür, pazar tarafından pazarda tüketim için “sipariş edilen, ısmarlama” kitle kültürünün en çok kullanılan ürünlerini, bu ürünlerin tüketilmesini ve bu ürünleri teşvik eden düşünceleri ve duyarlılıkları anlatır. Örneğin son zamanların en popüler pratikleri ve bu pratikleri destekleyen düşünceleri arasında özelleştirme, demokratikleştirme, post-modernlik, esnek üretim, küresellleşme, yerelleşme ve deregulasyon yer almaktadır. Bilişsel bağlamda, popüler kültürde anlamlar ve zevkler aktif bir şekilde toplumda üretilir ve dağıtılır. Bu üretim ve dağıtımın en planlı yanı endüstriyel faaliyetlerin kendisidir ve güdümlenmiş yanı ise çeşitli örgütlü yapılardaki kişiler arası ilişki ve iletişimdir. 

Popüler kültürde, aynı zamanda, sürekli kalıcılıkla değil, sürekli değişimle sermayenin ve sermaye sisteminin sürdürülebilirliliği gerçekleştirilir: Müzik alanında, popülerlik her hafta değişen “top 40” içinde olma ve bunları dinlemedir. Giyimde popüler olan şey mevsimlerle değişen modayla gelen güdümlü kültürel yaşamdır. Yeme ve içmede pepsi ve Coca Cola; Marlboro ve Winston; Pizza Hut ve Pizza King; McDonalds ve Burger King arasındaki özgür seçim için tüketici kazanma mücadelesi ve bunun bireysel özgürlük, zevk ve tercih olarak sunulmasıdır. 

Popüler kültür aynı zamanda alınıp satılan mal ve malı içeren ve malla gelen, mal hakkındaki ilişkidir. Malın üretimiyle ve dağıtımıyla ilgili ilişki özel mülkiyet yapısına ve ücret politikalarından geçerek zenginliklerin yaratılması ve yoksun bırakmaya dayanır. Malın tüketimiyle ilgili ilişki promosyon, reklam, statü ve değer, satın alma, kullanma, atma yoluyla gerçekleştirilen “ürünün pazarlama ve tüketimi” ve dolayısıyla yeniden- üretimi koşullarının yaratılmasıdır. Sadece tüketmeye dayanarak, “halka istediği veriliyor” demek veya popüler kültür empoze edilmeyen, halkın kendini ifade eden, halkı ve yaşadığını anlatan bir kültürdür” demek, (a) akıllının minareye hazırladığı kılıfı satışı, yani sahtekarlık, (b) cehaletin bilgiçlik taslaması, yani geri zekalılık ve (c) sermayenin çıkarına hizmet eden ciddi bilinç yönetimi anlamına gelir. Popüler kültürün ideolojisi özel teşebbüsün sunduğu yapış biçimini meşrulaştırır ve evrenselleştirir. 

Popülerin yaratılmasında, aynı zamanda diğer popülerler kullanılır: Popüler spor; popüler sporcu ve sanatçılar; popüler yapılan fikirler ve ideolojiler; popülerleştirilmiş anneler ve kaynanalar; popüler televizyon ve televizyon programları; popüler magazin ve dergi kahramanları; popüler seks ve seks ilişkileri, popüler politikalar bunlardan bazılarıdır. 

Popüler kültür bir “çabuk kullanım ve hızlı tüketim” kültürüdür: Bu tür kullanım ve tüketim popülerin üretiminin ilk safhasından son-kullanım ve atma safhasına kadar her aşamasında vardır. Böylece kitle üretiminin kalıcılığı ve sürekliliği garanti edilir. Popüler olan kullanılarak paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve popüleri boğazlarına, saçlarına, yüzlerine, midelerine, üstlerine, ayaklarına “uygulayarak” malın ve bilincinin popülerleştirilme sürecini tamamlarlar. Tüketici eğer popülere katılmazsa veya kazara popüleri yakalayamazsa popüler bir şekilde tedirgin edilir ve tedirgin hisseder; huzursuzdur. Ancak popülerini eksik etmeyen tüketici gülümseyerek hem popülerle kendini bulur hem de popüler olanın satışına katılır. Bu satışta kendi vücudu ve kendi ruhu en önde gelen taşıyıcıdır. Popüler siyasal, ekonomik ve kültürel pazarda emeğiyle üretime ve dağıtıma katılan ve bölüşümden ona verilenle serbest köleliği garantilenen insan, popüler olmayan kendine kendi olarak bakmaktan korkar; kendini kendinden çalan popülerlere kurtarıcı olarak sarılıp kimliğini ve kendini bulup rahatlar: Bu yolla kendinin sandığı “önemli kendi” olur insan. Bunu her gün sürekli yapmak zorundadır. 

Popüler pazar madde bağımlı duruma gelmiş popüler kullanıcıyı özgürlük mitleriyle besler. Böylece kitle üretimi yapan endüstriyel yapıda insan materyal ürünleri, bu materyal ürünü yaratan üretim biçimi ve ilişkilerine uygun bilinci taşıyarak yaratır. İşte bu, egemen, dolayısıyla popüler olandır. Dolayısıyla, popüleri popüler yapan güç ekonomik ve ideolojik güçtür. Bu güç de, sermayenin emeğe bağımlılığı biçimini anımsatacak şekilde halka bağımlıdır. 

Popüler kültür ücretli maaşlı köleliğin işsiz bırakma, çalıştırma, ezme ve ezdirme pratiğidir: Popülerdir, çünkü egemen olan ve her gün tekrarlanan odur. Bu kültürün üretim kararında serbest kölelere verilen popüler seçenek, bir işte çalışma veya işsiz kalmadır. İşsizlik çok olmasına ve her gün tekrarlanmasına, yani en popüler yaşam tarzı olmasına rağmen popüler değildir. Bol bol yaşandığı ama tercih edilen yaşam tarzı olmadığı için mi dersiniz? Ücreti kölelik herkesin her gün en az sekiz saat katıldığı temel ilişki biçimi olmasına rağmen popüler olarak nitelenmez. Hatta adından bile bahsedilmez. Zorunlu olarak tercih edildiği ama sevilmediği için mi dersiniz? Dolayısıyla, popüler olanı tanımlayan yaşanılan niceliksel çokluk değil, gündeme getirilen işlevsel niceliksel çokluktur. 

Popüler kültür kapitalist ekonomik ve siyasal pazarın en çok satan kendisidir. Modern ve uygar olarak kendini pazarlamasıdır. Popüler kültür eğer bayağı, basit, gaddar, kaba, aşağı seviyede ise, bu onu üreten bir yapının bayağılığını, aşağılığını, kabalığını, gaddarlığını ve basitliğini anlatır. 

Popüler kültür sermaye düzeninin “friendly fascist” zorbalığının medyadan ve kişiler arası ilişkilerden geçerek kendini demokratik olarak satmasıdır. Saçına A firmasının Y ürününü sürmelisin, K marka parfümünü kullanmalı, ruju sürmeli, gömleği ve pantolonu giymelisin, çünkü ona “sen değersin” demek, bunları yapmazsan değer kazanamazsın demektir. Bu popüler faşizm arkadaşlar arasında konuşularak, hayranlık ifade ederek, yüceltilerek ve markayı diğer insanların gözüne kaka kaka kullanarak giyerek yaygınlaştırılır. Bu “friendly faşizm” popüler kültürel pratiklere katılmayanı bakışla ve sözle hor görerek kendi gibi kullanmayan ve tüketmeyen üzerinde baskı kurar; aynı anda kendini doğru, çağdaş, iyi ve haklı olarak tanımlar. Daha kötüsü benzerliği heceleyen popüler kültürün bu “friendly faşist” bireyi o denli geri zekalılaştırılmıştır ki, popülerin düşüncesi ve davranış kalıplarıyla standartlaşmış maymun olduğunun farkında bile değildir; aksine popülere katılmayı özgürlük, özgür tercih, “ben istediğimi ve sevdiğimi yapıyorum” olarak niteler ve örneğin Tarkan’ın özgürlük Türküsüyle farkında olmadan köleliğini yeniden üretir. 

Popüler kültürde kıymetsiz olan şey “mal olmayan” ve mal almayarak popülere katılmayandır. Bunun başta gelen nedeni elbette satış ve kitle üretiminin yeniden yapılması zorunluluğudur. Diğer önemli neden de popülerliğin tanımını yapan güç merkezindeki kaymadır: Dün, popüleri (halk ozanını, halk öyküsünü, halk ağıtını) günlük pratikleriyle üreten ve tanımlayan güç halktı. Bugün popüleri üreten ve tanımlayan güç, popüler adı altında mal ve bilinç satışı yapan moda, soda, oyuncak, turizm, kültür ve eğlence endüstrileridir. Yani dünün kalkının bilinciyle bugünün popüler kültürü taşıyıcı halkın bilinci arasında ciddi fark vardır. 

Popüler kültür kendi materyal temelini yansıtır. Meyvenin çürüğünü el çabukluğuyla müşteriye kakalayan semt pazarındaki satıcıyı çok geride bırakacak kadar sahtekar ve dolandırıcıdır: Heterojenlikten, SEN’in SEN olduğundan bahseder: Aslında sen sana baktığında, SEN senden geçerek oluşan tüketim ve moda kültürünün standartlaşmış ve homojen yapısını görürsün. Standartlaşmada SEN standart oldukça sensin. 

Popüler kültür mekaniksel ve elektronik çoğaltmayla niceliksel fazlalık ve niteliksel yoksulluğun kültürüdür. Bu yoksulluktan geçerek kapitalist pazar yapısı materyal zenginlik elde eder ve güç kazanır. 

Popüler (ve post-modern) kültürün popülerliği, çok uluslu şirketlerin egemenliğini heceler: Popüler ve post-modern ile post-emperyalizmin ve sömürünün bilim, sanat, müzik, siyasal yollarla satışı yapılır. 

Popüler kültür aynı zamanda egemenlik ve mücadele alanıdır. Bu alanda hem köleliğe gönüllü katılarak egemenliğin gerçekleşmesi sağlanır hem de egemenliğe karşı mücadele verilir. Hem egemen popülerlik hem de karşıtı, hem şimdi hem de yarınlar için yaşanan şimdinin popülerliği, egemenliği ve mücadelesidir. Popülerle egemenlik karşıtını güncel niceliksel tekrarlamalar ve yenilemelerle ezerken hem kendini sürdürür hem de karşıtı kendini yenilemeye zorlar. Yani egemenlik ve mücadele, statik koşullarda değil, statikleştirilmişin günlük işleyişindeki dinamik ilişkiler düzeninde verilir. Dolayısıyla hem egemenlik hem de mücadelede, aynı anda, sürdürebilirlilik ve yaygınlaşma amaçlı kendini-perçinleme ve yenileme gereği duyulur. 

Ne yazık ki popüler kültür alanı günümüzdeki koşullarda kaybedilmiş bir mücadeleye işaret eden işgal ve gasp edilmişliği anlatır. Popülerin gaspından önceki popüler kültür ezilenlerin daha iyi dünya umutlarının, bu yönde direnişlerinin ve mücadelelerinin ifadesiydi. Köroğlu destanı, Çakırcalı Mehmet Efe hikayesi, Anadolu ağıtları, ağalara, paşalara ve devlete karşı direnen yoksulların ve haksızlığa uğrayanların dağa çıkış ve sevgililerini kaçırış öyküleri, sendikalaşma, grevler ve öğrenci hareketleri gibi. Artık küresel pazarın egemenliğinde popüler kültürde muhalefet bile sınıf egemenliğinin işlevsel parçası haline dönüştürüldü. Popüler kültür, kitle iletişim araçlarıyla yönetilen kitle kültürü içine çökertildi. 
Popüler Pratikler ve Popülerliğin Anlamları 

Popüler pratikler belli amaçları gerçekleştirmek için yapılan örgütlü insan faaliyetlerinden en yaygın ve egemen olanlarıdır. Bu faaliyetlerle aynı zamanda amaçlara uygun popülerlik (veya kötü popülerlik) üretilir. Popüler olanın üretimi kapitalist pazarın kendini emtia ve bilinç olarak ifadesidir. Devlet kurumlarıyla da garanti altına alınan üretim özel mülkiyet yapısına göre kurulmuş şirketler, eğitim kurumları, iletişim örgütleri, eğlence kurumları, kültür ve sanat kurumları vb tarafından yapılır. Bu üretimle yaratılan zenginliğin dağıtımı (yani zenginliklerin bölüşümü) kapitalist sermayenin kontrolü altındadır. 

Dikkat edilirse, egemen popüler pratikler belli zaman ve yerde baskın olan endüstriyel, siyasal, ekonomik ve düşünselle ilgili faaliyetlerdir. Bu pratikler arasında örneğin işyerinin örgütlenme biçimi ve iş ilişkileri, eğitim sisteminin örgütlenişi ve neyi nasıl yaptığı, belli amaçlarla tanımlanmış kültürel kurumların günlük faaliyetleri, spor ve eğlence ile ilgili örgütlenmeler ve faaliyetler, iletişim medyasının kamu ve özel teşebbüs olarak biçimlenmesi ve iş yapış tarzı, parlamenter sistemde meclisten adalet sistemine ve ordusuna kadar çeşitlenen kurumsallaşma ve bu kurumların günlük işerini nasıl yürüttükleri vardır. 

Örgütlü yapılardan geçerek yapılanların yapılış biçimi ve bu biçimin pazarlanan bilinci kesinlikle özgür kitlelerin özgür irade ve tercihlerine göre biçimlenen bir karaktere sahip değildir. Kendini demokrasi olarak satan sistemde özgür irade ve özgür tercih gibi bir yönelim olasılığı varsa, kesinlikle önlenmelidir. Hem bu önlemeyi yapma hem de sosyal pratikler arasından bazılarını popüler yapma örgütlü, planlı ve amaçlı bir girişimdir. Bu girişim sadece medyada veya mücadelenin verildiği iş yerinde olmaz; her örgütlü yerde olur. 

Örgütlü yapılardaki amaçlı üretim girişimiyle birlikte popüler düşünceleri, umutları, umutsuzlukları, beklentileri yaratan, tutan, sürdüren ve gerektiğinde değiştiren dev endüstriler doğmuştur. Bu endüstriler hem kendileri hem de kapitalist pazar için bilinç yönetimi işini yaparlar. Bu endüstrilerin en başında televizyon, basın, film, reklam, halkla ilişkiler ve eğitim gelir. Bu endüstriler hem kendi ürünlerini popüler yaparlar hem de diğer endüstrilerin ürünlerini popülerleştirirler. Dolayısıyla örneğin giyecek, yiyecek, içecek, eğlence vb endüstrilerin ürünlerinin popülerliği üretilmiş dinamik bir popülerliktir. Bu endüstrilerin ürünlerinin popülerleştirme işinde iletişim medyası egemen gündemi belirler. Popülerleştirme spirali kişiler arası iletişimle yayılır ve genişler. Sonunda ürünün kendisi (veya firma) sadece popüler olmaz ayni zamanda popülerlik aracı olur: Pop star yarışmasında Abidin’in görüntüsü bir popüler yıldızla (Tarkan’la) benzeştirilerek değer kazanır. Nike veya Adidas giyme, pizza yeme, modayı takip etmenin kendisi popüler bir pratik olurken, aynı zamanda pratiği yapanı da “popüler” (zamana uyan, ileri, çağdaş) yapar. Popülerden geçerek kişi kendi gözünde ve diğerlerinin karşısında değerini bulur. Böylece, örneğin Coca Cola ile hayatın tadını alan gençle birlikte birbirini destekleyen baskıcı bir popülerlik kümesi oluşur. Bu kümede Coca Cola Firmasından, reklamını yapan şirket, reklamı taşıyan medya’dan Coca Cola’yı içen gençler ciddi farklılıklar gösteren fayda, doyum, sonuç ve çıkar elde eder. “Hayatın tadı” ile gelen bu fayda gençlerde popüler duygu ve duyarlılıklarla dolu gönülden bir katılma yaratır: Hem (karbon dioksit, statü ve değer gibi) gazla şişirerek doyum hem de genirterek doyum sonrası rahatlama getirir. 

Popüler pratiklerde tiyatrolar, baleler, kütüphaneler ve sergiler yoluyla yapılan kültürel sunumlar bir yapının kendini gerçekleştirmesinin ve sürekliliğini sağlamasının önemli parçalarıdır. 

Popüler pratiklerin en yoğun olduğu zaman iş dışı zaman olarak biçimlendirilmiştir. İş zamanı bilinçli olarak popüler gözden ve ilgiden uzak tutulmaktadır. İş dışı zaman, kapitalizmde yeniden tanımlanarak alışveriş yapma, lokantaya ve ticarileşmiş eğlence yerlerine gitme, piknik ve turizm faaliyetleri içine çökertilmiştir. Böylece insanların iş dışı faaliyetleri de sermaye tarafından kolonileştirilmiştir. Yeme, içme, giyme, eğlenme ve dinlenme faaliyetleri kapitalist pazarın yoğun popüler baskıları ve kitle kültürü pratikleriyle "para harcama" faaliyetlerine dönüştürülmüştür. 

Popüler faaliyet olarak popüler kitapların bilgiyle bağı “bilgiden yoksunluğu” yaratma veya “bilgisizliği teşvik” ya da “bilgiçlik taslayan cahili ve cehaleti” yaratma olarak özetlenebilir. 

Küresel kapitalizmin Tamtamı olan radyolar Türkiye’de kuruluşundan beri Amerikan ve batı müziğiyle, yabancı içerikli programlarıyla batı kültürünün düşünsel ürünlerini (müzikler ve piyesler gibi) Anadolu’ya yaymış ve kültürel emperyalizme büyük hizmet vermiştir. Özel radyoların eklenmesiyle bu hizmet çok daha yaygın ve yoğun bir hale gelmiştir. 

Televizyon kültürle ilgili günlük yaşamda popüler olanı, popüler yapılanı ve popüler yapılmak isteneni taşıyan, gösteren, sunan, değerlendiren, yücelten, özlüce popülerlik kimliği veren en popüler bir yönetimsel iletişim aracıdır. 

Gençlerin okuduğu dergilerin hemen hepsi yabancı çeviriler ki bunun yetişme çağında olanların düşünü biçimini çerçevelemede önemli imaları vardır. Dergilerin çoğunu çizgi-güldürü çerçevesinde hazırlanmış mizah türü olanlar oluşturmaktadır. Bu tür dergiler seks ile güldürüyü ön planda tutmaktadırlar. Hemen her sayfasında çıplak kadın çizimi göze çarpar. Seksin önemli olduğu bir toplumda seks güldürü çerçevesi içinde, ciddilikten uzaklaştırılarak, güldürüye yem olarak kullanılmaktadır. Müzikle ilgili dergileri çoğunlukla gençlere yöneliktir. Örneğin Blue Jean dergisi okuyucularını çekmek için bol resimli kapakta "Herkese Bedava Pop Card", "Dev posterler", ve "12 adet süper çıkartma" gibi yemler de bulunur. Dergiler popülerlik satan gençler için en popüler araçlardan biridir. 

Türkiye’de batılılaşma süreci ile birlikte müzik de “muasır medeniyet” seviyesine ulaşmanın konusu ve yolu olmuştur. Bu çerçeve içinde batının müziği moderni temsil eden ve dinlenilmesi gereken müzik olurken ve yaygınlaştırılırken, kaçınılmaz olarak batılı olmayan saray müziği, Türk sanat müziği ve Türk halk müziği değerden düşürülmüştür. Günümüze gelindiğinde artık popüler müziksel duyarlılık batı ticari kültürünün satış ve ideolojik duyarlılığını taşır oldu. 

Filmlerin yaradılışı, filmlerin popülerleştirdiği dünya görüşü ve ilişki tarzları popülerin doğasını anlamada temel göstergelerdir. Bu göstergeler uluslararasılaşmış sinema sektörünün parçası olduğu küresel pazarın mal, hizmet, çıkar ve biliş satışının güçlü parçalarıdır. 

Reklam ve halkla ilişkiler endüstrileri hem kendilerini satış ajanı olarak popülerleştirirler hem de müşterilerini popülerleştirirler. Bunu yaparken, gerçeği değiştiremedikleri veya değiştirmek istemedikleri için, gerçek hakkındaki imajları değiştirerek gerçeği amaca uygun olarak yeniden biçimlendirirler. Bu yolla tüketim mitleri, marka olma efsaneleri, vücut dili safsataları, imajın her şey olduğu ve gerçeği tanımladığı bilinci yaratılır ve desteklenir. Öz saklanarak görüntü popülerleştirilir. Bunu yapanların önemli bir kısmı, özellikle üniversitelerdeki koltuklarından ticaret yapanlar bu geri zekalılaştırma işinin aynı zamanda sonuçlarıdır. 

Pazarın En Yeni Popüler Satış Aracı internettir. Bilgisayarla evde oturarak yerel ve küresel süpermarketlerde gezinti, özgürlük, demokratikleşme, katılımcı demokrasi, kamusal alanın genişlemesi, siber uzayda her şeye ulaşabilme gibi mitler popülerleştirilir. Ekonomik, siyasal ve kültürel pazarın televizyon, radyo ve basındaki apaçık yönetimsellik karakteri internetle buharlaştırılır ve internet pazar ve tek bir güç tarafından kontrol edilmeyen herkese ait ve herkes tarafından istenilen biçimde kullanılan özğürlük abidesi yapılarak sahte-gerçekler bu popülerleştirmeyle yüceltilir. Buharlaştırma “internette surf” etme özgürlüğüne (aktif izleyici tezinin yeniden canlandırılmasına) dayanarak yapılır. Böylece internet 21 yüzyılın bilinç yönetim pazarlamasına katılır. 

Moda, halkla ilişkiler ve reklam endüstrileri gibi rekabetçi veya tekelci pazarda planlı pazarlama oyununun et sergilemesiyle dolu en seksi parçasıdır. Bu oyunda temel amaç kitleleri yinelenen satın alma ve tüketimlere sevk etmek ve bunu değerli bir sosyal kimlik (ve aitlik) bilinci hayaliyle işlemektir. Bireysellik ve farklılık gerçek bireysellik ve farklılıktan geçerek elde edilmez moda dünyasında, endüstriyle ürünlerin fetişleştirilmesi ve satın alınmasından geçerek elde edilir. Giysiden yiyeceğe ve içeceğe, takıdan kozmetiğe kadar her alanda sunulan moda, peryodik/mevsimsel olarak endüstriler tarafından üretilen aynılıkları popülerleştirerek sahte farklılık yaratma pratiğidir. Çok başarılıdır, çünkü moda farklılık, teklik, eşsizlik ve yenilik arayışı (ve buluşu) propagandasıyla inanılması güç bir yalanı başarılı bir şekilde yutturmaktadır. Kozmetik ve moda nicel çoğulculuk içine çökertilmiş sürüleştirmeyi (herkesin düşük kemer giymesi, benzer gözlüğü takması, göbeğini göstermesi gibi) bireysel ifade olarak satar. Mevsimlik planlı değişimle getirilen popülerlik ardından koşuşturulan bağımlı bir sürü üretir: Bu sürünün bilincine bu koşuşturma özgürlük, bireycilik, özel tercih ve değişim olarak işlenir. Sürü sürülüğünde bireycilik ve özgürlük satışıyla sürüdeki diğerine caka satar; o da diğerine… Moda ve kozmetik endüstrileri iki tür mevsimlik standartlaşma yaratır: Standartlaşmış ürün ve standartlaşmış tüketici. Standartlaşmış tüketici yaratmaksızın standartlaşmış ürünleri satamazsın. Standartlaşmış tüketicinin yaratılışı sadece moda endüstrileriyle olmaz: Bu makalenin ele aldığı eğitimden sporuna kadar birbirini destekleyen bütünleşik faaliyetlerle, yani günlük yaşam pratiklerinin tümüyle yapılır. Moda, aynı reklam ve halkla ilişkilerde olduğu gibi, titizlikle planlanmış, hazırlanmış ve uygulanan geri-zekalılaştıran ve maymunlaştıran biliş ve bilinç yönetimi faaliyetlerini içerir. Bu maymunlaşan insan taklit ettiğini ne kadar çok taklit ederse, o kadar çok “olmak istediği kendi” olacağını sanır. Örneğin marka farklılığı anlatır. Bu doğru. Ama bireysel farklılığı anlatmaz; bir örgütlü yapıya (şirkete veya ürününe) verilen ismi anlatır. O şirket tek bir ürün çıkartmaz standartlaşmış kitle halinde ürünler çıkartır. Bu ürünleri ve markayı kullanmak bireysel farklılığı ifade etmez; sürüsel benzeşmeyi ve sürüsel baskıyı ifade eder. 

Kozmetikte işlenen popüler bilince göre bu ürünler kişiye normal bakım ve kendine dikkat etme ötesinde güzellik, çekicilik, saygınlık, farklılık gibi değerler kazandırır. Kozmetikle kişi olması gereken olur. Aksi taktirde “saçı onu sevmez”; erkek arkadaşının eli saçında takılı kalır ve rezil olur; elalem ona güler; ağız kokusu korkusuyla ağzını bile açamaz; ter koktuğunu düşündüğü an, büyük tedirginlik ve rahatsızlık duyar. Kozmetik endüstrisi reklam endüstrisinin ve medyanın yardımıyla insanın eleştirel dikkatini sosyal-kendine döndürür, kendinde özellikle vücudunda ve saldığı imajda) sürekli çözmesi gereken sorunlar buldurtur ve giderilmesi için de sürekli “geliştirilen” ürünler sunar. Örneğin bir krem veya son moda bir gözlük onun kurtuluş ve baskılardan özgürlük aracıdır. Sürüleşmiş köle böylece rahatlayarak kölelik zincirlerini gül demeti sanır ve hem kendisine hem de dışına zincir satışı yapar. 

Giysi, yiyecek-içecek ve barınakla birlikte, insanın varlığını sürdürebilmesinin üç temel gerekliliklerinden birini temsil eder. Bu üçün üretimi ve dağıtımı istisnasız her toplumda vardır. Genellikle, kültüre bağlı olarak, vücudumuzu nasıl kapattığımız, ne giydiğimiz diğer insanlara bizim hakkımızda sinyaller gönderir: Bizim cinsiyet ve ahlak anlayışımız, sınıf ve gelirimiz, stil ve zevk hakkındaki düşüncemiz gibi... Popüler bilinçte giyecekler belli kodlanmış dillerle konuşurlar; görüntü ve yazılarla belli bir seçeneğin reklamını yaparlar: Yüksek sınıf, yüksek statü, yüksek zevk, şahane deney, şahane seks, büyük macera, soluk kesici heyecan illüzyonlarının popülerleştirilmesine katılırlar. Bunu yapan elbette giyeceğin kendisi değil, giyeceğe bütün bu atıfları yükleyen insandır. 

Kapitalist toplumlarda gençler doğru olarak anlayamadıkları ve denetim edemedikleri ilişkilere boyun sunmayla girerler: Modayı yakından takip ederiz. Moda üzerimizde sürekli bir ağırlık olarak durur. Ne modayı kendi arzumuza göre ayarlayabiliriz ne de bir yana itebilir ve görmezlikten gelebiliriz. Nike'lar, Adidaslar, T-shirtler, kemerler, marka elbiseler, makyaj ve parfüm çeşitleri, Malboro'lar, Ninja Kaplumbağalar, Barbie bebekler, Walt Disney'in çizgi kahramanları ve oyuncakları, Coca Cola'lar ve Blue Jeans kitleler üzerinde, insanlararası ilişkilerden de geçerek, çekilmez ağırlıklarını hissettirirler ve egemenlik kurarlar. 

Popüler yiyecek yerlerinde Menü hem Türkçe hem de İngilizcedir. İçeri girenlerin çoğunun giysilerinde İngilizce mesajlar yazılı. Konuşulan Türkçe. İçilen Amerikan sigarası ve yenen Amerikan veya Amerikanlaşmış çoğunlukla. Gerçekte neredesin sen? Amerikan kültürünün egemenliğinde biçimlenmiş popüler kültürün tüketildiği ve özlemlerin özdeşliklerle giderildiği yerde. Bu yerde yenilen yemek, orada bulunmak, yemek yemenin ötesinde bir olaydır, bilinçli olsun olmasın. Popüler yemek ve içecekte de dünyada Amerikan isimleri, ürünleri ve biçimi çoğunlukla egemendir. Örneğin McDonalds ve kopyaları pazardaki "ev yemeği" fikrini ortadan kaldırdı. Ev mutfağı fikriyle hareket eden azınlık, örneğin New York'da, ya evde pişirmek ya da dışarıda belli özel restoranları bulmak zorundadır. Mac Donalds'ın dünyasında, N.Y., Tokyo, Paris, London, İstanbul ve Ankara’da yiyecek daima aynıdır: İyi ve sıhhatlidir; Mc Donalds, iyi ve sıhhatli olmadığı araştırmalarla gösterilmesine rağmen, sürekli böyle söyler reklamlarında. iyidir ve sıhhatlidir, çünkü güzel görünüşlü, ağza layık, tatlı, biçimli, ağza atmaya ve çabukça hazmetmeye hazırdır. Standartlaşmış Mc Donalds dünyasında standartlaşma sürecinden geçen sadece yemeğin kendisi değil tüketicidir. Standartlaştırılan görünüşte tüketilendir (yiyecek), fakat gerçekte tüketilen kadar tüketendir. McDonald tekrarlanan zevk çekiciliğini temsil eder: Zevk veren aynı şeyin tekrarlanması. Örneğin sigara, çay, kahve içmek gibi. Mac Donalds değişime karşı bir sığınaktır. Uymanın ve egemen benzerliğe ve aynılığa katılmanın garantisidir. Bu o denli etkendir ki Mc Donalds'da Big Mac veya "Happy meal" yiyen kişi Burger King'in whopper'ını yemez asla. Hatta zorunlu kalmadıkça Big Mac'den vazgeçip diğer bir seçim yapmaz. Mc Donald dünyasını ürettiği gerçekte hamburger değil belli bir tür insandır. McDonalds'ın, Pepsinin, Coca Cola'nın, Bütün Dünya'nın, Blue Jean'in, Malboronun, whiskinin, Pizza Hot'ın kültürü standartlaşmış ürünlere yönelik standartlaşmış karşılıktır. 

Pizza, McDOlands, Marlboro, Pepsi ve Coca Cola kuşağı için, “eski” en iyi şekliyle köhnemiş romantisizmi temsil eder. Geçmiş pek de övünülecek olmayan, durgun, heyecansız, ölü, unutulmuş veya hatırlanmaya bile değmeyen geçmiştir. "Şimdi" ise her şeydir: Ye iç zevkine bak. Gelecek ise bugündür. Yaşamak yemek, içmek, seyretmek ve yaşamın anlamı neyi nerede yiyeceğin, içeceğin ve seyredeceğin olur. Varlığı ve yaşamın anlamını bu şekilde açıklamaya, dolayısıyla kapitalist pazarın satışına katılan İdealist felsefenin mekaniksel materyalizm içinde boğuluşu!. 

Günümüzde popüler bayramlar kapitalist pazarın satış gereksinimlerini karşılamak için promosyon aracı olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda Türkiye televizyonlarında Türkün bayramı olmayan ve Anadolu’yla ilişkisi Haçlı seferleri olan bir kültürün koca göbekli ve sarhoş Santa Klaus’u, çam ağacı kesip süsleme, duygulu Hıristiyan dini bayram müziklerinin duyulması her programda görülmektedir. Türk bayramları Hıristiyan bayramları biçimine dönüştürülmektedir: Bütün bayramlarda yoğun bir satın alma propagandası yapılmaktadır. Daha kötüsü tümüyle tüketim güdümlü yeni bayramlar yaratılmaktadır: Anneler, babalar, sekreterler, kardeşler, amcalar, teyzeler, sevgililer, tatlı pezevenkler ve hoş eşcinseller günü gibi günlerle insanlar sürekli harcama baskısı altında tutulmaktadırlar. Gençler bu propagandanın birinci hedeflerindendir. 

Popüler kültür bizim günlük deneylerimizi kurar. Siyasal iletişimde bunun yaygın adı: Gündem belirlemedir. Kitle iletişiminde buna en açık örnek reklamlardır. Reklamlar her yerde. Reklamlar güvensizlik (özellikle kişinin kendisine karşı güvensizliğini) teşvik eder: Tüketicileri ütopyaya, hiç bir zaman erişemeyecekleri mükemmelliğe inanmalarını savunur. Yoğun bir şekilde (=her gün, her saat, her yerde tekrarlayarak) bu inancın stimulasyonu, tanrının, demokrasinin, devletin, ideolojinin yok olduğu ve yerlerini alacak bir şeyin yükselmediği işlenir. Solup gidenden kalan inanç alışkanlığıdır ve reklamcılık bunu en entrikalı bir şekilde kullanmaktadır. Örnek Hıristiyanların dinsel bayramları. Reklamlar bayramdan birkaç ay öncesinden başlar. tebrik kartları, “christmas” ağaçları, süslü ışıklar, duygusal müzikler, duygusal görüntüler, doğrudan reklam olmayan fakat reklama yardımcı olan bayram filmleri ve programları hep birlikte toplumda ve ailede birlik, dirlik, küskünlüklere son ve barış zamanı olduğunu sunar. Reklamlar bütün bunların elde edilmesi yolunun para harcamayla olabileceğini sürekli olarak ima eder. Eğer bayram alışverişine gitmezsen toplumun bir üyesi değilsin. Öyle hissedersin, öyle hissettirilirsin. Bayramın reklamlarla, programlarla, filmlerle derinden hissettirilen "yardım etme havası" ticaret tarafından maniple edilir. Halk bir sürü hediyeler alır. Bu hediyelerin çoğuna hediyeyi alanların ihtiyaçları yoktur veya gereksiz hediyelerdir. Hediye alış veriş süreci gerçekte zorluklarla kazanılan paranın gereksizce yanlış harcanmasıdır. 

Reklamlar ürünün kullanımıyla o an veya yakın gelecekte elde edilecek mutluluk, tatmin vaat ederler. Fakat bu gelecek asla gelmez: Tüketiciler sonsuz bir “arzu şimdiliği” içinde hapsedilirler. Bu ebedi şimdilik içinde ne geçmiş ne de gelecek vardır. Var olan tüketici kapitalizmidir ve değişmezlik ve yekparelik görünümü verir bu kurulu düzene. 

Popüler tv (sinema ve bilgisayar) dünyayı "görülür" yapar. Böylece bütün gerçekleri "görünür" statüsüne indirger ve gerçeğin elde edilebilirliği yanılsamasını verir: Görmek anlamaktır. Dünya objeler, şeyler ve insanlar toplamı olarak görünür. Dünyayı "değişmez görünümler" yapan tv, aynı zamanda modern insanın yaşam biçimini bize anlatır: Serilerle, dizilerle, filmlerle, Kurtlar Vadisiyle, Popstarla, Çocuklar Duymasınla. Pembe diziler belli çevrelerdeki yirminci yüzyıl yaşamının açık uçluluğunu, şekilsiz ve biçimsizliğini günlük toplumsal yaşama ağırlık vererek biçim ve kapanma (=ev, aile, çevre) arzusuyla barıştırır. Seyreden kitlelere erişemeyeceği sahte-düşler satar. Tek erişebilme yolu, ki gerçekte frastrasyonlarla dolu hayalsel bir yoldur, gördüklerini taklit etmeye çalışmak ve taklit edebilmek için de satın almak ve tüketmek yoludur. Bu yol sonu olmayan bir yoldur ve iki boyutlu olduğu için dibi söz konusu değildir. 

Oyun insanın kendisi dahil diğerlerinin de olduğu hayatı öğrenmedir. Oyun kültürü belli üretim ilişkilerinin egemenliğindeki hayatın içinden gelir ve hayatı öğretir. Oyunla çocuk bu ilişkiler ve yapay dünya içine sosyalleşir. Oyun kültürü başkasının hayatından geldiğinde bu kültürel pratikle yaratılan da başkasınındır. Ticari çıkarların egemen olduğu bir hayatta hayat gibi oyun da ticari güç tarafından planlanmıştır. Kendini kendisi kendi yarattığı teknoloji ve faaliyetlerle üreten insan nasıl ki hayatını kendisi üretiyorsa oyunu da kendisi üretir. Oyununu kendisi üreten insan aynı zamanda oyunu için gerekli araçları (oyuncakları) da kendisi yapar. Bunu yaparken de materyali yaşadığı hayatın içinden seçer. Nasıl ki günümüzde insan kimliğini kendinden geçerek bulma olasılığı ve olanaklarından edilmişse, kimliğini oluşturmanın önemli bir parçası olan oyun ve oyuncağı insan günümüzde ücretli köle olarak katıldığı, ürettiği ürüne ve emeğine yabancılaştığı, üreterek ve ürettiğini satın alarak kendinin çok az fayda sağladığı zenginlikleri yarattığı kapitalist pazardan satın almaktadır. Bu pazar yapısında, küçük yaştan itibaren insan yaşamın anlamının ve değerin satın almadan geçerek oluştuğunu öğrenir. Böylece fiziksel varlıklarını sürdürmek için gerekli yaşam olanaklarından edilmiş babalar ve anneler, bu olanakları emekleri karşılığı aldıkları ücretle sağlamaya çalışırken, çocuklar da kendi oyunlarını yaratma olanaklarından edilmiştir. 

Sirkteki deşarj görevi gören popüler spor (özellikle futbol) yıldız gladyatörlerin kiralandığı uluslararası alanda iş yapan dev sermayenin (büyük olasılıkla bazıları mafyanın) egemenliğindedir. Örgütlü spor kapitalistin geleneksel eğlencenin parçası olan spor faaliyetlerini halkın ortak mülkiyetinden alıp kendi mülkiyetine geçirmesini anlatır. Kapitalizmde spor "iş dışı eğlence ve dinlenme" zamanının kolonileştirilmesine en açık bir örnektir. Bu kolonileştirme hem ekonomik çıkar hem de bilinç yönetimi ve ideolojik egemenlik bakımlarından kapitalist sınıfa büyük faydalar sağlamaktadır. Örneğin futbol Türk toplumunda hem sınıf farkını hem de sınıf içindeki cinsiyet farkını üretir; hem ekonomik hem de ideolojik bir görev görür. Ekmek ve sirk politikasını popülerleştirmenin önemli parçasıdır. Topun arkasından koşuşturanlar değil, fakat oyuna verilen anlam futbola popülerlik verir. Bu anlamlar ve sporla popülerleştirilenlerin önde gelenleri şunlardır: Rekabetçi bireycilik, birlik beraberlik; milliyetçilik; cinsiyet farkını destekleme; ideolojisizlik vb. 

Popüler düşlerle beslenen tüketim kültürü yaşam boyu kitlelerin bilinç ve davranışların biçimlendirilmesiyle gelen, kitlelerin aktif katılmasıyla gerçekleşen ve sürdürülen, ahmakça alışverişe ve birkaç kullanımdan sonra bir köşeye veya çöpe atmaya dayanan bir yaşam/ilişki tarzıdır. 

Alkol ve sigara zaten Türkiye’de en popüler insan faaliyetlerinden ikisiydi. Popüler sinema ve televizyonun teşvikiyle çocuklara ve kadınlara kadar bu yaygınlaştırıldı. Sinemadaki temsilde bir zamanlar herkesin elinde veya ağzında sigara vardı. Alkol eğlence amaçlı ve de kafası bozulduğunda, sorunu olduğunda başvurulan arkadaş olarak sunulurdu ve hala öyle sunulmaktadır. Sigara, alkol ve uyuşturucu maddeyi planlı girişimlerle popülerleştiren endüstriyel yapıların bu girişimleri kitle iletişim medyası, bu faaliyetlere uygun işyerleri, eğlence ve boş vakit geçirme mekanları tarafından da desteklenmektedir. 

Eğitimde yaratılan popüler bilinç en sahte ve yanlış bilinçlerden biridir, çünkü eğitimin ne olduğu, karakteri, işlevleri ve sonuçları hakkında söylenen şeylerin büyük çoğunluğu yanlış, geri kalanı ise şüphelidir. Ayrıca eğitimde yaygın olan fakat ya popülerleştirilmeyen ya da yanlış şekilde popülerleştirilenler çoktur. Eğitimde popüler tartışma kalite etrafında döner. Sorun kalite sorunu değil, sorun eğitim alanında yaratılan zenginliklerin paylaşılması ve eşitsizliklerin yaratılması sorunudur. 

Eğitim sistemi de kendi ve çevresi ile ilgili popüler mitler ve ender olarak popüler gerçekler sunarlar. Eğitim sistemiyle pozitif ve negatif yüklü popülerleştirmeler büyük çoğunlukla devlet yapısının ve bu devlet yapısını oluşturan sınıfların ve ekonomik, siyasal ve kültürel pazarın dünya görüşüne uygun bilinçlerin yaratılması biçiminde olur. Eğitim sisteminin kapitalist pazarla özdeştirerek yeniden tanımlayıp Popülerleştirdikleri arasında şunlar vardır: Demokrasi. ulus, devlet, özgürlük, eşitlik, insan hakları, çalışma hakkı, çalışmayanın/işsiz olanın tembel olması; çalışanın kazanacağı ve ilerleyeceği, eğitimin gelir farklılığı yarattığı ve başarının koşulu olduğu. Eğitim sisteminin kullandığı ve yazdığı tarih tarihin güçlüler için yazılması ve tarihle güçlünü popülerleştirilmesine en somut örneklerden biridir. Eğitim yoluyla popülerleştirmede siyasal ve ekonomik olanın düşünseli yeniden üretilir ve böylece meşrulaştırılır; bu tür birikmiş bilgi, egemen ideoloji, kültür ve gelenekler aktarılır. Egemen eğitim sistemleri, amaçları ne denli kutsal sözlerle belirtilirse belirtilsin, kendini belirleyen sistemin pazarlamasını yapar ve genç kuşakları sisteme boyun sunmaya hazırlar. Eğitim sisteminin “popüler yapılmayan popüler görevi”aynı zamanda sistem meşrulaştırmasıdır: Okullar egemenliğin ve egemen grupların meşrulaştırıldığı ve sosyal ve kültürel ideolojilerin kurulduğu, yeniden yaratıldığı ve tutulduğu karmaşık bir yapının parçasıdır. Okullar, en eleştirel biçimleriyle, hem kendi hem de toplumun yapı ve çalışma biçimini, "geniş sosyal ve ekonomik adalete doğru gidiyor" olarak tanımlarlar. Bu yolla, okullar kendinin ve toplumun ana kurumlarının sınıf ve ırk gözetmeksizin "herkes için" olduğu inancını iletir. Kapitalist ideolojide “eğitim fırsat eşitliğine açılan kapıdır” diyen popüler mit tutulur. Bunu yaparken eğitim sistemi mükemmel fırsat eşitliği olduğu görüşünü sunar ve okulda başarının akla, çalışmaya ve beceriye dayandığı fikrini işler. Toplumun entelektüel belleğini, genç nesli hayata hazırlamanın okul yolundan geçerek olacağı işgal eder. Gerçekte kapitalist sistemde okullar sınıfsal yapıyı yansıtan yapılardan biridir. Türkiye gibi ülkelerde eğitimde özelleşme ve eğitimin artan pahası bu durumu çok daha belirgin duruma getirmektedir. 

Aslında popüler olan (yani en çok tekrarlanan, en fazla olan) siyasal ve ekonomik pratikler ya hiç gündeme getirilmez ya da kötü-popüler olarak getirilmek zorunda kalınır. Dolayısıyla popüler yapılan siyasal ve ekonomik pratikler siyasal ve ekonomik yapı için işlevsel olanlardır. Bunlardan günümüzde popülerleştirilenlerin önde gelenleri şunlardır: Deregulasyon, özelleştirme, ademi-merkeziyetçilik/yerelcilik, yerelleşme, küreselleşme, lider, baba, AB’ye girme, kültürel mirası koruma, seçimler, oy verme, seçme ve seçilme hakkı, parlamento, temsilciler, hükümet, barış, adalet, işsizlik, fırsat eşitliği, devletin kutsallığı, vatanın bölünmezliği, kamu oyu ve halkın iradesinin tecelli etmesi, temel atma törenleri, hızlı tren, açılışlar, türban, laiklik, ordunun demokrasinin bekçisi olması, yök, demokrasi, özgürlük, insan hakları, vb. Siyaset, ekonomi ve kültür ile ilgili ele alınan her konuda popülerleştirilen yan çoğu kez gerçeği tersine çevirme veya gerçeği yok saymayla biçimlendirilmiş yeniden kurgulamalardır. Örneğin işsizlik ancak kaçınılmaz olan bir durumda (örneğin insanlar gösterilerle gündeme getirdiğinde veya gündeme getirmek çıkar hesaplarıyla uyuştuğunda) liderler ve medya tarafından gündeme getirilir. İşsizlikle ilgili popülerleştirme en az iki biçimde inşa edilir: Birincisinde, sanki hükümet yaratıyormuş veya önlem almıyormuş gibi hükümet sorumlu tutulur ve suçlanır. İkincisinde, ki en yaygın olan budur, işsizlik sanki çalışmak istemeyen tembel insanların yarattığı bir durum gibi sunulur ve tartışılır. Böylece örgütlenme ve iş yapış tarzının bir sonucu olan işsizlik, yoksun ve yoksul bırakılanlar suçlanarak anlamlandırılır. Ardından bu tembel, uyuşuk, beceriksiz, yol yordam bilmeyen işsiz ve yoksul kitlelere IMF ve Dünya Bankasının zorlamaları ve yardımlarıyla “yoksullukla mücadele” fonları ayrılır ve yardım çabaları başlar. Birden bire yoksun ve yoksul bırakanlar “insan hakları şampiyonu” olurlar. Toplantılar, yemekler, araştırmalar, uygulamalar derken bir bakarsınız ki fonlar birileri tarafından paylaşılmış, sonuç kitapçıkları ve raporlar hazırlanmış ve görkemli bir yemekte sunulmuş. Alkışlar. Ama yoksul bırakılan gene yoksul bırakılıyor. Bu son sözü kazara biri söylerse, popüler bir saldırıyla susturuluyor: Popülist söylem. Bir zamanlar doğruyu söyleyen “komünist’ diye suçlanıp susturuluyordu; şimdi ise doğruyu söyleyen popülist oluyor. Dikkat edilirse, popülerleştirmede kendi dünyasını kendi çıkarına göre sunanlar, aynı zamanda sundukları popüler uydurulara karşı söz söyleyenleri de diğer popülerleştirilmiş saldırı/savunma yollarıyla yanlışlamaya ve susturmaya çalışıyorlar. Hele bu yanlışlama popülist söylemlerle oy avcıları tarafından yıllardır halkın kandırıldığı bir ortamda yapılıyorsa, oldukça etkili olur. 

Ekonomik alanda fırsat eşitliği, serbest rekabet, herkesin çalışırsa zengin olabileceği gibi popüler mitler sürekli olarak istisna örnekler sanki kural gibi sunularak ve bu sunumlar medyatik kurgularla sunulduğunda ve gerçekler gündeme getirilmediğinde veya ütopya olarak veya geçersiz olarak nitelendiğinde, kaçınılmaz olarak sürekli gerçek ve doğru gibi öne sürülen uydurular popüler gerçekler olacaktır. Bu toplumsal hayatın her alanında yapılmaktadır. 

Sosyal alanda insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar içleri boşaltılmış ve saçma örneklerle yeniden doldurulmuş biçimde popülerleştirilmektedir. Cep telefonunla dağın başında kaçan keçinle konuşma, bir erkeği ardından koşturma, kısa bir macera yaşayıp sonra bırakıp gitme, kullanıp atma, satın alma, Cola ile hayatın tadını çıkartma, buz gibi İcetea ile serinlerken güzel kızların kıvrak vücutlarını hayallenme ve içme bittiğinde hayalin de gitmesi, saçlarının seni sevmesi için Pantene markasını seçme vb özgürlük, bireycilik, insan hakları oluyor. Bu popülerleştirmede asıl insan hakları, özgürlük ve birey olma sorunları konu bile edilmiyor, düşünülmüyor, akla bile gelmiyor. 

Siyasal alanda demokrasi birkaç yılda bir oy kullanarak temsili sistemi gerçekleştirmeye indirgeniyor. Bununla yetinmeyince de “sivil toplum örgütleri” ve kamusal alan popülerleştirilerek yeni mitler yaratılıyor. “Herkesin seçme ve seçilme hakkı vardır” deniyor durmadan, ama seçilenlere bakıldığında bunlar arasında “herkes” denen bir kişi bile bulamıyorsun. Zaten böyle biri bulunduğunda, sistem hemen onu sanki kuralmış gibi sunarak demokrasi ve özgürlük propagandasına başlar: Güney Doğu Anadolu’nun çöllerinde boş gezerken veya amelelik yaparken zengin ve meşhur ve hatta millet vekili olma masalları anlatılır, filmler çevrilir, televolelere konu yapılır, haberlerde işlenir. Popstar gibi yarışmalarda alay ede ede “hanzolar” yontulmuş hanzolar ve kendilerini çağdaş sanan hanzolar tarafından ön plana çıkartılarak popüler uydurular gerçek gibi gösterilir: Milyonlarca kurbağa var, ama bir prens var bir prenses arayan. O kurbağa sen olabilirsin! Yeter ki bardak yarı boş deme! Ama affedersin ama, bardak benim değil, su benim değil, içecek ben değilim, yarısının boş veya yarı dolu olması beni niye ilgilendirsin ki? Bardağa suyu sen koyacaksın, bardağı sen taşıyacaksın, kirlileri sen yıkayacaksın, belki de ondan olmalı. Bana bunu hatırlatma, ben öpülmeyi bekleyen kurbağa olmayı düşlüyorum. Gerçeklerin işlevsel olmadığı koşullarda sahte düşler beslenir. 

Firma içi iletişim ezme ve egemenliğin uygulanışı ve mücadelelerin verilişinin her gün yaşanışını anlatır. Kapitalist firma düzeni örgütlü sömürünün yürütüldüğü, insan özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı, temel hakların çiğnendiği, insanlığın ücretli köleye dönüştürüldüğü, insanlığın değerinin ayaklar altına alındığı, her gün en azından 9 saat yaşanan ücretli/maaşlı köleliğin yaşam-boyu-eğitim yeridir. Arzuyla katılmanın ve mücadelenin yaratıldığı ve yürütüldüğü alandır. Bu alanda insanlar ezmeyi ve ezilmeyi, haksızlığı, sömürülmeyi, yapay çaresizliği, bağımlılığı, zorunlu boyun sunmayı ve köleliği yaşayarak öğrenirler. Bu öğrenim, bilinç yönetimiyle birleştiğinde, ezme ve ezilme ilişkileri hayatın kaçınılmaz ve evrensel gerçeği olarak görünür. İş yerinde zenginliğin sosyal üretimi ve özel gaspı ve serbest köleliğin koşulları her gün her an yeniden üretilir. Bu üretimin bilişi ve bilincinin sunumuyla gerçekler bu üretim biçimi ve ilişkilerini meşrulaştıracak şekilde yeniden biçimlendirilir. Bu biçimlendirmelerde bazı şeyler popüler yapılır, bazı şeyler bir kenara itilir, göz ardı edilir, saklanır. Popülerleştirilenlerin bazıları şunlardır: İşveren ve işçi kavramlarla bir “evrensel normallik” popülerleştirilir; gerçekle en az bir bağı olmayan popüler mitlerden biri de çalışanların yönetime katılmasıyla gerçekleşen demokratik katılımcı yönetim iddiasıyla yaratılır. Zaman paradır denir ama kimin için olduğu söylenmez. En popüler uydurulardan biri de “çalışırsan zengin olursun” sözüdür. Zamanı ve yeri örgütleyemeyen, artı-değeri gasp-edemeyen, çalma, hortumlama, dolandırma ve büyük rüşvet olasılığı olmayan biri çalışarak ancak başkalarının zengin olmasını gerçekleştirir. Popüler bilince işlenen bir diğer uyduru da fukaralıkla tembellik, yol yordam bilmeme, eğitimsizlik, çok çocuk yapma arasında kurulan bağdır. Türkiye kalkınamıyor, çünkü nüfus artıyor. Sanki nüfus artmazsa, Türkiye kalkınacak. Fakirlik artıyor, çünkü çok çocuk yapıyorlar; sanki çok çocuğu olmazsa, zengin olacak. Yoksul çünkü eğitimsiz; sanki eğitimli olursa, yoksul olmayacak. Dikkat edilirse, tutarsız ve geçersiz nedensellik bağları kurularak bazı düşünceler popülerleştiriliyor. Arz ve talep pazarda karşılaşır fiyatlar ve ücretler böylece kendiliğinden oluşur. Bu klasik saçmalamayı aklı başında olan hiç kimse yutmaz. Popülerliği kazanma veya popülerleştirmenin çeşitli kıstasları vardır. Yaratıcılığını zorlamadan oluşturulan kıstaslardan biri de “yardımsever zengin” imajıdır. İş yerinde üniversite bitirip de işçi ve memur olarak çalışanlar kendilerini yönetenlerin ve iş sahiplerinin eğitim seviyesini gördüklerinde, her gün kısa yoldan köşeyi dönenleri duyduklarında, iş bitirmenin okulda öğretilmeyen yalakalık, rüşvet, çıkarda işbirliği kurma, insan tavlama gibi özel beceriler gerektirdiğini anlayarak, “okuma ile başarı” arasındaki bağın pek de geçerli olmadığını hayretle öğrenir. Kapitalist ideoloji aynı anda iki fikri popüler yapar “okursal başarılı olursun” ve “kısa yoldan köşeyi dönme kurnazlığı.” Birincisinde eğitim gereklidir; ikincide eğitim “beceriksizlik ve iş bilmemeyle” ilişkilidir. İş yerinde bireysel çaba ile yükselirsin, yani göze girmek için bol çalışma, yalakalık, sadakat, el etek öpme, hep “evet” anlamına baş sallayarak uyumlu olma gibi ilişki kuran çabalarla bir yere varırsın. İş yerinde aranan şey verimdir ve verim için verimli işçi gerekir; dolayısıyla verim ve verimli işçi popülerdir. Çağdaş kültürün, çalışanların ekmeğini kazandığı “firma kültürü” ve bu kültüre bağımlılık olduğu fikri popülerleştirilir. Bu fikir firmanın “aile” olduğu propagandasıyla desteklenir; bunun güçlendirilmesi için çeşitli faaliyetler düzenlenir. Gelecekteki kültür çatışmalarının ve kültürler arası ilişkilerin firma kültürleri arasında olacağı gibi iddialar ve bilinç işlenir. Bunu desteklemek için örneğin firmalar arası spor turnuvaları düzenlenir ve firma çalışanları bunlara sporcu ve seyirci olarak katılır. Kapitalist şirket çevre kirliliğini üretirken, aynı zamanda bunu destekleyici, “kendini temiz satan kirli bilinci” de üretir. Kapitalist sistemin ürettiği bu bilincin en aşağılık şekliyle hareket eden bazı aydınlar ve akademisyenler çevre kirliliğinin kaynağını sokağa tüküren magandada, suya işeyen köylü çocukta, etrafa kullandıklarını atan bireyde, eğitimi az olan kişilerde bulmaktadır. 

Popüler kültürün gözde bireyi kendi çıkarı peşinde koşan, sendikasız, tüketen, kredi kartı kullanan, dayanışmayı spor kulübü, şirkette görev takımı, meslek grubu vb biçimde anlayan, özgürlüğü benden ve benin tüketim ve kullanımından geçerek tanımlayan bireydir. 

Örgütlü popülerleştirme ajanlarının pratiklerinin etkisinin yaygınlaşması kişilerarası ilişkilerden geçerek olmaktadır. Bu da doğal olarak örgütlü ajanların kişilerde popüler bilincin ekilmesi zorunluluğu getirmektedir. Bu ekme ve yayma işinde kişiler arası ilişkilerde moda, giyim, yemek, içmek, değerli değerler ve değersiz değerler, beklentiler, umutlar ve umutsuzluklar, iyiler ve kötüler, taklit edilecekler ve edilmeyecekler, gelenekseller ve modernler, geriler ve ileriler, dostlar ve düşmanlar, özgür olanlar ve olmayanlar, özgürlüğün ve bireysel değerlerin nasıl kazanılacağı ve kaybedileceği vb hakkındaki egemen (ve istemeyerek mücadeleci) düşünceler, davranış ve ilişki tarzları sürekli yeniden üretilir. Bu üretimde günlük rutin görünen yaşamda bireyler bu bilincin taşıyıcısı, yayıcısı, yayılması için baskı ajanı olarak rol alırlar. Kişiler arası ilişki ve iletişimle gelen baskı, boyunsunu ve mücadele yollarından geçerek popülerleştirme bütün nüfusu içine alan günlük bir pratik olur. Kişiler arası iletişim ve ilişkide baskı yolları günlük ilişkilerimizde en çok yapılan faaliyetlerdir. Bu baskılar bireysel duygusallıktan toplumda değer kazanma kaygılarıyla ilgili stratejilerle etkenlik kazanır. Kişiler arası baskıya karşı direnme ancak bu baskının kullandığı psikolojik stratejilerle, nedenleri ve sonuçlarıyla ilgili biliş ve bilince bağlı olarak güçlenir veya güçsüzleşir. İlginç olan, bireyin bireye karşı direniş kültürü de güç kazandığı andan itibaren bir şekilde emtialaştırılır ve kapitalist pazar içine entegre edilir. Kişiler arası iletişimde popüler baskı sadece ilişkide ifade ile gerçekleştirilmez. Aynı zamanda insanlar o baskıyı kendi içlerinde taşırlar: İnsan neyin nereden nasıl yapılacağını veya yapılmayacağını öğrenir ve ona göre davranır. Nike gibi marka bir mal alamayan insana hiç kimsenin ona bir şey söylemesine gerek yoktur. Ona zaten kendini bildiğinden beri söylenmiştir. kendisi zaten kendini bildiğinden beri başkalarına söylemiştir. O bu baskıyı, alamıyorsa ezikliği, alabiliyorsa üstünlüğü hissederek yaşar. Hissettirerek yaşattırır. 

Popülerlik, dikkat edilirse tek bir kanaldan veya araçtan geçerek belirlenmemekte ve gerçekleştirilmemektedir: Özellikle kişiler arası ilişkilerden geçerek oluşan ve sürdürülen karmaşık bir örgütlü ve örgütsüz ilişkiler ağını içerir. Bir ana ait değildir, bir anda oluşmaz; tarihseldir ve bağlamsaldır. 

Popüler meslekler günümüzde en çok para kazandıran mesleklerdir. Bir mesleğin popüler olması onun hayal edilmesini beraberinde getirir. Fakat bir mesleği herkes hayal edemez. Hayal etme ve onu hedefleme hayal gücüyle ilişkili değildir. Günümüzde herkes iletişim medyası nedeniyle hangi mesleklerin en çok tercih edilenler olduğunu bilir. bilmese bile, bilmek isterse kolayca bilgi bulabilir. Yani, popüler ideolojinin “herkes her şeyi yapabilir, herkes her şey olabilir” propagandasının aksine, herkes ne kadar hayal edebileceğini bilir. Dolayısıyla, insan kendi koşullarında elde edebileceği mesleği düşler ve onun ardından gider. Onun için en popüler meslekler kişinin düşleyebileceği en üst seviyelerinde olanlardır. Mesleklerin popülerleştirilmesi değişen egemen değerlere göre şekillenir ve yeniden şekillendirilir. 
Son sözler 

Yaşamın hangi anını, yerini, zamanını ve ifade şeklini alırsa alsın, popüler kültürün içeriği (neyin nerede ve nasıl üretileceği) üretim ve kültür endüstrileri tarafından belirlenir. Ama popüler kültür bu endüstrilerin ve ürünlerinin toplamı değildir; bunların ve toplumun bütününün sürekli etkileşiminin bir ürünüdür. Bu etkileşimde üretim araçlarında ve örgütlü üretim ilişkilerinde egemenliği ellerinde tutmaları nedeniyle belli bir sınıf belirleyici ve yönetici konumundadır. 

İster popüler, ister kitle veya sınıf kültürü olsun, isterse bir materyalin veya materyal olmayanın (düşünselin, inancın) üretimi olsun, kültürle üretilen, belli biçimdeki materyal yaşam ve bu yaşamın ideolojisi ve bilincidir. Yaşamın ideolojisi ve bilincinin üretimi de, materyal kültürün üretim özellikleriyle beraber gider, onun tarafından belirlendikten sonra, onunla etkileşime başlar. Bu etkileşim sürecinde, sadece egemen kültürler yeniden-üretilip sürekliliği sağlanmaya çalışılmaz, aynı zamanda, karşıt olan kültürler üretilir ve mücadele verirler. Dolayısıyla, kültür alanı insan yaşamının tümünü kapsayan egemenlik ve mücadele alanıdır.
Share:

Translate

Çok Okunanlar popülerler

Arşiv Blog Archive

EN YENİLER Recent Posts

En Güncel Olan

Diktatörlüğün Medyası

Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi İrfan Erdoğan, Ankara, 2018 ...